Araştırma Yazıları
TAZMİNAT DAVALARINDA TEDAVİ GİDERLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
TAZMİNAT DAVALARINDA TEDAVİ GİDERLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
ÇELİK AHMET ÇELİK
I- TANIM VE KAPSAM
Haksız eylem veya kaza sonucu yaralanan kişi, tümüyle iyileşip eski sağlığına kavuşuncaya kadar yaptığı ve ilerde yapacağı tüm masraflarını isteyebilir. Bunun tıbbi tedavi ile sınırlı bölümüne “tedavi giderleri” ve eski sağlığına kavuşup yeniden çalışmaya ve günlük işlerini sürdürebilecek duruma gelinceye kadar yaptığı ve yapacağı tüm masraflara “iyileşme giderleri” denilmektedir.
Borçlar Kanunu 46. maddesi 1.fıkrasında, zarar görene, kapsamını belirtmeksizin “bütün masraflarını” isteme hakkı tanınmıştır. Masraflar kavramının kapsamına, zarar görenin, beden bütünlüğünü eski haline getirmeye, yani iyileşmeyi sağlamaya veya hastalık ya da sakatlığın artmasını önlemeye yönelik harcamak durumunda olduğu ve ilerde harcaması olası bütün masraflar girer.
Yaralanan kişi, olay gününden başlayarak tümüyle iyileşip yeniden çalışmaya ve günlük işlerini sürdürebilecek duruma gelinceye kadar yaptığı tüm tedavi ve iyileşme giderlerini zarar sorumlularından isteyebilecektir. Bunun için masrafların dava ve hatta hüküm gününe kadar yapılmış olması koşul değildir; gelecekte yapılması olası tedavi ve iyileşme harcamalarını da isteyebilir. Örneğin, tıbbi tedavi sonrasında, belli bir süre veya yaşam boyu bazı ilâçları kullanmayı ve bazı sağlık önlemleri almayı sürdürecekse ya da ilerde bir veya birkaç kez daha ameliyat olması gerekiyorsa, gelecekte yapacağı tüm masrafları da hesaplatıp hüküm altına aldırabilecektir. Çünkü tedavi ve iyileşme giderlerinin istenebilmesi için harcama yapılmış olması koşul olmayıp, gelecekte yapılacak masraflar da zarar kapsamındadır.
Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, masraflar kavramının kapsamına, zarar görenin beden bütünlüğünü eski haline getirmeye, yani iyileşmeyi sağlamaya veya hastalık ya da sakatlığın artmasını önlemeye yönelik harcamak durumunda olduğu ve ilerde harcaması olası bütün masraflar girer.[1]
Gene Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, tedavi ve iyileşme için yapılan masrafların dışında, kişinin iyileşmesi için ilerde yapılması zorunlu tedaviler ve henüz yapılmayan ameliyat masrafları, yaşam boyu kullanılacak ilâçlar, protez ve benzeri aygıtlar için yapılacak masraflar “gerçekleşmiş zarar” olarak nitelenmekte, uzman bilirkişi aracılığıyla bütün bunların hesaplatılıp hüküm altına alınması öngörülmekte; harcama yapılmadan da tedavi gideri istenebileceği kabul edilmektedir. [2]
Bütün bunların dışında, geçirilen kaza ve yaralanma, kişinin bir başka hastalığını tetiklemişse, örneğin kalp krizi geçirmesine, şeker düzeyinin artmasına, tansiyon yükselmesine, hemofili (kan durmazlığı) hastasının kan kaybının durdurulmasında güçlük çekilmesine neden olmuşsa, hastalığın normal seyri ve normal tedavisi dışında, kaza ile ilişkilendirilmek koşuluyla, fazladan yapılan tedavi masraflarının da istenebileceği, gerek öğretide ve gerekse Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir. Bu konuda bir Yargıtay kararında “Yaralanma hafif olmasına karşın, başka bir hastalığın artmasına neden olmuşsa, haksız eylem sorumluları, belli bir oranda tazminat ödemekle yükümlü olurlar” denilmiştir.[3]
II- TEDAVİ VE İYİLEŞME GİDERLERİ
BK.46/1.maddesindeki “bütün masraflar” deyiminin bilim çevrelerince yapılan geniş yorumuna ve Yargıtay kararlarında yer alan somut örneklere dayanarak, Tedavi ve tüm iyileştirme giderlerini, doğrudan doğruya ve dolayısıyla yapılan harcamalar olarak ikiye ayırabiliriz. [4]
1- Doğrudan tedavi ile ilgili giderler
a) Hastane, klinik, dispanser, rehabilitasyon merkezi gibi sağlık kurumlarına ödenen paralar;
b) Doktor, hemşire, hastabakıcı, iğneci, pansumancı, fizyoterapist, psikoterapist gibi tedavi edenlere ve yardımcılarına ödenen ücretler ;
c) Tahlil, iğne, serum, kan, ilaç paraları, röntgen, ultrason, tomografi ve benzeri görüntüleme ile diyaliz, elektro gibi aygıtlara ödenen paralar;
d) Her türlü ameliyat, yoğun bakım, ambulans ve ilk yardım giderleri;
e) Ortopedik aygıtlar, protez, takma organ bedelleri ile bunların yenilenmesi için yapılan harcamalar; tekerlekli sandalye, havalı yatak, koltuk değneği, baston gibi nesnelere ödenen paralar.
2- Tedavi sırasında veya sonrasında yapılması (zorunlu) dolaylı harcamalar
a) Refakatçi, özel bakıcı [5] ve özel beslenme giderleri;
b) Tedavi için yol giderleri (Hastanın ve yakınlarının hastanelere, sağlık kurumlarına, doktor muayenehanelerine, fizik tedavi merkezlerine gidip gelme yol giderleri) ;
c) Hastanın başka bir şehirde veya yurt dışında tedavisi gerekiyorsa, kendisinin ve yakınlarının (otomobil, otobüs, tren, uçak gibi) taşıt giderleri;
d) Tedavi için gidilen yerde hastanın ve yakınlarının otel, lokanta, ulaşım gibi barınma ve beslenme giderleri;
e) Haksız eyleme uğranıldığı veya kaza geçirildiği sırada, hastanın yakınları uzak bir yerleşim yerinde iseler, onların hastanın tedavi gördüğü kente geliş gidiş ulaşım giderleri ile geldikleri yerde otel, lokanta gibi barınma ve beslenme giderleri;
f) Hastaneden çıktıktan sonra evde bakımı sürdürülen yaralı için eve gelip giden iğneci, pansumancı, fizyoterapist gibi kişilere ödenen ücretler;
g) Hekimlerce gerekli görülmesi durumunda kaplıca, ılıca, dağ veya deniz kıyısı gibi hava değişim yerlerine ödenen paralar;
h) Tedavisi sonuçlanmasına karşın, bir süre toplu taşıma araçlarına binemeyen veya kendi otomobilini kullanamayan hastanın işe gidiş geliş taksi ücretlerinden, toplu taşıma ücretlerinin veya kendi aracının benzin paralarının indiriminden sonra aradaki farktan oluşan harcamalar.
3- İyileşme sürecinde yapılması zorunlu dolaylı harcamalar
Hastaneden taburcu olduktan sonra bir süre evde bakılması gerekiyorsa buna ilişkin bakıcı veya yardımcı giderleri, bir süre özel beslenme gerekiyorsa buna ilişkin masraflar, tedavisi sonuçlanmasına karşın, bir süre toplu taşıma araçlarına binemeyecekse veya kendi otomobilini kullanamayacaksa, işe gidiş geliş taksi ücretlerinden, toplu taşıma ücretlerinin veya kendi aracının benzin paralarının indiriminden sonra aradaki farktan oluşan harcamalar.
4- İlerde yapılacak tedavi masrafları
İlerde yapılması zorunlu tedaviler ve henüz yapılmayan ameliyat masrafları, yaşam boyu kullanılacak ilâçlar, protez ve benzeri aygıtlar için yapılacak masraflar “gerçekleşmiş zarar” olarak nitelenmekte, uzman bilirkişi aracılığıyla bütün bunların hesaplatılıp hüküm altına alınması öngörülmekte; harcama yapılmadan da tedavi gideri istenebileceği kabul edilmektedir.
III-TEDAVİ BELGELERİ NELER OLABİLİR
1- Tedaviyi yapan hastanelerden istenecek belgeler
Tedaviyi yapan hastanenin kayıtları, hem geçici veya sürekli işgöremezlik durumunun saptanmasında ve hem de tedavi giderlerinin değerlendirilmesinde işe yarayacaktır.
Hastane belgeleri şunlar olabilir:Giriş çıkış kayıtları, hasta izleme ve gözlemleme belgeleri, laboratuar kayıtları ve tahlil sonuçları, röntgen, ultrason, tomografi vb. görüntüleme film ve kayıtları; ameliyat yapıldığına ve sonuçlarına ilişkin kayıtlar ve raporlar, ilgili hekimlerin tanı ve tedavi raporları; hastaya verilen ilaçların türü ve kullanma sürelerine ilişkin belgeler ve bilgiler, patolojik uygulamalar, yoğun bakım hizmetleri, fizik tedavi kayıtları, oda ve refakatçi ücretleri, hastaya uygulanan tedaviler ve yapılan harcamalarla ilgili hesap döküm cetvelleri .
2- Yapılan masraflar karşılığı alınabilen belgeler
Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, tedavi giderlerinin mutlaka belgeye bağlanması koşul olmayıp, geniş bir kanıtlama olanağı tanınmıştır. Fatura ve makbuz gibi harcama belgeleri sunulamadığı durumlarda BK. m.42/2 çerçevesinde tedavi için yapılması olası giderler uzman bilirkişiye hesaplatılacaktır.
Tedaviyi yapan hastane ve hekimler, fatura ve makbuz vermiş olsalar bile, gene de harcamaların bir bölümünü belgeleme olanağı bulunamamaktadır. Bununla birlikte, eğer elde edilmiş ise, şu türden belgeler tedavi giderleri için kanıt olabilir:
a) Hastanelerin faturaları, Döner sermaye ve vakıf makbuzları, Devlet ve Kurum Hastanelerine giriş çıkışlarda verilen “alındı” belgeleri;
b) Devlet veya Kurum hastanelerinde ücretsiz tedavi yapılıyor olmasına karşın, hastanenin ecza deposunda bulunmadığı için hasta yakınlarına dışardan aldırılan ilaç, serum vb. ücretleri ile dışarda yaptırılan tahlillerin ve sıra gelmediği için ivedi dışarda çektirilen röntgen v.s. bedelleri;
c) Kesin ödeme belgesi niteliğinde olmamasına karşın, hastanelerin muhasebe ve bilgisayar kayıtlarından çıkarılan hesap döküm cetvelleri,
d) Hekimlerin serbest meslek makbuzları,
e) Reçete içeriğine uygun ilaç bedelleri, ödeme fişleri veya ilaç kutusu kesikleri,
f) Ambulans makbuzu.
Bunların dışında hastanın ve yakınlarının hastaneye gidiş gelişleri için, bindikleri taksinin şoföründen imza almalarının veya evde bakıcı ya da hizmetçi kullanıldığı savı ile bir takım (uydurma ve zorlama) kağıtlar düzenlemelerinin hiç gereği ve yararı yoktur. Bu tür harcamaların yapıldığının ileri sürülmesi yeterlidir. Bunları, istek halinde (olağan bulduğu ölçüde) bilirkişi değerlendirecektir.
IV-TEDAVİ BELGELERİ DIŞINDA KANITLAR
1- Savcılık veya Ceza mahkemesi dosyalarından yararlanılması
Kimi durumlarda hastane belgeleri tedavi giderlerini belirlemede yeterli olmayabilir. Eğer yaralanan kişi ayakta tedavi görmüş ise, kayıtlara işlenmemiş olabilir.[6] Bu gibi durumlarda, olayla ilgili tutanaklar ve özellikle Savcılığa veya Ceza mahkemesine verilen geçici veya kesin Adli Tabip Raporları son derece yararlı birer kanıt olabilmektedir. Adli Tabip Raporlarında tanımlanan yaralanma şekli ve zarar gören organın durumu, tedavi giderlerini hesaplamada birer ipucu olacaktır.
Yargıtay’ın bir kararında, tedavi ve yol giderleri için kanıt sunamayan davacının “delil olarak ceza dosyasına dayanması” yeterli bulunmuş; zararın, ceza dosyasındaki belgelerle ve her türlü delille ispatlanabileceği belirtildikten sonra, ceza dosyasındaki “iş ve güçten kalma” raporlarına bakılarak, tedavi giderlerinin bu konuda uzman bilirkişi tarafından
hesaplatılması ve gerektiğinde BK. m.42/2. uyarınca zararın ve kapsamının yargıç tarafından takdir edilmesi öngörülmüştür.[7]
2- Tutanaklarda adı yazılı kişilerin çağrılıp dinlenmeleri
Davacının bedensel zarara uğradığı kesin olup da, tedavisi için gerekli masrafların hesaplanmasında belgeler hiçbir türlü yeterli olamıyorsa, o zaman yargıç, dava dosyasına usulüne uygun biçimde girmiş olan belgelerde ve tutanaklarda adı yazılı bulunan kişileri, (taraflarca tanık olarak gösterilmemiş olsalar bile) mahkemeye çağırıp kendiliğinden tanık olarak dinleyebilir. (HMUK. m.75/3) [8]
3- Taraf tanıklarının dinlenmeleri
Tedavi giderleri konusunda tanık da dinletilebilir. Bunu ikiye ayırmak gerekir:
a) Davacı yönünden:
Davacı, yaptığı tedavi harcamaları konusunda dinleteceği tanıklara, ne tür bir tedavi gördüğünden daha çok, dolaylı giderlerini (yol, beslenme, evde bakılma gibi) söyletebilir. Yargıtay, bu tür masraflar için tanık dinlenmesine gerek bulunmadığı, BK. m.42. uyarınca, işlerin olağan gidişine ve zarar görenin almış bulunduğu önlemlere bakılarak, bilirkişi tarafından bir hesap sonucu çıkarabileceği görüşündedir: Örneğin, trafik kazasında yaralanan davacının, kaburga kemiklerindeki kırıklar yüzünden toplu taşıma araçlarına binemeyip, bir süre işine taksi ile gidip gelmesi ile ilgili masrafları için taksi şoförlerinin tanıklığına başvurmasını gereksiz bulmuş; evi ile işyeri arasındaki uzaklığa göre ve ne kadar süre taksi ile gidip geleceğinin ve ne miktar yol gideri ödeyeceğinin bilirkişi aracılığı ile hesaplatılmasını öngörmüştür. [9]
b) Davalı yönünden:
Davalı, tedavi giderleri ile ilgili olarak ancak bir tek konuda tanık dinletebilir: Eğer tedavi giderlerinin tamamını veya bir bölümünü ödemiş olup da, bu ödemelerini belgeleyemiyorsa, davacı da yapılan yardımları inkar ediyorsa, davalı tanık dinletme yolunu seçebilir. Bunun dışında, tedavi giderlerinin aşırı ve abartılı olduğu ya da davacının başka bir hastalığına bağlı giderler de bulunduğu türünden savunmaları için tanık dinletmeye kalkışamaz. Bunlar, mahkemece görevlendirilecek olan uzman “hekim bilirkişi”nin yapacağı incelemelerle belirlenecek hususlardır.
4- Tedaviyi yapan hekimden görüş alınması
Mahkemeler genellikle tedaviyi yapan hekimlerin görüşlerinden yararlanmamaktadırlar. Oysa, yeterli kanıt toplanamaması durumunda, hastanın tedavi evrelerini en iyi bilebilecek olan kişiler tedaviyi yapan hekimlerdir. Onların mahkemeye çağrılıp tanık gibi dinlenmeleri gerekli değildir; bir yazıyla, davacıya ne tür tıbbi uygulamalar yapıldığı sorulup görüşleri alınabilir.
Özellikle, davacının tedavisi, dava sonuçlandıktan sonra da sürecekse, ilerde yeni bir ameliyat geçirmesi zorunlu ise, bedensel zararında gelişen ve değişen bir durum olacaksa, ya da yaşam boyu uyması gereken sağlık kuralları ve sürekli kullanması gereken ilaçlar söz konusu ise, bu gibi durumlarda soyut ve ezbere bilirkişi incelemesi yerine, öncelikle tedaviyi yapan ve yapmayı sürdürecek olan hekimin görüşü alınmalıdır.
V-TEDAVİ GİDERLERİNİ KANITLAMA ZORLUKLARI
Haksız saldırı veya kaza sonucu yaralanan bir kimsenin, olay sırasında ve onu izleyen günlerde can kaygısından başka bir düşüncesi olamayacağından, ondan ve yakınlarından yaptıkları masraflar için fatura toplamaları beklenmemelidir. Yaralanan kişinin, olay yerinden alınıp ambulansla veya taksiyle hastaneye getirilmesinden başlayarak taşıt ücretleri, ilk yardım, ilaç, serum, kan, iğne, tahlil, röntgen bedelleri için belge toplaması, olayın etkisi, çektiği acı ve can korkusu içerisinde pek akla gelmemektedir.
Yaralanan kişinin yakınları da korku, üzüntü, şaşkınlık ve ne yaptıklarını bilmeyen bir ruhsal kargaşa içerisinde hastaneye ve hekime koşturmaktalar iken, ya da ameliyat öncesi ve sonrası kaygılı bekleyişin üzüntülerini ve sıkıntılarını yaşadıkları sırada, yaptıkları harcamaların çoğunu belgeye bağlamak zaman, fırsat ve olanağını bulamamaktadırlar; bulsalar bile, bilinen nedenlerle, fatura veya makbuz elde etmeleri çoğu kez zor olmaktadır.
Ülkemiz koşullarında fatura, makbuz ve benzeri belgeleri elde edebilmenin zorlukları herkesçe bilinen bir gerçektir. Pek çok alanda olduğu gibi, sağlık kesiminde de kayıt dışı kazançlardan söz etmek olasıdır. Bunun başlıca nedeni, vergilendirmedeki adaletsiz ve tutarsız uygulamalar ve vergi politikalarındaki yanlışlıklardır. Bu yüzden, kişiler belge vermekten, makbuz ve fatura düzenlemekten kaçınmaktadırlar. Kamu düzeni ile ilgili bu yanlış uygulamalardan, haksız eylemden zarar görenlerin etkilenmemesi gerektiği görüşü, Yargıtay kararlarına yansımış; harcama belgesi (makbuz, fatura) aranmaksızın, tedavi (iyileştirme) giderleri için kanıtlama kolaylıkları getirilmiştir.
Bütün bu durumları ve yaşam gerçeklerini iyi gözlemleyen Yargıtay’ımız, uzun yıllara yayılan ve tutarlı bir biçimde sürdürülen kararlarında, haksız eylemden zarar görenleri koruyup kollayıcı ilkeler geliştirmiş; tedavi ve iyileştirme giderlerinin zarar sorumlularından kolayca alınabilmesinin yollarını göstermiş; harcamaların belgeye bağlanamaması ve kanıtlamada zorluklarla karşılaşılması durumunda, yargıcın, BK. m.42/2 gereği zararı ve kapsamını doğrudan araştırmakla ve hüküm altına almakla yükümlü olacağı kuralına açıklık getirmiş; bilirkişi incelemesinin nasıl yapılacağı ve hangi uzmanlardan yararlanılacağı konularında dahi açıklamalara yer vermiştir.
Tedavi giderlerinin araştırılması, kanıtlanması ve değerlendirilmesine ilişkin Yargıtay’ca benimsenen ilkeleri şu başlıklar altında toplayabiliriz:
- Tedavi giderlerinin belgeye bağlanması koşul değildir.
- Tedavi giderleri her biçimde, her yola başvurularak kanıtlanabilir.
- Tedavi giderleri tarifelerle sınırlı değildir.
- Özel hastanelere ödenen tedavi giderleri, resmi tarifelerle sınırlandırılamaz.
- Tedavi giderlerinin resmi bir kurum tarafından ödenmesi, ek zararın istenmesine engel değildir.
- İlerde yapılacak tedavi giderlerinin hesaplatılıp hüküm altına alınması istenebilir.
7. Yeterli belge ve bilgi bulunmasa bile, dava ve hüküm gününe kadar yapılması olası harcamalar ile hüküm gününden sonra (ilerde) yapılacağı kesin olan veya yapılması beklenen tedavi harcamalarının uzman bilirkişiye hesaplatılması gerekir.
8. Kanıtların yetersiz kalması durumunda, yargıç, BK. m.42 gereği zararı ve kapsamını doğrudan araştırmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür.
Aşağıdaki bölümde bu ilkeler ayrı ayrı ele alınacak ve Yargıtay kararlarından örnekler verilecektir.
VI-YARGITAY KARARLARIYLA GETİRİLEN
KANITLAMA KOLAYLIKLARI
Yargıtay’ın tedavi giderlerinin kanıtlanmasına ilişkin ilke kararlarına göre:
1- Tedavi giderlerinin belgeye bağlanması koşul değildir.
Kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının kanıtlanması yeterli olup, ayrıca tedavi giderleri için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi koşul değildir. BK. 42/2 maddesine göre, zararın gerçek tutarının kanıtlanamaması durumunda, yargıç, bedensel zararın özelliğine, uygulanan tedavinin şekline ve iyileşme süresine göre zararı ve kapsamını doğrudan araştırmakla ve uzman bilirkişi aracılığı ile tutarını hesaplatmakla yükümlüdür.Davacı, tedavi giderleri için belge ibraz etmese bile, uğradığı cismani zararın nitelik ve içeriğine göre (...) tedavi giderleri araştırılıp saptanmalıdır.
(19.HD.18.10.1993, 11827 - 6752)[10]
Tedavi giderleri için belge ibraz edilemeyen hallerde, yaraların tedavisi bakımından ne miktar bir gider yapılması gerektiği konusunda bilirkişi raporu alınmalı ve gerektiğinde BK.’nun 42’nci maddesi gözetilmelidir.
(4.HD.30.5.1996, 4332 - 4798)[11]
Davacının iyileştirme giderleri için belge vermemiş olması, tutar ve kapsamının araştırılmasına engel değildir. Öyle ki, iyileştirme giderlerinin yapılmasında zorunluk olduğu olayların normal akışına ve görgülerine uygun düşünüyorsa, yaralanmanın niteliği, iyileşme süresi, davacının sosyal ve ekonomik durumu gözönünde bulundurulup, böyle bir yaralanmaya bağlı olarak davacının iyileşmesini sağlayacak “tıbbi tedavi”nin gerektirdiği giderlerin tutar ve kapsamının bu işlerden anlayan uzman bilirkişi eliyle saptanması gerekir.
(15.HD.21.4.1975, 2093 - 2228)[12]
Bedensel zarar durumunda tedavi giderlerinin mutlaka belgelendirilmesi zorunlu değildir. Bu giderlerle ilgili iddia kanıtlanamasa bile, yaralanmanın derecesi ve doktor raporları ile hastane kayıtları incelenerek, yaralanma nedeniyle yapılması zorunlu tedavi giderlerinin ne kadar olabileceği konusunda hekim bilirkişiden görüş alınmalıdır. Buna karşın zararın miktarı tam olarak belirlenemezse, BK. 42/2. maddesi gereğince, yargıç tarafından somut olayın özelliği ve kapsamı da gözetilerek tedavi gideri yönünden uygun bir tazminata hükmedilecektir. Yerel mahkemece bu yönler gözetilmeden tedavi giderine ilişkin dava bölümünün reddedilmesi bozma nedenidir.
(4.HD.11.02.2002, 2001/10735-2002/1543)[13]
Tedavi için davacıların yaptığı giderlerin davalı tarafından karşılanması gerekir. Ancak yerel mahkeme bu hususta yeterli belge ve kanıt sunulmadığından davacıların bu yoldaki istemlerini reddetmiştir. Oysa BK. 42/2. maddesi hükmünce yargıç, halin olağan cereyanına ve zarar gören tarafın aldığı önlemlere göre uygun bir tazminat takdir etmek zorundadır. Tedavi giderlerinin kanıtlanamadığı nedeniyle davanın reddi usul ve yasaya aykırıdır.
(4.HD.21.09.1999, 5378-7375)[14]
Davacı, olay nedeniyle yaptığı tedavi harcamalarının ödetilmesini istemiş, mahkemece, bu konudaki istemin belge ile ispatlanamadığı gerekçesiyle istek reddedilmiştir. Dosya içerisindeki delillerden davacının tedavi olmasını gerektirecek şekilde yaralandığı tartışmasızdır. Tedavi konusunda belge sunulmamış olmasına rağmen, bilirkişi görüşüne başvurularak tedavi giderleri belirlenebileceği gibi BK.’nun 42. maddesi gözetilerek uygun bir miktar tazminata hükmedilebilir.
(4.HD.20.02.1997, 1966/11919-1997/912)[15]
Davalının haksız eylemi sonucu davacının ön dişi kırılmıştır. Davacı, dişinin muayenesi ve protezi için davalıdan maddi tazminat alınmasını istemiştir. Mahkemece, bu yönden henüz bir masraf yapılmadığı ve “masraf belgesi” bulunmadığı gerekçesiyle istek reddedilmiştir. Oysa zarar, kişinin isteği dışında oluşan eksikliktir. Eksilmenin giderilmesi bir harcamayı gerektirecek nitelikte bulunduğu zaman maddi zarar oluşmuş olur; harcamanın yapılmış bulunması koşulu yoktur. Somut olayda, diş tedavisi için bir harcama yapılması gerektiği benimsendiğine göre zarar oluşmuştur. Öyleyse ödetme kararı verilmelidir.
(4.HD.02.10.1986, 6103-6707)[16]
Belgelenemeyen tedavi giderlerine de hükmedilebilir.
Davacının istek kalemleri arasında tedavi giderleri de bulunmaktadır. Mahkemece sadece belgeye bağlanmış olan tedavi giderleri için hesaplama yapılıp hüküm altına alınmış, diğer bölümü reddedilmiştir. Ne var ki, somut olaydaki özellik itibariyle tüm tedavi giderlerinin belgelenmesi olanaksızdır. Bu gibi durumlarda yaralanmanın derecesi, iyileşme süresi ve bu yaralanma için gereken tedavinin ne miktar bir giderle yapılabileceği konularında bu işten anlayan uzman bir bilirkişiden düşünce alınmalı, buna karşın zarar belirlenemiyorsa BK. 42. maddesi uyarınca hakim, tüm olguları gözeterek bu kalem istek için adalete uygun bir miktarda tazminata hükmetmelidir. Bu yön gözetilmeden sadece belgeye dayalı tedavi giderine hükmedilmesi bozma nedenidir.
(4.HD.01.02.2001, 9793-692)[17]
2- Tedavi giderleri her biçimde kanıtlanabilir
Tedavi giderleri için fatura ve makbuz gibi kesin harcama belgeleri istenmediğine göre, zararın kanıtlanması için her yola başvurulabilir. Usul yasasındaki biçime bağlı koşullar dışında, kanıtlama olanaklarının sınırsız olduğu durumlarda akla gelebilen her yol denenebilir. Örneğin, tanık dinletilebilir. Tanıklar tedaviyi yapan hekim ile hemşire, hastabakıcı, laborant gibi yardımcılar olabilir. Hastanın yakınları, arkadaşları da dinlenebilir. Hastaneye giriş çıkış kayıtlarından, tahlil raporların, röntgen, ultrason, tomografi çekimlerinden, doktor reçetelerinden yararlanılabilir; bunların üzerinde bir rakam bulunmasa bile tedavinin şeklini ve süresini gösterdikleri için, uzman bilirkişi tarafından yapılacak değerlendirmelerde işe yarayacaktır. Yargıtay kararlarına göre:
Kural olarak, tedavi giderlerinin her tür kanıtla ispatlanması olanaklıdır.
(19.HD.18.10.1993, 11827-6752)
Tazminat davalarında, tedavi ve bununla ilgili yol giderleri, iş kaybı zararı, ceza dosyasındaki delillerle ve her türlü delille ispat edilebilir. Mahkemece, bilirkişi raporundaki görüş benimsenerek maddi zararın ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddedilmiş olması yasaya aykırıdır. Tedavi giderlerinin bu konuda uzman doktor bilirkişiye tespit ettirilmesi mümkündür. Hakim gerektiğinde BK. 42. maddesi uyarınca maddi tazminat miktarını takdir edebilir.
(4.HD.2.6.1994, 1898-5093)[18]
Bu giderlerin ispatlanması için her türlü delile başvurulabilir. Özellikle bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle de zararın hesabı mümkündür. Mahkemece, davacının gerçekten hangi tür ilaçları ne oranda ve ne kadar süre ile kullanması gerektiği hususunda bu işlerden anlayan bir bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılmak suretiyle, ilaçla ilgili giderlerin tutarı ve kapsamı tespit edilmek ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekir.
(4.HD.08.07.1980, 6794-9112)[19]
Trafik kazasında yaralanan ve bir süre toplu taşıma araçlarına binemeyecek olan davacının yolculuk giderlerinin kanıtlanması için, bindiği taksilerin sürücülerinin tanıklığı ile ispatı zorunlu değildir. Davacının çalıştığı yer ile evinin bulunduğu yer bellidir. İşten kalma süresi geçtikten sonra binebileceği veya kendi arabasını kullanabileceği güne kadar ne kadar yolculuk yapacağı ve bu yolculukta ne miktar taksi ücreti ödeyeceği, ayrıca genel taşıta binmemek veya kendi arabasını kullanmamak suretiyle mahsubu yoluna gidilecek olan tasarruf ettiği miktar, bilirkişi eliyle tespit edilebilir. (4. HD. 25.09.1986, 5934-6538)[20]
3- Tedavi giderleri tarifelerle sınırlı değildir.
Tedavi giderleri tarifelerle sınırlı değildir. Zarar gören kimse bütün giderleri isteyebilir. Bu nedenle tedavi giderleri zararının objektif değil subjektif olarak değerlendirilmesi gerekir.
İnsan sağlığı ve yaşamı gerek kişiler gerekse toplum için önem taşır. Bu nedenledir ki, bugün çağdaş hukuk, insan yaşam ve sağlığını kollama, koruma ve ona saygı duyma yükümlülüğünü kurallaştırmıştır. Medeni Kanun (m.23-24) ve Borçlar Kanunundaki (m.45-46-47) düzenlemeler bu amaçtan kaynaklanmıştır. Bu nedenle bedensel sakatlıklar ve rahatsızlıklar için yapılan tedavi giderlerinin mala verilen zararlardan ayrı değerlendirilmesi gerekir. Bugün ülkemizde insan sağlığının korunması ve yardım için resmi kurumların yanında özel hastaneler ve doktorlar da görev yapmaktadır. Kişi daha iyi ve özenli bakım için bu tür özel yerlere başvurabilir. Kişinin daha iyi tedavi kurumlarına gitmesi, yalnız kendisi için değil, sorumlunun da yararınadır; çünkü ilgisiz ve özensiz yerlerde yapılacak tedavinin zarar miktarını daha da artırabileceği olasılığı unutulmamalıdır. Bu nedenlerle, mahkemenin, tedavi giderlerini resmi kurum tarifeleri ile sınırlı olarak değerlendiren bilirkişi raporunu benimseyerek hüküm kurması usul ve yasaya aykırıdır. (4. HD. 30.3.1985, 604-2504)[21]
Davacı özel sağlık kurumunda yatmak suretiyle tedavi gördüğü için, bu kuruma ödenen giderler istenmiş; ancak yerel mahkeme, devlet sağlık kurumlarında uygulanan ücret tarifesine göre hüküm kurmuştur. Yaşam hakkı kişinin vazgeçilmez en önemli haklarındandır. Ağır yaralanma nedeniyle kişinin sosyal durumuna uygun özel bir sağlık kuruluşunda tedavi görmesini olağan karşılamak gerekir. Hayati tehlike geçiren bir kişinin mutlak surette devlet sağlık kurumlarında tedavi görmeye zorlanması, onun yaşam hakkının sınırlandırılması ve bu konuda seçim yapmasını engellemek sonucunu doğurur. Bu nedenlerle, davacının tedavi gördüğü özel sağlık kurumunca düzenlenen ödeme belgelerine göre hüküm kurulması gerekir. Davacının davalıyı zararlandırma kastıyla, kötü niyetle özel sağlık kurumunda tedavi gördüğü iddia ve ispat edilmemiştir. Yapılan tedavi giderleri yönünden BK. 44 ve 43. maddelerinin uygulanmasını gerektiren bir yön yoktur. Yerel mahkemenin, devlet sağlık kurumlarında uygulanan ücret tarifesine göre karar vermesi bozma nedenidir.
(HGK.29.09.1999, 1994/4-619 E. 1999/737 K.)[22]
Davacı sigortalının, ani ve yaşamsal tehlike nedeniyle, özel bir sağlık kuruluşunda tedavi edilmesi durumunda, davalı S.S.Kurumu, özel sağlık kuruluşuna ödenen tedavi giderlerinin tamamından sorumlu olur. Dava, davacı sigortalının hastalığı nedeniyle özel sağlık kuruluşlarında yaptırdığı tedavi giderlerinin faizi ile birlikte Kurum’dan tahsili istemine ilişkindir. Davacının ani, acil ve hayati tehlike arz eden hastalığı nedeniyle Kurum sağlık kuruluşları dışında özel sağlık tesislerinde tedavi görmesi, Kurumun sağlık hizmetlerini gereğince ve özenle yerine getirmemesi sonucudur. Bu durum karşısında davalı Kurum, davacı sigortalının özel sağlık tesisinde yaptırdığı tedavi masraflarından sorumludur. Kurumun sevki olmadan, Kurum hastanesi dışında tedavisi mümkün bir hastalıktan özel sağlık tesisinde tedavi yaptırılması halinde, yapılan giderlerin Kurumca ödeneceğine dair hüküm bulunmadığı ileri sürülemez. İlgili mevzuat: 5065 K. madde 32, 33, 34
(10.HD.17.10.2000, 6072-6339)[23]
İvedi durumlarda, başka sağlık kuruluşunda tedavi görmüş olanların masrafları, raporla belgelenmek koşuluyla, tedaviyi yapan sağlık kuruluşunun normal ücret tarifesi üzerinden S.S. Kurumu tarafından ödenmek zorundadır. Somut olayda, hastalığın aniden ortaya çıktığı, S.S.Kurumu hastanesinin uzaklığı nedeniyle hastanın oraya götürülmesi durumunda yaşamsal tehlikeye uğrayabileceği; bu yüzden Tıp Fakültesi Hastanesine götürülmek zorunda kalındığı ileri sürülmüştür. İnsan yaşamının kutsallığı ilkesi gereği olarak, ivedilik söz konusu ise hastanın en yakın hastaneye başvurma hakkına sahip olduğu gerçeği kabul edilmelidir. Nitekim Sosyal Sigorta İşlemleri Tüzüğü’nün 57. maddesi hükmü buna olanak sağlamakta, sağlık yardımlarından yararlanma koşullarını taşıyanların ani ve acil hastalığı nedeniyle Kuruma ait Sağlık Kuruluşları dışında başka bir sağlık kuruluşuna yatırılabilecekleri öngörülmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre, resmi sağlık kurumlarında özel surette tedavi görmüş olanların masrafları, raporla belgelenmek koşuluyla, o sağlık kuruluşunun normal ücret tarifesi üzerinden Kurum tarafından ödenmek zorundadır.
(10.HD.11.09.2001, 4972-5582)[24]
4- Tedavi giderlerini resmi bir kurumun karşılamış olması, ek zararın istenmesine engel değildir.
Tedavi giderlerinin sosyal güvenlik kurumlarından biri tarafından (T.C. Emekli Sandığı, SSK., Bağ-Kur) ödenmiş olması veya kişinin devlet ve üniversite hastanelerinde ücretsiz tedavi görmesi, fazladan yapılması olası (belgeli-belgesiz) bir takım ek harcamaların tazminat sorumlularından istenmesine engel değildir.
Bir Yargıtay kararında değinildiği üzere: “Bağ-Kur tarafından yapılan ödemelerin dışında bir harcama yapılıp yapılmadığı, bunlara gereksinim olup olmadığı, hastane dışı alınan ilaçların neler olduğu, ne miktar yol masrafı yapıldığı araştırılıp, bu giderlerin bilirkişilerce incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekir.” (19. HD. 02.10.1995, 901-7750)[25]
Ek harcamalar şunlar olabilir:
a) Hastanın ve yakınlarının yol giderleri,
b) Hastane dışından alınan ilaç bedelleri,
c) Döner sermayeye veya yardım vakfına ödetilen paralar,
d) Tedavi görülen hastanede yapılamayan ve hasta yakınları tarafından ivedi yerine getirilen bir takım tahliller için ödenen ücretler,
e) Başka bir şehirden gelen (ana, baba, eş, çocuk gibi) hasta yakınlarının yol, barınma ve beslenme giderleri,
f) Bir yaşam gerçeği olarak bahşişler.
Bunların dışında, kurumların tedavi yönetmeliklerinde yer almayan bazı tedavi giderlerinin hastaya veya yakınlarına ödetildiği bilinmektedir.
Ek harcamaların çoğunun belgelenmesi olanaksızdır. Bunun sorun yaratmadığını, Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, tedavi giderlerinin belgelenmesinin koşul olmadığını ve her biçimde kanıtlanabileceğini yukarda çok sayıda karar örnekleriyle açıklamıştık. BK. 42. maddesindeki düzenlemeyle de, yeterli kanıt gösterilememesi durumunda, yargıcın zararı ve kapsamını doğrudan araştırma yükümlülüğü getirilmiş; araştırmanın nasıl yapılacağı konusunda, Yargıtay kararlarında, uzman bilirkişiden görüş alınması öngörülmüştür. Buna göre, davacının bildirdiği ek harcamalar bilirkişi tarafından değerlendirilecek ve olağan bulunanlar hüküm altına alınıp tazminat sorumlularından istenebilecektir.
5- Sosyal Güvenlik Kurumlarınca karşılanmayan “fark” giderler, tazminat sorumlularından istenebilir.
Bir Yargıtay kararında değinildiği üzere, resmi kurumlarda tedavi hakkını kullanmak istemeyen ve özel sağlık kuruluşlarında kendini daha güvencede gören kişinin sosyal durumuna uygun özel bir sağlık kuruluşunda tedavi görmesini olağan karşılamak gerekir. Yaşamsal tehlike geçiren ve ivedi hastaneye kaldırılan kişinin mutlak surette devlet sağlık kurumlarında tedavi görmeye zorlanması, onun yaşam hakkının sınırlandırılması ve bu konuda seçim yapma hakkının engellenmesi sonucunu doğurur.[26]
Genellikle, yaşamsal tehlikenin söz konusu olduğu ani ve ivedi durumlarda, sigortalı kişi, bağlı bulunduğu sosyal güvenlik kurumunun hastaneleri yerine, en yakın ve en güvenli resmi veya özel bir hastaneye götürülmekte ve orada tedavi edilmektedir. Bu gibi durumlarda, eğer, ani ve yaşamsal tehlikenin varlığı kabul olunursa, ilgili sosyal güvenlik kurumu tedavi giderlerinin tamamını ödemekte, yok eğer “yaşamsal tehlike ve ivedilik” durumu kabul olunmazsa, o zaman, tedavi, Kurum hastanelerinde yapılmış olsaydı kaça mal olacak idiyse, o kadar miktar sigortalıya ödenmekte; aradaki fark için tazminat sorumlularına başvurmak ve onlara karşı dava açmak gerekmektedir.
Bu konuda Yargıtay kararlarından örnekler şöyledir:
Ani ve ivedi hastalık savıyla Kurum dışında başka bir sağlık kuruluşunda tedavi görenlerin masrafları, raporla belgelenmek ve Kurumca kabul olunmak koşuluyla, tedaviyi yapan sağlık kuruluşunun normal ücret tarifesi üzerinden Kurum tarafından ödenmek zorundadır. Ancak, ani ve ivedi hastalık savının Kurumca kabul edilmemesi durumunda, tedavi, Sosyal Sigortalar Kurumu Hastanesinde yapılsaydı kaça mal olacak idiyse, o kadar miktarın Kurum’dan tahsiline karar verilmek gerekir.
(10.HD.11.09.2001, 4972-5582)[27]
Bu durumda, aradaki fark, tazminat sorumlularından istenebilecektir.
Kamu kurumunda çalışan davacının sosyal güvenlik sistemince karşılanmamış olan bir zararı varsa, bu konuda göstereceği delillerin toplanmasından sonra, gerekirse bilirkişi görüşüne başvurularak varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmelidir. Bu yolla bir sonuca ulaşılamaması halinde, BK. 42 maddesinin tanıdığı yetkiye dayanılarak doğrudan bir miktar belirlenip ona göre karar verilmelidir.
(4.HD.10.04.2000, 1115-3259) [28]
6- Özel hastanelerin faturaları, tedavinin zorunlu kıldığı sınırları aşmamalıdır.
Haksız eylemden zarar gören kişilerin, daha iyi ve özenli bakılacakları inancı ile devlet hastaneleri yerine özel hastaneleri yeğlemeleri Yargıtay’ca haklı görülmekte: “Resmi kurumlara ait hastanelerin kamuoyuna mal olmuş bilinen davranış ve tutumlarının haklı olarak özel tedavi kurumlarına ilgiyi artırdığı” görüşüne yer verilerek “insanın hukuki kişiliğine dahil ve kendisinin dahi asla vazgeçemeyeceği yaşamı ve sağlığını korumak için, kendine göre daha özenli, daha güçlü ilgi gördüğü yer ve ellerde tedavi görmesi tazminat isteğinde bir indirim nedeni olmamalıdır. Kişinin daha iyi tedavi kurumlarına gitmesi yalnız kendisi için değil sorumlunun da yararınadır; çünkü ilgisiz ve özensiz yerlerde yapılacak bir tedavinin zararı daha da artırabileceği ihtimali unutulmamalıdır” denilmektedir.
(4.HD. 30.03.1985, 604-2504)
Bu karardan ondört yıl sonra verilen benzer bir kararda da “özel sağlık kurumunda tedavi gören davacının yaptığı harcamaların, yerel mahkemece devlet sağlık kurumlarınca uygulanan ücret tarifesine göre değerlendirilmesi” doğru bulunmamış; “davacının tedavi gördüğü özel sağlık kurumunca düzenlenen sarf belgesine göre hüküm kurulması gerektiği” görüşüyle karar bozulmuştur.
(4.HD.15.10.1998, 4109-7796 (Direnme üzerine HGK.29.09.1999, 4-619 E. 737 K.)
Bu sonuncu kararlara “karşı oy” yazan üyelerin görüşleri üzerinde durup düşünülmesi gerekmektedir. Çünkü, sayıları her geçen gün artan özel hastanelerin faturaları üzerinde yaptığımız inceleme ve araştırmalar sonucu, özel hastane ücretlerinin “ticari” boyutlarının gittikçe artmakta olduğunu ve abartılı rakamlara yer verildiğini gözlemlemiş bulunuyoruz. Ne yazık ki, Sağlık Bakanlığı bu konuda denetim işlevini yerine getirmemekte, bir sınır konulması yönünde girişimde bulunmamaktadır.
Karşı oy yazan üyelerden biri “Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde, özel sağlık kuruluşunda yapılan tedavi masrafı ile bu tedavinin üniversite hastanesi gibi bir hastanede yapılması halinde, yapılacak masraf arasında on mislinin üzerinde fark olduğunu” saptamıştır.[29]
Hukuk Genel Kurulu kararına eklenen ve daha ayrıntılı olan karşıoy yazısında ise “Tedavi giderleri zarar görenin malvarlığında bir eksilmedir. Zarar veren bunu gidermelidir. Ancak bu giderlerin karara yansıtılması adaletsiz bir durum yaratıyorsa, yargıç, takdir yetkisini kullanır. Bunu yaparken objektif durumları gözönünde bulundurur. Somut olayda yargıç, özel sağlık kurumundaki tedavi giderlerini aşırı bulmuş, Tıp Fakültesi değerlerini ölçüt almıştır. Alınan ölçütün doğru olup olmadığı tartışılabilir. Bu tartışma yapılmadan lüks bir hastane olduğu bilinen özel kuruluşun sarf değerleri hükme esas alınamaz. Yabancı öğretide lüks masraflar red edilmektedir. Somut olayda tıp fakültesinde yapılacak tedavi masrafları objektif ölçüttür. Bu nedenle yerel mahkeme kararı doğrudur.” denilmiştir.[30]
Karşıoy yazıları ile uyumlu bir Yargıtay kararında “tedavi giderleri, lüks özel sağlık giderleri değil, hal ve mevkiin gereğine uygun giderler olmalıdır.” denilmiştir.
(19.HD. 22.10.1993, 11522-6888) [31]
Gerek bu karardaki ve gerekse karşı oy yazılarındaki görüş ve uyarıları haklı bulmakla birlikte, çözüm önerilerine katılmıyoruz. Bizce, hakkaniyet ölçüsü zarar görenin sırtına vurulmamalıdır. Zarar gören kişi, bedensel zarara uğrayan ve can kaygısıyla güvenli bulduğu yerde tedavi olmak isteyen kişidir; onu, can kaygısından dolayı haklı bulmak gerekir. Buna karşılık özel hastanelerin şişkin ve abartılı faturaları karşısında, tazminat sorumlularını da korumak ve kollamak gerekmektedir. O halde ne yapılacaktır?
Bizce yapılması gereken, zarar görenin ödemek zorunda kaldığı faturayı aynen hüküm altına almak ve bu faturayı ödeyen tazminat sorumlularına “dönme hakkı” tanımaktır.[32]
7- İlerde yapılması zorunlu tedavi giderleri “gerçekleşmiş zarar” niteliğinde olup, uzman bilirkişiye hesaplatılarak hüküm altına alınmalıdır.
Kural olarak, ilerde yapılması zorunlu tedavi giderlerinin önceden istenmesi olanaklıdır. Ne uygulamada ve ne de öğretide aksine bir görüş bulunmamaktadır. Yeter ki tedavi zorunlu olsun. Bu gibi durumlarda asıl olan beden bütünlüğünde bir zararın gerçekleşmiş olmasıdır. Kişiyi sağlık açısından eski durumuna getirecek giderlerin istenmesi için, bu yolda harcama yapılmış olması koşulu aranmaz; beden bütünlüğünde oluşan eksiklik veya bozukluk zarar kavramı için yeterlidir. Kaldı ki, beden bütünlüğündeki bozuklukların giderilmesi girişimi zarar veren yararınadır. Çünkü, zarar gören, bu yolda yapılacak tedavilere katlanmaya razı olmakla, zarar verenin tazminat ödeme yükümlülüğünü azaltabilecektir.
(4. HD. 26.05.1986, 3535-4223)[33]
İlerde yapılmasında zorunluk bulunan ameliyat giderleri “gerçekleşmiş zarar” niteliğindedir. Bu giderlerin, ameliyat yapıldıktan sonra isteneceği şeklindeki görüş BK. 46/1. maddesine aykırıdır. Yapılacak iş, ameliyat giderleri davacıya açıklattırılıp, bilirkişi aracılığı ile gerçek tutarı tespit ettirilmeli ve bulunacak gerçek giderin davalıdan alınmasına karar verilmelidir.
(4.HD.14.07.1967, 7693)[34]
Davacının yüzündeki değişikliğin, çirkinliğin düzeltilmesi için yapılması gerekli estetik ya da benzeri ameliyatlara ilişkin giderler ”gerçekleşmiş” zarar niteliğindedir. O halde, bu giderlerin ancak yapılmasından sonra istenebileceği şeklindeki görüş yasaya aykırıdır.
(4. HD. 27.03.1979, 1978/13013-1979/4136) [35]
8- Yaşam boyu kullanılacak ilaç giderleri istenebilir.
Zarara uğrayan, yitirdiği sağlığını ve çalışma gücünü tekrar kazanmak için katlanmak zorunda kaldığı ya da kalacağı bütün giderleri isteyebilir. Çünkü BK. 46. maddesindeki “bütün masraflar” deyimi çok kapsamlıdır. Bu masraflar kapsamına, zarara uğrayanın dava tarihine kadar yapmış olduğu ve dava tarihinden ölünceye kadar yapması gereken tüm giderler de girer. Hatta mağdurun yapmış olduğu ya da yapması gereken bu giderlerin zorunlu olması da şart değildir. İyileşme olanağı olmasa dahi yine bu giderler istenebilir. Mahkemece yapılacak iş, bilirkişi incelemesi yaptırılarak, davacının yaşam boyu katlanması gereken hijyenik ve ortopedik tedavisi için gerekli giderlerin tespiti ile sonucuna göre bir karar vermektir.
(4. HD.21.02.1980, 1979/2840-1980/2233)[36]
9- Harcama yapılmadan da tedavi gideri istenebilir.
Davalının haksız eylemi sonucu davacının ön dişinin kırıldığı ve diş tedavisi için bir harcama yapılması gerektiği saptanmasına göre, mahkemece, henüz bir harcama yapılmadığı ve masraf belgesi bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddedilmesi doğru olmayıp, oluşan zararın ödetilmesine karar verilmelidir.
(4.HD. 02.10.1986, 6103-6707)[37]
10-Tedavinin sürmekte oluşu ve ilerde de süreceğinin anlaşılması durumunda, yapılmış ve yapılacak tüm tedavi harcamaları uzman bilirkişiye hesaplatılıp hüküm altına alınmalıdır.
Davacılar, minibüste yolcu olarak bulundukları sırada trafik kazası geçirdiklerini, bu kazada sekiz aylık çocuklarının yaralandığını, ameliyat ettirilmesine karşın iyileşemediğini ve yeniden ameliyat edilmesi gerektiğini ileri sürerek yaptıkları ve fazladan yapacakları ameliyat giderlerini istemişler; mahkemece, fazladan yapılan masrafların ispatlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacılar birlikte seyahat ettikleri sırada sekiz aylık oğullarının çok ağır bir şekilde yaralandığı, hastanede iki aylık tedavisi sırasında iki defa ameliyat edilmesine rağmen iyileşemediği, üç-dört yıl sonra yeniden ameliyatının gerektiği (dosyadaki belgelerden ve fotoğraflardan) anlaşılmaktadır.
Mahkemece görüşüne başvurulan adli tabip bilirkişi, verdiği raporlarda, yaralananın çocuk olması nedeniyle sürekli bakıma muhtaç olduğunu, iyileşmesinin bir yılın üzerine çıkabileceğini ve oldukça masraflı bir tedaviyi gerektirebileceğini vurguladıktan sonra, bakiye ve karşılanmayan tedavi giderleri bulunduğunu ve bunların yerinde ve olaya uygun istekler olduğunu raporunda belirtmiştir.
Haksız eylemde zararı ispat etmek bu zararı ileri sürene düşer ise de, BK. 42 maddesine göre, zararın gerçek miktarının ispatı mümkün olmadığı takdirde, hakim, halin olağan gelişimini ve zarara uğrayan tarafın aldığı tedbirleri nazara alarak, onu adalete uygun bir şekilde tayin etmek zorundadır. Mağdurun iki ameliyatla iyileşmemiş olması, üçüncü ameliyata gerek duyulması, bu süre içerisinde yeni ve artan masrafların yapılmasının olağan olması karşısında, davanın ispat edilmediği görüşü ile reddedilmesi isabetsizdir. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
(HGK.26.04.1995, 1995/11-122, E. 1995/430 K) (YKD. 1995/10-1520)
VII-YARGICIN, TEDAVİ GİDERLERİNİN KAPSAMINI
BELİRLEME VE HÜKÜM ALTINA ALMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ
1- Genel olarak
Kural olarak, zararı kanıtlamak davacıya düşer. (BK. m.42/1). Ancak, zararın gerçek tutarını kanıtlamak mümkün olmadığı takdirde, yargıç, olayın özelliğini, oluş biçimini ve zarar görenin aldığı önlemleri ve diğer olguları gözeterek, uygun göreceği bir miktar tazminata hükmedebilir. (BK. m.42/2, MK.m.4) Burada, yargıç bakımından bir yetkinin kullanılmasının ötesinde bir görevin söz konusu olduğu gözönünde tutulmalıdır.[38]
BK.42/2. maddesiyle yargıca tanınan bu yetki ve görev, yargılama hukuku bakımından da HMUK 240. maddesinin uygulanmasını ön plana çıkarmaktadır. Zarar görenin yeterli kanıt bulamaması durumunda, HMUK. 240. maddesinin verdiği yetkiyle “delilleri serbestçe değerlendirme” hakkını kullanacak olan yargıç, BK. 42/2. maddesinin tanıdığı yetkiyle de “zararı ve kapsamını” adalete uygun bir biçimde belirleme görevini yerine getirecektir.[39]
Ancak yargıç, zararı ve kapsamını doğrudan belirleme noktasına gelinceye kadar bütün olanaklarını denemiş ve yargılamanın tüm aşamalarını tamamlamış bulunmalıdır. Bu aşamalardan ilki davacının yeterli kanıt sunamamış olması, ikincisi yargıcın doğrudan araştırma işlevini yerine getirmesi ve üçüncü aşama bilirkişi incelemesidir. En son, bilirkişi görüşünden kesin bir sonuç alınamaması durumunda yargıç, zararı doğrudan belirleme yetkisini kullanacaktır. Bunun için bilirkişi veya bilirkişiler “gerçek zararın saptanmasının olanaksız olduğu” sonucuna varmış bulunmalıdırlar. Giderek yargıç, ilk görevlendirdiği bilirkişinin raporunu doyurucu bulmazsa, bir ikincisini görevlendirecek ya da üç kişilik bir kurul oluşturacaktır. Bilirkişilerin seçiminde gereken özen gösterilmeli, konunun uzmanları aranıp bulunmalı ve olabildiğince çözüm sağlayıcı bir rapor elde edilmeye çalışılmalıdır. Bütün bunlar yerine getirilmeden, istek tutarı üzerinden soyut bir değerlendirme yapılarak, bunun biraz altında bir rakam belirlenip hüküm altına alınması doğru olmasa gerektir.[40]
2- Tedavi giderleri yönünden BK.’nun 42/2’nin uygulanması
Borçlar Kanunu 42. maddesindeki genel kural, tedavi giderleri için de geçerlidir. Buna göre, haksız eylemden zarar gören kişiler iyileşmek için yaptıkları tedavi masraflarını belgeleyemiyorlarsa, dahası, haksız eylem sonucu bedensel zarara uğradıkları açıkça belli olmasına karşın, tedavileri ile ilgili yeterli derecede kanıt ortaya koyamıyorlarsa (BK. 42/1), bu gibi durumlarda yargıç, tedavi giderlerinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle davayı reddedemeyip, zararı ve kapsamını doğrudan araştırmakla ve hüküm altına almakla yükümlü olacaktır. (BK. 42/2)
3- Yargıcın tedavi giderlerini değerlendirmesi ile ilgili
Yargıtay kararlarından örnekler
Kural olarak zararın ve kapsamının davacı tarafından kanıtlanması gerekir. (BK. m.42/1) Ancak, zararın gerçek tutarının kanıtlanamadığı durumlarda, işlerin olağan gidişi ve zarar görenin aldığı önlemler de gözönünde tutularak, zarar kapsamı hakim tarafından belirlenir. (BK. m.42/2) Mahkemece yapılacak iş, yaralanmanın niteliğine göre, benzer olaylardaki olağan tedavi ve iyileştirme giderlerinin bir uzman bilirkişi görüşü ile saptanmasından sonra gerçek zarara hükmetmektir.
(4.HD.14.04.2003, 2002/14353 - 2003/4658) (YKD. 2003/8-1191)
Haksız eylemde zararı ispat etmek, bu zararı iddia edene düşeceği konusunda kuşku yoksa da, BK. 42. maddesine göre, zararın gerçek miktarının ispatı mümkün olmadığı takdirde, hakim, halin olağan gelişimine ve zarara uğrayan tarafın yaptığı tedbirleri nazara alarak onu adalete uygun bir şekilde tayin etmek zorundadır. Mağdurun iki ameliyatla iyileşmemiş olması, üçüncü ameliyata gerek duyulması, bu süre içerisinde yeni ve artan masrafların yapılmasının olağan olması karşısında, davanın ispat edilmediği görüşüyle reddedilmesi isabetsizdir.
(HGK.26.04.1995, 1995/11-122 E. 1995/430 K.) (YKD. 1995/10-1524)
Hakim zararın kapsamını araştırmak zorundadır. Tazminat davalarında, tedavi ve bununla ilgili yol giderleri, iş kaybı, ceza dosyasındaki delillerle ve her türlü delille ispatlanabilir.
Mahkemece, bilirkişi raporundaki görüş benimsenerek “maddi zararın ispat edilemediği” gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Oysa, davacı, maddi tazminat olarak (tedavi giderlerini, hastaneye gidip gelme masraflarını, çalışamadığı günler için iş kaybından doğan zararlarını) talep etmiştir.
Tedavi ve bununla ilgili yol giderleri her türlü delille ispat edilebilir. İş kaybı zararı da aynı niteliktedir. Davacı da delil olarak ceza dosyasına dayanmıştır. Davacının tedavi giderlerinin bu konuda uzman doktor bilirkişiye tespit ettirilmesi mümkündür. Sayıştay uzman deneticisi olan bilirkişi bu konuda mahkemenin zarar belirlemesine yardımcı olamaz. Zararın kapsamını hakim resen araştırma durumundadır. Bu kalem zararla ilgili olarak hakim, Usulün 75/3. maddesi uyarınca davacı taraftan ayrıca delil isteyebilir. Hakim, gerektiğinde Borçlar Kanununun 42. maddesi uyarınca maddi tazminat miktarını takdir edebilir. Açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden maddi tazminat isteminin reddedilmiş olması yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
(4.HD.02.06.1994, 1898-5093) (YKD. 1994/9-1427)
Borçlar Yasasının 42. maddesine göre, hakime, zararın tutar ve kapsamını doğrudan doğruya (resen) araştırmak ve belirlemek ödevi yükletilmiştir. Davacının iyileştirme giderleri için belge verememiş olması, tutar ve kapsamının araştırılmasına engel değildir. Öyle ki, böyle bir yaralanmanın gerektirdiği iyileştirme giderlerinin yapılmasında zorunluk olduğu, olayların normal akışına ve de yaşam görgülerine (hayat tecrübelerine) uygun düşer. Bu nedenle, yaralanmanın mahiyeti, iyileşme süresi, davacının sosyal ve ekonomik durumu gözönünde bulundurulup böyle bir yaralanmaya bağlı olarak davacının iyileşmesini sağlayacak “tıbbi tedavinin” gerektirdiği giderlerin tutar ve kapsamının, bu işlerden anlayan uzman bilirkişi eliyle tespit edilmesi yerine, 2.3.1974 günlü bilirkişi raporundaki yeterli olmayan “Tedavi masraflarına ilişkin davalarda yazılı delile istinat edilmesi icab eder...” sözlerine dayanılarak, isteğin bu bölümünün reddi yoluna gidilmesi doğru değildir.
(15.HD.21.04.1975, 2093-2228) (YKD.1996/6-871)
Tedavi için davacıların yaptığı giderlerin davalı tarafından karşılanması gerekir. Ancak yerel mahkeme bu hususta yeterli belge ve kanıt sunulamadığından davacıların bu yoldaki istemlerini reddetmiştir. Oysa, BK. 42. maddesi hükmünce hakim, olayların olağan gelişimine ve zarar gören tarafın aldığı önlemlere uygun bir tazminat takdir etmek zorundadır. Tedavi giderlerinin kanıtlanamadığı görüşüyle davanın reddi usul ve yasaya aykırıdır.
(4.HD.21.09.1999, 5378-7375) (Yasa. HD.2000/8-1095, no:469)
Bedensel zarar durumunda tedavi giderlerinin mutlaka belgelendirilmesi zorunlu değildir. Bu giderlerle ilgili iddia kanıtlanamasa bile, yaralanmanın derecesi ve doktor raporları ile hastane kayıtları incelenerek uzman bir doktordan yaralanma nedeniyle yapılması zorunlu tedavi giderlerinin ne kadar olabileceği konusunda bilirkişiden görüş alınmalıdır. Buna karşın zararın miktarı tam olarak belirlenemezse. BK.’nun 42. maddesi gereğince hakim tarafından somut olayın özelliği ve kapsamı da gözetilerek tedavi gideri yönünden uygun bir tazminata hükmedilebilecektir. Yerel mahkemece bu yön gözetilmeden tedavi giderine ilişkin dava bölümünün reddedilmesi ayrıca bozma nedenidir.
(4.HD.11.02.2002, 2001/10735 - 2002/1543) (YKD. 2002/8-1169)
Yargıç, tazminat tutarının belirlenmesinde doğrudan hareket etme yetkisine sahiptir.
Davacı, dava dilekçesinde ameliyat, ilaç ve bakım gideri, ayrıca İstanbul’a gidiş ve oradan dönüş için yol parası istemiştir. Davalı taraf, yapıldığı ileri sürülen masrafların hem tutarına ve hem de gereksiz yapıldığı hususlarına itiraz etmiştir. O halde mahkemece yapılacak iş, davacı mağdurun hastalık durumuna göre yapılan masrafların gerekli olup olmadığını, tedavinin daha az masrafla yapılması mümkün iken davacının bunu artırıcı bir davranışta bulunup bulunmadığını, bu işlerden anlar bir bilirkişi kuruluna inceletmek ve ortaya çıkacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir. Mahkemenin bu yönler üzerinde durmadan, eksik inceleme ile karar vermesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
(4.HD. 19.10.1978, 1977/13068-1978/11610) (Yasa. HD. 1981/1-72, no:9)
VIII-TEDAVİ GİDERLERİYLE İLGİLİ BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ
Tedavi ve tüm iyileştirme giderleriyle ilgili kanıtların toplanmasından sonra, mahkemece hüküm altına alınacak miktarın hesaplanmasına sıra gelecek; kuşkusuz, hesaplamada Yargıtay’ın yukarda açıklanan ilke kararlarının gözetilmesi gerekecektir. Hesaplamayı kim yapacaktır?
Yargıtay kararlarında tedavi giderlerinin “hekim bilirkişi” tarafından hesaplanması öngörülmüş ise de, bunun bir yanılgı olduğunu düşünüyoruz. Bizce, hekim bilirkişinin yapacağı iş “hesaplama” değil, “değerlendirme” olmalı; uzman hekimin görüşü alındıktan sonra, hesaplamayı “tazminat hesaplarında uzman” bilirkişi yapmalıdır.
En iyisi, tedavi giderlerinin ve geçici işgöremezlik zararlarının ayrı ayrı hesaplatılması yerine, bir defada görevlendirilecek üç kişilik “Bilirkişi Kurulu”ndan rapor alınmalı; Yargıtay’ın bazı kararlarında belirtildiği gibi, bilirkişilerden biri uzman doktor, ikincisi davacının mesleğinden olan bir bilirkişi, üçüncüsü tazminat hesabı uzmanı olmalı; doktor bilirkişi tek başına “tedavi giderlerini” değerlendirmeli, daha sonra meslek sahibi bilirkişi ile tazminat uzmanının katılımıyla “işgöremezlik süresi” belirlenmeli ve en son üç bilirkişinin ortak görüşleri çerçevesinde hesap uzmanı bilirkişi tarafından hem tedavi giderleri, hem kazanç kayıpları ve varsa başka zararlar hesaplanmalıdır.[41]
Tedavi giderleriyle ilgili bilirkişi incelemesi konusunda Yargıtay kararlarından seçtiğimiz örnekler şöyledir:
Mahkemece eksik yönler araştırıldıktan sonra, önceki bilirkişiler dışında, birisi konusunda uzman doktor, birisi tazminat hesabı konusunda uzman ve diğeri de davacının mesleğinden olan üç kişilik Kuruluna inceleme yaptırılarak davacıların maddi istekleri hakkında gerekçeli rapor alınıp, oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.
(19.HD.02.10.1995, 901-7750)[42]
Trafik olayı sonucu yaralanan çocuğun, beden ve ruh tamlığının bozulması biçimi ve derecesi ile çalışma gücünde ve öğrenim yaşamında yapmış olduğu etki, gelişme ve ilerlemesinde ne oranda tehlike oluşturduğu, sosyal ve ekonomik durum ve koşulların özelliği gibi ölçütler gözönünde tutularak maddi ödencenin hesaplattırılması yönünden, konusunda uzman doktor, eğitimci ve hukukçu gibi kimselerden oluşturulan bilirkişi kurulundan rapor alınması gerekir.
(19.HD.06.05.1994, 6250-4625)[43]
Davacının tedavi giderlerinin bu konuda uzman doktor bilirkişi’ye tespit ettirilmesi mümkündür.
(4.HD.02.06.1994, 1898-5093) (YKD. 1994/9-1428)
Yaralanmanın derecesi, doktor raporları ve hastane kayıtlarının incelettirilmesi suretiyle, yaralanma nedeniyle tedavi giderlerinin ne kadar olabileceği konusunda uzman “doktor bilirkişi”den rapor alınmalıdır.
(4.HD.11.02.2002, 2001/10735 – 2002/1543) (YKD. 2002/8-1168)
Davacı, tedavi giderleri için belge ibraz etmese bile, uğradığı cismani zararın nitelik ve içeriğine göre, böyle bir yaralanmanın zorunlu kıldığı tedavi giderleriyle yol ve ulaşım giderleri araştırılıp saptandıktan sonra, bu konularda uzman olan bir “doktor bilirkişi” den ayrıntılı rapor alınmalı ve sonucuna uygun bir karar verilmelidir.
(19.HD.18.10.1993, 11827-6752)[44]
Davacının geçici işgöremezlik için ne miktar ve tedavi giderleri için ne miktar para talep ettiği davacıya açıklattırılmalı; bundan sonra, kazaya uğrayanın yaralanmasının niteliği ve derecesine göre, o tarihte normal tedavi giderlerinin neden ibaret olabileceğinin, bu işlerden anlayan uzman bilirkişiye incelettirilmesi gerekir.
(13.HD.31.03.1992, 2349-3081)[45]
Tedavi giderleri için belge ibraz edilemeyen hallerde, yaraların tedavisi bakımından ne miktar bir gider yapılması gerektiği konusunda bilirkişi raporu alınmalı ve gerektiğinde BK.’nun 42. maddesi gözetilmelidir.
(4.HD.30.05.1996, 4332-4798)[46]
Yurt dışında yapılan ameliyat ve tedavi giderleri konusunda Uzman Bilirkişi aracılığı ile inceleme yapılmalıdır.
(13.HD.29.04.1987, 704-2608)[47]
Davacının gerçekten hangi tür ilaçları ne oranda ve ne kadar süre ile kullanması gerektiği hususunda bu işlerden anlayan bir bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılmak suretiyle ilaçla ilgili giderlerin tutar ve kapsamı tespit edilmek ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekir.
(4.HD.08.07.1980, 6794-9112)[48]
Yaralanmanın mahiyeti, iyileşme süresi davacının sosyal ve ekonomik durumu gözönünde bulundurulup böyle bir yaralanmaya bağlı olarak davacının iyileşmesini sağlayacak tıbbi tedavinin gerektirdiği giderlerin tutar ve kapsamının, bu işlerden anlayan uzman bilirkişi eliyle tespit edilmesi gerekir.
(15.HD.21.04.1975, 2093-2226) (YKD, 1796/6-871)
Tedaviye ilişkin fatura ve gider belgelerinin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı ve gerçek tedavi giderinin ne olacağı hususunda uzman bilirkişi raporu alınmalıdır.
(4. HD. 09.05.1996, 2460-3731)[49]
[1] Tedavi giderlerinin türü ve kapsamıyla ilgili Yargıtay kararlarından örnekler: B.K. m.46/1’deki “bütün masraflar” deyimi çok kapsamlıdır. Zarar görenin kurtarılması, sağlığının ve çalışma gücünün geri gelmesi v.b. için yapılan, yapılması gerekli olan bütün giderler zarar tutarının belirlenmesinde gözönünde bulundurulur. (15.HD. 13.05.1975, 2639-2571) - B.K. 46. maddesi, cismani tamamiyetin ihlalinden doğan zararları düzenlemiş bulunmaktadır. Aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen “bütün masraflar” deyimi çok kapsamlıdır. Bu giderlere, zarara uğrayanın katlanmak zorunda kaldığı bütün giderler dahildir. Bu bakımdan (gerçekleşmesi koşulu ile) zarara uğrayan, işlerini görememesi nedeniyle tutmak zorunda kaldığı bir yardımcı ya da hizmetçi için ödediği giderleri de isteyebilir.(4.HD. 29.05.1979, 2093-7151) - Mağdurun durumu, yanında refakatçi bulundurulmasını gerektiriyorsa, bu refakatçi kim olursa olsun, bu masrafları sorumlu kişinin tazmin etmesi gerekir. (3.HD. 26.06.1961, 5210-4181) - Borçlar Kanunu’nun 46. maddesinde cismani bütünlüğü bozularak zarar gören kişinin tedavi giderlerini (bütün masrafları) isteyebileceği kabul edilmiştir. (...) Çünkü zarar, malvarlığında eksilmeyi ifade eder; bir haksız eylem sonucu yaralanan kişinin, yapmak zorunda kaldığı her türlü tedavi giderleri malvarlığında bir eksilme oluşturur ve zarar olarak bunun karşılanması zorunludur. Yeter ki, gereksiz yere bir takım aşırı giderler yapılmış olmasın; bu takdirde Borçlar Kanunun 44. maddesinin tartışılması gerekir. (4.HD. 30.03.1985, 604-2504) - B.K.nun 46/1 hükmüne göre, cismani zarar halinde zarara uğrayan, bütün masraflarını talep edebilir ise de, aynı yasanın 43/1 hükmünce bu masrafların hal ve mevkiin icabına uygun yapılmış olması gerekir. Normal şartlarda tedavi masrafı yapılması ve bunun istenmesi mümkün iken, lüks özel sağlık kuruluşlarında yaptırılan tedavi nedeniyle oluşan masrafların karşı taraftan istenmesi suretiyle tazminat sorumluluğunun ağırlaştırılması yukarda anılan yasa hükümlerinin amacına ve adalete uygun düşmez. (19.HD. 22.10.1993, 11522-6888) - Bakıcı giderleri, tedavi giderleri kapsamında olup, bundan ötürü limitler çerçevesinde Trafik Sigortacısı bakıcı giderlerinden de sorumludur.” (11.HD. 12.02.2004, E.2003/6318 - K.2004/1185)
[2] Bu konuda Yargıtay kararlarından örnekler: Yaşam boyu kullanılacak ilaç giderleri istenebilir. (4.HD.21.02.1980, 1979/12840 - 1980/2233) - İlerde yapılacak iyileştirme giderlerinin önceden istenmesi olanaklıdır. Kişiyi sağlık açısından eski durumuna getirecek giderlerin neler olduğu saptanmalı ve buna göre bir sonuca varılmalıdır. (4.HD.26.05.1986,3535-4223) - İlerde yapılması zorunlu tedavi (estetik gibi) giderlerinin de önceden istenmesi mümkündür. Bunun için uzman bir bilirkişiye hesaplatılarak hüküm altına alınması gerekirken, mahkemece tedavi gider belgesi olmadığı gerekçesiyle istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. (4. HD. 13.09.1999, 5030-7088) - İlerde yapılmasında zorunluk bulunan ameliyat giderleri, gerçekleşmiş zarar niteliğindedir. Yapılacak iş, ameliyat giderinin davacı tarafa açıklattırılması ve ondan sonra bilirkişi eliyle gerçek tutarının tespiti ve bulunacak gerçek giderin alınmasına karar verilmesidir. (4. HD. 14.07.1967, 7693) - Harcama yapılmadan da tedavi gideri istenebilir. (4. HD. 02.10.1986, 6103-6707) - Dava tarihinden sonraki tedavi giderleri de istenebilir (4.HD.12.04.1999, 1337-3161)
[3] Bu konuda bir karar örneği şöyledir: “Davacı, trafik kazasında hafif yaralanmış ise de, hemofili (kan durmazlığı) hastası olması ve kan kaybının önlenmesinde güçlük çekilmesi nedeniyle, uzun bir tedavi sürecinden geçtiğini ileri sürerek, tedavi giderlerinin tamamını istemiştir. Davalı, yaralanmanın hafif olduğunu, hemofili hastalığı ile ilgili tedavi giderlerinden sorumlu tutulamayacaklarını, eylem ile zarar arasında uygun neden-sonuç bağı bulunmadığını savunmuştur. Bir kişinin hafif yaralanması, fazla ve külfetli bir tedaviyi gerektirmez ise de, hemofili hastalığı ve kan kaybının önlenmesindeki güçlük nedeniyle çoğu kez ekonomik külfeti fazla ve uzun bir tedaviyi zorunlu kılar. Bilimsel alanda objektif-expost düşünce biçimi olarak tanımlanan kurala göre,eylemin oluşu anında mevcut olup, o anda veya olayların gelişmesi sonucu sonradan ortaya çıkacak ya da öğrenilecek her şart “nedensellik bağı”nda hesaba katılmalıdır. Bunlar sonucun meydana gelmesinden sonra bilinebilecek şartlardır. Haksız eylem sorumlusu, olayların normal akışına göre beklenebilen olağan sonuç yanında,sorumluluğu doğuran olayla özel surette kolaylaştırılmış olarak sonradan meydana gelen bütün olaylardan, olağanüstü sonuçtan da sorumludur. Başka bir anlatımla, aslında hafif olan bir eylem, zarar görenin vücut yapısındaki anormallikler nedeniyle çok ağır sonuçlar doğurduğu takdirde, bu ağır sonuçların da haksız eylem sorumlusuna yükletilmesi gerekir” (4. HD. 05.11.1984, 6092-8184) (YKD.1985/4-489) Ancak zararın tümünün davalıya ödetilmesi de adalete uygun düşmez. Zarar görenin hemofili hastası olması, tazminatın netleştirilmesinde bir indirim sebebi olarak kabul edilmek gerekir. Zarar görenin dış etkilere duyarlı vücut yapısı ve hemofili hastalığı, BK.43. maddesi uyarınca özel durum sayılarak tazminatta indirim nedeni kabul edilmelidir. Tazminatla sorumlu kişinin önceden göremeyeceği sebeplerin ortaya çıkmasıyla zararın artması halinde BK.43. maddesi uyarınca indirim yapılacağı ilkesi öteden beri Yargıtay’ın uygulandığı bir kuraldır. (HGK.24.06.1964, 1964/4-508 E. 481 K.)
[4] Arkun Kutad, Cismani Kazalardan Doğan Zararlar, 1966, sf.30 vd.K. Oğuzman/T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 2000, sf. 539-540 Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Tekinay Borçlar Hukuku, 1993, sf.603-
[5] Yarg.11.HD. 12.02.2004 gün E.2003/6318 K.2004/1185 sayılı kararına göre “Bakıcı giderleri, tedavi giderleri kapsamında olup, bundan ötürü limitler çerçevesinde, sigortacı, bakıcı giderlerinden de sorumludur.”
[6] Nitekim, İstanbul 5. İş Mahkemesi’nin 2001/1073 esas no. sunda açılan bir davada hastane kayıtları istenmiş; SSK. Eğitim Hastanesi’nin 10. 04. 2002 gün 46460 sayılı yazısında: ”Yatış kaydına alınmayan ve ayakta tedavi gören hastalar için tıbbi doküman arşivi düzenlenmediği” yanıtı verildiği görülmüştür.
[7] Yarg. 4. HD. 02.06.1994 gün 1898-5093 sayılı kararı. (YKD. 1994/9-1427)
[8] 4. HD. 06.11.2002, 7810-12411 (YKD. 2003/4-528)
[9] 4. HD. 25.09.1986, 5934-6538 (Yasa HD. 1987/5-720, no: 284)
[10] G. Eriş, Kara Taşıma Hukuku,1996, sf. 268, no: 48
[11] G. Eriş, age., sf. 718, no: 244
[12] YKD. 1976/6-781
[13] YKD. 2002/8-1168
[14] Yasa HD. 2000/8-1095, no: 469
[15] Özel belgelik
[16] Yasa HD. 1987/3-391, no: 151
[17] H. Tahsin Gökcan age., sf. 277
[18] YKD. 1994/9-1428
[19] M. R. Karahasan, Maddi ve Manevi Tazminat, 1996, sf. 632
[20] Yasa. HD. 1987/5-720, no: 284
[21] YKD. 1985/9-1300
[22] Bu karar, 4. HD. 15.10.1998 gün 4109-7796 sayılı kararına yerel mahkemenin direnmesi üzerine verilmiştir. (Bkz. YKD. 1999/3-324 ve Yargı Dünyas, 2000/6-27)
[23] Yargı Dünyası, 2001/2-112
[24] YKD. 2002/1-51
[25] G. Eriş, age., sf. 682, no: 158
[26] HGK. 29.09.1999, 1994/4-619 E. 1999/737 K. - Ayrıca 4. HD. 15.10.1998, 4109-7796 ve 4. HD. 30.03.1985, 604-2504 sayılı kararları.
[27] YKD. 2002/1-51
[28] H. Tahsin Gökcan, age., sf. 278
[29] 4. HD. 15.10.1998 gün 4109-7796 sayılı kararı altında üye Salim Öztuna’nın karşı oy yazısı. (YKD. 1999/3-325)
[30] HGK. 29.09.1999 gün E. 4-619 K. 737 sayılı kararı altında üye Mustafa Kılıçoğlu’nun karşı oy yazısı. (Yargı D., 2000/6-28)
[31] G. Eriş, age., sf. 629, no: 51
[32] Örneğin, trafik kazasında ağır yaralanıp bir devlet hastanesine yatırılan kişiye, orada gereken ilgi ve özenin gösterilmemesi veya iyi bakılacağı güvencesinin duyumsatılmaması karşısında ya da iyi bakılıyor olsa dahi (toplumdaki) resmi hastanelere olan güvensizliğin etkisiyle, hastanın, (ne kadar bir borç yükü altında kalınacağı düşünülmeden) bir özel hastaneye götürülmesi olağan karşılanmalıdır. Biliyoruz ve duyuyoruz ki, özel hastanelerin aşırı pahalı ücretlerini ve yüksek faturalarını ödemeyen pek çok kişi, borçlanarak veya malını mülkünü satarak tedavi parasını ödemektedir. Şimdi bu kişilerin, (kuramsal) objektif ölçü ve hakkaniyet anlayışıyla, zarara sokmak ne derece adaletli bir çözüm olur, bilemiyoruz.
Bu nedenlerle de, özel hastane faturaları aynen tazminat sorumlularına ödetilmeli, onlar da (zarar görenlerin ardılı olarak) özel hastaneye karşı dava açıp haksız zenginleşme savıyla geri alma ve dönme (rücu) davası açmalıdırlar, diyoruz.
[33] M. R. Karahasan, age., sf. 639
[34] M. R. Karahasan, age., sf. 643
[35] YKD. 1980/2-220
[36] YKD. 1981/4-430
[37] Yasa HD. 1987/3-391, no: 151
[38] 4. HD. 06.11.2002 gün 7810-12411 sayılı kararı. (YKD. 2003/4-528)
[39] Yargıtay 08.10.1999 gün 97/2 E. 99/1 sayılı İçtihadı Birleştirme kararının konu ile ilgili bölümü.
[40] Yargıtay 4. HD. 22.09.1980 gün 7675-9922 sayılı kararında şöyle denilmiştir: “Herşeyden önce zararın gerçek kapsamının doğrudan araştırılıp belirlenmesi zorunludur. Bu yöne başvurulmadan, bu hususta yetenekli bilirkişilerden oluşturulacak bilirkişiler kuruluna görev verilip gerçek zararın tespitine girişilmeden ve bilirkişiden “gerçek zararın tespitine imkan yoktur.” yanıtı alınmadan, mahkemece BK.42. madde hükmüne dayanılarak, talep edilen miktar esas alınıp, bundan bir miktar indirim yapılmak suretiyle tazminatın belirlenmesi mümkün değildir.” (Yasa HD. 1981/11-1604, no: 604)
[41] 19. HD. 02.10.1995 gün 901-7750 sayılı ve 19. HD. 06.05.1994 gün 6250-4625 sayılı kararları. (G. Eriş, age., sf. 648, 681)
[42] G. Eriş, age., sf. 681-683, no: 158
[43] G. Eriş, age., sf. 648, no: 91
[44] G. Eriş, age., sf. 628, no. 48
[45] M. R. Karahasan, age., sf. 634
[46] G. Eriş, age., sf. 718, no: 244
[47] M. R. Karahasan, age., sf. 635
[48] M. R. Karahasan, age., sf. 632
[49] G. Eriş, age., sf. 628, no: 48
