Araştırma Yazıları
KARAYOLU YOLCU TAŞIMACILIĞI ZORUNLU KOLTUK FERDİ KAZA SİGORTASI
KARAYOLU YOLCU TAŞIMACILIĞI ZORUNLU KOLTUK FERDİ KAZA SİGORTASI
ÇELİK AHMET ÇELİK
I- TANIM
Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası, yolculuğun başlangıcından bitişine kadar, otobüsün içinde veya dışında, otobüs hareket halinde iken veya değilken, yolculuk sırasında veya bekleme, duraklama ve mola yerlerinde karşılaşılabilecek her türlü kazalara karşı, sigortalılar (yolcular, sürücüler ve yardımcılar) yararına taşımacı tarafından yaptırılması zorunlu bir kaza (can) sigortası olup, kazanın oluşunda taşımacının yada sürücü ve yardımcılarının bir kusurları bulunmasa bile, ölümlerde sigorta poliçesinde yazılı tutarın tamamı, bir zarar (destekten yoksunluk) hesabı yapılmaksızın, ölen kişinin mirasçılarına eksiksiz ve kesintisiz olarak; yaralanmalarda beden gücü kayıp oranına göre zarar gören kişilere ödenir.
II- YASAL DÜZENLEME
İlk kez, 9.4.1987 gün 3348 sayılı Ulaştırma Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2. maddesi (d) bendi ve 10. maddesi (c) ve (d) bentleri ile 3.11.1989 gün 20331 sayılı RG. de yayınlanan 25.10.1989 gün 89/14684 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki kararı 1. ve 5. maddeleri gereğince 18.1.1990 gün 20406 RG de yayınlanan Karayolları Şehirlerarası Yolcu Taşımaları Hakkında Yönetmeliğin 33.maddesine göre “Otobüsle şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapmak üzere taşımacı yetki belgesi almış olan gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kuruluşları taşıyacakları yolcular ve taşımada görevlendirecekleri sürücüler ile yardımcıları için “Zorunlu Otobüs Koltuk Ferdi Kaza Sigortası” yaptırmak zorunda idiler.
19.07.2003 tarihinde yürürlüğe konulan 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 34’üncü maddesi gereği (önceki şehirlerarası ve uluslararası yolcu taşıma yönetmelikleri birleştirilerek) daha ayrıntılı yeni bir Yönetmelik düzenlenmiş; 25.02.2004 gün 25384 sayılı RG.de yayınlanarak yürürlüğe konulan yeni Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 63-68 maddelerinde Zorunlu Otobüs Koltuk Ferdi Kaza Sigortası “Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası” adını almıştır. Yeni Yönetmelikteki (kısaca) Zorunlu Koltuk Sigortasına ilişkin hükümler şöyledir:
63’üncü maddeye göre: “Yolcu taşımacıları, duraklamalar dahil olmak üzere kalkış noktasından varış noktasına kadar olan seyahat süresince meydana gelecek bir kaza nedeniyle yolcunun ölümü, yaralanması ya da eşyasının zarara uğramasından dolayı sorumlu” olup, 64.maddeye göre bu sorumluluklarını karşılamak üzere, 4925 sayılı Yasa’nın 18.maddesiyle yeni bir zorunlu sigorta türü olarak uygulamaya konulan "Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası"ndan ayrı olarak ve onun yanı sıra, daha önce yürürlükte olan ve bu kez adında küçük bir değişiklik yapılan “Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası” yaptırmak zorundadırlar.
Yönetmeliğin 66.maddesine göre: "Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası" ve “Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası” yaptırmayan yetki belgesi sahipleri yolcu taşımacılığı yapamaz ve bunların taşıt belgesinde kayıtlı taşıtlarının trafiğe çıkışına izin verilmez. Denetimler sırasında "Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası" ile “Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası” nın yapılmadığı ortaya çıkarsa, taşımanın başlamış olması halinde, taşımanın devamına ilgili denetim elemanlarınca en yakın yerleşim noktasına kadar izin verilir, bu yerleşim noktasında gerekli sigortanın yaptırılması halinde taşımaya devam edilir ve ayrıca ilgili makamlarca durum Bakanlığa bildirilir.
Taşımacı, Yönetmelik hükümleri uyarınca “Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası” yaptırmamışsa, yolcular bir kazaya uğradıklarında, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu sürücü ve yardımcılarının “bir kusurları bulunmasa bile” kaza tarihinde Koltuk Sigortaları için belirlenen limitler üzerinden tazminat ödemek zorundadır. Kuşkusuz, Koltuk Sigortası güvence kapsamında olan sürücü ve yardımcıları da, Koltuk Sigortası yaptırmayan taşımacıdan aynı biçimde tazminat isteme hakkına sahiptirler.
III- ZORUNLU KOLTUK SİGORTASININ ÖZELLİKLERİ
1- Sigorta türleri arasındaki yeri
a) Sigorta ettirilen çıkarlar (sağladığı yararlar) yönünden “mal sigortası-can sigortası” ayrımında Zorunlu Koltuk Sigortası bir "can sigortası” türüdür. Can sigortalarıyla insan yaşamı güvence altına alınmak istenir.
b) Zorunlu Koltuk Sigortası, ölüm ve yaralanmalar yönünden bir “can sigortası” iken, tedavi giderleri yönünden “mal sigortası” özellikleri taşımakta ve buna ilişkin hükümlerin uygulanması gerekmektedir.
c) Can sigortaları arasında yer alan “bireysel kaza sigortası”, kişinin kendi istenci dışında ani ve dışsal bir olay ya da kaza nedeniyle ölmesi yada sakat kalması durumlarını güvence altına alır. Zorunlu Koltuk Sigortası da bir bireysel kaza sigortası olarak yolcuların ve görevlilerin yolculuk boyunca otobüs içinde veya dışında başlarına gelebilecek her türlü kazalara karşı onların canlarını güvence altına almaktadır.
d) Ödenecek tazminat miktarı yönünden “zarar sigortası - tutar (meblâğ) sigortası” ayrımında Zorunlu Koltuk Sigortası bir “tutar (meblâğ) sigortası”dır. Zarar sigortasında sigortacının ödeyeceği tutar, “sigorta değeri” ya da “sigorta poliçesinde yazılı tutar” olmayıp, sigortalının ya da üçüncü kişinin uğradığı “zararın tutarı”dır. Meblâğ sigortasında ise, sigortacı, sigorta ettirilen kişinin zarara uğraması durumunda, somut zarar ne olursa olsun, sigorta sözleşmesinde belirlenen tutarı (meblâğı), başka bir deyişle, sigorta poliçesinde yazılı olan “sigorta bedelini” eksiksiz ve tam ödemek zorundadır.[1]
e) Sigorta ilişkisinin kurulması yönünden “zorunlu sigorta - isteğe bağlı sigorta” ayrımında Zorunlu Koltuk Sigortası, yasa ve yönetmelikler gereği devletin yetkili organları tarafından yapılması “zorunlu” görülen sigortalardandır. Zorunlu sigortalar, bir sigorta türü olmamakla birlikte, kamu yararı ve üçüncü kişilerin korunması yönünden zorunlu kılınmışlardır. Sorumluluk sigortalarının zorunlu hale getirilmesindeki amaç, tehlike saçan işletme ve araçlar nedeniyle zarara uğrayan üçüncü kişilerin korunmasıdır.[2]
2- Başlıca özellikleri
a) Zorunlu Koltuk Sigortası, doğrudan sigortalılar (yolcular, sürücüler ve yardımcıları) yararına oluşturulan bir “kişisel kaza sigortası”dır.
b) Taşımacı, sürücü ve yardımcıları kusursuz olsalar bile, sigortacı ödeme yapmak zorundadır.
c) Bir zarar sigortası değil, bir tutar (meblâğ) sigortası olduğu için, somut zarar ne olursa olsun, bir zarar hesabı yapılmaksızın poliçede yazılı tutar haksahiplerine ödenir.
d) Mala gelen zararları değil, cana gelen zararları gidermeye yönelik bir “can sigortası” olduğu için, malvarlığında eksilme ve kazanç kaybı olup olmadığı, ölümlerde yakınların destekten yoksun kalıp kalmadıkları araştırılmaz. Zarar gören kişiler hangi yaşta olurlarsa olsunlar, çalışıp çalışmadıklarına, kazanç elde edip etmediklerine bakılmaksızın, ölümlerde poliçede yazılı tutarın tamamı ve beden gücü kayıplarında sakatlık derecesinin karşılığı ödenir.
e) Yolcunun ölümü nedeniyle ödenecek sigorta bedeli, bir “meblâğ sigortası” niteliğinde olduğundan, poliçedeki meblâğın tamamı miras payları oranında mirasçılara eksiksiz ödenir. Mirasçı olmayan “destekten yoksun kalanlar” Koltuk Sigortasından yararlanamazlar. Bir destek tazminatı olmadığı içindir ki, tazminat hesabına gerek yoktur.
f) Mirasçılar arasında ayrıca destekten yoksun kalanlar varsa, Koltuk Sigortasından paylarına düşen miktarın dışında ve bundan ayrı olarak, destekten yoksun kalma zararları için, öteki sorumluluk sigortalarına başvurabilirler veya taşımacıya karşı dava açabilirler. Koltuk Sigortası’ndan aldıkları sigorta bedeli hiçbir zaman ve hiçbir biçimde destekten yoksun kalma tazminatından indirilmez.
g) Sürekli sakatlık halinde Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası Genel Şartlarındaki sakatlık derecelerine göre değerlendirme yapılır. Öncelikle uzlaşma önerilir. Uyuşmazlık halinde hakem-bilirkişiye başvurulması gerekir. (HMUK.m.287 ve Genel Şartlar m.18/2) Kuşkusuz anlaşmazlığın son çözüm yeri mahkemeler olacaktır.
h) Yolculuğun başlangıcından bitimine kadar yalnız yolculuk ve hareket sırasında değil, mola ve duraklamalar dahil, otobüs dışında da uğranılan her türlü zararlar sigorta güvencesi kapsamındadır.
i) Davalılar (zarar sorumluları) üçüncü kişiler ise, Koltuk Sigortasından yapılan ödemeler tazminattan indirilmez. Zarar gören veya ölmüşse haksahipleri, Koltuk Sigortasından aldıkları tazminattan ayrı olarak, üçüncü kişilerden veya onların sorumluluk sigortalarından ayrıca tazminat alabilirler. Kısaca, Koltuk Sigortasından yapılan ödemeler (tedavi giderleri dışında), üçüncü kişilere karşı açılan davalarda tazminattan indirilmez.
j) Koltuk Sigortası bir can sigortası türü olduğundan, ölüm veya yaralanma nedeniyle sigorta bedelini ödeyen sigortacının, zarardan sorumlu olanlara dönme (rücu) hakkı yoktur. Şu kadar ki, ölüm ve yaralanma bir can sigortası olmasına karşılık, yalnızca tedavi giderleri mal (tazminat) sigortası kapsamında olduğundan, tedavi giderlerini ödeyen sigortacının kazaya karışan üçüncü kişilere dönme (rücu) hakkı vardır.
3- Öteki zorunlu sigortalarla karşılaştırma
Taşımacıların yaptırmak zorunda oldukları Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası (kısaca Koltuk Sigortası) ile Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk ve Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortaları (kısaca Sorumluluk Sigortaları) arasındaki farklar şöyledir:
a) Koltuk Sigortası, doğrudan sigortalılar (yolcular, sürücüler ve yardımcılar) yararına oluşturulan bir kaza sigortası iken,
Sorumluluk Sigortaları sigorta ettiren (taşımacı, işleten) yararına ve onların hukuki sorumluluklarını sigortacının üzerine almasına yönelik birer sorumluluk sigortası türüdür.
b) Koltuk sigortasında, yalnız trafik kazaları için değil, yolculuk süresi içerisinde mola ve duraklamalar dahil “her türlü kazalara karşı” yolculara ve taşıma görevlilerine güvence sağlanmış iken,
Sorumluluk sigortalarında yalnızca trafik kazalarında zarar gören üçüncü kişiler korunmuştur.
c) Koltuk Sigortasında taşımacının, sürücünün ve yardımcıların bir kusurları bulunmasa bile, sigorta poliçesindeki güvence tutarı zarar görenlere ödenir.
Buna karşılık, sorumluluk sigortalarında sürücü kusursuz ise, sigorta tazminatı ödenmez.
d) Zorunlu Koltuk Sigortasında zarar gören yolcular ve görevliler (yaşı, mesleği, kazancı ne olursa olsun) bir zarara uğramışlarsa bir “kişisel kaza” ve “can” sigortası olarak bu sigorta türünden yararlanabilmekte iken,
Sorumluluk sigortalarında, zarar gören kişilerin sigortadan tazminat alabilmeleri için, malvarlıklarında bir azalma olması, kazanç kaybına uğramış bulunmaları veya herhangi bir şekilde yardımdan ve destekten yoksun kalmaları gerekmektedir. Çünkü bunlar birer “mal” sigortası türüdür.
e) Sorumluluk Sigortaları birer “zarar sigortası” iken, Koltuk Sigortası bir “meblâğ sigortası”dır.
Meblâğ sigortasında, sigorta ettirilen kişilerin (yolcuların ve görevlilerin) zarara uğramaları durumunda, somut zarar ne olursa olsun, sigorta sözleşmesinde belirlenen tutar (meblâğ) sigorta ettirilen kişilere ödenir. Başka bir deyişle, Koltuk Sigortasını yapan sigortacının ödeyeceği tutar, sigorta poliçesinde yazılı “sigorta bedeli”dir.
Zarar sigortalarında ise, sigortacının ödeyeceği tutar, sigorta poliçesinde yazılı tutar (sigorta bedeli) değil, sigortalıların veya üçüncü kişilerin uğradıkları “zarar tutarı”dır.
f) Koltuk Sigortasında, yolcu veya görevli ölmüşse, bir tutar “meblâğ sigortası” olarak sigorta bedelinin tamamı, herhangi bir indirim söz konusu olmaksızın eksiksiz haksahiplerine (mirasçılara) miras payları oranında ödenir. Bir hesaplama (destek tazminatı hesabı) yapılmaz ve mirasçı olmayan destekten yoksun kalanlar Koltuk Sigortasından yararlanamazlar.
Buna karşılık, sorumluluk sigortalarından tazminat alabilmek için, destekten yoksun kalındığı ve maddi zarara uğranıldığı kanıtlanmalıdır. Ayrıca sorumluluk sigortaları birer “meblâğ sigortası” değil “zarar sigortası” oldukları için, destekten yoksun kaldıklarını kanıtlayanlar, sigorta bedelinin tamamını değil, yalnızca hesaplanan zarar tutarını alabilirler. Bunun için de bir “destekten yoksun kalma” hesabı yapılması gerekir. Mirasçıların ayrıca destekten yoksunlukları söz konusu değilse, bunlar sorumluluk sigortalarından tazminat alamazlar.
g) Koltuk Sigortasından yararlanan yolcu veya görevli, kazanın oluşunda kusuru bulunan üçüncü kişilere ve sorumluluk sigortalarını yapan sigortacılara karşı dava açarlarsa, bu davada hesaplanacak tazminat tutarlarından, Koltuk Sigortasından yapılan ödemeler indirilmez. Başka bir deyişle, yolcular veya görevliler yaralanmışlarsa kendileri, ölmüşlerse haksahipleri Koltuk Sigortasından yapılan ödemelerden ayrı olarak, zarar sorumlusu üçüncü kişilerden veya onların zorunlu ya da isteğe bağlı sigortalarından ayrıca tazminat alabilirler. Zaten ölüm halinde Koltuk Sigortasından tazminat alabilecek kişilerin yalnızca mirasçılar oluşu, diğer destekten yoksun kalanların Koltuk Sigortasından yararlanma haklarının bulunmaması bunu göstermektedir. Kısaca söylemek gerekirse, Koltuk Sigortasından yapılan ödemeler (tedavi giderleri dışında), üçüncü kişilere karşı açılan davalarda tazminattan indirilmez.
Buna karşılık sorumluluk sigortalarından alınan paralar, açılan bir davada indirim nedenidir. Çünkü, sorumluluk sigortalarında, sigortacı, sigorta ettirenlerin (taşımacının, işletenin) hukuki sorumluluklarını üzerine almıştır. Bu nedenle, sigorta poliçesindeki üst sınıra kadar yapılan ödemeler, sigorta ettirenlerin adına ve hesabına yapıldığından,açılan bir davada hesaplanan tazminat tutarından indirilir.
IV- KOLTUK SİGORTASINDA GÜVENCENİN KAPSAMI
1- Yer ve zaman yönünden
4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 17.maddesinde ve Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 63.maddesinde: “Yolcu taşımacıları, duraklamalar dahil olmak üzere yolcunun kalkış noktasından, varış noktasına kadar geçecek seyahat süresi içinde meydana gelecek bir kaza nedeniyle yolcunun ölümü, yaralanması ya da eşyasının zarara uğramasından dolayı sorumludurlar” denilmesine ve bu iki yasal düzenlemeye koşut olarak Zorunlu Koltuk Sigortası Genel Şartları’nın A.1 maddesinde de “Bu sigorta, şehirlerarası ve uluslararası yolcu taşımacılığı kapsamında seyahat eden yolcuları, sürücüleri ve yardımcılarını, taşımacılık hizmetinin başlangıcından bitimine kadar geçen seyahat süresi içinde, duraklamalar da dahil olmak üzere, maruz kalacakları her türlü kazaların neticelerine karşı aşağıdaki şartlar çerçevesinde teminat altına alır” açıklaması yapılmış bulunmasına göre, Zorunlu Koltuk Sigortası’nın yer ve zaman bakımından güvence kapsamını, “taşımacının yer ve zaman bakımından sorumluluğu”na koşut olarak şöyle bölümlendirebiliriz:
a) Yolcu, biletini alıp terminale girdikten sonra taşımacının sorumluluğu başlayacak olmasına göre, tam bu sırada Koltuk Sigortası’nın güvencesi altına girilmiş olunacaktır.
b) Taşımacının sorumluluğu, yolcunun taşıta bindiği yerden başlayıp, gideceği yerde taşıttan güvenli bir biçimde inmesine kadar süreceğine göre, otobüsün kalkış yerindeki terminalde bekleme sırasında ve varış yerindeki terminalde iniş ve terminalden ayrılış sırasında, terminal dışındaki ara duraklarda, yolcu indirme ve bindirme yerlerinde yolcunun uğrayacağı zararlar sorumluluk kapsamında ve Koltuk Sigortasının güvencesi altında olacaktır.
c) Yolculuk boyunca duraklamalar, uğrak ve mola yerleri de taşımacının sorumluluğu kapsamında olmasına göre, belirtilen yerlerde doğacak zararlar Koltuk Sigortasından karşılanacaktır. Örneğin, yemek yenilen lokantada, yolculuğa ara verildiği dinlenme yerlerinde yolcunun başına gelebilecek her türlü kazalar da Koltuk Sigortası güvence kapsamında olacaktır.
d) Somut örneklerle açıklamak gerekirse, örneğin, yolculuk sırasında dışardan otobüse atılan bir taş sonucu yolcunun yaralanması veya otobüsün herhangi bir yerde durduğu sırada aşağıya inen yolcunun karşıdan gelen bir aracın çarpması sonucu ölmesi veya yaralanması gibi olaylarda hem taşımacı sorumlu olacak ve hem de zarar gören yolcu Koltuk Sigortasından yararlanabilecektir.[3]
2- Zararı doğuran olaylar yönünden
Kaza tanımı: Koltuk Sigortası Genel Şartları A.2 maddesinde sigorta kapsamına giren kaza tanımı şöyle yapılmıştır:
“Bu genel şartlardaki kaza terimi, ani ve harici etkisi tespit edilen doğal afetler de dahil olmak üzere, sigortalının iradesi dışında meydana gelen ve sigortalının bedensel bir sakatlığa maruz kalmasına veya ölmesine sebebiyet veren ani ve harici olayı ifade eder.
Birdenbire ve beklenmeyen bir şekilde ortaya çıkan gazların solunması, yanık ve ani bir hareket neticesinde adale ve sinirlerin incinmesi, burkulması ve kopması da kaza sayılır.”
Genel Şartlar’daki bu tanıma göre Koltuk Sigortası kapsamına giren kazaları ve zararı doğuran olayları şöyle sıralayabiliriz:
a) Otobüsün herhangi bir şekilde tek yönlü, ikili veya çok yönlü trafik kazasına karışması sonucu, yolcunun veya görevlinin ölmesi, yaralanması (sürekli veya geçici beden gücü kaybına uğraması) durumları (en başta) sigorta güvencesi altındadır.
b) Birdenbire ve beklenmeyen bir şekilde ortaya çıkan gazların solunması, yanık ve ani bir hareket neticesinde adale ve sinirlerin incinmesi, burkulması ve kopması da kaza sayıldığına göre, bunlar da Koltuk Sigortası güvencesi kapsamındadır.
c) Otobüs dışında, terminallerde veya yolculuk sırasında yemek ve başka gereksinimler için durulan lokanta ve benzin istasyonu gibi yerlerde, yolcunun yiyip içtiği şeylerden zehirlenmesi, hastalanması, (kimi görüşlere göre) tesisteki tuvaletten yararlanmak isterken herhangi bir biçimde bedensel zarara uğraması, yılan ve böcek sokması, köpek ısırması gibi durumlar “kaza” sayılmak ve Koltuk Sigortası kapsamında olmak gerekir.
Belirtilen bu durumlardan “yılan ve böcek sokması, köpek ısırması gibi” olaylar da önceki Genel Şartlarda yer almış iken, her nedense, 12 Nisan 2005 tarihli son düzenlemeye konulmamıştır. Genel Şartlardaki bu eksiklik, yolculuğun başlangıcından bitimine kadar her türlü kazaların taşımacının sorumluluğu kapsamında olduğuna ilişkin 4925 sayılı Yasa 17/1.maddesi hükmü karşısında bir önem taşımayıp, gene aynı Yasa’nın 20.maddesindeki “Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller hak sahiplerine karşı ileri sürülemez” hükmüne göre, yolculuğa ara verilen mola ve duraklama yerlerinde yenilen yemekten zehirlenmeler, yılan ve haşarat sokması, köpek ısırması sonucu ölüm ve bedensel zararlar da Koltuk Sigortası kapsamında olmak gerekir.
d) Terörist saldırılar, patlayıcı madde taşıyan yolcunun verdiği zararlar, yolculuk sırasında soygun gibi olaylar da Koltuk Sigortası kapsamında karşılanması gereken zararlardan olmak gerekir. Çünkü, taşımacı yolculuk için güvenli yolları seçmek, olası tehlikelere karşı önlem almak, görevlileri her türlü saldırı ve soyguna karşı eğitmek, Yönetmelik hükümlerine göre yolcunun eşyasını denetimden geçirmek zorundadır.
e) Genel Şartlar A.2 maddesindeki “kaza” tanımı içinde yer alan “doğal afetler” de, ani ve dışsal etkileri saptanmışsa, Koltuk Sigortası güvence kapsamında olup, bunu bir parça açıklamak gerekir.
Doğal afetlerin bir bölümü (yıldırım düşmesi, deprem, çok şiddetli kasırga gibi) “mücbir sebep” kavramı içinde yer alan, kaçınılması ve önlenmesi olanaksız olaylardır. Buna karşılık çoğu doğa olayları, örneğin, şiddetli kış koşulları, kar, tipi, aşırı soğuk, buzlanma, yoğun sis, bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, çığ düşmesi umulmayan hallerden olup, mücbir sebep (önlenemez doğa olayları) değildir. Çünkü, taşımacı, yola çıkılmadan önce, iklim ve hava koşullarını, taşıtın geçeceği yollardaki olası tehlikeleri önceden hesaba katıp ona göre önlem almak zorundadır. Bu nedenle de bunlardan kaynaklanan zararlar Koltuk Sigortası güvencesi altındadır.
Doğal afetler içinde doğrudan “mücbir sebep” kavramına giren olaylar, taşımacıyı sorumluluktan kurtarmakta ise de (4925 sayılı Yasa m.18/2 ve 2918 sayılı Yasa m. 86/1), zarar, doğrudan mücbir sebebin bir sonucu değilse ve zararın doğuşuna başka etkenler neden olmuşsa, o zaman zarar görenler Koltuk Sigortasından yararlanabileceklerdir. Örneğin, depremin Koltuk Sigortası güvencesi dışında kalabilmesi için, zararın doğrudan deprem nedeniyle oluşması gerekir. Ancak, depremin yanı sıra, zararı doğuran başka etkenler varsa, bunlar Koltuk Sigortası kapsamındadır. Yargıtay’ın bir kararında, depremden yıkılan köprüye otobüsün çarpması ve arkadan gelen bir başka otobüsün de öndeki otobüse çarpması üzerine meydana gelen ölümlü olayda, zararın doğrudan depremden kaynaklanmaması nedeniyle, zarar görenlerin Koltuk Sigortasından yararlanma hakları bulunduğu sonucuna varılmıştır.[4]
f) Genel Şartlar A.2 maddesi 2.fıkra (a) bendinde “her türlü hastalık hali” kaza sayılmamış ise de, burada bir ayrıma gidilmeli ve “(b) bendinde olduğu gibi “Sigortanın kapsamına giren bir kaza sonucunda meydana gelmediği takdirde” ön açıklaması yapılmalıydı. Çünkü, tehlikeli bir yolculuk ve trafik kazası, yolcunun ölümüne veya yaralanmasına neden olmasa bile, bir hastalığın ortaya çıkmasına veya önceden var olan bir hastalığı tetiklemesine neden olabilir. Örneğin, kazanın etkisiyle kalp krizi geçiren yolcunun ölmesi ya da şeker hastası yolcunun komaya girmesi, gebe kadının heyecandan çocuğunu düşürmesi olaylarında, kaza ile zarar arasındaki nedensellik bağı taşımacının sorumluluğunu gerektirmekte, dolayısıyla bu tür olaylar Koltuk Sigortasından yararlanmayı zorunlu kılmaktadır.
3- Sigortalanan kişiler yönünden
Koltuk Sigortasında sigorta ettiren “taşımacı” ve sigorta edilenler “yolcular ile sürücü ve yardımcıları”dır. Kimler yolcudur veya yolcu sayılır, görevliler kimlerdir, hangi koşullarda sigortadan yararlanabilirler, aşağıda bunlar anlatılmaya çalışılacaktır.
A) Yolcular
a) Genel bir tanımlamayla, ücret ödeyerek taşıta binen kişi “yolcu”dur. 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 6.maddesinde “Yolcu taşımaları biletsiz ve taşıma sözleşmesiz yapılamaz” denilmiş ise de, bilet, taşıma sözleşmesinin biçim koşulu olmayıp, yalnızca hak aramada önemli bir kanıttır.[5] Bugün genellikle şehirlerarası ve uluslararası yolcu taşımaları ile tren, uçak ve gemi yolculukları biletle yapılmaktadır. Bilette gidilecek yerin, hareket gün ve saatinin, sefere konulan taşıtın ve taşıt içinde yolcunun oturacağı koltuk numarasının, yolcunun ad ve soyadının yazılı olması gerekir. Bütün bunlar anlaşmazlıkların giderilmesinde büyük kolaylık sağlar. 4925 sayılı Karayolları Taşıma Kanunu’nun “tanımlar” başlıklı 3.maddesinde “Yolcu bileti, yolcunun taşınması yükümlülüğünü içeren, yönetmelikte öngörülen şekil ve şartları taşıyan ve yolcuya verilmesi zorunlu belge” olarak tanımlanmıştır.
Şu açıklamalara göre, kaza geçirip bedensel zarara uğrayan yolcu veya ölmüşse mirasçıları, Zorunlu Koltuk Sigortasını yapan sigortacıya başvurduklarında, bilet, onlara hak aramada ve “yolcu” sıfatını kanıtlamada büyük kolaylık sağlayacaktır. Ancak, yolcuya bilet verilmemişse veya bilet kaybolmuşsa, ölen veya bedensel zarara uğrayan kişinin kaza sırasında otobüste “yolcu” olarak bulunduğu her biçimde kanıtlanabilir, özellikle tanık dinletilebilir. Şöyle de diyebiliriz: Kaza sırasında koltukta kim oturuyorsa, o kişi “yolcu” sıfatını taşır.[6] Onun yolcu olmadığını, otobüse ücret ödemeden bindiğini, Koltuk Sigortasından yararlanma hakkı bulunmadığını kanıtlamak sigortacıya düşer.
b) Bazı sigortacıların, “Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası”ndan yararlanacak “yolcular” konusunda yanılgıya düştükleri; yasal düzenleme gereği taşımacıların yaptırmak “zorunda oldukları” bu sigorta türünün adında geçen “ferdi kaza” deyimine bakarak, bunu, isteğe bağlı özel bir kaza sigortası olan “Ferdi Kaza Sigortası” ile karıştırdıkları görülmektedir. Bu yanılgı sonucu, Ferdi Kaza Sigortası’na uygulanan Türk Ticaret Kanunu’nun 1321/2.maddesi’nin, Zorunlu Koltuk Sigortası’na da uygulanacağını sanmaktadırlar. Söz konusu maddeye göre “küçüklerin, kısıtlıların ve ayırtım gücünden yoksun olanların ölümünü şart koyarak sigorta edilmeleri geçersiz ve yok hükmündedir.” Maddenin konuluş amacı, sigortanın bu tür kişilere bakmakla yükümlü olanlar tarafından yaptırılması halinde, küçüklerin ve kısıtlıların ölümünden bu kişilerin çıkar sağlamalarını önlemektir
Zorunlu Koltuk Sigortası’nda ise böyle bir çıkar ilişkisi yoktur. Daha açık bir deyişle, Koltuk Sigortası’nda, sigorta ettiren (taşımacı) ile sigorta edilenler arasında bir çıkar ilişkisi olmadığı gibi, rizikonun oluşmasında sigortadan yararlanacak kişilerin bir etkisi de söz konusu değildir. Sonuç olarak, Zorunlu Koltuk Sigortası’nda Türk Ticaret Kanunu’nun 1321.maddesinin 2. fıkrasının uygulama yeri yoktur. Bunun sonucu olarak yolculuk sırasında kaza geçirip bedensel zarara uğrayan küçükler, kısıtlılar ve ayırtım gücünden yoksun olanlar ve bunlar ölmüşlerse haksahipleri (mirasçıları) Koltuk Sigortası’ndan yararlanma hakkına sahiptirler.
Bu konudaki duraksamaları gidermek için olsa gerek, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 34.maddesi gereği yürürlüğe konulan Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nde 19.11.2006 tarihinde yapılan değişiklikle 48’inci maddeye (h) ve (ı) bentleri eklenmiş ve şu açıklamalara yer verilmiştir:
Yönetmelik 48.madde h) bendinde: “6 yaşın altında olan çocuklar yolcu bileti düzenlenmeksizin kucakta seyahat edebilirler. Bunlar için ayrı koltuk talep edilmesi halinde, bilet ücreti % 50 indirimli düzenlenir” denilmiştir.
Yönetmelik 48.madde (ı) bendinde de: “6 yaş ve üzeri tüm yolcuların ayrı koltukta seyahat etmesi zorunlu olup, 6-12 yaş arası çocuklar ile yaş şartı aranmaksızın özürlüler için bilet ücreti % 50 indirimli düzenlenir” denilmiştir.
Karayolu Taşıma Yönetmeliği’ne eklenen bu hükümlerle, artık, duraksamaya ve yanılgıya yer kalmamıştır. Buna göre, küçükler, kısıtlılar ve ayırtım gücünden yoksun olanlar ve bunlar ölmüşlerse haksahipleri (mirasçıları) Koltuk Sigortası’ndan yararlanacaklardır. .
Yargıtay’ın bu konudaki bir kararında şu açıklamalar yapılmıştır:
“Davacı vekili, müvekkillerinin ortak çocuğu olan Caner’in davalı sigorta şirketi nezdinde Otobüs Zorunlu Koltuk Kaza Sigorta poliçesiyle sigortalı otobüste yolcu iken meydana gelen kazada öldüğünü ileri sürerek, sigorta tazminatının davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davacıların murisi olan Caner’in kaza tarihinde küçük olması nedeniyle TTK’nun 1321.maddesi uyarınca poliçenin geçersiz olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Uyuşmazlık, Otobüs Zorunlu Koltuk Kaza Sigortası poliçesi ile sigortalı araçta yolculuk yapan küçüğün ölümü halinde, bu sigortanın TTK’nun 1321/2 nci maddesi hükmü uyarınca geçerli olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Bu tür sigortanın teminat kapsamını belirleyen Genel Şartlar 1.maddesinde “İşbu sigorta, şehirlerarası ve uluslararası yolcu taşıyan ve poliçede kayıtlı otobüste seyahat eden yolcuları, sürücüleri ve yardımcılarını, taşımacılık hizmetinin başlangıcından bitimine kadar geçen seyahat süresi içinde,maruz kalacakları her türlü kazaların neticelerine karşı temin eder” hükmüne yer verilmiş olup, bu tür sigortada sigorta ettiren, otobüsün işleteni veya taşımacı firmadır. TTK’nun 1321/2 maddesindeki geçerlilik halinin konuluş amacı ise, riziko şahsı korumak, diğer bir deyişle küçükler, kısıtlılar ve özellikle ayırtım gücünden yoksun olanlar hakkında, sigortanın bu tür kişilere bakmakla yükümlü olanlar tarafından yaptırılması halinde, küçüklerin ve kısıtlıların ölümünden bu kişilerin yararlandırılmasını önlemek ve bu konuda çıkacak çelişkileri gidermeye yöneliktir. Yukarda değinildiği gibi, Zorunlu Koltuk Sigortasında, sigorta ettiren ile riziko şahsı arasında bu tür menfaat ilişkisi olmadığı gibi, rizikonun oluşmasında sigortadan menfaati bulunan kişilerin bir etkisinin bulunması da mümkün bulunmadığına göre, bu tür sigortada TTK’nun 1321/2 maddesi hükmünün uygulanması mümkün olmadığından ve dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı sigorta vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerekmiştir.” (11.HD.30.10.2003 gün ve 8714-10119 sayılı kararı)[7]
B) Yolcu sayılanlar
Ücret ödemeden taşıta binen bazı kişiler de “yolcu” sayılırlar ve Koltuk Sigortasından yararlanma hakkını elde ederler. Bunlar, kucaktaki çocuklar ile yolculuk sırasında taşıta binen ve ücretini elden görevlilere ödeyen yolcular ve Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 48/e maddesine göre, ücretsiz biletle taşıta alınan bir yolcu ve görevli olmayan en fazla iki personeldir.
a) Kucakta taşınan çocuklar
Yolcu sayılmak için “ücret” ödemiş olmak koşul ise de, anne ve babaları veya yakınlarıyla yolculuk eden, bilet alınmayan ve ayrı koltuk verilmeyen çok küçük çocuklar da “yolcu”dur; bunlara gelebilecek zararlardan taşımacı sorumlu olur. Bunların da Koltuk Sigortası’ndan yararlanma hakları vardır.
Bu konudaki duraksamaları gidermek için, yukarda açıklandığı üzere, 19.11.2006 tarihinde yapılan değişiklikle Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 48.maddesine (h) bendi eklenmiş ve bu bentte “6 yaşın altında olan çocuklar yolcu bileti düzenlenmeksizin kucakta seyahat edebilirler” denilmiştir.
Yargıtay görüşleri de, öteden beri, kucakta taşınan ve ücret ödenmeyen küçük çocukların “yolcu” sayılacakları yönündedir. Bu konuda bir Yargıtay kararında: “Belli yaştan küçük çocuklardan taşıma ücreti alınmaması, arada taşıma sözleşmesi bulunmadığının nedeni olamayacağına göre, olaya taşıma sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanması gerekir” denilmiştir.[8]
Burada bir konuya açıklık getirmek gerekmektedir: Aynı koltukta anne ve kucaktaki çocuğu yolculuk yapmaktalar iken, her ikisi birden ölmüşlerse, haksahipleri (mirasçıları) Koltuk Sigortası’ndan iki ayrı sigorta bedeli alamayacaklar, tek ödeme yapılacaktır. Ölüm söz konusu olmayıp, her ikisi de yaralanmışlarsa, poliçedeki sınır aşılmamak koşuluyla hem annenin ve hem de çocuğun bedensel zararlarının karşılığı Koltuk Sigortası’ndan ödenmek gerekecektir.
b) Hatır için taşınanlar :
Hatır taşıması, taşıyanın, yakını olsun olmasın herhangi bir kimseyi taşıtına bindirip, ücret almaksızın bir yerden bir yere götürmesidir. Her ne kadar 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 87.maddesinde hatır taşımacılığı genel hükümlere tâbi kılınmış ise de, Yargıtay görüşleri ve genel kanı, hatır taşıması da olsa taraflar arasında “yolcu taşıma” ilişkisinin kurulduğu yönündedir.[9]
Bize göre, hatır için taşınıyor da olsa, taşımacı, bilet keserek bir kimseyi taşıtına almışsa, yolculuğun başlangıcından bitişine kadar onun güvenliğini üzerine almış olacağından, hatır için taşınan “biletli yolcu” da oturduğu “koltuk” nedeniyle sigorta kapsamında olmak ve Koltuk Sigortasından yararlanma hakkı bulunduğu kabul olunmak gerekir.
Öte yandan, taşımacının, sürücünün veya görevlilerden birinin bir yakını (eşi, çocuğu, annesi, babası, kardeşi vb.) bir yere gitmek üzere otobüse binmişse, bunlardan ücret alınmayacağı bir yaşam gerçeğidir. Bu gibi kişileri sigorta kapsamı dışında tutmak yanlış olur. Bunların da, normal yolcular gibi, oturdukları koltuğun sigortalısı sayılmaları gerekir. Böylesi durumlar ilgililer tarafından düşünülmüş olmalı ki, 4925 sayılı Yasa gereği yürürlüğe konulan Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 48.maddesi (e) bendine bir hüküm konulmuş: “Taşımacı, her seferde bir yolcuyu bilet keserek ücretsiz taşıyabilir” denilmiştir.
c) Kaçak veya biletsiz yolcular :
Taşıtlara ücret ödemeden binen “kaçak” yolculardan taşımacı veya sürücü ile yardımcıları ücret almışlarsa bunlar yolcu sıfatını kazanırlar. Ayrıca yolculuk sırasında, sürücünün veya yardımcılarının “elden” ücret alarak, ara duraklardan ve yol üzerinden otobüse bindirdikleri “biletsiz” kişiler de yolcu sıfatını kazanırlar.
Yukarda da belirttiğimiz gibi, yolcu sayılmak için “bilet” koşul olmayıp, yalnızca kanıtlamada kolaylık sağlayan bir araçtır ve taşıma sözleşmesi bir şekle bağlı değildir. Kural olarak kaza sırasında “koltukta oturan kişi” yolcudur. Aksini kanıtlamak karşı tarafa düşer.[10]
Sonuç olarak, kaza sırasında koltukta oturan kişinin, aksi kanıtlanmadıkça, yolcu olarak Koltuk Sigortasından yararlanma hakkı bulunmaktadır.
d) Taşıma sırasında görevli olmayan personelden en fazla iki kişinin sigorta kapsamında olması: Bazı durumlarda taşımacının hizmetinde çalışanlardan biri veya bir kaçı, görevli olmadıkları halde, kendi kişisel gereksinmeleri nedeniyle taşımacıya ait otobüsle yolculuk yapıyor olabilirler. Taşımacının bunlardan ücret alması söz konusu olamaz. Yeni Yönetmelikte böylesi durumlar da düşünülmüş ve görevli olmadıkları halde (taşımacının işlettiği) otobüste “yolcu” olan en fazla iki personelin, öteki yolcularla aynı haklara sahip olacakları kabul olunmuştur.
Bu konuda, 4925 sayılı Yasa’nın 34.maddesi gereği yürürlüğe konulan Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 48.maddesi (e) bendinde: “Taşımacı, her seferde bir yolcu ile bu seyahatte görevli olmayan en fazla iki personelini bilet keserek ücretsiz taşıyabilir” denilmiş; böylece bir yolcu ile görevli olmayan iki personelin, hem Koltuk Sigortasından ve hem de Karayolu Taşıma Sigortasından yararlanmaları sağlanmıştır.
C) Sürücüler
a) Otobüs sürücülerinin nitelikleri:
Yasa ve Yönetmeliklerdeki tanımlara göre, sürücü, karayolunda motorlu bir aracı veya taşıtı sevk ve yöneten eden kişidir. 4925 sayılı Yasa’ya bağlı olarak yeniden düzenlenen Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 60.maddesine göre, yolcu taşımacılığında çalışacak otobüs sürücülerinin:
- Ticari taşıtın niteliğine göre sürücü belgesine sahip olmaları, - Yolcu taşımacılığında en az lise veya dengi okullardan birini bitirmiş bulunmaları, - Bakanlıkça belirlenecek kurum ve kuruluşların vereceği eğitimden geçerek sürücü mesleki yeterlilik belgesi almaları, - Bedensel ve psikoteknik açıdan sağlıklı olduklarını gösteren bir sağlık raporunu yetkili sağlık kuruluşlarından her beş yılda bir almaları, - 26 yaşından gün almış ve 60 yaşından gün almamış olmaları gerekmektedir.
Kaza sırasında, yukardaki nitelikleri taşımayan sürücü nedeniyle, sigortacının taşımacıya karşı rücu hakkı bulunup bulunmadığı ayrı bir bölümde ele alınacaktır.
b) Sürücülerin Koltuk Sigortasından yararlanma koşulları:
Sürücülerin adı, yolcularınki gibi, Koltuk Sigortası poliçesinde yazılı değildir. Kaza sırasında otobüsü kim sevk ve idare ediyorsa, sigortalı sıfatını o alır. Eğer otobüste birden fazla sürücü görevlendirilmişse, poliçede gösterilen sayı çerçevesinde hepsi sigortalı sıfatını taşırlar. [11]
c) Sürücü kusurlu ise Koltuk Sigortasından yararlanabilir mi?
Her ne kadar, “hiç kimse kendi kusurundan yararlanamaz” ise de, daha önce de belirttiğimiz gibi, Koltuk Sigortası, doğrudan sigortalılar (yolcular, sürücüler ve yardımcıları) yararına oluşturulan bir “kişisel kaza sigortası”dır. Bu nedenle, sürücü “tam kusurlu” olsa bile, bedensel zarara uğramışsa kendisine ve ölmüşse mirasçılarına Koltuk Sigortasından ödeme yapılması gerekeceği kanısındayız.
Bizi bu düşünceye götüren, Genel Şartlar’ın sigortacının “rücu hakkı”na ilişkin A.7 maddesi (a) bendidir. Buna göre: “Tazminatı gerektiren olay, sigorta ettirenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmişse” sigortacı sigorta ettirene rücu edebilir. Bunun dışında sigortacının sürücünün kusurundan dolayı rücu hakkı yoktur. Şu halde, sürücünün “kasti bir hareketi veya ağır kusuru söz konusu olmadıkça” yüzde yüz kusurlu olsa bile, Koltuk Sigortası’ndan yararlanabilecektir.
Sürücünün “kasti hareketi” saptanabilir bir eylem olarak ortaya çıkabilir ise de, “ağır kusur”un ne olduğu bugüne kadar yeterince tanımlanmış ve unsurları belirlenmiş değildir.
Yargıtay kararlarındaki tanımlamalara göre. “Ağır kusur, özel bir hukuk kavramı olup, kasıt olmamakla birlikte, kasta yakın bir kusurun varlığı anlamına gelir.” Gene Yargıtay kararlarına göre: “Sürücü yüzde yüz kusurlu olmakla birlikte, kastı veya kasta yakın bir kusuru söz konusu değilse, sigortacının dönme (rücu) hakkı doğmaz.” [12]
Açıklanan bu nedenlerle, sürücünün, kastı veya kasıt olarak nitelenebilecek bir kusuru kanıtlanamıyorsa, kazanın oluşunda yüzde yüz kusurlu bulunsa bile, “ağır kusurlu” olduğu ileri sürülerek Koltuk Sigortasından yararlanması engellenemeyecektir.
D) Yardımcı kişiler
Yardımcı kişiler, 2918 sayılı KTK’nun 3.maddesinde “Hizmetli” başlığı altında “araçlarda, sürücü dışında, taşıma hizmetlerinde süreli veya süresiz çalışan kişiler” olarak tanımlanmıştır.
Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 58.maddesine göre de, taşımacılar, hizmetleri yürütebilecek yeterli sayı ve nitelikte personel bulundurmakla yükümlü olup, bu yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemeleri durumunda doğacak her türlü zarar ve ziyandan sorumludurlar.
Otobüslerde sürücü dışındaki görevli kişiler genellikle bagaj görevlileri, temizlik görevlileri ile yolculara yiyecek ve içecek sunan hosteslerdir. Bunların sayılarının Koltuk Sigortası poliçesinde belirtilmesi gerekir. Görevliler de, yolcular gibi, otobüsün kalkış noktasından varış noktasına kadar, mola ve duraklamalar dahil, yolculuk süresi içinde uğrayacakları her türlü kazalara karşı Koltuk Sigortası güvencesi altındadırlar. Genel Şartlar A.1 maddesinde bu husus açıkça belirtilmiştir.
Koltuk Sigortası poliçelerinde, sigortalanan kişi sayısı, koltuk sayısının üzerinde ise, “sürücü yardımcıları” kaydı bulunmasa bile, ödenen prim tutarına da bakılarak, zarar gören görevlilerin sigortadan yararlandırılmaları gerekir. Yargıtay’ın bir kararına göre: “Düzenlenen poliçede, sürücü yardımcıları gösterilmemiş olsa bile, bu kişilerin dahi sigortaları yapılmışçasına sigorta primi tahakkuk ettirilerek tahsil edildiği anlaşılabiliyorsa, onların da Koltuk Sigortasından yararlanmaları gerekir.” [13]
4- Taşımacılar ve taşıtlar yönünden
a) Koltuk Sigortası yaptırmak zorunda olan taşımacılar :
Sigorta Genel Şartları A.1 maddesine ve Karayolu Taşıma Yönetmeliği 64.maddesine göre, şehirlerarası ve uluslararası yolcu taşımacılığı yapan “yetki belgesi sahipleri “ Yönetmeliğin 63.maddesinden doğan sorumlulukları için “Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası” yaptırmak zorundadırlar.
Poliçede kayıtlı taşımacının, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’na ve buna bağlı Yönetmelik hükümlerine göre verilen taşımacı yetki belgesine sahip olması, yolcu taşımacılığının zorunlu durumlar dışında, Yasa ve Yönetmelik hükümleri çerçevesinde yapılması ve taşımanın yapıldığı aracın poliçede kayıtlı olması zorunludur.
b) Taşıtların özellikleri :
Yolcu taşımacılığında kullanılacak taşıtların nitelikleri Yönetmeliğin 17.maddesinde açıklanmış olup, buna göre, taşıtların (8) yaşından büyük olmamaları ve sürücüyle birlikte en az (25) koltuk kapasitesine sahip olmaları gerekir.
c) Taşımacıların ve taşıtların Yasa ve Yönetmelik hükümlerine uygun olmamasının, Koltuk Sigortası yönünden yaptırımı:
Taşımacıların yetki belgesi almamış olmaları veya yetki belgelerindeki eksiklikler ile taşıtların yolcu taşımaya elverişli olmamaları, sigortalıları (yolcuları ve görevlileri) etkilemez. Kaza sonucu ölüm ve yaralanmalarda Koltuk Sigortasını yapan sigortacı gereken ödemeleri yapmak zorundadır. Ancak, zarar görenlere ödeme yapan sigortacı, sonra Genel Şartlar A.7 maddesine dayanarak sigorta ettirene (taşımacıya) rücu edebilir.
V- KOLTUK SİGORTASINDA SİGORTA BEDELİ
A) ÖLÜMLERDE
1- Sigorta poliçesinde gösterilen meblâğın tamamı haksahiplerine ödenir.
Zorunlu Koltuk Sigortası, bir zarar sigortası değil, bir tutar (meblâğ) sigortası olduğu için, somut zarar ne olursa olsun, bir zarar hesabı yapılmaksızın, poliçede yazılı tutarın “tamamı” haksahiplerine (mirasçılara) ödenir.
Yargıtay kararlarında bu konuda şu açıklamalar yapılmıştır:
Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası türü itibariyle bir “can sigortası” türü olup, rizikonun gerçekleşmesi ile sigortalı ölmüş ise, poliçede ölüm halinde ödenecek sigorta bedeli gösterilmiş bulunduğundan ve sigortanın bu bölümü bir “meblâğ sigortası” niteliğinde olduğundan, gerçek zarar hesaplamasına girilmeksizin, bu miktarın aynen ödenmesi gerekmektedir. (11.HD.19.02.2001, E.2000/10348 K.2001/1415)
Mahkemece toplanan kanıtlara göre, Ferdi Kaza Koltuk Sigortasının “maktu” bir sigorta türü olduğu, murisin sigortalı araçta yolcu olması ve poliçe teminatının “maktu” olması nedeniyle, destekten yoksunluk tazminatı hesaplanması gerekmediği, teminatın “likit” olduğu ve inkâr tazminatı isteminin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından kararın onanması gerekmiştir. (11.HD.11.09.2000, 5552-6636)
Davaya konu edilen sigorta türü, bir ferdi kaza sigortası türü olan ferdi kaza koltuk sigortasına ilişkin olup, bu tür sigorta bir “meblâğ sigortası” olması itibariyle, tazminat “maktu” olarak ödeneceğinden, başvuran kişinin yasal hak sahibi olduğunun ispatına yarar belgelerin tamamlanması üzerine ödemenin yapılması gerekmektedir. (11.HD.19.11.1996, 7716-8115)
2- Haksahipleri “mirasçılar” olup, destekten yoksun kalanlar “mirasçı” değillerse, bu sigorta türünden yararlanamazlar.
a) Sigorta bedeli, can sigortası ilkeleri uyarınca, ölenin yasal mirasçılarına “miras payları oranında” paylaştırılarak ödenir. Sigortacıya başvuran mirasçı, ancak mirasçılık belgesinde belirtilen payını alır.
b) Mirasçılar, destekten yoksun kalmamış olsalar bile, hangi yaşta olurlarsa olsunlar, sosyal ve ekonomik durumları ne olursa olsun, Koltuk Sigortasından paylarını alma hakkına sahiptirler.
c) Buna karşılık, ölenin desteğinden yoksun kalanlar, mirasçı değillerse, bu sigorta türünden yararlanamazlar. Örneğin, ölenin eşi ve çocukları mirasçı olup da, anne ve babası destekten yoksun kaldıklarını ileri sürmüşlerse, bunlar Koltuk Sigortası’ndan istekte bulunamazlar. Çünkü poliçede yazılı tutarın tamamı, miras payları oranında ölenin eşine ve çocuklarına ödenir. Gene ölenin nikâhsız eşi de, destekten yoksun kalmakla birlikte, mirasçı olmadığı için Koltuk Sigortasından yararlanamaz. Bununla ilgili Yargıtay kararı şöyledir:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, otobüs kazasında ölen kişinin imam nikâhlı (gayrı resmi) eşi olduğunu ileri süren davacının, otobüs zorunlu koltuk sigortası sebebiyle sigorta bedelini isteyebilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere, otobüs zorunlu koltuk sigortası, ferdi kaza sigortasının bir türü olup, ölüm rizikosu gerçekleştiğinde sigorta poliçesinde belirlenmiş olan ölüm teminatı “maktu bir tazminat” olarak hak sahiplerine ödenmesi gerekir. Diğer bir deyişle, bu sigorta teminatı, ölen sigortalının hak sahiplerinin gerçek zararlarını gidermeye yönelik bir tazminat sigortası değildir. Nitekim, anılan sigorta genel şartlarının 6/A. Maddesi de bu yolda düzenlenmiş bulunmaktadır. Ferdi Kaza Sigortası Genel Şartları’nın 8/A. Maddesinde de hak sahipleri, kanuni hak sahipleri olarak belirlenmiştir. Can sigortalarında, sigorta ettiren yararlandıracağı kişiyi belirlememişse, ölenin yasal hak sahipleri yani “mirasçıları” yararlandırılacak kişiler olarak kabul edilir ve sigorta bedeli ancak bu kişilere ödenebilir. Can sigortasının bir türü olan Zorunlu Koltuk Sigortasında da aynı ilkenin benimsenmesi TTK’nun 1334 ve 1336/1 maddeleri hükmü gereğidir.
Dava konusu olayda ise, davacı, sigorta sözleşmesinde hak sahibi olarak gösterilmediği gibi, ölenin kanuni mirasçısı olmadığı da tartışmasızdır. Yargıtay içtihatları ile ölenin gayrı resmi eşi olan kimselere de destekten yoksun kalma tazminatı konusunda dava açabilme hakkı tanınıyor ise de, yine yukarıda değinildiği gibi, ferdi kaza sigortasının bir türü olan Zorunlu Koltuk Sigortası, gerçek zarar giderici bir amaç olan sigorta şekli olmadığından, gerçek zarar kapsamlı bir iddia olan destekten yoksun kalma zararının giderilmesi, bu sigortayı yapan sigortacıdan istenemez. Bu isteğin muhatapları haksız fiil failleri, işletenler ve otobüsün zorunlu ve isteğe bağlı mali sorumluluk sigortacılarıdır.
Bu durum karşısında ve dava dosyasındaki aile nüfus kayıt tablosuna göre, aktif dava ehliyeti bulunmayan davacının davasının bu yönden reddi gerekirken, yazılı gerekçeler ile kabulü doğru görülmemiştir. (11.HD.01.02.2000, E.1999/6825 K.2000/577) [14]
3- Bir destek tazminatı olmadığı için, tazminat hesabına gerek yoktur.
a) Koltuk Sigortası, bir “can” ve “meblâğ” sigortası olduğu için, mirasçıların malvarlığında eksilme ve kazanç kaybı olup olmadığı, destekten yoksun kalıp kalmadıkları araştırılmaz. Mirasçılar hangi yaşta olurlarsa olsunlar, çalışıp çalışmadıklarına, kazanç elde edip etmediklerine bakılmaksızın, poliçede yazılı tutarın tamamı, miras payları oranında kendilerine ödenir.
b) Destek tazminatı olmadığı içindir ki, bir hesaplama yapılmasına gerek yoktur.
4- Mirasçılar, ayrıca destekten yoksun kalmışlarsa :
Mirasçılar arasında aynı zamanda destekten yoksun kalanlar varsa, Koltuk Sigortası’ndan aldıkları tazminattan ayrı olarak, ayrıca sorumlulara karşı dava açabilirler ve destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilirler. Böyle bir durumda, Koltuk Sigortası’ndan alınan ölüm sigortası bedeli, destekten yoksun kalma tazminatından indirilmez.
Bundan başka, aynı zamanda destekten yoksun kalmış olan mirasçının Koltuk Sigortasından aldığı ölüm tazminatı da, sorumluluk sigortalarından (Taşıma Sigortasından veya Trafik Sigortasından) aldığı tazminat tutarından indirilmez. Bu konuda bir karar örneği şöyledir:
Mahkemece, Koltuk Sigorta tazminatının maktu bir tazminat olduğu gözetilmeden, Trafik Sigortasından ödenen tazminat miktarından düşülerek, bakiyeye hükmedilmesi doğru bulunmamıştır. (11.HD.23.10.1995, 7054-7846)[15]
Bu konuda çeşitli durumları ayrıntılarıyla belirtelim:
A) Kaza tek yanlı ise ve taşımacı ile yardımcıları “tam” sorumlu iseler:
Kazaya başka taşıtlar karışmamışsa, örneğin, kaza bütünüyle otobüs sürücüsünün kusuru ya da teknik arıza sonucu ise, Koltuk Sigortası’ndan payını alan, ancak aynı zamanda destekten yoksun kalmış olan mirasçı:
a) Karayolu Taşıma Sigortası’ndan (4925 sayılı Yasa m.18) destek zararının sigorta limitine kadar olan miktarını tazminat olarak isteyebilir.
b) Karayolu Taşıma Sigortası destek zararını tam karşılamazsa, ikinci sırada Trafik Sigortasına (2918 sayılı KTK. m.97) başvurarak, gene poliçedeki üst sınıra kadar tazminat alabilir.
c) Her iki sorumluluk sigortası da yeterli olmazsa, üçüncü sırada, taşımacının İsteğe Bağlı Sorumluluk Sigortası’ndan (2918 sayılı KTK m.100) yararlanabilir.
d) Bütün bu sigortalar yeterli olmazsa veya herhangi bir nedenle sigorta poliçelerinden yararlanılamamışsa, o zaman zarar gören (destekten yoksun kalan) yolcu, doğrudan taşımacıya karşı dava açarak tazminat (destekten yoksun kalma tazminatı) isteyebilir.
Koltuk Sigortasından (mirasçı olarak) sigorta bedelini alan kişinin, ayrıca destekten yoksun kalması nedeniyle taşımacıya karşı açtığı davada, (kural olarak) Koltuk Sigortasından alınan meblâğ destek tazminatından indirilmez ise de, taşımacının yolcu yararına Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası yaptırmış ve bunun için prim ödemiş olması durumunun, bir hakkaniyet indirimini gerektirip gerektirmeyeceği tartışılmalıdır.
B) Kazaya başka taşıtlar da karışmışsa:
Kazanın oluşunda otobüs sürücüsünün yanı sıra üçüncü kişi de kusurlu ise, örneğin otobüs ile bir başka araç çarpışmış olup da kusuru paylaşmışlarsa :
a) Destekten yoksun kalmış olan mirasçı, her iki sorumluya karşı (ortaklaşa ve zincirleme sorumluluk hükümleri çerçevesinde) dava açtığında, tazminat ödemekle yükümlü olan ister taşımacı ve ister üçüncü kişi olsun, Koltuk Sigortasından alınan sigorta bedeli, destekten yoksun kalma tazminatından indirilmeyecektir.
b) Koltuk Sigortası’ndan payını almakla birlikte, aynı zamanda destekten yoksun kalan mirasçının, bir indirim söz konusu olmaksızın, ayrıca kazaya karışan her iki aracın Karayolu Taşıma Sigortası’ndan ve Trafik Sigortası’ndan (destekten yoksunluk nedeniyle) tazminat isteme hakkı bulunduğunu bir kez daha anımsatalım.
C) Taşımacı, sürücü ve yardımcıları “kusursuz” iseler:
Yukardaki bölümlerde birkaç kez belirttiğimiz gibi, Zorunlu Koltuk Sigortası, doğrudan sigortalılar (yolcular, sürücüler ve yardımcıları) yararına oluşturulan bir “kişisel kaza sigortası”olduğundan, taşımacı ile sürücü ve yardımcıları kusursuz olsalar bile, sigortacı ödeme yapmak zorundadır. Ancak:
a) Mirasçı aynı zamanda destekten yoksun kalmışsa, taşımacı, sürücü ve yardımcıları kusursuz oldukları için, onlardan destekten yoksun kalma tazminatı isteyemez. Çünkü, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 18/2.maddesine, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 86/1.maddesine ve Türk Ticaret Kanunu’nun 806/2.maddesine göre, taşımacının hukuksal sorumluluğunu ortadan kaldıran nedenler varsa, tazminat istenemez.
b) Gene, taşımacı ile sürücü ve yardımcılarının “kusursuz” olmaları durumunda, destekten yoksun kalan kişi, birer sorumluluk (zarar) sigortası olan Taşıma Sigortasından ve Trafik Sigortasından da tazminat alamaz.
c) Kusursuz olduğu için taşımacıdan destek tazminatı alamayan kişi, kazanın oluşunda sorumluluğu bulunan üçüncü kişilere karşı dava açabilir ve onların sorumluluk sigortalarından tazminat isteyebilir. Yineleyelim ki, destekten yoksun kalan kişinin, üçüncü kişilerden ve onların sorumluluk sigortalarından alacağı tazminat tutarından, mirasçı sıfatıyla Koltuk Sigortasından aldığı sigorta bedeli indirilmez.
5- Sigortacı ödeme yapmazsa, doğrudan icra kovuşturması yapılabilir.
Koltuk Sigortasında, ölenin mirasçılarına ödenmesi gereken sigorta bedeli bir “likit alacak” niteliğinde olduğundan, gerekli tüm belgelerle başvurulmuş olmasına karşın, eğer sigortacı her hangi bir nedenle ödeme yapmayı reddederse veya yasal sürede ödeme yapmazsa, haksahipleri dava açmaksızın, doğrudan sigortacı hakkında icra kovuşturması yapabilirler ve itiraz halinde “inkâr tazminatı” isteyebilirler.
Buna ilişkin Yargıtay kararlarından örnekler aşağıdadır:
Davacılar, murislerinin Ferdi Koltuk Kaza Poliçesi olan otobüste seyahat ederken, meydana gelen kazada öldüğünü, davalıdan sigorta bedelinin ödenmesi istenmişse de, ödeme yapılmadığından, icra takibi yapıldığını, borca itiraz üzerine bu miktarın %40 icra inkâr tazminatıyla birlikte tahsilini istemiştir.
Davalı sigorta şirketi tarafından düzenlenen sigorta poliçesinde “ferdi kaza teminatı”nın kişi başına tutarı bellidir. Davacı, “likit” olan bu miktarı (sigorta şirketine belgeleriyle başvurarak) istediğine göre, davacının başvuru ve davalının temerrüt tarihleri tespit edilerek, “likit” olan miktar üzerinden icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekirken, icra inkâr isteminin, anlaşmazlık bir yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle, reddine karar verilmesi ve temerrüt tarihinden itibaren faize hükmedilmemesi doğru olmamıştır. (11.HD.05.12.1994, 5475-91312)[16]
Davacılar, murislerinin Koltuk Sigortasına dayanarak davalı sigortacıdan sigorta bedelinin ödenmesini istediklerine, sigorta bedeli “maktu” bir miktar olup, bu miktarın tespiti için yargılama gerekmediğine göre, davacıların alacağı “likit alacak” niteliğindedir. Bu nedenle, itirazın iptali davası şeklinde açılan davada, davalının haksızlığına karar verildiğinden, İ.İ.K.67.maddesine göre davacılar yararına %40 inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekirken, bu yönde bir karar verilmemiş olması, hükmün davacılar yararına bozulmasını gerektirmiştir. (11.HD.06.02.1995, E.1994/203 K.2995/827)
Davaya konu edilen sigorta alacağı, bir ferdi kaza sigortası türü olan Zorunlu Ferdi Kaza Koltuk Sigortasına ilişkin olup, bu tür sigorta bir “meblâğ sigortası” olması nedeniyle, tazminat “maktu” olarak ödeneceğinden, başvuran kişinin yasal hak sahibi olduğunun ispatına yarar belgelerin tamamlanması üzerine ödemenin yapılması gerekmektedir. Hal böyleyken, mirasçılıktan doğan hak sahipliğini gösteren belgelerle birlikte yapılan başvuruya rağmen, söz konusu ”maktu” tazminatı ödemeyen davalı sigorta şirketi, sonradan girişilen icra takibine ilişkin ödeme emrine karşı da borcu olmadığını ileri sürerek itirazda bulunmakla, bu itirazın haksız olduğu saptandığına göre, İİK’nun 67/2.maddesi gereğince davacılar yararına %40 icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekirken, bu istek kaleminin reddi doğru görülmemiştir.” (11.HD.19.11.1996, 7716-8115)
Dava, Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Otobüs Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası tür itibariyle “can sigortası” türü olup, rizikonun gerçekleşmesi ile sigortalı ölmüş ise, poliçede ölüm halinde ödenecek sigorta bedeli gösterilmiş bulunduğundan ve sigortanın bu bölümü bir “meblâğ sigortası” niteliğinde olduğundan, gerçek zarar hesaplamasına girilmeksizin, bu miktarın aynen ödenmesi gerekmektedir.
Bu tip sigortalarda sigorta bedeli “maktu” olup, yargılama yapmayı gerektirmediğinden, alacağın “likit” bir alacak niteliğinde bulunması nedeniyle, itirazın iptali davası olarak açıldığı takdirde, istek halinde ve sair şartlar oluştuğunda davacılar yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmesi de mümkündür. (11.HD.19.02.2001, E.2000/10348 K.2001/1415)
Mahkemece toplanan kanıtlara göre, Ferdi Kaza Koltuk Sigortasının “maktu” bir sigorta türü olduğu, murisin sigortalı araçta yolcu olması ve poliçe teminatının “maktu” olması nedeniyle, destekten yoksunluk tazminatı hesaplanması gerekmediği, teminatın “likit” olduğu ve inkâr tazminatı isteminin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından kararın onanması gerekmiştir. (11.HD.11.09.2000, 5552-6636)
B) BEDENSEL ZARARLARDA
1- Koltuk Sigortası Genel Şartları’nda “sakatlık” tazminatı:
4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu ile buna bağlı Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra, alışık olmadığımız bir numaralandırma sistemiyle yeniden düzenlenen 25.03.2004 tarihli Genel Şartlar A.3.2 (eski 6/b) maddesi 1.fıkrasında:
“Bu sigorta ile teminat altına alınan bir kaza, sigortalının kaza tarihinden itibaren iki yıl içinde sakatlığına yol açtığı takdirde, tıbbi tedavinin sona ermesi ve sakatlığın kesin olarak tespiti sonucunda, sakatlık tazminatı aşağıda belirtilen oranlar dahilinde kendisine ödenir.“
denildikten sonra, (36) satırdan oluşan bir tabloya yer verilmiş; her nasılsa önceki Genel Şartların 6/b maddesindeki tablonun altında yer alan “Daimi sakatlık oranlarının tayininde, sigortalının meslek ve sanatı dikkate alınmaz” açıklaması (öyle sanıyoruz ki) unutulmuştur.
Öte yandan, bir özel sigorta türü olan Ferdi Kaza Sigortası Genel Şartlarından kopyalandığı açıkça belli olan Koltuk Sigortası Genel Şartlarını düzenleyenler, her nedense, bunun kamusal nitelikli bir “zorunlu” sigorta türü olduğunu da dikkate almayıp, (âdeta daha insafsız davranarak) Ferdi Kaza Sigortası Genel Şartlarında yer alan “Yukarıdaki cetvelde zikredilmemiş bulunan malûliyetlerin nisbeti, daha az vahim olsalar bile, bunların ehemmiyet derecelerine göre ve cetvelde yazılı nisbetlere kıyasen tayin olunur” açıklamasını Koltuk Sigortası Genel Şartlarına koymamışlardır.
Aşağıda Koltuk Sigortası Genel Şartları A.3.2 (eski 6/b) maddesinde yer alan “sakatlık oranları” tablosunun, aynı Genel Şartlar’ın A.7 maddesindeki tazminat miktarının azaltılması yasağı ile çelişmesinin yanı sıra, yasalara aykırı olduğu ve uygulama zorlukları bulunduğu savunulacak ve kanıtlanacaktır.
2- Sakatlık tazminatına ilişkin Genel Şartların ilgili maddesi yasalara aykırıdır.
Koltuk Sigortası Genel Şartlar A.3.2 maddesi, çeşitli yasalarda ve yönetmeliklerde yer alan “sorumluluğun daraltılması ve hafifletilmesi” yasaklarına aykırı olduğu gibi, Genel Şartların A.7 maddesindeki “Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller sigortalılara ve hak sahiplerine karşı ileri sürülemez.“ hükmü ile de çelişmekte ve aykırılık oluşturmaktadır.
Genel Şartlar A.3.2 maddesi hükmü ve eki “sakatlık oranları” tablosu, şu yasa ve yönetmelik hükümlerine aykırıdır:
a) Türk Ticaret Kanunu 766. maddesine aykırıdır.
TTK.nun “sorumluluğun kaldırılmasına ve hafifletilmesine ilişkin şartların hükümsüzlüğü” başlıklı 766.maddesi şöyledir:
“Taşıma akdinde kanunun taşıyıcıya ve hususiyle faaliyetleri devletin iznine bağlı taşıma işletmelerine yüklediği mesuliyetlerin önceden hafifletilmesi veya kaldırılması neticesini doğuran bütün kayıt ve şartlar hükümsüzdür. Bu kayıt ve şartların işletme nizamnamelerine, umumi şartnamelere, tarifelere veya bunlara benzer diğer vesikalara konulmuş olması halinde de hüküm aynıdır.”
Madde metninde geçen “umumi şartnameler ve tarifeler” ile anlatılmak istenen, ülkemizde henüz tam anlamıyla bilinmeyen ve Borçlar Kanunu Tasarısı 20-25 maddelerinde yer alan “Genel işlem şartları” olup, sigorta “Genel Şartları” bunlardan biridir. Şu halde, TTK.766.maddesine göre “Sigorta Genel Şartları”na konulan ve Koltuk Sigortası Genel Şartları A.7 maddesinde de belirtildiği gibi “tazminat yükümlüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran hükümler” geçersiz olup “sigortalılara ve hak sahiplerine karşı ileri sürülemez.”
Şu halde, Koltuk Sigortası Genel Şartlar A.3.2 maddesi ve eki sakatlık tablosu “sorumluluğun önceden hafifletilmesi ve tazminat miktarının azaltılması” sonucunu doğurduğu için, Türk Ticaret Kanunu 766.maddesine ve Genel Şartlar A.7 hükmüne aykırı ve geçersizdir. Öyle olunca da, yolcunun kaza sonucu sakat kalması durumunda Koltuk Sigortasından yapılacak ödemenin tutarı, aşağıda açıklanacak “tüzüğe” göre belirlenecektir.
b) Karayolu Taşıma Kanunu’nun 20.maddesine aykırıdır.
4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun “Sorumluluk ve Sigorta” bölümündeki “Tazminatın azaltılması veya kaldırılması sonucunu doğuran haller” üst başlıklı 20.maddede: “Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller hak sahiplerine karşı ileri sürülemez” denilmiştir.
Koltuk Sigortası, 4925 sayılı Yasa’nın 34.maddesi uyarınca yürürlüğe konulan Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 63-68 maddelerinde yer aldığına göre, Sigorta Genel Şartları’nın, Yasa’nın 20.maddesine aykırı hükümler içermemesi gerekmektedir. Bu bakımdan da Genel Şartların sakatlık tazminatına ilişkin A.3.2 maddesi geçersizdir.
c) Karayolları Trafik Kanunu 111/1. maddesine de aykırıdır.
4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 36.maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na yollamada bulunulduğu ve taşımacı aynı zamanda motorlu araç işleteni olduğu için, 2918 sayılı Yasa hükümleri de yolcu taşımalarında uygulama yeri bulacaktır.
2918 sayılı KTK.nun 111.maddesi 1.fıkrasına göre: “Bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir.” Trafik kazalarında üçüncü kişilere verilen zararlardan dolayı “önceden” sorumsuzluk anlaşması yapılamayacağına, başka bir deyişle, kazaya karışacak aracın işleteni ve sürücüsü ile yoldan geçen yaya önceden bilinip bir ön sözleşme yapılamayacağına göre, bu hüküm, özellikle motorlu araçlarla taşınan kişileri, yani “yolcuları” ekonomik açıdan daha güçlü olan işletene (taşımacıya) karşı korumak için konulmuştur. Yasa’nın 85.maddesi 1.fıkrasında “bilet”ten sözedilmesine ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 36.maddesinde, 2918 sayılı Yasa’ya yollamada bulunulmasına göre 111.madde, Türk Ticaret Kanunu’nun 766.maddesini ve Karayolu Taşıma Kanunu’nun 20.maddesini tamamlayıcı ve güçlendirici bir nitelik taşımaktadır. Bu nedenle de, Koltuk Sigortası Genel Şartlar A.3.2 maddesindeki sorumluluğu daraltan ve tazminat miktarını azaltan hükmü geçersiz kılan üçüncü engel de KTK. 111.maddesidir.
d) Karayolları Trafik Kanunu 95.maddesine de aykırıdır.
Sakatlık durumunda daha az tazminat ödenmesi sonucunu doğuran Koltuk Sigortası Genel Şartları A.3.2 maddesindeki düzenlemenin önünde bir dördüncü engel de, 2918 sayılı KTK. 95.maddesidir. Buna göre:
“Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller zarar görene karşı ileri sürülemez.”
3- Sakatlık derecelerinin, tüm sağlık kurullarınca uygulanan “tüzük” hükümlerine göre belirlenmesi yasal zorunluluktur.
Ülkemizde, sakatlık derecelerini belirleyen tek yasal düzenleme, kısaca SSİT olarak anılan “Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü” ve bu tüzük ekindeki tablolardır. Tüm sağlık kurulları (Adli Tıp Kurumu, Sosyal Sigortalar Kurumu ve öteki Sağlık Kurulları) sakatlık derecelerini (beden gücü kayıplarını) bu tüzüğe göre belirlerler. Tüzük, uygulanması zorunlu bir nitelik taşıdığından, Sigorta Genel Şartları, SSİT hükümlerine de aykırı olamaz.[17]
4- Uzlaşma yoluyla sakatlık tazminatının belirlenmesi, yasalara aykırı olduğu gibi, “zorunlu” sigortaların anlam ve amacına da aykırı bir uygulamadır.
a) Yolcunun veya görevlinin kaza sonucu sakat kalmaları durumunda tazminat miktarının belirlenme yöntemi, (zorunlu sigorta - isteğe bağlı sigorta ve yasal sigorta-sözleşmesel sigorta ayrımı gözardı edilerek) Koltuk Sigortası Genel Şartları’nın ilk düzenlemesinde, özel bir sigorta türü olan Ferdi Kaza Sigortası Genel Şartları 15.maddesinden aynen aktarılan “Tazminatın tesbit şekli” başlıklı 18.maddede, (âdeta) zarar gören ile sigortacı arasında “pazarlık” usulüne bağlanmış; maddenin ilk fıkrasında, ödenecek tazminatın miktarının taraflar arasında “uyuşularak” tespit edilmesi önerildikten sonra, eğer taraflar (pazarlıkta) uyuşamazlarsa, uzman kişiler arasından seçilecek “hakem-bilirkişi” diye adlandırılan bilirkişiler aracılığıyla neler yapılması gerektiği (10) bentte uzun uzun anlatılmıştır.
Genel Şartların yeni düzenlemesinde ise “Tazminatın belirlenmesi” başlıklı B.3 maddede yapılması gerekenler çok kısa anlatılmış, önceki Genel Şartlarda olduğu gibi “hakem-bilirkişi”ye başvurulması koşulu dayatılmayıp, ancak “anlaşmazlık” halinde bu yola gidilebileceği, “hakem-bilirkişi” kararlarına karşı (7) gün içinde ticaret davalarına bakmaya yetkili mahkemede itiraz edilebileceği açıklaması yapılmıştır.
b) Bize göre, Koltuk Sigortası Genel Şartları’nın, sakatlık derecesinin belirlenmesine ilişkin A.3.2 (eski 6/b) maddesi gibi, tazminat tutarının saptanmasına ilişkin B.3 maddesi de yasalara aykırıdır. Ayrıca, tazminatın saptanmasına ilişkin uygulama, “zorunlu” bir sigorta türü olan Koltuk Sigortası’nı anlam ve amacından uzaklaştırma sonucunu doğurmaktadır
c) Tazminatın “uzlaşma” yoluyla saptanması, her ne kadar zarar gerçekleştikten sonra yapılan bir anlaşma niteliğinde ise de, 4925 sayılı Yasa’nın 36.maddesinin yollamasıyla 2918 sayılı KTK’nun 111/2 maddesine dayanılarak, “yetersiz ve fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşma ve uzlaşmaların iki yıl içinde iptali” istenebileceğine göre, eğer sigortacı Genel Şartlar A.3.2 maddesine göre sakatlık tazminatı ödemişse, zarar gören kişi, ticaret mahkemesinde açacağı bir davada, yetersiz anlaşmayı iptal ettirebilecek; kendisini Adli Tıp Kurumu’na sevk ettirip tüzük (SSİT) hükümlerine göre belirlenecek “sakatlık oranı”na göre hesaplanacak tazminat tutarı üzerinden, eksik ödenen miktarı, sigortacıdan isteyebilecektir.
5- Sakatlık tazminatı nasıl belirlenmelidir ?
a) Ülkemizde sakatlık oranlarını belirlemede tek yasal düzenleme “Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü” (SSİT) olduğuna, başta Adli Tıp Kurumu olmak üzere tüm sağlık kurulları bu tüzüğe bakarak sakatlık oranlarını saptadıklarına göre, sigortacılar da buna uymak zorundadırlar. Tüzük gözardı edilerek ve kendilerince Genel Şartlar düzenletip onaylatarak “keyfi” biçimde hareket etmelerine ve hele kamusal nitelikli işlemlerde “pazarlık” yapmalarına hiçbir biçimde hakları ve yetkileri yoktur.
b) Sigortacıların yapmaları gereken, zarar gören kişinin başvurması durumunda, onun yetkili sağlık kurullarından birine sevki ile tüzük (SSİT) hükümlerine uygun bir sakatlık raporu alınmasını sağlamaktır.[18] Bunun zorlukları, örneğin sağlık kurullarının kişisel başvuruları çoğu kez geri çevirmeleri bilinen ve sıkça rastlanan durumlar ise de, bu zorluklar kolayca aşılabilir. Bunun için çeşitli yollar olup, bizim önerebileceklerimiz şunlardır:
aa) Bakanlıklar arası yazışmalarla ve Sağlık Bakanlığı tebliğleriyle, sağlık kurullarının sigorta başvurularını işleme koymaları sağlanabilir.
bb) Sigorta şirketleri, sağlık kurumlarıyla ve özellikle Tıp Fakülteleri ile anlaşarak, her zaman için sağlık kurullarından rapor alınması yoluna işlerlik kazandırabilirler. Döner sermaye bu konuda devreye girebilir.
cc) Gene sigorta şirketleri, en az üç kişilik uzman hekimlerden oluşan bir ekibi (eksperler gibi) her zaman hazır bulundurabilirler. Şu kadar ki, bu sağlık kurulu sakatlık oranını belirlemede mutlaka tüzük (SSİT) hükümlerini uygulamalıdır.
dd) Zarar gören kişi, mahkemeye başvurarak sakatlık oranının tespitini isteyebilir. Nasıl ki araç hasarının tespiti mahkemeden istenebiliyorsa, “beden hasarı”nın tespitinin istenmesinde de yasal bir engel yoktur. Buna ilişkin görüşlerimizi bir çok yerde yazdık, sözlü olarak da sık sık yineliyoruz. Bu konuda, yargıdan bir türlü sökülüp atılamayan “eda davası açılabilecekken tespit davası açılamaz” saplantısından kurtulmanın yolları aranmalıdır. Beden hasarının tez saptanmasında sayısız hukuki yararlar bulunduğu gibi, bedensel zarara uğrayan kişi bu yolla sigorta parasını alabilirse, yargının iş yükü hafifleyecektir. Tespit işi, araç hasarının tespitinden daha kolaydır. Yargıcın yapacağı iş, yalnızca tespit isteyeni yetkili sağlık kuruluna sevk etmektir.[19]
6- Koltuk Sigortasından alınan “sakatlık” tazminatı, kazanç kaybı ve güç kaybı zararından indirilmez.
a) Koltuk Sigortası, mal (zarar) sigortası değil, “can sigortası” dır. Kişi hangi yaşta olursa olsun, küçük veya yaşlı, kazanç elde edip etmemesine, çalışıp çalışmamasına bakılmaksızın, eğer bir kaza geçirip sakat kalmışsa (bedeninde bir eksilme olmuşsa) Koltuk Sigortasından kendisine ödeme yapılacaktır.
Bedensel zararlarda iki sonucu birbirine karıştırmamak gerekir: Birincisi, kaza sonucu kişinin bedeninde bir organ eksilir, buna “organ kaybı-uzuv kaybı” denir. Ya da bir organ işlevini yitirir, buna da “organ zayıflaması-uzuv zaafı” denir. Eksilen veya zayıflayan organa ve bunun derecesine göre “sakatlık oranı” belirlenir. Burada, önceki Genel Şartlar’daki “Sürekli sakatlık oranlarının tayininde, sigortalının meslek ve sanatı dikkate alınmaz” hükmü doğru ve yerindedir. Çünkü, bir can sigortası olan Koltuk Sigortasından ödenecek tazminat, kişinin uğradığı bir maddi zararın karşılığı değildir; bu yüzden meslek durumu ile kazanç kayıpları bu sigorta türünde ölçü alınamaz. Kişilerin yaşları ve meslekleri ne olursa olsun, eğer sakat kalmışlarsa, bir “can zararı” olarak sakatlık tazminatı herkese “eşit olarak” ödenir.
Sakat kalan kişinin, organ kaybı veya organ zayıflaması biçimindeki “can zararı” onun ayrıca çalışma yaşamını, mesleğini ve günlük işlerini etkilemişse, bu yüzden ”kazanç kaybına uğramışsa” ya da kazanç kaybı olmamakla birlikte mesleğini ve günlük işlerini yaparken “sakatlığı oranında zorlanacaksa”, kısaca “güç (efor) kaybı” olarak adlandırılan bu durum bir “maddi zarar” olarak değerlendirilecek ve zarar sorumlularından “maddi tazminat” istenebilecektir. İşte bu maddi tazminattan, Koltuk Sigortası’ndan alınan “sakatlık tazminatı” tutarı indirilmeyecek; başka bir deyişle kaza sonucu sakat kalan yolcu, Koltuk Sigortasından aldığı “sakatlık tazminatı” dışında, ayrıca uğradığı “maddi zararlar” için sorumluluk sigortalarından (Zorunlu Taşıma Sigortasından ve Trafik Sigortasından) da tazminat alabilecek veya sorumluluk sigortaları “maddi zararı” tam karşılamazsa, taşımacıya ve öteki sorumlulara karşı dava açabilecektir.
7- Sakatlık tazminatında süre :
Genel Şartlar A.3.2 (eski 6/b) maddesi 1.fıkrasında: “Bu sigorta ile teminat altına alınan bir kaza, sigortalının kaza tarihinden itibaren iki yıl içinde sakatlığına yol açtığı takdirde, tıbbi tedavinin sona ermesi ve sakatlığın kesin olarak tespiti sonucunda, sakatlık tazminatı aşağıda belirtilen oranlar dahilinde kendisine ödenir“ denilmiş olup, bu düzenleme, Borçlar Kanunu 46.maddesi 2. fıkrasındaki “bedensel zararın yeterli derecede ve kesinlikle saptanamaması durumunda, karar tarihinden başlayarak iki yıl içinde yargıcın yeniden inceleme yetkisini saklı tutma hakkı vardır” hükmü ile uyumlu bulunmaktadır.
Uyaralım ki, iki yıllık süre, sakatlığın belirlenme süresidir. Hak aramaya ve dava açmaya ilişkin zamanaşımı süresi değildir. Daha açık bir deyişle, iki yıl içinde ortaya çıkan sakatlıklar için, Yasalarda öngörülen zamanaşımı süreleri geçirilmemek koşuluyla her zaman dava açılabilecektir. Zamanaşımı süreleri, yasaların dışında, ayrıca, Koltuk Sigortası Genel Şartları C.7 maddesinde açıklanmış; “Sigorta sözleşmesinden doğan her türlü tazminat davası, hak sahibinin zararı ve tazminat yükümlülerini öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve herhalde zarara neden olay tarihinden itibaren on yıl sonra zamanaşımına girer” denildikten sonra, “Dava, cezayı gerektiren bir fiilden oluşmuşsa ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununda bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörülmekte ise tazminat davasında bu zaman aşımı dikkate alınır” denilmiştir.
Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, ölüm ve kalıcı sakatlıklarda hak sahiplerinin sigortacıya karşı açacağı davalarda zamanaşımı süreleri, uzamış ceza zamanaşımı süreleri olacak ve 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 66’ncı maddesindeki (8) veya (15) yıllık zamanaşımı süreleri uygulanacaktır.
C) TEDAVİ GİDERLERİNİN KOLTUK SİGORTASINDAN ÖDENMESİ
1- Tedavi giderlerinin Koltuk Sigortası’ndaki yeri ve türü
Zorunlu Koltuk Sigortası, önceki bölümlerde belirttiğimiz gibi, ölüm ve yaralanmalar yönünden bir "can sigortası” türü olmakla birlikte, tedavi giderleri yönünden “mal sigortası” özellikleri taşımakta ve buna ilişkin hükümlerin uygulanması gerekmektedir. Buna göre:
a) Ölümlerde poliçe tutarının tamamı, bedensel zararlarda sakatlık oranının karşılığı ödenmekte iken, tedavi giderleri söz konusu olduğunda, “iyileştirme masrafları”nın poliçe limitine kadar olan tutarı ödenir.
b) Ölümlerde ve kalıcı sakatlıklarda Koltuk Sigortasından alınan tazminat tutarları, maddi zarardan (destek tazminatından ve kazanç-güç kaybı zararlarından) indirilmez iken, Koltuk Sigortasından ödenen tedavi giderleri, kaza sorumlularına karşı açılan davada hesaplanan tedavi ve iyileşme masraflarından indirilir.
c) Bunun gibi, Koltuk Sigortasından tedavi giderleri alınmışsa, ayrıca zorunlu sigortalardan (Taşıma Sigortasından ve Trafik Sigortasından) tedavi giderleri alınamaz. Çünkü bu iki kez ödeme olur ve geri verilmesi gerekir.
d) Yolcu,sürücü ve yardımcılar sigortalı iseler ve tedavi giderleri kurum tarafından karşılanmışsa, ayrıca Koltuk Sigortasından, Taşıma Sigortasından ve Trafik Sigortasından tedavi gideri alınamaz.
e) Tedavi giderlerinin bir “meblâğ sigortası” değil “tazminat sigortası” niteliğinde olması nedeniyle, Koltuk Sigortacısının, ödediği ölüm ve sakatlık tazminatı için ardıllığı ve dönme (rücu) hakkı yokken, tedavi giderlerini ödemesi durumunda, kaza sorumlularına ve zorunlu sorumluluk sigortalarına ardıllık yoluyla dönme (rücu) hakkı bulunmaktadır.
2- Koltuk Sigortası Genel Şartlarında “tedavi giderlerine” ilişkin bölümler
a) Koltuk Sigortası Genel Şartları’nın “Tedavi Giderleri Teminatı” başlıklı A.3.3. maddesine göre: “Sigortacı, sigorta poliçesinin kapsamına giren bir kaza nedeniyle, kaza tarihinden itibaren iki yıl içinde ödenmiş doktor ücreti ile hastane ve diğer sağlık kurumlarında ayakta ve yatakta yapılan tedavilere ilişkin giderleri, nakil ücretlerini poliçede tedavi giderleri teminatı için belirlenen meblağa kadar öder. Doğal veya yapay sabit dişlerde kaza neticesinde ortaya çıkan hasarların protez giderleri, tedavi giderleri teminatı için belirlenen meblâğın âzami %30’una kadar tazmin olunur.
Tedavi giderlerinin başka sigorta sözleşmeleri ile teminat altına alınmış olması durumunda, söz konusu giderler öncelikle bu sigortadan karşılanır.”
b) Genel Şartlar’ın B.2 maddesi 2. paragrafında: “Yapılan tedaviye ilişkin ilgili sağlık kurumundan alınan bir rapor ile ödenmesi gereken tazminatın tespiti ile ilgili olarak sigortacının isteyeceği diğer gerekli belgelerin sigortacıya gönderilmesi zorunludur” denilmiş;
Gene B.2 maddesi 4.paragrafında: “Sigortacı her zaman kazazedeyi muayene ve sağlık durumunu kontrol ettirme hakkına sahip olup, bu muayene ve kontrollerin yapılmasına izin verilmesi zorunludur. Kazazedenin tedavisi ve iyileşmesi ile ilgili olarak sigortacının tayin edeceği bir doktor tarafından yapılacak tavsiyelere ve verilecek direktiflere uyulması şarttır. Bu muayene ve kontrollere ilişkin her türlü masraf sigortacı tarafından karşılanır” açıklamaları yapılmıştır.
3- Tedavi ve iyileştirme giderleri nelerdir ?
a) Tedavi giderleri , hastane, klinik, sağlık yurdu dispanser gibi hasta bakım yerlerine ödenen paralar; hekim, hemşire, hastabakıcı, iğneci, pansumancı fizyoterapist, psikoterapist gibi tedavi edenlere ve yardımcılarına ödenen ücretler; ilaç, serum, kan, iğne ve çeşitli tahlil giderleri; röntgen, ultrason, tomografi gibi görüntüleme aygıtları ile, elektro ve benzeri denetleme aygıtlarına ve diyaliz makinesine ödenen paralar; her türlü ameliyat, yoğun bakım, ambulans ve ilkyardım giderleri; ortopedik aygıtlar, protez, takma organ bedelleri ve bunların yenilenmesi için yapılan harcamalar; tekerlekli sandalye, havalı yatak, koltuk değneği , baston gibi kullanılması zorunlu nesnelere ödenen paralar ve benzerleridir.
İyileştirme giderleri, doğrudan tedavi giderlerinin yanı sıra, tedavi süresince ve sonrasında yapılması zorunlu olan giderler olup , bunlar arasında refakatçı, özel bakıcı ve özel beslenme giderleri; hastanın ve yakınlarının hastanelere, sağlık kurumlarına,doktor muayenehanelerine, fizik tedavi yerlerine gidip gelme yol giderleri; hastanın başka bir şehirde veya yurt dışında tedavisi gerekiyorsa, kendisinin ve yakınlarının otomobil, otobüs, tren uçak gibi taşıt ve her türlü yol giderleri; tedavi için gidilen yerde hastanın ve yakınlarının otel, lokanta, ulaşım gibi barınma ve beslenme giderleri; hekimlerce gerekli görülmesi durumunda kaplıca, ılıca, dağ veya deniz kıyısı gibi hava değişim yerlerine ödenen paralar; tedavinin sonuçlanmasına karşın, bir süre toplu taşıma araçlarına binemeyecek veya kendi aracını kullanamayacak olan kişinin ulaşım için fazladan harcayacağı paralar ve benzerleridir. Doğrudan tedavi giderleri dışında, yan giderler olarak nitelediğimiz bu harcamaların, zorunlu ve gerekli olduğunun kanıtlanması istenemeyeceği gibi, bir yarar görülmemiş olması da koşul değildir. Ancak yararlı olacağı sanısıyla yapılmış olmalı ve iyiniyet kuralları aşılmamalıdır.[20]
b) Borçlar Kanunu 46. maddesi 1.fıkrasında, zarar görene, kapsamını belirtmeksizin “bütün masraflarını” isteme hakkı tanınmıştır. Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, masraflar kavramının kapsamına, zarar görenin beden bütünlüğünü eski haline getirmeye, yani iyileşmeyi sağlamaya veya hastalık ya da sakatlığın artmasını önlemeye yönelik harcamak durumunda olduğu ve ilerde harcaması olası bütün masraflar girer.
c) Gene Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, tedavi ve iyileşme için yapılan masrafların dışında, kişinin iyileşmesi için ilerde yapılması zorunlu tedaviler ve henüz yapılmayan ameliyat masrafları, yaşam boyu kullanılacak ilâçlar, protez ve benzeri aygıtlar için yapılacak masraflar “gerçekleşmiş zarar” olarak nitelenmekte, uzman bilirkişi aracılığıyla bütün bunların hesaplatılıp hüküm altına alınması öngörülmekte; harcama yapılmadan da tedavi gideri istenebileceği kabul edilmektedir.
4- Tedavi giderlerinde sorumluluk süresi
a) Genel Şartlar A.3.3 maddesinde “Sigortacı, sigorta poliçesinin kapsamına giren bir kaza nedeniyle, kaza tarihinden itibaren iki yıl içinde ödenmiş doktor ücreti ile hastane ve diğer sağlık kurumlarında ayakta ve yatakta yapılan tedavilere ilişkin giderleri, nakil ücretlerini poliçede tedavi giderleri teminatı için belirlenen meblağa kadar öder” denilmiştir.
b) Genel Şartlar’da belirtilen iki yıllık süre, Borçlar Kanunu 46. maddesi 2.fıkrası ile uyumludur. Çünkü, söz konusu maddede, yargıca, hüküm gününden başlayarak iki yıl içinde konuyu yeniden inceleme ve değerlendirme yetkisi tanınmıştır.
c) Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, bu iki yıllık süreden daha uzun bir zamanı kapsayan tedavi masraflarının istenmesi de olanaklıdır. Özellikle, yaralanan kişinin beden bütünlüğünde zaman içinde “gelişen ve değişen durumlar” yeni bir tedaviyi ve hatta yeni bir ameliyatı gerekli ve zorunlu kılabilir. O zaman, yasalarda öngörülen zamanaşımı süreleri geçirilmemek koşuluyla, gerek zarar sorumluları ve gerekse sigortacı tarafından ödenecek tedavi giderleri daha uzun bir zaman dilimini kapsayabilecektir.
5- Tedavi giderleri için başvuru süresi ve ödeme koşulları
a) Sigorta Genel Şartları B.1 maddesinde, olay gününden başlayarak “otuz gün içinde” ve kaza yurt dışında olmuşsa “altmış gün içinde” sigortacının bilgilendirileceği zorunlu tutulmuş ise de, bunlar kesin süre olmayıp, yasalardaki zamanaşımı süreleri geçirilmemek koşuluyla her zaman için sigortacıya başvurularak tedavi giderlerinin ödenmesi istenebilir. Ancak tedavi giderleri konusunda “hemen” başvuru pek çok yararlar sağlayacaktır. Bize göre, bu başvuru, tedaviye başlanıldığı gün yapılmalı; tedaviyi yapan hastanenin adı, yeri, yaralının yatırıldığı bölüm, oda numarası, protokol no.su sigortacıya bildirilmelidir. Bu konuda Genel Şartlar B.2 maddesi son paragrafında:
“Sigortacı her zaman kazazedeyi muayene ve sağlık durumunu kontrol ettirme hakkına sahip olup, bu muayene ve kontrollerin yapılmasına izin verilmesi zorunludur. Kazazedenin tedavisi ve iyileşmesi ile ilgili olarak sigortacının tayin edeceği bir doktor tarafından yapılacak tavsiyelere ve verilecek direktiflere uyulması şarttır. Bu muayene ve kontrollere ilişkin her türlü masraf sigortacı tarafından karşılanır.” denilmiş olmasına göre, bildirimin “hemen” yapılması hem sigortacının işini kolaylaştıracak ve hem de kaza geçiren yolcu zorluklarla karşılaşmadan tedavi yardımlarını alabilecektir.
b) Bize göre, kaza geçiren yolcu, tedaviyi yapan hastaneden taburcu edilirken, çağrı üzerine sigortacı, (poliçe tutarıyla sınırlı olarak) faturayı ödemelidir. Bu konuda kamu hastanesi ve özel hastane ayrımı yapılamaz. Çünkü, gene Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, tedavi giderleri resmi tarifelerle sınırlı olmayıp, kaza geçiren kişinin özel bir sağlık kuruluşunda tedavi edilmesi durumunda, özel hastaneye ödenen tedavi giderlerinin sigortaca karşılanması gerekir.
c) Tedavi sonuçlandıktan sonra, resmi veya özel hastane ayrımı yapılmaksızın, tedavi giderlerine ilişkin faturanın doğrudan sigorta şirketince ödenmesi biçimindeki bir uygulama, Garanti Fonu tarafından benimsenmiş ve 2004 yılında yapılan bir değişiklikle Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabı Yönetmeliği’nin 11.maddesine şu paragraf eklenerek:
“Üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmi ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarınca faturalandırılan ve bu Yönetmeliğin 8’inci maddesine göre yapılacak tedavi giderlerine ilişkin ödemeler, yapılan başvuru ekinde hak sahibinin onayının yer alması kaydıyla, doğrudan bu kurum ve kuruluşlara banka aracılığı ile ödenebilir” denilmiştir.[21]
Geçmişte Trafik Sigortası Genel Şartlarında, tedaviyi yapan hastane yönetimlerine, (kaza geçiren kişinin onayını almak koşuluyla) doğrudan sigorta şirketine başvurup faturayı ödetme yetkisi tanınmıştı. (Eski Genel Şartlar m.1/B-a) 1992 yılından sonraki değişiklikte, bu bölüm kaldırıldı. Oysa, böyle bir uygulamada hem kaza geçiren kişi yönünden ve hem de sigortacı yönünden büyük kolaylık vardı. Başta tedavinin kapsamı ile tutarını belirlemede anlaşmazlığa yer kalmıyor, kesin belgelere dayanılıyordu. Dileriz ki, böyle bir uygulama yeniden canlandırılsın ve tüm zorunlu sigortaların Genel Şartlarına bu tür işleri kolaylaştırıcı hükümler konulsun.
d) Tedavi giderlerinin sigortacı tarafından “tartışmasız” ödenmesi için, bizce, yapılması gerekenler şunlar olmalıdır:
1- Kaza geçiren kişi, yakınları veya vekilleri hemen sigorta şirketine duyuruda bulunmalı, kaza tespit tutanağını gönderip kazalının yatmakta olduğu hastanenin adını vermeli ve tedavi harcamalarının tespitini istemelidirler. Yukarda açıkladığımız Garanti Fonu Yönetmeliğine konulan hüküm, bu konuda yolgöstericidir.
Bu konuda Genel Şartlar B.2 maddesi 2’nci paragrafında “Bildirimlerde kazanın yerinin, tarihinin ve sebeplerinin bildirilmesi ve ayrıca yapılan tedaviye ilişkin ilgili sağlık kurumundan alınan bir rapor ile ödenmesi gereken tazminatın tespiti ile ilgili olarak sigortacının isteyeceği diğer gerekli belgelerin sigortacıya gönderilmesi zorunludur” denilmiş olmasına göre, bildirim ve alınması gereken önlemler konusunda, hem kaza geçirenlerin ve hem de sigortacının yükümlülüklerini yerine getirmeleri gerekmektedir.
2- Sigorta şirketleri, nasıl ki, araç hasarı için “eksper” gönderip hasarı ve zarar tutarını tespit ettiriyorlarsa, aynı özeni “can zararları” için de gösterip, bildirilen yere bir “uzman hekim” göndermeli, tedavi giderlerini hesaplatmalıdırlar ya da tedaviyi izleyip hastaneye fatura karşılığı ödeme yapmalıdırlar.
Genel Şartlar’ın B.2 maddesi 4’üncü paragrafındaki “Sigortacı her zaman kazazedeyi muayene ve sağlık durumunu kontrol ettirme hakkına sahip olup, bu muayene ve kontrollerin yapılmasına izin verilmesi zorunludur. Kazazedenin tedavisi ve iyileşmesi ile ilgili olarak sigortacının tayin edeceği bir doktor tarafından yapılacak tavsiyelere ve verilecek direktiflere uyulması şarttır. Bu muayene ve kontrollere ilişkin her türlü masraf sigortacı tarafından karşılanır” açıklamalarından çıkardığımız anlama göre, yukarda belirttiğimiz gibi, sigorta şirketi , kaza geçiren yolcunun yattığı hastaneye “hemen” bir “uzman hekim” gönderip gerekli denetimleri yaptırmalı ve tedaviyi izletip yaralının taburcu edildiği tarihte hastane faturasını ve belgeye bağlanması olanaksız yan giderleri (poliçe limitiyle sınırlı olarak) ödemelidir.
3- Kaza geçiren kişi hastaneden çıkmış ve tedavi giderlerini kendisi ödemiş ise, sigortacıya verdiği tedavi belgeleri içerisinde kesin makbuz ve fatura bulunmasa bile, sigorta şirketi, yukarda ayrıntılı açıklanan Yargıtay kararlarındaki ilkelere uyarak, bir uzman hekim (eksper) aracılığı ile olası harcamaları hesaplatıp, “tedavi giderleri sigorta dalından” ödeme yapmalıdır.
4- Bütün bunlar denendikten sonra, sigorta şirketleri ödeme yapmakta direnirlerse veya ödemeyi geciktirirlerse, temerrüde düşürülmüş olacaklarından, B.K.42/2 çerçevesinde hesaplanacak tedavi ve tüm iyileştirme giderlerini, faiziyle birlikte ödetmek için dava açılmalıdır.
VI-SİGORTACIYA KAZANIN BİLDİRİLMESİ
1- Bildirimi yapacak olanlar
Sigorta Genel Şartları’nın B.2 maddesine göre:
“Sigorta ettiren, sigortalı veya hak sahipleri rizikonun gerçekleştiğini öğrendikleri tarihten itibaren B.1. maddesinde belirtilen süre içinde durumu sigortacıya bildirmek zorundadırlar.
Bildirimlerde kazanın yerinin, tarihinin ve sebeplerinin bildirilmesi ve ayrıca yapılan tedaviye ilişkin ilgili sağlık kurumundan alınan bir rapor ile ödenmesi gereken tazminatın tespiti ile ilgili olarak sigortacının isteyeceği diğer gerekli belgelerin sigortacıya gönderilmesi zorunludur.”
2- Bildirim süresi
Genel Şartlar B.1 maddesine göre: “Tazminata yol açan olay, sigortalı veya hak sahibi tarafından öğrenildiği tarihten itibaren otuz iş günü içinde, olay yurt dışında meydana gelmişse altmış iş günü içinde, sigorta ettiren tarafından ise en kısa sürede sigortacıya bildirilir.”
Kazanın sigortacıya bildirilmesi, temelde, sigorta ettirenin (taşımacının) yükümlülüğü olup, zarar görenler yönünden Genel Şartlarda yer alan süreler bağlayıcı değildir. Onlar, zamanaşımı sürelerini geçirmemek koşuluyla her zaman için sigortacıya başvurabilirler ve tazminat ödenmesini isteyebilirler.
VII-BAŞVURU İÇİN GEREKLİ BELGELER
A) ÖLÜMLERDE
Koltuk sigortasından yararlanacak olanlar, ölenin desteğinden yoksun kalanlar değil, yalnızca “mirasçılar” olduğundan, ölüm tazminatını alabilmek için sigortacıya başvururken vermeleri gereken belgeler şunlar olacaktır:
1- Kaza tutanakları ve olayla ilgili belgeler
2- Savcılık soruşturması tamamlanmışsa iddianame veya takipsizlik kararı (*)
3- Ceza davası açılmışsa fezleke ve duruşma tutanağı (*)
4- Otopsi (ölü muayene) raporu
5- Ölen yolcunun bileti (*)
6- Mirasçılık belgesi
7- Aile nüfus tablosu
8- Mirasçıların ayrı ayrı veya birlikte başvuru yazıları
9- Vekille başvurularda gerekli yetkileri içeren vekâletnameler.
Ölüm tazminatının ödenmesi için, bizce, yukardaki belgeler yeterlidir. Erken başvurularda, olay ve zarar kaza tutanaklarında açıkça görülebiliyorsa, Savcılık soruşturmasının sonuçlanması ve ceza davasının açılması beklenmemelidir. Eğer C.Savcılığı soruşturması ileri bir aşamaya gelmişse ya da ceza davası açılmışsa, buna ilişkin belgelerin de başvuru yazısına eklenmesi yararlı olur, duraksamaları ortadan kaldırır.
Yolcunun veya sürücünün kasıtlı davranışları söz konusu değilse ve kusura katılımları olmadığı açıkça belli ise, kusur raporuna gerek yoktur. Çünkü, taşımacı ile sürücü ve yardımcıları kusursuz olsalar bile Koltuk Sigortası’nda ölüm tazminatının ödenmesi zorunludur. İki ve çok yönlü kazalarda da, ölüm tazminatını ödeyen sigortacının rücu hakkı bulunmadığından, kusur raporu gereksizdir.
Ölen yolcunun bileti kaybolmuşsa, bulunamıyorsa ya da yolcu taşıta binerken bilet verilmemişse, Koltuk Sigortasından yararlanması engellenemez. Çünkü, yasalarda biletten söz edilmekte ise de, taşıma sözleşmesi bir şekle bağlı değildir. Türk Ticaret Kanunu’nda bu konuda bir hüküm bulunmadığı gibi, 4925 sayılı Kara Taşıma Kanunu’nun 6. maddesinde “ Yolcu taşımaları biletsiz veya taşıma sözleşmesiz yapılamaz” denilerek biletin koşul olmadığı vurgulanmış ve taşıma sözleşmesi için bir şekil önerilmemiştir. Öte yandan Türk Ticaret Kanunu’nun 1.maddesinde “Türk Ticaret Kanunu, Türk Medeni Kanununun ayrılmaz bir cüzüdür” denilerek Borçlar Kanunu’na yollamada bulunulmuş olmakla, B.K. 11.maddesi 1.fıkrasındaki “sözleşmenin geçerliği, yasada tersine kural bulunmadıkça, hiçbir biçime bağlı değildir.” hükmüne dayanarak, taşıma sözleşmesinin bir biçimi ve koşulu bulunmadığını söyleyebiliriz. Taşıma ilişkisi çok çeşitli biçimlerde kurulmaktadır. Örneğin, yolculuk sırasında sürücünün ve yardımcı kişilerin (elden ücret alarak) taşıta aldığı kişi de “yolcu” sıfatını kazanmakta ve oturduğu koltuk, sigorta kapsamına girmektedir.
Ancak, bilet, taşıma sözleşmesinin biçim koşulu değilse de, hak aramada önemli bir kanıttır.[22] Bugün genellikle şehirlerarası ve uluslararası yolcu taşımaları biletle yapılmaktadır. Bilette gidilecek yerin, hareket gün ve saatinin, sefere konulan taşıtın ve taşıt içinde yolcunun oturacağı koltuk numarasının, yolcunun ad ve soyadının yazılı olması gerekir. Bütün bunlar anlaşmazlıkların giderilmesinde büyük kolaylık sağlar.
Yolcunun biletsiz olması veya biletin kaybolması durumunda, kaza sırasında otobüste “yolcu” olarak bulunduğu her biçimde kanıtlanabilir. Bu konuda tanık dinletilebilir. Sürücünün ve yardımcılarının bilgisine başvurulabilir. Savcılık iddianamesinde, fezlekede, duruşma tutanaklarında ölenler arasında adı bulunan kişiler için, artık, fazla araştırmaya gerek yoktur.
B) YARALANMALARDA
Otobüste yolcu iken bedensel zarara uğrayan kişilerin Koltuk Sigortasından yararlanabilmeleri için başlangıçta sigortacıya vermeleri gereken belgeler şunlardır:
1- Kaza tutanakları ve olayla ilgili belgeler
2- Savcılık soruşturması tamamlanmışsa iddianame veya takipsizlik kararı (*)
3- Ceza davası açılmışsa fezleke ve duruşma tutanağı (*)
4- Yolcunun bedensel zarara uğradığını gösteren Adli Tabip Raporu
5- Yolcu bileti (*)
6- Yaralı yolcu bir hastaneye yatırılmışsa buna ilişkin bilgiler
7- Yaralı yolcu taburcu edilmişse tedavi belgeleri
8- Nüfus (kimlik) bilgileri
9- Vekille başvurularda gerekli yetkileri içeren vekâletnameler.
Yukarda belirttiğimiz gibi, erken başvurularda, olay ve zarar kaza tutanaklarından açıkça anlaşılabiliyorsa, Savcılık soruşturmasının sonuçlanması ve ceza davasının açılması beklenmemelidir. Ancak, Savcılık soruşturması ileri bir aşamaya gelmişse ya da ceza davası açılmışsa, buna ilişkin belgelerin de başvuru yazısına eklenmesi yararlı olur, duraksamaları ortadan kaldırır.
Gene yukarda belirttiğimiz gibi, yolcunun veya sürücünün kasıtlı davranışları söz konusu değilse ve kusura katılımları olmadığı açıkça belli ise, kusur raporuna gerek yoktur. Çünkü, taşımacı ile sürücü ve yardımcıları kusursuz olsalar bile, Koltuk Sigortası’ndan sakatlık tazminatının ödenmesi zorunludur. İki ve çok yönlü kazalarda da, ölüm tazminatını ödeyen sigortacının rücu hakkı bulunmadığından, kusur raporu gereksizdir.
Bilet konusunda da, yukardaki açıklamalarımızı şöyle özetleyebiliriz: Yolcunun bileti yoksa veya kaybolmuşsa, bu durum, Koltuk Sigortası’ndan yararlanmaya engel değildir. Bilet, taşıma sözleşmesinin biçim koşulu olmayıp, yalnızca hak aramada kanıtlardan biridir. Kaza geçiren yolcu, olay sırasında taşıtta “yolcu” olarak bulunduğunu her biçimde kanıtlayabilir, tanık dinletebilir, taşımacı ile sürücü ve yardımcılarının bilgisine başvurulmasını isteyebilir. Eğer, kaza tutanaklarında yolcunun adı geçiyorsa ve kaza sırasında taşıtta bulunduğu açıkça belli ise, bileti olup olmadığının araştırılması gereksizdir.
Sigortacıya başvuran yolcunun belgeleri yeterli ise, sigortaca hemen bir yetkili Sağlık Kurulu’na sevki ile sakatlık raporu alınmalı ve tazminatı ödenmelidir. [23]
Eğer yolcu henüz tam iyileşmemişse, bedensel zararında zaman içinde değişmesi ve gelişmesi beklenen bir durum varsa, kuşkusuz, tedavinin tamamlanması ve yolcunun sağlık durumunun bütünüyle açıklığa kavuşması ve bunun sonucu sakatlık oranının belirlenmesine yeterli bilgilerin birikmesi ve olgunlaşması beklenecektir. Bu konuda, Sigorta Genel Şartları’nın A.3.2 maddesinde: “Bu sigorta ile teminat altına alınan bir kaza, sigortalının kaza tarihinden itibaren iki yıl içinde sakatlığına yol açtığı takdirde, tıbbi tedavinin sona ermesi ve sakatlığın kesin olarak tespiti sonucunda, sakatlık tazminatı aşağıda belirtilen oranlar dahilinde kendisine ödenir.“ denilerek, Borçlar Kanunu 46/2. maddesine koşut bir düzenlemeye yer verilmiştir.
VIII-TAZMİNATIN ÖDENMESİ
1- Ödeme süresi Genel Şartlar B.5 maddesine göre: “Sigortacı, B.2. maddesindeki belgelerin eksiksiz olarak, şirketin merkez veya kuruluşlarına iletildiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde, talep edilen tazminatı poliçedeki teminat tutarları dahilinde öder. Tazminatın bu süre içinde haklı neden olmaksızın ödenmemesi halinde, sigortacı temerrüde düşmüş olur ve ödenmemiş tazminat tutarına yasal temerrüt faizi uygulanır. Temerrüt faizi teminat limiti içinde yapılmış ödeme sayılmaz.”
2- Süresinde ödeme yapılmamasının sonuçları
Tüm belgelerin eksiksiz olarak verilmesinden sonra, sigortacı, haklı bir neden olmaksızın sekiz gün içinde ödeme yapmazsa, zarar gören yolcu veya haksahipleri, bir dava açmaya gerek kalmaksızın, doğrudan icra kovuşturması yapabilirler. Sigortacı icra kovuşturmasına itiraz ederse, itirazın iptali davasında inkâr tazminatı istenebilir. [24]
Süre konusunda şöyle bir ayrım yapmak gerekir : Ölümlerde tazminat tutarı belli (poliçe tutarının tamamı) olduğundan, sekiz günün bitiminden sonra hemen icra kovuşturması yapılabilir. Yaralanmalarda ise, sekiz günlük sürenin başlangıcı, sakatlık oranının kesin belli olduğu ve buna göre tazminat tutarının saptandığı tarih olacaktır. Ancak bundan sonra, sigortacı, sekiz günlük sürenin sonunda ödeme yapmazsa temerrüde düşmüş olacaktır.
Süresinde ödeme yapılmamasıyla sigortacı temerrüde düşmüş olacağından, ödenecek tazminat tutarına ve ölümlerde poliçede yazılı tutara temerrüt tarihinden başlayarak temerrüt faizi yürütülecektir.[25]
3- Faizin türü
Genel Şartlar’ın B.5 maddesinde “yasal temerrüt faizi” denilmiş ise de, bundan anlaşılması gereken “ticari” temerrüt faizi (avans faizi) olmalıdır. Çünkü, yolcu taşıma ve sigortalama ticari bir iştir.
Ticari temerrüt faizi konusunda kavram kargaşasına açıklık getirmek amacıyla belirtelim ki, 3095 sayılı Yasa’nın 4489 sayılı Yasa ile değiştirildiği 01.01.2000 tarihine kadar 3095 sayılı Yasa’nın 2/3 maddesi hükmü gereğince “reeskont faizi” adıyla istemde bulunulmakta iken, 4489 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden sonra “avans faizi” denilmeye başlanmıştır. Doğru tanım T.C. Merkez Bankası kısa vadeli avanslar için uygulanan faiz oranı veya kısaca “avans faizi”dir.
4- Teminat türlerinin birleşmesi durumunda ödeme tutarı
Genel Şartlar B.4 maddesinde açıklandığı üzere: “Bir kaza, ölüm ve sakatlık tazminatına aynı zamanda hak kazandırmaz. Ancak, sakatlık tazminatı almış bulunan sigortalı, kaza tarihinden itibaren iki yıl içinde ve bu kaza neticesinde vefat ettiği takdirde hak sahiplerine, varsa sigortalıya ödenmiş bulunan sakatlık tazminatı ile ölüm tazminatı arasındaki fark ödenir.”
Yolcunun veya taşıma görevlilerinin (sürücü, yardımcı) kaza sonucu sakat kaldıkları saptandıktan ve sakatlık oranlarına göre sigorta bedeli ödendikten sonra, iki yıl içinde kazaya bağlı olarak, sonradan ortaya çıkan bir beden rahatsızlığı sonucu ölümlerinde, mirasçılarına ödenecek ölüm tazminatından, daha önce sakatlık nedeniyle ödenen miktar düşülecektir. Çünkü, kişi başına (koltuk başına) poliçe limitinin (sigorta bedelinin) aşılması ve sigortacının daha fazla bir sigorta bedeliyle sorumlu tutulması olanaksızdır.
Çok az rastlanmakla birlikte, şöyle örnekler verebiliriz: Kaza sonucu sigortalının bir bacağı kesilmiş ve buna göre sakatlık oranı belirlenmiştir. Ancak daha sonra, sigortalıda geçirdiği kazaya bağlı olarak dolaşım bozukluğu ortaya çıkmış ve bu yüzden ölmüştür. Bir başka örnekte, omurgası zedelenen ve felç olan yolcuda hareketsizliğe bağlı olarak kalp yetmezliği durumu ortaya çıkmış ve bunun sonucu ölmüştür. İşte bu gibi durumlarda, daha önce sakatlık nedeniyle ödenen tazminat tutarı , ölüm nedeniyle mirasçılara (poliçe tutarı kadar) ödenen tutardan düşülecektir.
IX- KOLTUK SİGORTASI YAPTIRMAYAN TAŞIMACININ SORUMLULUĞU
1- Yönetmelik hükmü
4925 sayılı Yasa’nın 34. maddesi gereği yürürlüğe konulan Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 63’üncü maddesine göre: “Yolcu taşımacıları, duraklamalar dahil olmak üzere kalkış noktasından varış noktasına kadar olan seyahat süresince meydana gelecek bir kaza nedeniyle yolcunun ölümü, yaralanması ya da eşyasının zarara uğramasından dolayı sorumlu” olup, 64.maddeye göre bu sorumluluklarını karşılamak üzere, Yasa’nın 18’inci maddesinde yer alan "Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası"ndan ayrı olarak ve onun yanı sıra “Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası” yaptırmak zorundadırlar.
Yönetmeliğin 66.maddesine göre:"Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası" ve “Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası” yaptırmayan yetki belgesi sahipleri yolcu taşımacılığı yapamaz ve bunların taşıt belgesinde kayıtlı taşıtlarının trafiğe çıkışına izin verilmez. Denetimler sırasında "Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası" ile “Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası” nın yapılmadığı ortaya çıkarsa, taşımanın başlamış olması halinde, taşımanın devamına ilgili denetim elemanlarınca en yakın yerleşim noktasına kadar izin verilir, bu yerleşim noktasında gerekli sigortanın yaptırılması halinde taşımaya devam edilir ve ayrıca ilgili makamlarca durum Bakanlığa bildirilir.
2- Koltuk Sigortası yaptırmayan taşımacının yolculara karşı sorumluluğu
Taşımacı, Yönetmelik hükümleri uyarınca “Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası” yaptırmamışsa, yolcular bir kazaya uğradıklarında, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu sürücü ve yardımcılarının bir kusurları bulunmasa bile, kaza tarihinde Koltuk Sigortaları için belirlenen limitler üzerinden tazminat ödemek zorundadır. Kuşkusuz, Koltuk Sigortası güvence kapsamında olan sürücü ve yardımcıları da, Koltuk Sigortası yaptırmayan taşımacıdan aynı biçimde tazminat isteme hakkına sahiptirler.
Bu konuda bir Yargıtay kararında şöyle denilmiştir:
“Şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan kişiler, taşıdıkları yolcu ile taşıma sözleşmesi yapmakla bir tür ferdi kaza sigortası olan “Otobüs Zorunlu Koltuk Sigortası”nı da yolcular yararına yaptırma yükümlülüğü altına girmiş olmaktadırlar. Bu yükümlülüklerini yerine getirmeyen taşıyıcının, kaza halinde yolcuların bundan kaynaklanan zararlarını da sözleşmeye aykırılık nedeniyle gidermek zorundadırlar.” (11.HD. 04.10.1999, 5295-7412) [26]
Daha açık bir anlatımla, Zorunlu Koltuk Sigortası yaptırmamış olan taşımacı, kaza tarihindeki limitler üzerinden Koltuk Sigortacısı nasıl ve ne miktar ödeme yapıyorsa, o miktar üzerinden kaza tazminatı ödeyecektir. Bunun dışında da ölen yolcunun desteğinden yoksun kalanlara destek tazminatı ve bedensel zarara uğrayanlara da meslek ve kazanç durumlarına göre zarar tazminatı ödeyecektir.
X-KOLTUK SİGORTASINDA KUSURUN TAZMİNATA ETKİSİ
1- Taşımacı ile sürücü ve yardımcıları kusursuz olsalar bile Koltuk Sigortasından ödeme yapılır.
Zorunlu Koltuk Sigortası, doğrudan sigortalılar (yolcular, sürücüler ve yardımcıları) yararına oluşturulan bir “kişisel kaza sigortası” olduğundan, taşımacı ile sürücü ve yardımcıları kusursuz olsalar bile, sigortacı ödeme yapmak zorundadır.Çünkü bu sigorta türünde, zarar sigortalarında olduğu gibi, taşımacının sorumluluğu üstlenilmemekte, doğrudan yolcular için kazaya karşı bir güvence (teminat) sağlanmış bulunmaktadır.
2- Sürücü ve yardımcılarının, “kastı ve kasıt derecesinde ağır kusuru” yoksa, Koltuk Sigortasından yararlanabilirler.
Her ne kadar, “hiç kimse kendi kusurundan yararlanamaz” ise de, daha önce de belirttiğimiz gibi, Koltuk Sigortası, doğrudan sigortalılar (yolcular, sürücüler ve yardımcıları) yararına oluşturulan bir “kişisel kaza sigortası”dır. Bu nedenle, sürücü veya yardımcıları “tam kusurlu” olsalar bile, bedensel zarara uğramışlarsa kendilerine ve ölmüşlerse mirasçılarına Koltuk Sigortasından ödeme yapılacaktır. Çünkü:
Koltuk Sigortası Genel Şartları A.7 maddesi (a) bendine göre: “Tazminatı gerektiren olay, sigorta ettirenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmişse” sigortacı, taşımacıya rücu edebilir. Bunun anlamı, sürücünün veya yardımcı kişilerin “kasti bir hareketi veya ağır kusuru söz konusu olmadıkça” yüzde yüz kusurlu olsalar bile, Koltuk Sigortası’ndan yararlanabilecek olmalarıdır.
Önceki bölümlerde belirttiğimiz gibi, “kasti hareket” saptanması kolay bir davranış olup, “ağır kusur” Yargıtay kararlarındaki tanımlamalara göre “kasıt olmamakla birlikte, kasta yakın bir kusurdur.” [27] Gene Yargıtay kararlarına göre: “Sürücü veya yardımcı kişiler yüzde yüz kusurlu olmakla birlikte, “kasıtlı veya kasta yakın bir kusurları söz konusu değilse” Koltuk Sigortasından yararlandırılmaları gerekir. Bu konuda Yargıtay kararlarından örnekleri bir kez daha özetliyoruz:
“Ağır kusur, bir özel hukuk kavramı olup, kasıt olmamakla birlikte kasta yakın bir kusurun varlığını ifade eder. Sigorta Genel Şartlarında “tam kusur”dan değil, “kasıt” ve “ağır kusur”dan söz edilmektedir. Sürücünün 2918 sayılı KTK’nun 57.maddesi hükmüne aykırı şekilde kavşaklarda geçiş önceliğine uymaksızın tedbirsiz ve dikkatsiz araç kullanması kusur oluştursa bile,“ağır kusur” değildir. Bu nedenle, sürücünün 8/8 kusurlu olması, sigorta şirketine rücu hakkı vermez.” (11.HD. 16.01.2006, E.2005184 – K.2006/121) [28]
“Sigorta Genel Şartlarında “tam kusur”dan değil, “kasıt ve ağır kusur”dan söz edilmektedir. Ağır kusur kavramı, kasıt olmamakla birlikte kasta yakın bir kusurun varlığını ifade eder. Bu nedenle sürücünün kasta dayanmayan tam kusuruyla verdiği zarardan dolayı, sigortacının, ödediği tazminat nedeniyle rücu hakkı yoktur.” (11.HD. 30.10.2001, 5330-8413) [29]
“Bilindiği üzere, “ağır kusur” kavramı, bir özel hukuk kavramı olup, kasıt olmamakla birlikte kasta yakın bir kusurun varlığını ifade eder. Dava konusu olayda, sürücü kusurlu olmakla birlikte, ağır kusurlu olmadığının kabulü gerekir. Aksi halde, sigorta yaptırmanın bir anlamı kalmaz.” (11.HD. 11.05.2000, 2961-4140)[30]
Açıklanan bu nedenlerle, sürücünün veya yardımcı kişilerin, kastı veya kasıt olarak nitelenebilecek ağır bir kusurları kanıtlanamıyorsa, kazanın oluşunda “yüzde yüz kusurlu bulunsalar bile “ Koltuk Sigortasından yararlanabileceklerdir.
3- Yolcuların kasıtlı veya kasta yakın bir davranışı söz konusu olmadıkça, Koltuk Sigortasından yararlandırılmaları gerekir.
Her ne kadar, Sigorta Genel Şartları B.3 maddesi son paragrafında “Kazanın oluşumunda zarara uğrayan yolcunun kusuru var ise, bu kusur oranında ödenecek tazminattan indirim yapılabilir” biçiminde bir açıklama yer almış ise de, bu açıklama, Genel Şartların A.7 maddesi (a) bendi ile çelişmekte ve sigortalılar arasında ayrım yaratmaktadır. Söz konusu maddeye göre, sürücü ve yardımcıları, “kasıtlı bir davranışları veya ağır kusurları söz konusu olmadıkça” Koltuk Sigortasından yararlanabildiklerine göre, yolcuların da “ “kasıtlı veya kasta yakın kusurları” söz konusu olmadıkça, kusura katılımları ne olursa olsun, sigorta bedelinin tam ödenmesi ve kusur nedeniyle indirim yapılmaması gerekir.
XI-ZAMANAŞIMI
1- Zamanaşımı süreleri
Koltuk Sigortası Genel Şartları’nın “zamanaşımı” ile ilgili C-7 maddesi, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 24.maddesindeki gibidir. Buna göre:
Sigorta sözleşmesinden doğan her türlü tazminat davası, hak sahibinin zararı ve tazminat yükümlülerini öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve herhalde zarara neden olay tarihinden itibaren on yıl sonra zaman aşımına girer.
Dava, cezayı gerektiren bir fiilden oluşmuşsa ve Türk Ceza Kanununda bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörülmekte ise tazminat davasında bu zaman aşımı dikkate alınır.”
Yasadaki ve Genel Şartlardaki bu açıklamalara göre, zamanaşımı süreleri, yalnız maddi zarar ve tedavi giderleri yönünden, öğrenme gününden başlayarak (2) yıl ve her halde (10) yıl; ölüm ve bedensel zararlarda 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 66’ncı maddesindeki sürelere göre bir ölü veya bir yaralı söz konusu ise (8) yıl, birden fazla ölü ile bir ölü ve bir veya birden fazla yaralı söz konusu ise (15) yıldır.
2- Zamanaşımını kesen nedenler
4925 sayılı Yasa’nın 24. maddesi 3. fıkrasında ve Genel Şartlar C-7 maddesi 3. fıkrasında, zamanaşımının uygulanması yönünden dayanışmalı sorumlular arasında ayrım yapılmamış;
“Sorumlu kişi hakkındaki zamanaşımını kesen sebepler, sigorta şirketi hakkında da uygulanır. Sigorta şirketi hakkında zamanaşımını kesen sebepler sorumlu kişi hakkında da uygulanır” denilmiştir.
3- Dönme (rücu) davalarında süre
4925 sayılı Yasa’nın 24. maddesi 4. fıkrasında ve Genel Şartlar C-7 maddesi 4. fıkrasında :
“Bu sigortada, tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zaman aşımına uğrar” denilmiştir.
XII-FAİZ
Genel Şartlar B.5 maddesinde “yasal temerrüt faizi” denilmiş ise de, bundan anlaşılması gereken “ticari” temerrüt faizi (avans faizi) olmalıdır. Çünkü, yolcu taşıma ve sigortalama ticari bir iştir.
Ticari temerrüt faizi konusunda kavram kargaşasına açıklık getirmek amacıyla belirtelim ki, 3095 sayılı Yasa’nın 4489 sayılı Yasa ile değiştirildiği 01.01.2000 tarihine kadar 3095 sayılı Yasa’nın 2/3 maddesi hükmü gereğince “reeskont faizi” adıyla istemde bulunulmakta iken, 4489 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden sonra “avans faizi” denilmeye başlanmıştır. Doğru tanım T.C. Merkez Bankası kısa vadeli avanslar için uygulanan faiz oranı veya kısaca “avans faizi”dir.
Sigorta sözleşmesine dayalı sigorta bedelinin ödenmesi davaları, ticari davalardan olduğundan, ticari temerrüt faizi, eski adıyla “reeskont faizi” ve şimdiki adıyla “avans faizi” isteneceğine ilişkin Yargıtay kararlarından örnekler:
“Dava, sigorta sözleşmesine dayalı ticari nitelikli bir dava olmasına göre, davacının istemi de dikkate alınarak, TTK’nun 3’üncü ve 3095 sayılı Yasa’nın 2/3’üncü maddeleri gereğince davacı yararına reeskont oranında ticari temerrüt faizine (yeni düzenlemede 3095 sayılı Yasa’nın 4489 sayılı Yasa ile değişik 2/2 maddesi uyarınca avans faizine) hükmedilmesi gerekirken, bu husus dikkate alınmadan yasal faize hükmedilmesi nedeniyle davacı yararına kararın bozulması gerekmiştir.
(11.HD. 28.03.1997, 1145-2189)[31]
“Taşıma işleri TTK’da düzenlenmiş olup m.3 uyarınca bu kanunda düzenlenen hususların ticari iş sayılmasına ve ayrıca 3093 sayılı Yasa’nın 2.maddesinde, “ticari işlerde temerrüt faizi, T:C. Merkez Bankası’nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faiz oranına göre istenebileceği” belirtilmiş olmasına göre , olayda istem gibi reeskont faizine (01.01.2000 tarihinden itibaren 4489 sayılı Yasa ile değişik 3095 sayılı Kanun’un 2/2.maddesi uyarınca avans oranında faize) hükmetmek gerekirken, yasal faize hükmedilmesi doğru olmamış, bu nedenle hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.”
(11.HD.22.02.2005, E.2004/14523 K.2005/1571) [32]
“Ticari işlerde,3095 sayılı Yasanın 4489 sayılı Yasa ile değiştirildiği 01.01.2000 tarihine kadar 3095 sayılı Yasanın 2/3 maddesi hükmü gereğince reeskont faizi, 01.01.2000 tarihinden sonraki dönemde ise 3095 sayılı Yasanın 4489 sayılı Yasa ile değişik 2/2 maddesi hükmü gözetilmek ve infaz aşamasında dikkate alınmak üzere reeskont faiz oranının üstünde olduğu takdirde avans faiz oranının uygulanması gerekmektedir.”
(11.HD.05.07.2004, 2003/13499-2004/7456)[33]
“TTK’nun 3 maddesinde bu kanunda düzenlenen işler ticari iş olarak nitelendirildiğinden, 3095 sayılı Yasanın 2/3 maddesi uyarınca ticari işlerde reeskont oranında (01.01.2000’den sonra avans faizi oranında) gecikme faizi istenebilecektir.
(11.HD.22.05.2001, 2977-4588)[34]
“Tazminat istemi, TTK’nda düzenlenen ve mutlak ticari işlerden sayılan taşıma sözleşmesine dayandığından, TTK’nun 21/2 ve 3095 sayılı Yasanın 2/3 maddeleri uyarınca olay tarihinden itibaren reeskont oranlarında temerrüt faizine hükmedilmek gerekir.”
(11.HD.04.03.1997, 1996/8567-1997/1337 )[35]
XIII-YETKİLİ MAHKEME
Koltuk Sigortası Genel Şartları C.8 maddesine göre, sigorta sözleşmesinden doğan anlaşmazlıklar nedeniyle sigortacı aleyhine açılacak davalarda yetkili mahkeme, sigorta şirketinin merkezinin veya sigorta sözleşmesine aracılık yapan acentenin ikametgahının bulunduğu yerdeki, sigortalı aleyhine açılacak davalarda ise davalının ikametgahının bulunduğu yerdeki ticaret davalarına bakmakla görevli mahkemedir.
(Yayınlandığı yer: Yargı Dünyası 2007/Ekim, sayı:142. sayfa: 11-59)
[1] Bu bölümlerde yararlanılan eserler: Doç.Dr.Enver Alper Güven-Av.Afitap Öndaş Güvel, Sigortacılık, 2002,Seçkin Yayını - Yrd.Doç.Dr.Mustafa Çeker, Sigorta Hukuku,2004, Karahan Kitabevi
[2] Prof.Dr.Haydar Arseven, Sigorta Hukuku, 1991, Beta, sf.32-33
[3] 11.HD.23.1.1995, 6437-361 (G. Eriş, Kara Taşıma Hukuku, sf.668, no:130)
[4] 11.HD.26.01.2001 gün 301-480 sayılı kararı.(Işıl Ulaş, Can Sigortası Hukuku, 2002,sf.241)
[5] 11. HD.13.11.1980, 4423-5256 sayılı kararına göre “Yasalarımızda, taşıma sözleşmesinin geçerliği açısından her hangi bir biçime bağlılık koşulu öngörülmüş değildir. Yolcu bileti, taşıma sözleşmesinin varlığı konusunda önemli bir kanıttır. G.Eriş, age., sf. 32, no: (30) – Ayrıca 11.HD.19.02.1981 gün 313-672 sayılı, 08.12.1994 gün 5411-9435 sayılı, 06.07.1995 gün 3568-5751 sayılı, 29.02.1996 gün 8276-1215 sayılı kararları.
[6] Işıl Ulaş, age., sf.245
[7] Üç aylık çocuğun otobüste yolcu iken ölümü üzerine haksahiplerinin Zorunlu Koltuk Sigortasından sigorta bedelini alma hakları bulunduğuna ilişkin bir başka karar örneği: 11.HD.28.01.2002, E.2001/8392 K.2002/580
[8] Yarg. 11.HD. 15.10.1980 gün 4809-4890 sayılı kararı. (T. Başbuğoğlu, Türk Ticaret Kanunu, sf.1076, no:1262)
[9] Yarg.11.HD. 25.06.2001 gün 3468-5708 sayılı kararında “Hatır taşıması da olsa, taraflar arasında yolcu taşıma ilişkisi bulunduğu kabul olunmuş ve taşıma sırasında meydana gelen kaza sebebiyle açılan davaya taşımaya ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği” açıklanmıştır. (İBD.2003/1-212) - 4.HD.25.02.1986 gün 765-1694 sayılı kararında da , taşıyan ile hatır için taşınan arasında sözleşme ilişkisinin varlığı kabûl olunmuştur.
[10] Işıl Ulaş, age., sf.245
[11] Ulaş, age., sf.247
[12] 11.HD.16.01.2006, E.2005/184 – K.2006/121 (Kazancı Yazılım) – 11.HD.30.10.2001, 5330-8413 (YKD.2002/2-234) – 11.HD.11.05.2000, 2961-4140 (Yasa H.D.2002/1-92, no:35)
[13] Yarg.11.HD.29.11.1996, 8215-8376 (Ulaş, age., sf.248)
[14] I.Ulaş, age, sf. 257’den alınmıştır.
[15] I.Ulaş, age, sf.256)
[16] Ulaş,age, sf.261 (Karar yukarıya alınırken özü bozulmadan bazı değişikler yapılmış; sigorta şirketinin adı çıkarılmış, güncelliğini kaybeden rakamlar yazılmamış, uygulayıcının kavrayabilmesi için dil yalınlaştırılmıştır.)
[17] Sakatlık derecesinin nasıl belirleneceğini açıklayan kararlardan birinde : “Uzman bir doktor ve sigortacı bilirkişinin de bulunduğu Bilirkişi Kurulu’ndan alınacak rapor ile davacının riziko nedeniyle uğradığı kısıtlılığın, sigorta poliçesindeki Genel Şartlarındaki karşılığı varsa tespit ettirilmek ve buna göre hak edebileceği sigorta bedeli belirlenerek, sonucuna göre karar verilmek gerekir” denilmiş olup (11.HD.20.12.2004, 3306-12513), Adli Tıp Kurumu veya SSK. Yüksek Sağlık Kurulu’nun bile arada bir yanılabildiği gerçeği karşısında, sigorta şirketinin görevlendirdiği tek bir uzman doktorun, zarar gören yolcunun sakatlık oranını saptamada ne kadar yeterli olacağı da bugüne kadar irdelenmemiş ve tartışılmamıştır. Kaldı ki, “uzlaşma” adı altında tüccar usulü “pazarlık” yapılması ve buna göre ödenecek miktarın kararlaştırılması da, hem yasalara aykırı ve hem de son derece ilkel bir uygulamadır.
[18] Sakatlık oranlarını belirlemede, nasıl bir yol izlediklerini sorduğumuz belli başlı sigorta şirketlerinin ilgili birim görevlileri, bedensel zarara uğrayan yolcuyu Sağlık Kurullarından birine gönderip “sakatlık raporu” aldıklarını ve ödemeleri buna göre yaptıklarını söylemişlerdir. Doğrusu da budur. Buradan çıkardığımız sonuç, Koltuk Sigortası Genel Şartlarındaki sakatlık tablosunun bir işe yaramadığıdır. Görüşünü aldığımız Adli Tıp uzmanları da, bu tablodaki sakatlık oranları ile bedensel zarara uğrayan kişinin fiili durumunu bağdaştırmanın zorluğundan ve olanaksızlığından söz etmişlerdir.
[19] Bu konuda bakınız: İstanbul Barosu Dergisi 2002/Eylül, sayı:3’te yayınlanan “Tazminat ve Alacak Davalarında Dava Değerinin Artırılması” başlıklı yazımızın “Eda davası-Tespit davası” bölümü 676-680 sayfalarında savunulan görüşler ve öneriler.
[20] Tedavi giderleri konusunda daha geniş bilgi için “Geçici İşgöremezlik Zararları ve Tedavi Giderleri” adlı kitabımızdan yararlanılabilir. (Legal Yayınevi, 2004)
[21] Bu bölüm, 07.08.2004 gün 25546 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yönetmelik değişikliği ile metne eklenmiştir.
[22] 11. HD.13.11.1980, 4423-5256 sayılı kararına göre “Yasalarımızda, taşıma sözleşmesinin geçerliği açısından her hangi bir biçime bağlılık koşulu öngörülmüş değildir. Yolcu bileti, taşıma sözleşmesinin varlığı konusunda önemli bir kanıttır. G.Eriş, age., sf. 32, no: (30) – Ayrıca 11.HD.19.02.1981 gün 313-672 sayılı, 08.12.1994 gün 5411-9435 sayılı, 06.07.1995 gün 3568-5751 sayılı, 29.02.1996 gün 8276-1215 sayılı kararları.
[23] Bazı sigorta şirketlerinin, Genel Şartlardaki içinden çıkılmaz ve hekimlerin bile kavramakta zorlandıkları “sakatlık tablosu”nu bir yana bırakıp, haksahibi yolcuyu bir Sağlık Kurulu’na göndererek sakatlık oranını tespit ettirmeleri veya yolcunun doğrudan Sağlık Kuruluna başvurarak sakatlık raporu almasını istemeleri bizce son derece doğru ve yerinde bir uygulamadır.
[24] İcra kovuşturması ve inkâr tazminatı konusunda, yukarda V-A/5’de Yargıtay kararlarından örnekler verilmiştir.
[25] Ancak,sigortacıya başvuru sırasında eksik belge verilmişse ve belgeler ödeme yapmayı gerektirecek yeterlikte değilse, sigortacı temerrüde düşürülmüş sayılamayacağından, faizin işlemeye başlaması için eksik belgeler tamamlanmalıdır. Eğer, sigortacı haklı nedenlerle ödeme yapmamış olup da, bir dava açılmışsa, faiz başlangıca dava tarihi olacaktır. (11.HD.06.05.2002, 768-4360)
[26] Yargıtay 11.HD.05.07.2004 gün E.2003/13517 K.2004/7473 sayılı kararıyla da, Zorunlu Koltuk Sigortası yaptırmayan taşımacı, ölen yolcunun mirasçılarının açtıkları davada “ölüm tazminatı” ödemekle yükümlü tutulmuş ve davalı taşımacı olduğundan olay gününden başlamak üzere faize hükmedilmiştir. (Kazancı Yazılım)
[27] 11.HD.16.01.2006, E.2005/184 – K.2006/121 (Kazancı Yazılım) – 11.HD.30.10.2001, 5330-8413 (YKD.2002/2-234) – 11.HD.11.05.2000, 2961-4140 (Yasa H.D.2002/1-92, no:35)
[28] Kazancı Yazılım
[29] YKD.2002/2-234
[30] Yasa H.D.2002/1-92, no:35
[31] I.Ulaş, age.,sf.260
[32] Kazancı Yazılım
[33] Netvork Yazılım
[34] İBD.2001, sf.1195
[35] Yasa HD. 1999/1-94,no: 042) –366-2371
