Güncel Konular
BORÇLAR KANUNU TASARISI’NDAKİ İKİ YILLIK ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN YETERSİZ OLDUĞUNU SAVUNMALIYIZ VE ARTIRILMASINI İSTEMELİYİZ
BORÇLAR KANUNU TASARISI’NDAKİ İKİ YILLIK ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN YETERSİZ OLDUĞUNU SAVUNMALIYIZ VE ARTIRILMASINI İSTEMELİYİZ
12.12.2009
I- HAKSIZ EYLEMLERDE ZAMANAŞIMI
Yıllardan beri, halen yürürlükte olan Borçlar Kanunu’nun 60.maddesindeki (1) yıllık çok kısa zamanaşımının yarattığı haksızlıkların sıkıntısını ve üzüntüsünü çekiyoruz. Özellikle avukatlar, cephede çarpışan askerler gibi, bu haksızlığın vahşetini ve dehşetini yaşıyorlar; müvekkillerine bunun hesabını verememenin çaresizliği içinde kıvranıyorlar, sorumlu tutuluyorlar.
Hiçbir davanın bir yılda sonuçlanmadığı bilinmesine karşın, bugüne kadar hiçbir hukukçunun, hiçbir akademisyenin, hiçbir parlamenterin yasa maddesinin değiştirilmesi ve zamanaşımı süresinin artırılması yönünde bir çaba göstermemiş olması hayret vericidir. Öyle anlaşılıyor ki, bizler, sorumluluk kavramını ciddiye almayan bir toplumuz. Bir başka deyişle, sorumsuzluk, vurdumduymazlık, böyle gelmiş böyle gidercilik bizim ulusal karakterimiz.
Oysa, bakınız bundan uzun yıllar önce Fransa’da uzun tartışmalardan sonra haksız eylemlerde zamanaşımı süresi (30) yıla çıkarıldı; subjektif-objektif ayrımı kaldırıldı. Haksız eylemlerde kişilerin istençleri dışında zarara uğramaları, özgür iradeleriyle yaptıkları sözleşmelerden üstün tutuldu. Almanya’da da haksız eylemlerde zamanaşımı (3) ve (30) yıl yapıldı; uygulanmasında da geniş olanaklar sağlandı.
Bizim (1) yıl gibi çok kısa zamanaşımı süremiz çeşitli yöntemlerle aşılabilecek iken, Usulün 87/Son maddesinin Anayasa Mahkemesince iptalinden sonra aynı dava içinde dava değerinin artırılması, “harç tamamlama” niteliğinde bir usul işlemi sayılmak gerekirken, “ıslah” adı altında yeni bir dava sayıldı; yargıcın, haksız eylemden zarar gören kişilerin tüm zararlarını BKbm.42/2 çerçevesinde saptayıp hüküm altına alması gerekir iken zamanaşımının “kesilmesi” ilk dava dilekçesi ile sınırlı sayıldı. Yasada yeri olmamasına karşın, fazlaya ilişkin isteğin saklı tutulduğu açıklaması da (talep sonucunun açıklanması) yeterli bulunmadı. Tazminat davalarında başlangıçtaki yoğun belirsizlik nedeniyle, “tespit davası” biçiminde dava açılıp sonradan harç tamamlatılması olanağı varken, değişmez din kuralları gibi dayatılan “eda davası açılabilecekken tespit davası açılamaz” engeli konuldu; bu tür davaların “tespit davası” biçiminde açılmasında “hukuki yarar” bulunmadığı ileri sürüldü. Oysa “hukuki yarar” olduğu açıktı. Hasılı, hukukun şahinleri haksız eylemden zarar görenlere hep acımasızca davrandılar. Bunun için hep sorduk: Yargı ve hukuk mağdura düşman mı?
Hepimiz biliyoruz ki, davaların uzamasının, yargının yavaş işlemesinin sorumlusu hiçbir zaman davacılar (haksız eylemden zarar görenler) olmamıştır. Yılda ancak dört veya beş duruşma yapılabilmesi, uzmanlık mahkemelerinin oluşturulmamış olması ve yargıçların aynı anda çok çeşitli davalara bakmak zorunda olmaları nedeniyle bilgi eksiklikleri; davaların devamı sırasında usul işlemlerinin yavaş yürümesi, bilgi istenen kurumlardan yanıtların geç gelmesi, çağrılan tanıkların mahkemeye getirilmelerinde karşılaşılan zorluklar, raporların geciktirilmesi, sakatlık derecelerinin tespiti söz konusu olduğunda Adli Tıp Kurumu’nun neredeyse bir yıl sonra rapor vermesi; yargıç değişiklikleri, uzun tatiller ve daha bir çok nedenlerle davaların yıllarca sürmesi; bütün bunlara ek olarak usul yasalarının eskiliği ve zamanla değişen koşullara uygun hükümler içermemesi, üstelik bunların saplantı halinde dar yorumlanması ve bir takım biçimsel kurallardan bir türlü vazgeçilememesi hak kayıplarına neden olmaktadır. Yargıdaki ve yargı dışındaki hukuk çevrelerinde herkesin bildiği bütün bu olumsuzluklar, haksızlığa uğrayanlara ve yargıya umut bağlayanlara yüklenemez. Hukuk her şeyden önce bir duyunç (vicdan) işidir. Bütün bunlara çözüm bulunmalı; hukuk, yasalar ve yargı, toplumun beklentilerine ve çağın gereklerine uygun hale getirilmelidir
Sonuç olarak, hepimiz ve herkes, yargının ağır işlemesi ve çok kısa zamanaşımı süresi yüzünden, haksız eylemlerden zarar görenlerin hak kaybına uğratılmalarına mutlaka bir çözüm bulmak zorundayız. Bu, tüm gerçek hukukçuların vicdani borcudur.
II- BORÇLAR KANUNU TASARISI’NDA ZAMANAŞIMI MADDESİ
Borçlar Kanunu Tasarısını hazırlayanlar, BK m.60’daki (1) yıllık haksız eylem zamanaşımını, lûtfedip, sadece (2) yıla çıkarmışlardır. Hiç olmazsa, Almanya’daki gibi (3) yıl yapmalıydılar. Kaldı ki, ülkemiz koşullarında bu da yeterli değildir. Fransa gibi (30) yıl olsun demiyoruz ama, kişilerin özgür istençleriyle yaptıkları sözleşmelere (10) yıllık zamanaşımı uygulanırken, istenç dışı uğranılan haksızlıklar için çok kısa zamanaşımı süreleri konulmasını çağdaş mantık kurallarıyla, günümüzde daha bir geliştirildiğini sandığımız insan hakları (insanın değeri) kavramıyla, sorumluluk hukukundaki çağdaş gelişmelerle bağdaştıramıyoruz
Hukuk Yargılama Yasa Tasarısını hazırlayanlar da, yıllardan beri çekilen sıkıntıları, yargıdaki olumsuzlukları, hak kayıplarına yol açan uygulamaları, davaların gereksiz yere uzamasının nedenlerini yeterince dikkate almamış olmalılar ki, halen yürürlükte olan Usul Yasasını aratacak bir taslak ortaya çıkmıştır. Tespit davalarına neden karşı olunduğunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Ayrıca davanın veya savunmanın genişletilmesini engelleyen katı kurallardan vazgeçilmesi, yargıcın önüne getirilen davanın daha bir özgürce ve hakkın özünü kapsayacak biçimde ele alınması olanağının sağlanması gerektiği düşüncesindeyiz.
Borçlar Kanunu Tasarısı’nın TBMM’ne sevkedilen ve yasalaşmak üzere olan son şeklinde haksız eylemlerde zamanaşımına ilişkin 71.madde şöyledir:
C. Zamanaşımı
I. Kural
MADDE 71- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.
Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.
Görüldüğü gibi, Tasarının zamanaşımına ilişkin 71.maddesinin, halen yürürlükte olan Borçlar Kanunu 60.maddesinden tek farkı subjektif sürenin (2) yıla ve objektif sürenin (10) yıla çıkarılmış olmasıdır ki bu (2) yıllık süre asla yeterli değildir. Söyler misiniz, tazminat davaları iki yılda bitiyor mu ? Gene haksızlık, gene hak kaybı, gene haksızlığa uğratılanlar istençleri dışında zarar görenler olacak.
Bu konuda yaptığımız ayrıntılı bir çalışmamız “Tazminat ve Alacak Davalarında Dava Değerinin Artırılması” başlığıyla İstanbul Barosu Dergisi, 2008, sayı:3, sayfa: 1243-1284’te yayınlanmış olup, SİTE’mizin “Araştırma Yazıları” bölümünde de yer almış bulunmaktadır.
III- TASARI İÇİN DEĞİŞİKLİK ÖNERİMİZ
(BİZE GÖRE ZAMANAŞIMI MADDESİ NASIL OLMALI ?)
Biz, bundan beş yıl önce yayınladığımız “Tazminat ve Alacaklarda Zamanaşımı” kitabımızda ve daha sonra İstanbul Barosu Dergisi’nde yayınlattığımız iki ayrı yazıda, Borçlar Kanunu Tasarısı hazırlık aşamasında iken, zamanaşımı maddesiyle ilgili iki değişiklik önerisi sunduk.
Birinci değişiklik önerimiz:
MADDE 71- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği günden başlayarak on yılın ve zararın gerçekleşmesinden başlayarak otuz yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Zarar gören, sorumlulara karşı dava açmışsa, zarar tümüyle ödeninceye kadar zamanaşımı işlemez.
Zarar görenin, zararı ödeme yükümlüsüne bir borcu doğmuşsa, kendisinin alacak hakkı zamanaşımına uğramış olsa bile, borcunu ödemekten kaçınabilir.
Yukardaki önerimizde, objektif süre için “eylemin işlendiği günden” yerine “zararın gerçekleşmesinden başlayarak” dememizin nedeni, bir yaşam gerçeğinden kaynaklanmakta olup, bu konuda Yargıtay 4.Hukuk Dairesi’nin 13.05.2002 gün 4491-5701 sayılı ve buna bağlı olarak Hukuk Genel Kurulu’nun 22.10.2003 gün ve E. 2003/4-603- K.2003/594 sayılı kararlarında geniş açıklamalar yapılmış ve sağlam gerekçeler ortaya konulmuş; özellikle “zarar gerçekleşmedikçe” ve “dava edilebilir” bir nitelik kazanmadıkça zamanaşımının işlemeye başlamayacağı vurgulanmıştır. Yeni bir yasa yapılırken Yargıtay’ın, yaşam gerçeklerini ve olayların akışını gözlemleyerek oluşturduğu, nitelikli kararların gözardı edilmesi doğru olmamıştır.
Tasarı’nın 71’inci maddesinde, yukarda önerdiğimiz gibi bir düzenleme yapılıp, zamanaşımı süresi on yıl ve otuz yıl gibi uzun tutulursa, ayrıca ceza yasalarına bir gönderme yapılması gerekmeyecektir. Ancak şimdiki gibi kısa tutulursa, ceza yasalarına gönderme yapılmasına ilişkin cümle, ikinci fıkra olarak düzenlenmelidir. Çünkü, bugüne kadar BK. 60. maddesindeki ceza yasaları hükmü hep 2’nci fıkra olarak anılmıştır.
Yukardaki (10) ve (30) yıllık sürelerin benimsenmemesi durumunda, ikinci değişiklik önerimiz de şöyle olacaktır:
İkinci değişiklik önerimiz:
MADDE 71- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak beş yılın ve her hâlde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.
Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.
Kuşkusuz, her iki değişiklik önerimiz de Tasarının “Rücu istemine” ilişkin 72’nci maddesinde ve “Sebepsiz zenginleşmede zamanaşımı”na ilişkin 81.maddesinde değişiklik yapılmasını ve sürelerin buna göre düzenlenmesini gerektirecektir.
IV- SÜRENİN ARTIRILMASI İÇİN NELER YAPABİLİRİZ ?
TBMM’de Borçlar Kanunu Tasarısı yasalaşmak üzeredir. Henüz zamanaşımına ilişkin 71.maddeye gelinmemiştir. Ama pek az zaman kalmıştır. Şimdi ve hemen eyleme geçmeliyiz. Hangi siyasi gruptan olursa olsun, tanıdığımız, bildiğimiz veya aracılarla ilişki kurabileceğimiz parlamenterlere yukardaki önerilerimizi ulaştırmalıyız ve onların 71.madde görüşülürken çok sayıda değişiklik önerisi vermelerini istemeliyiz. Haydi herkes işbaşına !
