Güncel Konular
SAĞLIĞIMIZLA OYNAYANLARLA NASIL SAVAŞABİLİRİZ ?
SAĞLIĞIMIZLA OYNAYANLARLA NASIL SAVAŞABİLİRİZ ?
ÇELİK AHMET ÇELİK
Vahşi kapitalizm, sağlıklı yaşama hakkımızı uzun yıllar önce elimizden almış da hiç birimizin kılı kıpırdamamış. Missouri zırhlısıyla, Marshall Yardımıyla gelmişler; süt tozu getirip okullarda minicik çocuklara zorla içirmişler; ulusumuzun insanlığa armağanı dünyanın en güzel içeceği ayranımız, yazlık sinemalarımızın tadına doyulmaz gazozu, limonatamız, taze taze sıkılan meyve sularımız dururken bizi “cola” tiryakisi yapmışlar. Sonra yurdu baştan başa (fast food) ayaküstü zıkkımlanma yerleriyle donatmışlar. Biz de güzelim ekmek arası köftemiz, balık-ekmeğimiz, tertemiz sığır etinden sucuğumuz, salamımız, incecik lahmacunumuz, peynirli, kıymalı, kuşbaşılı pidelerimiz yerine hamburger bağımlısı olmuşuz. Cola ve hamburger, bir de genetiği değiştirilmiş kızartma patatates. Oh keka!
Çocuklarımız, gençlerimiz uzun yıllardan beri böyle besleniyorlar. Eve gelip annelerinin yemeğini yemiyorlar. Sonra biraz büyüyüp aydın ve seçkin kişiler düzeyine ulaşınca, İstanbul’a lahmacun getirenleri, sağlıksız olduğu bir türlü kanıtlanamayan kokoreçi eleştiriyorlar da, hamburgercilere toz kondurmuyorlar.
Bu yazının yazıldığı 20 Mart 2010 Cumartesi gününün gazetelerinde tüyler ürperten bir haber vardı: Ünlü fast food mağazalar zincirinin çocuklar için hazırlayıp sattığı hamburger ile patates kızartmaları alınıp bir yıl bekletilmiş, kokması ve bozulmaları gerekirken bir boyunca hiç bozulmadıkları görülmüş. Hamburger ve patatesin konulduğu rafa böcekler bile yaklaşmamış, sinekler bile yememiş. Hürriyet Gazetesinin başlığı “Evlâdiyelik Mönü” Alt başlığı “O kadar çok kimyasal içeriyor ki bir yıl boyunca hiç bozulmuyor.” Cumhuriyet Gazetesi de “Sinekler bile yemiyor” başlığı atmış ve “Üzeri açık bırakılan çocuk mönüsündeki hamburger ve patatesler bir yıl boyunca neredeyse hiç bozulmadı” denilmiş.
Ben bu haberi okuyunca tüylerim diken diken oldu. Benim çocuklarım da yıllarca bunları yediler. Acaba onları nasıl bir gelecek bekliyor, diye ürperdim, kaygılandım, korkuya kapıldım. Bu bir insanlık suçu değil mi ?
Ülkemiz bu yabancı satıcıların işgali altında. Her gün binlerce çocuk buralarda yiyip içiyor. Ben Pariste bunlardan bir tane bile göremedim. Belki kıyıda köşede vardı da ben görememiş olabilirim ama, Paris’te ayaküstü yenilip içilen yerler Fransızlara özgüdür. Onlara “Bistro” deniyor ve son derece sağlıklı yiyecekler sunuyorlar.
Biz neden Fransızların yaptığını yapamıyoruz. Başta hukukçular herkesi hepinizi göreve çağırıyorum. Gelin bunlara karşı hukuk savaşı verelim.
Ne yazık ki sağlığımızla oynayanlar bu güncel konuyla sınırlı değil. Genetiği değiştirilmiş (GDO’lu) besinleri, hormonlu sebze ve meyvaları, katkı maddesi aşırı yüklenmiş hazır yiyecekleri, mısır nişastalı tatlıları yıllardan beri yediriyorlar bize. Bunlardan başka, insanlıktan nasibini almamış, katil ruhlu kişiler sağlıksız mekânlarda ürettikleri hileli yiyecekleri piyasaya sürüp halkımızı zehirliyorlar. Sahte rakı, sahte votka yüzünden ölümlerin sorumluları hakkında ne gibi bir işlem yapıldı, ne kadar ceza verildi, bilen var mı?
Tarımsal ilâçların etkisi geçmeden piyasaya sürülen, sağlıksız ve nemli yerlere konulduğu için zehir (aflatoksin) üreten sebze ve meyvalar yurt dışına gönderildiğinde geri çevriliyor ve bize yediriliyor. Buna karşı kimse önlem almıyor.
Sevgili Uğur Dündar yıllarca sağlıksız ve sahte üretim yapanları televizyonlarda bizlere gösterdi. Ama hiçbir zaman yeterli önlem alınmadı. İğrenç, pis ürünlerin bugün de piyasaya sürülüp zavallı halkımıza yedirildiğinden hiç kuşkunuz olmasın.
Sizleri sağlığımızla oynayanlarla hukuk yoluyla savaşmaya çağırıyorum.
Gördüğünüz, öğrendiğiniz, tanık olduğunuz olayları yargıya götürünüz. Davasını açacağınız kişilerin ücret ödemelerini beklemeyiniz. Cimrilik etmeyip, her türlü masrafları siz üstleniniz. Çünkü bu hepimizin savaşıdır.
