Güncel Konular
YENİ YASALARDA TAZMİNAT DAVALARIYLA İLGİLİ HÜKÜMLER VE NASIL UYGULANACAĞI HAKKINDA AÇIKLAMALAR
YENİ YASALARDA TAZMİNAT DAVALARIYLA İLGİLİ HÜKÜMLER VE NASIL UYGULANACAĞI HAKKINDA AÇIKLAMALAR
YENİ YASALARDA TAZMİNAT VE ALACAK DAVALARINA İLİŞKİN HÜKÜMLER VE NASIL UYGULANACAĞI HAKKINDA AÇIKLAMALAR
Yeni Borçlar ve Hukuk Yargılama yasalarıyla, özellikle insan zararları nedeniyle tazminat ve işçi alacağı davalarında bugüne kadar süregelen haksız uygulamalar sona erecektir. Yepyeni bir dönemi başlatacak ve çığır açacak maddeleri şöyle özetleyebiliriz:
1)Artık kısmi davanın tespite ilişkin bölümü zamanaşımına uğramayacak. Çünkü, başlangıçta yoğun bir belirsizliğin söz konusu olduğu, alacak ve tazminat miktarının kesin bilinemediği davalarda kısmi dava yerine yeni bir dava türü olan “Belirsiz alacak ve tespit davası” açılabilecek. (6100 sayılı HYY m.107/1) Yargılama süresince toplanan delillerle, kusur ve hesap raporlarıyla gerçek zarar tutarı ortaya çıkıncaya kadar zamanaşımı işlemeyecek. Tazminat veya alacak tutarı kesin belli olduktan sonra, ıslah adı altında dilekçe vermeye gerek olmayacak; yalnızca harç tamamlanacak. Bu işleme artık ıslah denmeyecek. Bir başka anlatımla, harç tamamlama işlemi, şimdi olduğu gibi, yeni bir dava sayılmayacak.
2)Ayrıca, zararın türü ve kapsamı ile sorumlular kesin bilinemiyorsa, doğrudan “tespit davası” açılabilecek. “Eda davası açılabilecekken tespit davası açılamaz” denemeyecek. (HYY m.107/3)
3)Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına artık gerek yok. Böyle bir açıklama yapılmamış olması hak kaybı sonucunu doğurmayacak, zımni feragat sayılmayacak. (HYY m.109/3)
4)Başlangıçta kesin miktarlarının belli olmadığı işçi alacağı davalarında da, kısmi dava yerine HYY 107.maddesine göre “belirsiz alacak ve tespit davası” açılabilecek; tespite ilişkin bölüm için harç tamamlama işlemi, “ıslah” ve “yeni bir dava” sayılmayacağı için, şimdi olduğu gibi, faiz, harç tamamlama tarihinden değil, davanın açıldığı tarihten veya temerrüt tarihinden işletilecek; alacak miktarı kesin ortaya çıkıncaya kadar zamanaşımı işlemeyecek.
5)Artık, insan zararları (ölüm ve bedensel zararlar) nedeniyle tazminat davaları (İdari Yargı’da ve Askeri Yargı’da değil) miktarı ne olursa olsun, yalnızca Asliye Hukuk Mahkemesinde açılacak. Bu tür davalar İdari Yargı’nın ve Askeri Yargı’nın görev alanından çıkmıştır. Artık, idari ve askeri her türlü idari işlem, hizmet kusuru ve haksız eylemlerden kaynaklanan insan zararları nedeniyle tazminat davaları (ölüm nedeniyle destekten yoksunluk ve bedensel zararlar) İdari ve Askeri Yargı’da değil, asliye hukuk mahkemelerinde açılacak; tümüne özel hukuk hükümleri uygulanacak; zamanaşımı süreleri de buna bağlı ve hepsi için aynı olacak. (HYY m.3)
6)Yeni Hukuk Yargılama Yasası’nın 3.maddesine koşut olarak, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110.maddesi 1.fıkrası da değiştirilmiş olup, trafik kazasının meydana gelmesinde hizmet kusuru da varsa (örneğin Karayolları İdaresi’nin yol ve alt yapı kusurları gibi) artık kişilere karşı adli yargıda, idareye karşı idari yargıda ayrı ayrı dava açılmasına gerek kalmamış; ortaklaşa ve zincirleme kusur ve sorumluluk esasına göre, hepsi hakkında asliye hukuk mahkemesinde dava açabilme olanağı sağlanmıştır.
7)Ölüm ve bedensel zararlar nedeniyle tazminat davalarında öncelikle Borçlar Kanunu hükümleri uygulanacak; zararın belirlenmesinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55.maddesi esas alınacaktır. Maddenin gerekçesine göre:
a)Rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri (ölüm dalından bağlanan dul ve yetim aylıkları ile gene ölüm dalından ana ve babaya bağlanan aylıklar, malüllük aylığı, yaşlılık aylığı) tazminatla ilişkilendirilmeyecek ve tazminattan indirilmeyecektir.
b)İş kazası ve meslek hastalığı dalından bağlanan aylıkların rücu edilebilen miktarları tazminattan indirilecek ise de, rücu edilemeyen sonraki gelir artışları tazminattan indirilmeyecektir.
Biraz daha açarsak, kaza ve meslek hastalığı dalından bağlanan gelirlerin ilk peşin değeri için işverene ve ilk peşin değerin yarısı için üçüncü kişiye rücu edilebildiğinden, bunlar hesaplanan tazminattan indirilecek; ancak sonraki gelir artışları indirilmeyecektir.
c)Teknik arıza, kaçınılmazlık ve benzer durumlardaki ödemeler, rücu edilemediğinden, tazminattan indirilmeyecektir.
d)İnsan zararlarına ilişkin tazminat hakkının, sosyal güvenlik ödemeleriyle ve ifa amacını taşımayan diğer edinimlerle bir bağı ve bağlantısı yoktur. Bu nevi ödemelerin denkleştirilmesi, zarar vereni ödüllendirme anlamına gelir. Rücu edilemeyen sosyal güvenlik hak ve ödemelerinin oluşmasında zarar verenin bir katkısı olmadıktan başka, rücu edilen ödemelere nazaran zarar verenin iki kez (mükerrer) ödemesi de yoktur.
e)Zarar görenin malvarlığına eklenen ve haksız eylemin yolaçtığı zararla bir ilişkisi bulunmayan edinimler tazminattan indirilemez.
f)Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamayacak veya azaltılamayacaktır.
g)Ancak, bünyevi istidat, kaçınılmazlık, hatır taşıması gibi hesaplama yöntemiyle ilgili bulunmayan nedenler, hakkaniyet hukukunun gerekleri içinde elbette ki birer indirim nedenleridir. Hâkimin, bu hâllerde 818 Sayılı Borçlar Kanunun 43 (Yeni BK. m.51) ve Türk Medenî Kanununun 4 üncü maddeleri kapsamında takdir hakkı vardır. Ayrıca, yoksullaşmaya dayalı indirim kuralının insan zararlarında da (m.55) uygulanacağı tabiidir. (m. 52/II).
h) Son olarak, tazminat hesabına ilişkin bilirkişi raporu, diğer davalarda olduğu gibi sorumluluk davalarında da hâkimi bağlamayacaktır.
Şimdilik bu kısa bilgileri vermekle yetiniyoruz. İlerde daha geniş açıklamalar yapacağız. Şunu ekleyelim ki, yukarda açıklanan yeni Türk Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek ise de, yasa kabul edilmekle, 55.madde hükmünde yasakoyucu iradesini açıklamıştır. Bu nedenle, yasanın yürürlük tarihi beklenmeyip, Sosyal Güvenlik Kurumu gelirlerinin tamamının tazminattan indirilmesi biçimindeki uygulamaya derhal son verilmelidir. (Bu konuda “İş kazalarında haksız uygulamalar” başlıklı yazımızda geniş açıklamalar yapılmıştır, okuyunuz.)
