Anasayfa

ENFLASYON KOŞULLARI KONUSUNDA UYARI

                                                 UYARI 

               Enflasyon koşullarında alacağın değer kaybı TBK’nun 122.maddesindekimunzam zarar” değildir. Munzar zarar, asıl alacaktan bağımsız ek zarardır.
               Oysa enflasyon koşullarında alacağın değer kaybı, asıl alacağın enflasyon etkisiyle aşınması, paranın alım gücündeki düşüş oranında eksilmesidir. Bunun yasal dayanağı TBK’nun 138.maddesinin, gene TBK’nun 114/2. maddesi uyarınca kıyasen haksız fiillerden kaynaklanan tazminat ve alacaklara uygulanmasıdır.
                Evrensel hukuktaki dayanakları emprevizyon (öngöremezlik) kuramı ve Roma Hukuku’ndan gelen “Clausula rebus sic stantibus” kuralıdır.
               Dava konusu, sözleşmeden kaynaklanan alacaklarda, paranın alım gücündeki düşüş oranında “uyarlama” davası ve haksız fiillerden kaynaklanan tazminat ve alacaklarda paranın alım gücündeki düşüş oranındagüncelleme” davasıdır.
               Davalar, mahkemece hüküm altına alınan “değer kaybetmiş” alacak tahsil edildikten sonra" yeni bir dava olarak açılacaktır.
             Tekrar uyarıyorum: Asla “munzam zarar” demeyiniz. Yoksa davayı kaybedersiniz.
Konuyu iyi öğrenmek için aşağıdaki yazımı dikkatle okuyunuz.

 

İMECEYE ÇAĞRI

SİTEMİZİ GELİŞTİRMEK İÇİN
            İMECEYE ÇAĞRI
Yirmi yıldan beri “ücretsiz” yararlandırdığımız SİTE’mizin masraflarını
yaşamakta olduğumuz ağır ekonomik koşullarda karşılayamaz olduk.
SİTE’mizi güncellemek, geliştirmek, daha yararlı hale getirebilmek için
Sizleri İMECEYE çağırıyoruz.
Desteğinizin ölçüsü yoktur, Bunu sizler takdir edeceksiniz.
İBAN: TR78 0004 6001 4188 8000 2136 22  (AKBANK)

 

 

ENFLASYON KOŞULLARINDA TAZMİNAT VE ALACAKLAR

 

ENFLASYON KOŞULLARINDA
TAZMİNAT VE ALACAKLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

                                                                                           ÇELİK AHMET ÇELİK
                ÖZET
              1) Ülkemizde uzun süredir yaşanmakta olan yüksek enflasyon ve paranın alım gücündeki olağanüstü düşüş nedeniyle, taraflar arasında denge bozulmuş; zamanında ödenmeyen alacaktaki değer kaybının giderilmesi gerektiği Anayasa Mahkemesi kararlaıyla kabul edilmiş, enflasyon ve paranın alım gücü oranında alacağın “güncellenmesi” önerilmiştir.

2) Enflasyon koşullarında yeni açılacak davalarda, yoksulluk ve açlık sınırının altında ücretler üzerinden yapılacak tazminat hesapları “gerçek zararı” yansıtmayacaktır. Bu nedenle, en az yoksulluk sınırının üzerinde dört kişilik bir ailenin zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak bir kazanç unsuru üzerinden tazminat hesabı yapılması, hak ve adalet ilkeleri gereği olacaktır,

3) Dava öncesi yapılan yetersiz ödemelerin de, enflasyon ve paranın alım gücü oranında
“güncellenerek” en son verilere göre hesaplanan tazminat tutarlarından indirilmesi, borçlu yönünden gene hak ve adalet ilkeleri gereği olacaktır.

4) Enflasyn koşullarında tazminat ve alacakların değerlendirilmesi konusunda Anayasa Mahkemesi kararları aşağıdaki bölümlerde değerlendirilecektir.

Devamını oku...

 

YASAL FAİZE İLİŞKİN AYM İPTAL KARARI

 

-YASAL FAİZE İLİŞKİNANAYASA MAHKEMESİ İPTAL KARARLARI VE ENFLASYON KOŞULLARINDA FAİZ UYGULAMASI

                                                                                              ÇELİK AHMET ÇELİK              

  •               Özet:
  •               Haksız fiillerden ve hukuka aykırı olaylardan kaynaklanan tazminat ve alacaklara, sözleşme dışı borç ilişkilerine uygulanan yasal faiz oranları, başlangıçtan günümüze sıkça değiştirilen yasal düzenlemelerle belirlenmiş; bu konuda yürütme erkine tanınan yetkiler iki kez Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
  •               Anayasa Mahkemesi iptal kararlarına rağmen, yürütme erki yeniden yetkili kılınıp, 01.01.2006 tarihinde yasal faiz oranı % 9 yapılmış, bu oran, ekonomik değişimler dikkate alınmaksızın (17,5) yıl uygulandıktan sonra, en son yasa değişikliğiyle 01.06.2024 tarihinde %12’ye çıkarılmış; Cumhurbaşkanı kararıyla bu oran %24 yapılmış ise de,

              Anayasa Mahkemesi’nde itiraz yoluyla açılan davada, % 24 yasal faiz oranının, ülkemizde yaşanmakta olan yüksek enflasyonun çok altında kaldığı; paranın alım gücündeki düşüşü ve zamanında ödenmeyen para alacaklarındaki değer kaybını karşılayamayacak düzeyde ve yetersiz olduğu ileri sürülmüş;

Anayasa Mahkemesi, enflasyon oranlar altında faiz uygulanmasının bireyin zhakları ve kamu düzeni bakımından önem taşıdığı; alacağa uygulanacak faiz oranının belirlenmesi amacıyla oluşturulan mekanizmaların paranın değerinde oluşacak aşınmayı giderecek nitelikte olması ve bu suretle para alacağının enflasyon etkisiyle yitirilen değerinin karşılanmasını sağlayacak güvencelerin bulunması gerektiği sonucuna vararak, 22.07.2025 gün E 2024/24. K.2025/164 sayılı kararıyla, 3095sayılıKanun’un 21/4/2005 gün 5335sayılıYasa’nın14.maddesiyledeğiştirilen Kanuni faiz” başlıklı 1.maddesinin, “Sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.

Devamını oku...

 

BİR HAK ARAMA ENGELİ OLARAK USULİ KAZANILMIŞ HAK

                       USULİ KAZANILMIŞ HAK KURALI
                   BİR HAK ARAMA ENGELİ OLARAK UYGULANAMAZ

                                                                                 ÇELİK AHMET ÇELİK

ÖZET:
1) Davacının, hukuki yarar görmediği ve davanın bir an önce sonuçlanmasını istediği için, ilk bilirkişi raporlarına itiraz etmemiş olmasının, davalı yararına “usuli kazanılmış hak” oluşturduğu gerekçesiyle, sonraki raporlardaki artışlardan yararlanamayacağı sonucuna varılması, yargıda hak arama ve adalet ilkelerine aykırıdır.

2) Dava açmak, kişilerin hukuksal bir sonuç, bir hüküm elde etmek için yargı organına başvurmalarıdır. Davayı çözecek yargı organından beklenen, delilleri toplamak ve değerlendirmek, hukuk kurallarını yorumlamak suretiyle uyuşmazlıktaki maddi gerçeği ortaya çıkarmak, böylece davanın her iki tarafına da hakkı olanı teslim etmektir.
Nitekim 6100 sayılı Kanun'da hâkimin bilirkişi raporu da dâhil olmak üzere delilleri serbestçe değerlendirmesinin, gerekirse yeniden bilirkişi raporu alma yoluna gidebilmesinin öngörülmesi de özünde bu amaca hizmet etmektedir.

3) Hâkimin taraflardan birinin talebi ya da doğrudan gördüğü lüzum üzerine aldığı bir bilirkişi raporunu, önceki bilirkişi raporuna itiraz etmeyen zararına ve karşı taraf yararına “usuli kazanılmış hak” oluştuğu gerekçesiyle hükme esas alamayacağını kabul etmek, hâkimin uyuşmazlığın çözümü için gerekli delilleri değerlendirmesi hususundaki takdirinin ortadan kaldırılması ve onun bu deliller sayesinde tespit ettiği maddi gerçeği ve buna bağlı olarak oluşması gereken hukuksal durumu hüküm altına almasının engellenmesi sonucunu doğurur.

Devamını oku...

 

DEPREM YAZISI

DEPREM ZARARLARI NEDENİYLE
TAZMİNAT DAVALARI

ÇELİK AHMET ÇELİK

ÖZET:
1) Devlet, tehlikeli bölgeleri imara açtığı, İmar Yasasına ve Deprem Yönetmeliğine aykırı yapılaşmaya ruhsat ve oturma izni verdiği, sık sık imar afları çıkardığı, her başvurana inşaat (müteahhitlik) belgesi verdiği, inşaatları denetlemeyi savsakladığı, depreme karşı etkin bir örgütlenme gerçekleştirmediği, deprem sonrasında kurtarma ve barındırmada yetersiz kaldığı için sorumludur.

2) İnşaatçılar (yükleniciler) imar planına, ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere, standartlara ve teknik şartnamelere, Deprem Yönetmeliğine aykırı bina yaparlarsa; inşaatta kullanılan malzemeler eksik ve kalitesizse, yapılar uyulması zorunlu fen ve teknik kurallarına uygun değilse, beton dayanımı düşükse, projeyeve ruhsata göre kaçak kat çıkılmışsa,bütün bu ve benzeri nedenlerle, inşaatın teknik görevlileriyle birlikte sorumludurlar.

3) Gerek Devlete karşı İdari Yargı’da, gerek yükleniciye ve kişisel sorumlulukları bulunan teknik görevlilere ve denetim sorumlularına karşı Adli Yargı’da açılacak davalarda sürelerin ve zamanaşımının başlangıcı, binanın yapılıp teslim edildiği veya satıldığı tarih değil, Deprem olduktan ve zarar sorumluları belirlendikten sonraki tarihtir. Çünkü, bir zarar ortaya çıkıp “dava edilebilir” nitelik kazanmadıkça, idari yargıda süreler ve adli yargıda zamanaşımı işlemeye başlamaz.

Devamını oku...

 

TRAFİK KANUNU HAKKINDA ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL KARARLARI

  • TRAFİK KANUNU'NDA SİGORTALAR YARARINA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLERİ
  • ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL ETTİ

1) Karayolları Trafik Kanunu’nun 90-92.maddelerinde sigorta şirketleri yararına iki kez değişiklik yapılmış; .bunlardan ilki Anayasa Mahkemesi’nin 17.07.2020 gün E.2019/40-K.2020/40 sayılı kararıyla iptal edildikten sonra, yasama organınca, Anayasa’nın 153/6.maddesine aykırı olarak ikinci kez ve aynı biçimde yapılan değişiklik de Anayasa Mahkemesi’nin 29.12.2022 gün E.2021/82 K.2022/167 sayılı kararıyla iptal edilmiştir.

Devamını oku...

 

MANEVİ TAZMİNAT HAKKINDA AYM KARARI

  • MANEVİ TAZMİNATA İLİŞKİN ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
  • VE MANEVİ TAZMİNATIN BELİRSİZ ALACAK DAVASI BİÇİMİNDE AÇILMASI ZORUNLULUĞU
    •                                                          ÇELİK AHMET ÇELİK
    •          ÖZET:
  • 1- Manevi tazminatın ortak bir ölçüsünün bulunamaması, her olayın özelliğine göre ne miktar manevi tazminat istenebileceğinin bilinememesi, davacı ne miktar istemiş olursa olsun, mahkemece hüküm altına alınacak manevi tazminat tutarının hakim tarafından belirlenecek (takdir edilecek) olması nedenleriyle manevi tazminatın “belirsiz alacak davası” biçiminde açılması zorunludur.

  • 2- Yargıtay kararlarında tazminatın bölünmezliği ilkesi ileri sürülerek manevi tazminat davasının belirsiz alacak davası biçiminde açılması kabul edilmemekte ise de, belirsiz alacak davasında dava dilekçesinde gösterilmesi zorunlu “harca esas simgesel değerler” kısmı istek olmadığı için, manevi tazminatın bölünmezliği ilkesine aykırılık yoktur.

  • 3- Danıştay manevi tazminatın belirsiz tam yargı davası biçiminde açılabileceğini, yıllar önce kabul etmiştir. Öğretide de baskın görüş, manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılabileceği yönündedir. Yargıtay’ın bunda direnmesinin nedenini anlamak mümkün değildir.

  • 4- Manevi tazminatın istenmesindeki ölçüsüzlük ve yargıçların (her nedense) istenenin çok altında bir miktar takdir etmelerinin kural haline getirilmesi nedeniyle, reddedilen miktar üzerinden davalı taraf için hesaplanan avukatlık ücretinin, mahkemece hükmedilen manevi tazminatı aşması durumlarının yarattığı haksız ve adaletsiz sonuçların yasal dayanağı olan 6100 sayılı HMK’nun 326.maddesi 2.fıkrasının iptali istemiyle bir mahkeme tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru haklı ve yerinde bulunmuş; Anayasa Mahkemesi 25.12.2024 gün 29-226 sayılı kararıyla, anılan madeyi “manevi tazminat yönünden” iptal etmiştir. Kararın gerekçesinde istemlerdeki belirsizlik ve ölçüsüzlük nedeniyle manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılabileceği sonucuna varılmıştır.  Yargıtay, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra, manevi tazminatın belirsiz alacak davası biçiminde açılmasını kabul etmek zorundadır. Aksi takdirde Anayasa’nın 153.maddesi 6.fıkrasına aykırı hareket etmiş olacaktır.

Devamını oku...

 
Arabul
Özel Arama
Kimler Sitede
Şu anda 241 konuk çevrimiçi