Yargıtay Kararları
DUL VE YETİM AYLIKLARININ TAZMİNATTAN İNDİRİLMEYECEĞİNE İLİŞKİN KARAR ASILLARI
DUL VE YETİM AYLIKLARININ TAZMİNATTAN İNDİRİLMEYECEĞİNE İLİŞKİN KARAR ASILLARI
YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME GENEL KURULU
T. 6.3.1978 E.1978/1 K. 1978/3
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI
DUL VE YETİM AYLIKLARI TAZMİNATTAN İNDİRİLMEZ
Özet: 1-Ölenin, bakmakta olduğu veya ileride bakacağı sayılan kişilerin yoksun kaldıkları zararın, diğer bir deyişle destekten yoksun kalma tazminatının saptanmasında T.C. Emekli Sandığı’nca bağlanan gelirlerinin indirilmemesi gerekir.
2-Haksız eylem sonucu ölen kişi, yaşamı süresince çalışmış ve maaşından düzenli olarak belirli bir miktar para kesilerek sandığa yatırılmıştır. Zarar verenin bu paradan yararlanması söz konusu olamaz. O halde zarar veren, verdiği zararın tamamını açılan davada ödemelidir.
3-Dul ve yetim maaşları veya yapılan toptan ödeme, destekten yoksun kalma tazminatı gibi, hayatta kalanın şahsına bağlıdır, ölenin terekesine dahil değildir; mirasın reddedilmiş olması maaşların alınmasına engel olmaz.
(5434/m.129; 506/ m. 26; 1479/m.63 BK./m.45/2)
DAVA : Borçlar Kanununun 45. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen destekten yoksun kalma tazminatı isteminde bulunan kişilere, T.C. Emekli Sandığınca bir ödemede bulunulduğu takdirde, bunun tazminatın saptanmasında gözönünde bulundurulmasına dair Onbirinci Hukuk Dairesinin kararları ile T.C.Emekli Sandığı'nca yapılan ödemelerin tazminattan indirilemeyeceğine dair Dördüncü ve Onbeşinci Hukuk Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun kararları arasındaki aykırılığın içtihadı birleştirme yolu ile giderilmesi Birinci Başkanlık Divanınca istenildiğinden 6.3.1978 günlü toplanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunda, aykırılığın bulunduğuna, içtihadın birleştirilmesi gerektiğine oybirliği ile karar verildikten ve raportör üye dinlendikten sonra konu görüşülüp tartışıldı:
KARAR : Borçlar Kanununun 45. maddesinin 2. fıkrası hükmü ile düzenlenen destekten yoksun kalma tazminatı, doğrudan doğruya zarar görenin tazminat isteyebileceğine dair kuralın istisnasıdır. Bu hüküm ile olaydan dolaylı olarak zarar görene de tazminat istemek hakkı tanınmıştır. Bu istem Borçlar Kanununun 41, 45/1, 47, 48, 49, 55, 56, 58 ve diğer maddelerinde düzenlenen tazminat istemleri ile eş değerde olmadığı gibi eylemin karşılığı olan bir ceza da değildir. Ölümün sonucu olarak, ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek, yaşamının, desteğinin ölümünden önceki, düzeyinde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde ve kendine özgü bir tazminat biçimidir.
Tazminatın saptanmasında gözönünde bulundurulacak hususlardan biri de, destekten yoksun kalanın, desteğinin ölümünden önce onun geniş yardımları sonucu sürdürdüğü aşırı masrafları gerektiren, savurgan bir yaşam şeklinin devam ettirilmesi değil, toplum içindeki sosyal durumuna uygun yaşantısını sürdürebilmesi için desteğinin olanakları içinde yapabileceği para ile değerlendirilebilir yardımın belirlenmesidir.
Ölenin yardım ettiği ve bakıp gözettiği kişilerin bu ölüm nedeni ile mal varlıklarından, çoğalma olabilir. Ölen T. C. Emekli Sandığı iştirakçilerinden ise hayatta kalan yakınlarına 5435 sayılı Kanunun öngördüğü dul ve yetim maaşı bağlandığı gibi toptan ödeme de yapılmış olabilir. Bu dul ve yetim maaşları veya yapılan toptan ödeme destekten yoksun kalma tazminatı gibi hayatta kalanın şahsına bağlıdır, ölenin terekesine dahil değildir; mirasın reddedilmiş olması maaşların alınmasına engel olmaz. İşte bu ortak nitelikleri itibariyle destekten yoksun kalma tazminatı saptanırken dul ve yetim maaşlarının peşin sermaye değerinin veya toptan ödeme yapılmış ise ödenmiş bu paranın nazara alınıp alınamayacağı çözümlenmesi gereken sorundur.
5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunun 129. maddesinde, görevleri içinde veya dışında ölenlerin dul ve yetimlerinin, ölüme sebep olanlar aleyhine açacakları davaları kovuşturmaya, davalara üçüncü şahıs ise bunu doğrudan doğruya açmaya sandık yetkili kılınmıştır. Dava sonunda para tazminatı da alınırsa kavuşturma masrafları ile birlikte, dul ve yetim aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı, toptan ödeme yapılan hallerde de yarısının Sandıkça alınarak, varsa geri kalanının ilgililere ödeneceği öngörülmüştür.
Tartışmada beliren bir görüşe göre, bu hüküm 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26. ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 63. maddesi ile eşdeğerdedir. Bu itibarla T.C. Emekli Sandığına böylece kısıtlı olarak rücu hakkı tanınmıştır. Zarara uğrayanın alabileceği tazminat saptanırken T.C. Emekli sandığının mal varlığına geçmesi gereken para indirildikten sonra kalan miktara hükmedilmesi gerekir.
Çoğunluğunun benimsediği görüş ise; sözü geçen 129. maddede bir hesaba sayılmanın öngörülmediği, aksine madde metninin açık olduğu ve zarar veren kişinin T.C. Emekli Sandığının ödediği paranın, kendisinin ödemek zorunda kalacağı tazminattan indirilmesini isteyemeyeceği biçiminde belirlenmiştir.
Gerçekten, haksız eylem sonucu ölen kişi, yaşamı süresince çalışmış ve maaşından düzenli olarak belirli bir miktar para kesilerek sandığa yatırılmıştır. Zarar verenin bu paradan yararlanması söz konusu olamaz. O halde zarar veren, verdiği zararın tamamını açılan davada ödemelidir. Esasen 129. madde zarar verenden tazminatın tamamının alınacağı hükmünü getirmiş ve Emekli Sandığı davaya katılmış veya doğrudan doğruya dava açmış olduğu takdirde alınacak tazminatın zarara uğrayanlar ile Sandık arasında nasıl bölüşüleceğini saptamıştır. Bu itibarla tazminat ödemekle yükümlü olan kişi bu maddeye dayanarak tazminatın indirilmesini isteyemez.
SONUÇ : Borçlar Kanununun 45. maddesinin 2. fıkrasına dayanılarak ölenin bakmakta olduğu veya ileride bakacağı sayılan kişilerin yoksun kaldıkları zararın, diğer bir deyişle destekten yoksun kalma tazminatının saptanmasında T.C. Emekli Sandığı'nca bağlanan gelirlerin indirilmemesi gerektiğine ilk toplantıda ve üçte ikiyi aşan çoğunlukla 6.3.1978 günün karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
E. 2008/9289 K. 2008/1157 T. 09.10.2008
TRAFİK KAZASINDA ÖLÜM NEDENİYLE
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI
DUL VE YETİM AYLIKLARI TAZMİNATTAN İNDİRİLMEZ
Özet : İş kazasına bağlı olmayan haksız eylem sonucu ölen sigortalının hak sahipleri tarafindan açılan destekten yoksun kalma tazminatının kapsamının belirlenmesinde, Sosyal Sigortalar Kurumunca 506 sayılı Kanunun 65 ve sonraki maddeleri uyarınca ölüm sigortası kolundan hak sahiplerine bağlanan dul ve yetim aylıklarının zarardan düşülmesi mümkün değildir.
DAVA VE KARAR : Davacı Zeliha Mutlu vd. vekili Avukat M. Nail Kocakaya tarafından, davalı Fikret Küçükerdemir vd. aleyhine 18/10/2000 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda ; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 26/09/2006 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili ile davalılardan Fikret Küçükerdemir vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 26/02/2008 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat M. Nail Kocakaya ile karşı taraf davalılardan Fikret Küçükerdemir vekili Avukat Kürşat Güvenç geldiler, diğer davalılar adlarına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi Dosyanın görüşülmesine geçildi Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
l- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalıların tüm, davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davacıların diğer temyiz itirazına gelince; dava, trafik kazası nedeniyle desteğin ölümünden dolayı destekten yoksun kalma tazminatı ile manevi tazminat istemine ilişkin olup mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş ve karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Sigortalı işçi olan davacıların desteğinin, iş kazası sonucu olmadığı anlaşılan ölümü nedeniyle Sosyal Sigortalar Kurumunca davacılara ölüm sigortası kolundan aylık bağlandığı dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Dairemizce istikrarla uygulandığı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.11.1979 günlü ve Esas 1977/4-1110, Karar 1979/1395 sayılı kararında benimsendiği gibi, iş kazasına bağlı olmayan haksız eylem sonucu ölen sigortalının hak sahipleri tarafindan açılan destekten yoksun kalma tazminatının kapsamının belirlenmesinde , Sosyal Sigortalar Kurumunca 506 sayılı Kanunun 65 ve sonraki maddeleri uyarınca ölüm sigortası kolundan hak sahiplerine bağlanan dul ve yetim aylıklarının zarardan düşülmesi mümkün değildir. Mahkemenin belirtilen ilkeye aykırı olan bu uygulaması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle davacılar yararına BOZULMASINA; davalıların tüm, davacıların öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine ve temyiz eden davacılar yararına takdir olunan 350.00 YTL duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 09/10/2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
E.2007/10817 K.2008/85 T.15.01.2008
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI
DUL AYLIĞI
Özet: Haksız eylem sonucu ölen kişi yaşamı süresince çalışmış ve maaşından belirli miktar para Emekli Sandığı'na kesilmiştir. Zarar verenin bu paradan yararlanması söz konusu olamayacağından davacının destekten yoksun kalma tazmi¬natının hesabında Sandık tarafından bağlanan dul aylığı ile tütün ikramiyesinin indirilmesi doğru değildir.
(BK m. 41,42,43,44,45) (5434 m. 129)
Davacı, vatani görevini yaparken meydana gelen trafik kazasında vefat eden eşinden dolayı destekten yoksun kalma tazminatı istemiştir. Dosyadaki kanıtlardan desteğin eşine dul aylığı bağlandığı anlaşılmaktadır. Mahkemece destekten yoksun kalma tazminatının miktarının belirlenmesi için bilirkişi görüşüne başvurulmuştur. Hük¬me esas alınan bilirkişi raporunda davacıya TC Emekli Sandığı tarafından bağlanan görev şehidi dul aylığı tutarının peşin sermaye değeri ile davacıya ödenen tütün ikramiyesi gözetilerek indirim yapılmıştır. Mahkemece bu rapor doğrultusunda maddi tazminata hükmedilmiştir.
Ölen, TC Emekli Sandığı iştirakçilerinden ise, hayatta kalan yakınlarına 5435 sayılı Kanun'un öngördüğü dul ve yetim maaşı bağlandığı gibi toptan ödeme de yapılmış olabilir. Bu dul ve yetim maaşları veya yapılan toptan ödeme destekten yoksun kalma tazminatı gibi hayatta kalanın şahsına bağlıdır, ölenin terekesine dahil değildir. Mirasın reddedilmiş olması maaşların alınmasına engel olmaz. İşte bu ortak nitelikleri itibariyle destekten yoksun kalma tazminatı belirlenirken, öncelikle dul ve yetim maaşlarının peşin ser¬maye değerinin veya toptan ödeme yapılmış ise ödenmiş bu paranın nazara alınıp alınamayacağı sorununun çözümlenmesi gerekir.
06.03.1978 tarih ve 1978/1 Esas, 1978/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Karan gereğince, destekten yoksun kalma tazminatının saptanmasında Emekli Sandığı tarafından bağlanan gelirlerin indirilmemesi gerekir. 5434 sayılı TC Emekli Sandığı Kanunu'nun 129. mad¬desinde, görevleri içinde veya dışında ölenlerin dul ve yetimlerinin, ölüme sebep olanlar aleyhine açacakları davaları kovuşturmaya, davalılar üçüncü şahıs ise bunu doğrudan doğruya açmaya Sandık yetkili kılınmıştır. Dava sonunda para tazminatı da alınırsa kovuşturma masrafları ile birlikte, dul ve yetim aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı, toptan ödeme yapılan hallerde de yarısının Sandıkça alınarak, varsa geri kalanının ilgililere ödeneceği öngörülmüştür. Esasen 129. madde zarar verenden tazminatın tamamının alınacağı hükmünü getirmiş ve Emekli Sandığı davaya katılmış veya doğrudan doğruya dava açmış olduğu takdirde alınacak tazminatın zarara uğrayanlar ile Sandık arasında nasıl bölüşüleceğini saptamıştır. Bu itibarla, tazminat ödemekle yükümlü olan kişi bu maddeye dayanarak tazminatın indirilmesini isteyemez. Haksız eylem sonucu ölen kişi, yaşamı süresince çalışmış ve maaşından düzenli olarak belirli bir miktar para kesilerek Sandığa yatırılmıştır. Zarar verenin bu paradan yararlanması söz konusu olamaz. O halde zarar veren, verdiği zararın tamamını açılan davada ödemelidir.
Somut olayda; destek, vatani görevini jandarma asteğmen olarak yaparken vefat etmiş olup, ölmeden önce yedek subay maaşı almaktadır. Emekli Sandığı tarafından davacıya bağlanan aylık desteğinin hayatta iken maaşından Emekli Sandığı tarafından kesilen miktarların karşılığıdır. O halde Emekli Sandığı tarafından bağlanan aylıklar 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu gereğince rücua tabi olmayıp destekten yoksun kalma tazminatının hesa¬bında gözetilmemesi gerekir. Açıklanan nedenlerle davacının destekten yoksun kalma tazminatının hesabında TC Emekli Sandığı'nca bağlanan dul aylığı ile tütün ikramiyesinin indirilmiş olması doğru görülmemiştir. Mahkemece açık¬lanan bu yön gözetilmeksizin yukarıda anılan İçtihadı Birleştirme Kararına uygun olmayan bilirkişi raporunun hükme esas alınmış olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda belirtilen nedenlerle davacı yararına (BOZULMASINA) 15.01.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
E.1989/1308 K.1989/4696 T.23.05.1989
DESTEKTEN YOKSUNLUK
ÖLÜM SİGORTASINDAN BAĞLANAN AYLIK
TAZMİNATTAN DÜŞÜLMEZ
Özet:Ölüm sigortasından bağlanan aylık, destekten yoksunluk tazminatından indirilemez. Çünkü her iki olgu arasında yasal bağlantı bulunmadığı gibi nedensellik bağı da yoktur.
Taraflar arasındaki trafik kazasından doğma tazminat davası üzeri¬ne yapılan yargılama sonunda, ilâmda yazılı nedenlerden dolayı manevi tazminat ve cenaze gideri olmak üzere toplam 3.639.781 liranın olay ta¬rihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara ödenmesine, davacının destekten yoksun kalma tazminatı istemi ile davacıların fazlaya dair manevi tazminat istemlerinin reddine ilişkin hükmün süresi içinde davalılar avukatı ile davacı avukatı taraflarından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşuldu:
Dava, trafik kazasından doğan tazminat isteğidir. Davalı Mustafa A.'ya ait olup diğer davalının kullandığı araç davacının kocası Ali K.'ya çarparak ölümüne sebebiyet vermiştir. Adı geçen davacı destek¬ten yoksun kalma tazminatı istemektedir. Ölü Ali K. Sosyal Sigortalar Kurumundan emekli aylığı almaktayken 28.12.1987 tarihinde trafik kazası gerçekleşmiş ve 15.1.1988 tarihinden itibaren hak sahibi eşine aylık bağlanmıştır. Bilirkişi tarafından düzenlenmiş bulunan 14.10.1988 gün¬lü raporda sağ eşin hak kazandığı peşin sermaye değerinin 2.858.864 li¬ra olmasına karşılık Sosyal Sigortalar Kurumunca bağlanan aylığın peşin sermaye değerinin 19.201.105 lira bulunması nedeniyle ortada destekten yoksunluk söz konusu olamayacağı belirtilmiş ve mahkemece de . bu görüş aynen kabul edilerek maddi tazminat isteğinin reddine karar verilmiştir.
Gerek bilimsel görüşlerde, gerek uygulamada oybirliğiyle kabul edi¬len fikre göre zarar gören, zarar veren olayın sağladığı çıkarları, tazmini¬ni istediği zarardan indirmek zorundadır. Zira tazminatın amacı, mal varlığının zarar verici olay meydana gelmeseydi içinde bulunacağı durumun mümkün olacak ölçüde iade edilmesi, yani mal varlığındaki eksil¬tmenin giderilmesidir; yoksa mağdurun zenginleşmesini sağlamak değildir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki yararların indirilmesi için elde edilen yararlarla zarar verici olay arasında bir uygun illiyet bağı bulunmalı; özellikle tarafların iradesi ve işin niteliği yararların mahsubuna engel olmamalıdır. Her hangi bir sosyal sigorta kurumunca zarar görene ödeme yapılmasında kural şudur: Eğer ödemede bulunan kurum zarar görenin, zarar verene karşı olan haklarına yaptığı ödemeler ölçüsünde yasa hükmü gereğince halef olmaktaysa, zarar görene çift ödeme yapılma¬ması ve dolayısıyla zarar verenin çift ödemede bulunmaması için Kurumun yaptığı ödemeler, zarar verenin zarar görene borçlu olduğu tazmi¬nattan indirilecektir.
Davaya konu olan olayda davacıya ödemede bulunan ku¬rum, Sosyal Sigortalar Kurumudur. Ölen Ali K. anılan kurumdan emekli iken gerçekleşen trafik kazasında ölmüştür ve ölenin eşine ölüm sigor¬tası kolundan aylık bağlanmıştır. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda ölüm sigortası kolundan yapılan yardımlardan dolayı kuruma rücu hakkı tanıyan bir hükme yer verilmemiştir. Gerçekten bu daldan sigortalının haksahibine aylık bağlaması, sigortalının ölümüne neden olan eylemin uygun ve normal bir sonucu değildir. Böyle bir aylığın bağlanması¬nın nedeni sigortalının sağlığında belli bir süre prim ödemiş olmasıdır. Bu nedenle bu sigorta dalından sigortalının hak sahiplerine bağlanan yardımlar destekten yoksun kalanlann hak kazandıkları tazminattan dü¬şülemez. O halde mahkemece sigortaca bağlanan aylığın davacının hak kazanmış olduğu destekten yoksun kalma tazminatından indi¬rilmiş olması yasaya aykırıdır.
Sonuç : Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA 23.5.1989 gününde oy¬birliğiyle karar verildi.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
E. 1985/9-853 K. 1986/67 T. 31.01.1986
ÖLÜM SİGORTASINDAN BAĞLANAN AYLIKLAR
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATINDAN İNDİRİLMEZ
İŞ KAZASI SİGORTASINDAN BAĞLANAN GELİRLER
TAZMİNATTAN İNDİRİLİR
Özet : SSK`ca bağlanan ölüm aylığında, aylık ile ölüme yol açan olay arasında neden-sonuç bağı bulunmaz. Bu aylıklar ölenin hak sahiplerine, 506 sayılı Yasa’nın 2`nci maddesindeki koşullara göre bağlanır.
Bu nedenle de, iş kazasında ölenin haksahiplerine, "iş kazası sigortası"ndan bağlanan aylıklar destekten yoksun kalma tazminatından düşülebilirken " ölüm sigortası"ndan bağlanan aylıklar tazminattan düşülemez.
DAVA : Taraflar arasındaki destekten yoksun kalma tazminatı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4. İş Mahkemesi`nce gerçekleşen maddi ve manevi tazminatların kabulüne dair verilen 13.10.1982 gün ve 1981/71 Esas 1982/316 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi`nin 16.12.1982 gün ve 9201-9841 sayılı ilamı ile, "davanın konusu destekten yoksun kalma niteliğinde bir miktar tazminatın alınması isteğinden ibaret olup yasal dayanağını Borçlar Kanunu`nun 45`inci maddesi oluşturmaktadır. Borçlar Kanunu`nun 45/2.`nci maddesi hükmünce "ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir". Bu maddeye dayanan hakkın özelliklerinden biri de ölenin kişiliğine bağlı olmayıp doğrudan doğruya destekten mahrum kalan kimsenin kişiliğinde doğmuş olmasıdır. ( Oser - Schörenberger, Borçlar hukuku, R. Seçkin Çevirisi, İkinci Kısım, sh.415; A. Von Tuhr; Borçlar Hukuku, Cevat Edege Çevirisi, sh. 410-411; Feyzioğlu F.N., Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, Cilt : 1, sh. 579 ).
Yargıtay uygulamalarında beliren anlam altında destekten yoksun kalma tazminatı "ölüm nedeniyle Borçlar Kanunu`nun 45`inci maddesine dayanan yoksun kalanlarla ölenin yaşayabilecekleri muhtemel süre içinde de ölenin çalışıp kazanabileceği süredeki kazancı tutarından davacılara ayırıp ilerde yapabileceği yardımın tutarının peşin ve toptan ödenmesinden ibarettir. ( Yargıtay 4`üncü Hukuk Dairesi`nin 30.5.1965 tarihli Esas : 1420)
KARAR : Destekten yoksun kalma tazminatı ile hedef tutulan esas Borçlar Kanunu`nun 41`inci Maddesindekinden farklı bulunmaktadır. Şöyle ki; 41`inci madde ile tazmini hüküm altına alınmak istenen husus gerçek zarar olduğu halde destekten yoksun kalma tazminatının yasal dayanağını oluşturan 45/2`nci madde destekten yoksun kalanların tazminat hakkını doğuran ölüm olayından önceki sosyal ve ekonomik yaşayış düzeylerini, ölümden sonrası için de aynı düzeyde tutabilmek amacıyla muhtaç oldukları paranın alınması amacını gütmektedir. ( M.Çenberci; S.G.E., sh. 840 ).
Destekten yoksun kalma tazminatı konusunda önemli sorunlardan biri de, kuşkusuz, bu tazminatın miktarının belirlenmesidir. Tazminat miktarının belirlenmesinde öncelik, zarar miktarının tayinidir. Tazminat miktarının belirlenmesinde zarardan başka nedenler de etkili olacaklarından zararın kapsamı ile tazminatın kapsamı farklı olabilecektir; zararın tam olarak tanzimi zorunluluk arzetmez. ( S.S. Tekinay, "Borçlar Hukuku", İstanbul, 1974, sh. 469 ). Diğer taraftan şu husus da belirtilmelidir ki, gerek tazminat gerekse zarar miktarları dava açılırken de kesinlikle belirtilemez. Bütün bunlar geleceğe ait bir takım koşulların, önceden tahmin ve takdirine dayanan hesaplamaları gerektirir.
Destekten yoksun kalma tazminatının yukarıda değinilen amacı ve bu amaç dışında kalan "destekten yoksun kalanın, ölüm nedeniyle mal varlığını zenginleştirmemek" şeklinde ifade edebilecek olumsuz özelliği gözönünde tutulduğunda, destekten yoksun kalanın "desteğin ölümü nedeniyle" başka kaynaklardan sağladığı çıkarların belirlenen zarar tutarından indirilmesinin zorunlu bulunduğu kabul edilmelidir. Burada önemli olan husus indirilmesi gereken çıkarlarla desteğin ölümü arasında uygun sebep-sonuç bağının gerçekleşmiş bulunmasıdır. Destekten yoksun kalma tazminatı davasında tazmin edilmesi gereken zarar, yukarıda değinilen çıkarların indirilmesinden sonra geriye kalan miktardır. Şu halde zarar miktarından ölüm nedeniyle sağlanan çıkarlar, başka bir anlatımla ölümle uygun sebep-sonuç bağı gerçekleşmek suretiyle sağlanan çıkarların indirilmesiyle bulunan zarar, destekten yoksun kalma tazminatında üst sınır, yani desteğini kaybedenin gerçek zararını oluşturacaktır. Tazminat miktarı, hiçbir zaman bu miktarın üstüne çıkamayacaktır. Gerçek zarar belirlendikten sonra, ödenmesi gereken tazminat miktarının tespiti için gerçek zarardan, ölenin kusuru, müzayaka hali, hal ve mevkiin icabı gibi tazminat miktarı ile ilgili indirimlerin yapılması gerekir. Görülüyor ki, önce zararın tayini söz konusu olduğundan zararla ilgili indirim nedenleri, daha sonra tazminatla ilgili indirim nedenleri dikkate alınacaktır. Bu indirimlerin yapılması ile tazminat miktarı belirlenmiş olur. Şu hususun da özellikle belirtilmesi gerekir ki, iş kazası sonucu ölen işçinin desteğinden yoksun kalanların açacakları tazminat davası "Sosyal Sigorta Kurumlarınca sağlanmış olan haklar dışında kalan zararın ödetilmesi ilkesine dayandığından" ( Hukuk Genel Kurulu`nun 27.9.1967 gün ve 9/1391 Esas, 421 Karar, sayılı kararı zikreden : M.Çenberci; S.G.E., sh. 875, not : 261 ) tespit edilen tazminat miktarından en son olarak Sosyal Sigortalar Kurumlarınca sağlanan hakların peşin sermaye değerinin indirilmesi, eğer bu indirimden sonra bir miktar para kalıyorsa onun tahsiline hükmedilmesi zorunludur, aksi halde mükerrer ödemeye yol açılmış olur. ( Bu konuda : M.Çenberci; S.G.E., sh.869, v.d. S.S. Tekinay, S.G.E., sh. 469 v.d.; F.N. Fevzioğlu; S.G.E., sh. 583, v.d.; K.Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku, İstanbul 1976, I. Cilt; Sh. 512 v.d.; A.Von Tuhr; S.G.E., sh.410; Oser-Schönenberger; S.G.E., Sh.420; H.Seçker; İsviçre Medeni Kanun Şerhi, Borçlar Kanunu Madde 45`le ilgili Açıklamalar, No.IV ).
Olayda mahkemece yukarıdaki esaslar uyarınca davada hüküm altına alınacak tazminat miktarı belirlenirken desteklenene Sosyal Sigortalar Mevzuatı uyarınca ölüm nedeni ile sağlanan hakların peşin sermaye değeri indirilmemiştir. Dosyadaki yazılardan söz konusu haklarla ölüm olayı arasında uygun neden-sonuç bağının gerçekleştiği açıkça anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca bu yönden de gereken indirimlerin yapılması zorunludur. ( Aynı doğrultuda; K.Tunçomağ, S.G.E., Sh. 516 ve 19 sayılı notta zikredilen esaslar; F.N. Feyzioğlu; S.G.E., Sh. 584 ve 233 sayılı notta zikredilen Yargıtay Daire ve Hukuk Genel Kurulu Kararları. )
Mahkemece yazılı gerekçelerle yukarıda açıklanan ilkelerle çelişir yönde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.(...)
HUKUK GENEL KURULU`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü :
KARAR : İş kazası sonucu ölen işçinin hak sahiplerine hem 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu`nun 23 ve müteakip maddeleri uyarınca iş kazası sigortasından gelir bağlanmış, hem de aynı Kanun`un 65 ve müteakip maddeleri uyarınca ölüm sigortasından aylık bağlanmıştır. Mahkemece iş kazası sonucu ölen sigortalı işçinin hak sahipleri tarafından destekten yoksun kalma tazminatının belrlenmesinde, iş kazası sigortasından bağlanan gelirin peşin sermaye değeri maddi tazminattan düşülmüş, fakat ölüm sigortasından bağlanan aylığın peşin sermaye değeri zarardan düşülmemiştir. Yerel mahkeme ile özel daire arasındaki uyuşmazlık, iş kazası sonucu ölen işçinin hak sahipleri tarafından açılan destekten yoksun kalma tazminatının belirlenmesinde "ölüm sigortası" dalından hak sahiplerine bağlanmış olan aylıkların da zarardan düşülmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Önce şu husus belirtilmelidir ki, iş kazası sonucu ölümlerde, ölenin desteğinden yoksun kalanlara 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu`nun 23 ve müteakip maddeleri uyarınca bağlanan "gelir"in hukuki niteliğinin de belirlenmesinde yarar vardır.
Gerçekten 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu`nun 23 ve 24`üncü maddelerine göre iş kazası sonucu ölen sigortalının eş ve çocukları ile ana ve babasına gelir bağlanabilecektir. Bunun için ölümün iş kazası sonucu meydana gelmiş olması yeterli olup, ayrıca sigortalının ölmeden önce 506 sayılı SSK`nun 2`nci maddesi uyarınca belirli bir süre sigortalı olması ve belirli gün sayısında prim ödemiş bulunması gibi koşullar aranmaz. İstekte bulunma koşulu da gerekmez, kurum resen gelir tahsisinde bulunur ve bununla ilgili iş kazası ve meslek hastalığı sigorta priminin tamamı işveren tarafından ödenir, sigortalının bir katkısı yoktur.
Söz konusu "gelir" in hukuki niteliği ise, destekten yoksun kalanların maddi zararlarının "kanuni sigorta" kavramı içinde sigorta primleri işverenden alınmak suretiyle, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu hükümleri gereğince Sosyal Sigortalar Kurumu`nca karşılanmak amacına yönelik bir ödeme olarak ifade edilebilir.
Buna göre "gelir", zarar karşılığı olması itibariyle bir tazminat niteliğine haizdir ve sorumluluğu gerektiren hallerde işverenin genel hükümlere göre ödemekle yükümlü olduğu tazminatın bütünlüğü içinde yer alır. Bu bazen işverenin ödemesi gereken tazminata eşit olabileceği gibi, bazen de onun altında veya üstünde olabilir. İşte altında olduğu zaman ikisi arasındaki fark destekten yoksun kalanların işverenden isteyebilecekleri maddi tazminat miktarını oluşturur.
Bunun için sigorta gelirinin peşin sermaye değerini işverenin sorumlu olduğu maddi tazminat miktarından mahsup etmek gerekir. Aksi takdirde hak sahipleri aynı tazminatı ayrı ayrı hem işverenden hem de Sosyal Sigortalar Kurumu`ndan almış olurlar ki, bu haksız zenginleşmeye sebep olacağından hukuken korunamaz. Konu ile ilgili Yargıtay kararlarında yer alan "bu tür davaların hukuki sebebi, Sosyal Sigortalar Kurumu`nca sağlanan gelirlerle karşılanmayan kısmın ödetilmesi ilkesine dayanır" şeklindeki sözler de aynı görüşü yansıtmaktadır. Bu suretle, kurumun 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu`nun 26`ncı maddesi uyarınca rücu hakkına sahip olduğu hallerde, işverenin mükerrer ödemede bulunması da önlenmiş olur.
İşte, Sosyal Sigortalar Kurumu`nca bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin sözkonusu maddi tazminattan mahsubu gerekmesinin hukuki sebebini böylece açıklamak mümkündür.
Uyuşmazlığın asıl konusunu teşkil eden ölüm sigortasından bağlanan aylığa gelince :
Konu ile ilgili hüküm 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu`nun 66`ncı maddesinde yer almaktadır. Bu madde hükmüne göre, ölüm sigortasından aylık bağlanabilmesi için sadece ölüm olgusu yeterli olmayıp, bundan başka sigortalının ölmeden önce 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu`nun 2`nci maddesine göre belirli bir süre sigortalı olması ve belli gün sayısında malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş bulunması da gerekmektedir. Ölümü meydana getiren olay hangi sebepten ileri gelmiş olursa olsun, buradaki koşullar gerçekleşmedikçe ölüm sigortasından aylık bağlanmaz. Ölümü intaç eden olayın iş kazası olması da farklılık yaratmaz. Ölüm aylığı, ölümü meydana getiren olayın sebebinden tamamen bağımsız olarak gerçekleşir. Bu nedenle ölüm aylığının gerçekleşmesi ile, ölümü meydana getiren olayın sebebi arasında uygun sebep-sonuç bağı yoktur.
Bunun sonucu olarak ölüm aylığının, ölüme neden olan olayın sebebiyle uygun sebep-sonuç bağı içinde gerçekleşen bir yarar olduğundan sözedilemeyecektir.
Bu itibarla, ölüm aylığının destekten yoksun kalma tazminatının belirlenmesinde zarardan indirilmesi mümkün değildir.
Kaldı ki, 73`üncü maddede görüldüğü gibi ölüm aylığının maddi kaynağını teşkil eden malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin bir bölümü sigortalı işçi tarafından bir bölümü de işveren tarafından ödenmektedir. İşverenin ödediği primler de aslında sigortalıya ait olmaktadır. Toptan ödemeyle ilgili 506 sayılı Yasa`nın 71`inci maddesinin, ölen sigortalının kendisinin ve işverenlerinin ödedikleri, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri toplamının; hak sahibi kimselerine ödeneceğine dair hükmü de bunu göstermektedir. Öyleyse, işçiye ait olan sigorta primleri karşılığı ödenen ölüm aylığından, işverenin yararlandırılması doğru olmayacaktır. Bu durum, T.C. Emekli Sandığı`nca mensuplarının hak sahiplerine bağlanan dul ve yetim aylığına benzemektedir.
6.3.1978 gün ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı`nda ise, T.C. Emekli Sandığı`nca hak sahiplerine bağlanan dul ve yetim aylıklarının destekten yoksun kalma tazminatının belirlenmesinde zarardan düşülemiyeceği kabul edilmiştir. O halde Sosyal Sigortalar Kurumu`nca hak sahiplerine ölüm sigortasından bağlanan aylıklar için ayrı işlem yapılmasını haklı kılacak yasal ve makul bir neden olamaz. ( Hukuk Genel Kurulu`nun 28.11.1979 gün ve E. 1977/4-1110- K. 1979/1395 sayılı kararı ).
Yine yukarıda tarih ve sayısı yazılı Hukuk Genel kurulu kararında da vurgulandığı gibi, ölüm sigortasından bağlanan yardımlar için 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu`nun 26`ncı maddesine göre, Kurum`un rücu hakkı bulunmadığından, işverenin mükerrer ödemede bulunması gibi bir durum olmayacaktır.
Bu nedenle direnme uygun bulunduğundan hesap yönünden inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan diğer yönlerden inceleme yapılmak üzere dosyanın 9.Hukuk Dairesi`ne gönderilmesine, 31.01.1986 gününde üçte ikiyi aşan çoğunlukla karar verildi.
YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
E.1985/6179 K.1985/6126 T. 05.06.1985
İŞ KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT DAVASI
ÖLÜM SİGORTASINDAN BAĞLANAN AYLIKLAR
TAZMİNATTAN İNDİRİLMEZ
İŞ KAZASI SİGORTASINDAN BAĞLANAN GELİRLER
İNDİRİLİR
Özet: İş kazasında ölüm nedeniyle gerçekleşen maddi tazminattan, sadece işkazası sigortasından sağlanan gelirler indirileceğinden, ölüm sigortasından bağlanan aylıkların indirimi mümkün değildir. Çünkü, ölüm aylığı ile iş kazası arasında nedensellik bağlantısı yoktur ve mahiyetleri ayrıdır.
DAVA VE KARAR:Davacılar, murislerinin iş kazası sonucu ölümü nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.Yerel mahkeme isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde taraf avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
1-Yapılan soruşturmaya, toplanan delillere, kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacıların temyizine gelince: İş kazası nedeniyleuğranılan zararların tazmini davası iş kazası sigortasından sağlanan gelirlerle karşılanmayan kısmın ödetilmesi ilkesine dayanır. Olayda davacılara miras bırakanlarının iş kazasında ölümü nedeniyle 506 sayılı Kanunun 23 ncü maddesine göre gelir bağlanmıştır. Ayrıca şartları gerçekleştiğinden, 66 ncı maddesine göre ölüm sigortasından aylık tahsis edilmiştir. Aynı Kanunun 92 nci maddesi uyarınca bu gelir ve aylıklar birleştirilmiş ve Sosyal Yardım zammının ölüm sigortasına bağlı olarak ödenmesine başlanmıştır.
Gerçekleşen maddi tazminattan yukarda belirtilen ilke gereğince, sadece sadece iş kazası sigortasından sağlanan gelirler tenzil edileceğinden, ölüm sigortasından bağlanan aylıkların tenzili mümkün değildir. Zira, ölüm aylığı ile iş kazası arasında illiyet bağlantısı yoktur. Ve mahiyetleri ayrıdır. O halde SSK’dan iş kazası nedeniyle sağlanan gelirlerin davacıların maddi tazminatlarından tenzil edilmesi, ölüm dosyasından sağlanan sosyal yardımların ise tenzil edilmemesi gerekir. Aksine uygulama ile hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı icap ettirmiştir. Kaldı ki, ölüm aylığının indirilmesi halinde dahi davacı eşin alacağı kalmaktadır.
SONUÇ:Temyiz edilen kararın yukarda açıklanan nedenle davacılar yararına BOZULMASINA 05.06.1985 gününde karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
E. 1983/9247 K. 1983/9834 T. 24.11.1983
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI
ÖLÜM SİGORTASINDAN BAĞLANAN AYLIKLAR
KURUM’UN RÜCU HAKKI BULUNMADIĞINDAN
TAZMİNATTAN İNDİRİLMEZ
Özet: Sosyal Sigortalar Kurumu’nun ölüm sigortasından bağ¬ladığı aylıktan dolayı rücu mümkün olmadığından, bu aylıklar destekten yoksun kalma tazminatından indirilmez. (506 S.Y. 10, 15, 26, 27, 28, 29, 41)
Davacılar 16.8.1979 gününde vukubulan trafik kazasınada desteklerinin ölümü nedeniyle yoksun kaldıkları maddi ve manevi tazminatı istemişlerdir.
Davalı,davacıların desteğinin ölümü nedeniyle davacılara SSK’ca aylık bağlandığını ve Kurum tarafından kendisi aleyhine rücu davası açıldığını ileri sürerek ödemenin zarardan indirilmesi gerektiğini savunmuştur.. Mahkemece, davacıların, desteğinin ölümü dolayısıyla SS. Kurumunca bağlanan maaş dışında bir kısım gelirlerden mahrum kalacakları, bu itibarla zararın denkleştirilmesi kuralınca S.S.Kurumunun bağlamış olduğu maaşın zarardan düşülemiyeceğinden söz edilerek savunma hakkında hiç hir inceleme yapılma¬dan savunmanın reddine ve tazminatın tahsiline karar verilmiştir.
İş kazaları ve meslek hastalıkları sigorta dallarında sigortalıya veya hak sahiplerine sağlanan yardımlardan dolayı haksız eylem sorumluluklarına SSK’nun rücü hakkı 506 sayılı Kanunun 10,15,26,27,28,29,41 maddelerinde düzenlenmiş olup, ölüm sigortasından sağlanan yardımlar için Kurum’a rücü hakkı tanıyan bir hükme yer verilmemiştir. O halde kurumun ölüm sigortasından bağladığı maaştan dolayı rücü mümkün değil ise de, iş kazaları ile meslek hastalıkları ve hastalık sigortaları dallarından sigortalıya veya hak sahiplerine sağladığı yardımlardan dolayı haksız eylem sorumlularına rücü mümkündür. O halde mahkemenin davacılara bağlanan maaşın ölüm sigortasından mı yoksa iş kazası ve meslek hastalıkları dalından mı ödenmiş olduğunu araştırması zorunludur. SSK'nun 3 Haziran 1981 gün ve 9-21123 sayılı yazılarından maaşın hangi daldan bağ¬landığı açık ve kesin olarak anlaşılamamaktadır. Bu itibarla mahkemenin, maaşın rücüu mümkün bir daldan mı yoksa ölüm sigortasından mı bağlandığını araştırması, sonucuna göre karar vermesi gerekir. Eksik inceleme ile savunmanın ret edilmesi ve yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirir.
Sonuç : Temyiz olunan kararın belirtilen nedenlerle temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA 24.11.1983 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 11.HUKUK DAİRESİ
E.1982/1762 K.1982/1988 T.27.04.1982
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI
SOSYAL SİGORTALAR KURUMUNCA DAVCILARA BAĞLANAN
DUL VE YETİM AYLIKLARI TAZMİNATTAN İNDİRİLMEZ
Özet: 1- Sosyal Sigortalar Kurumu’nun öle¬nin eş ve çocuklarına bağladığı dul ve yetim maaş¬larının peşin sermaye değerinin destekten yok¬sun kalma tazminatından tenkisinin gerekmeye¬ceği, Yargıtay’ın kökleşmiş içtihatlarına göre ka¬bul edilmiş bulunmaktadır.
2- Dava konusu olayda Sosyal .Sigor¬talar Kurumu’nca davacılara bağlanan dul ve ye¬tim maaşları ölüm sigortasından bağlandığı an¬laşıldığından bu gelirlerin peşin sermaye değer¬lerinin destekten yoksun kalma tazminatından tenkisi gerekmemektedir.
(818 9. BK. m. 45/2) (506 8. SSK. m. 65, 66)
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacılar murisinin, davalı Yusuf'a ait otobüsle yolculuk yaparken diğer davalı Vahit'e ait traktörle çarpışması sonucu ölmesi nedeniyle açılan destekten yoksun kalma tazminatından davacı eş ve çocuklarına Sosyal Sigortalar Kurumu’nca bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tenkis edilip edilemeyeceğinde toplanmaktadır.
BK.nun 45/2. maddesinde düzenlenmiş bulunan destekten yok¬sun kalma tazminatı, ölümün sonucu olarak ölen kişinin yardım ve desteğinden yoksun kalan kimselerin muhtaç duruma düşmelerini önlemek için sosyal karakterde ve kendine özgü bir tazminat çeşididir. Desteğin ölümüne neden olan haksız fiil bir taraftan destekten yoksun kalanların zararına neden olurken, öbür yandan bir takım yararlar (kazanç) sağlamışsa, bu yararın tazminatı ne şekilde etkileyeceği sorunu ortaya çıkar ki, buna uygulamada ve doktrinde (yarar ve zararın denkleştirilmesi sorunu) adı verilmektedir. Yarar ile zararın denkleştirilmesi için kural olarak yarara, tazminata yol açan haksız fiilin neden olması (uygun illiyet bağı) diğer bir deyişle meydana gelen yararın haksız fiilin uygun ve normal bir sonucu olması zorunludur. Eğer bu haksız fiil sonucu oluşan zarar nedeniyle üçüncü kişiler destekten yoksun kalanlara yaptıkları ödemeler ölçüsünde ve yasa hükmü gereğince halef olmakta iseler, zarar verenlerin (bu rücu imkânı nedeniyle) mükerrer ödemede bulunmamaları için onlar tarafından sağlanan yararın destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanması sırasında zarardan tenkisi gerekecektir.
Sosyal Sigortalar Kurumu'nun ölenin eş ve çocuklarına bağladığı dul ve yetim maaşlarının peşin sermaye değerinin destekten yoksun kalma tazminatından tenkisi gerekip gerekmeyeceği sorununa gelince: Yargıtay'ın kökleşmiş içtihatlarına göre, 506 sayılı Yasanın 65 ve müteakip maddelerine göre ölenin dul ve yetimlerine bağlanan aylıklar bakımından (Kurumun yaptığı bu ödemeler yönünden) halefiyet hakkı doğacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığından ve haksız fili sorumluları mükerrer ödeme durumunda kalmayacaklarından, bu tür yararın tenkisinin gerekmeyeceği kabul edilmiş bulunmaktadır. Aynı yasanın 10. 15. 26. 27, 28, 39 ve 41. maddelerinde Kuruma rücu hakkı tanındığına nazaran bu maddelerle ilgili ödemeler (yararlar) bakımından ise tenkis gerekecektir (Bkz. Hukuk Genel Kurulu 26.11. 1979 gün ve 977/4-1110 E., 979/1395 K. sayılı ilâmı; YKD. Cilt: 6. Sa¬yı: 7, Temmuz - 1980, Sh: 938-941).
Dava konusu olayda ise, Sosyal Sigortalar Kurumu'nca davacı¬lara bağlanan dul ve yetim maaşları 506 sayılı Yasanın 66. maddesi gereğince (ölüm sigortasından) bağlandığı anlaşılmasına göre, yu¬karıda açıklanan ilke gereğince bu gelirlerin peşin sermaye değer¬lerinin destekten yoksun kalma tazminatından tenkisi gerekmeyecek¬tir. Mahkemenin bunun aksine beliren görüşü isabetsiz olduğundan hükmün bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekirken her nasılsa onandığı anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde görülen ka¬rar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.
Sonuç : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüyle hükmün onanmasına dair 14.10.1981 ta¬rih ve 1981/4280-4221 sayılı ilâmın kaldırılarak kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar yararına (BOZULMASINA) 27.4.1982 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4.HUKUK DAİRESİ
E.1980/3094 K.1980/6086 T.09.05.1980
EMEKLİ MEMURUN DESTEĞİNDEN YOKSUN KALMA
DUL VE YETİM AYLIKLARI TAZMİNATTAN İNDİRİLMEZ
Özet : Emekli Sandığı iştirakçisi iken ölümüne sebebiyet verilen desteğin mirasçılarına (dul ve yetimlerine) bağlanan maaşların ve ödenen emekli ikramiyelerinin, bu kişilerin destekten yoksun kalma tazminatından indirilemeyeceği yolundaki 6.3.1978 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, emekli iken ölen ve emekli maaşından başka bir geliri bulunmayan kişilerin destekleri hakkında da uygulanır; yani destekten yoksun kalanlara bağlanan dul ve yetim maaşları , gerçekleşen destek tazminatından indirilmez.
DAVA VE KARAR : 1 - Dava, adam ölmesinden ötürü destekten yoksun kalmaya ilişkin maddi tazminat ile manevi tazminatın ödetilmesi isteğidir. Davalı Kemal, kullanıldığı özel taşıt aracı ile 5.9.1975 günü Adil'e çarparak ölümüne sebebiyet vermiştir. Davacılardan Nazire, ölenin eşi ve diğerleri çocuklarıdır. Adil Emekli Sandığı'nın iştirakçilerinden iken 4.11.1971'de emekliye ayrılmış ve olay bu tarihten yaklaşık olarak 4 yıl sonra gerçekleşmiştir. Ölenin emekli aylığından başka bir geliri bulunmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. 27.12.1976 günlü bilirkişi raporunda, desteğin sağlığında almakta olduğu emekli aylığı, ölümünden sonra hak sahibi bulunan davacı eşine bağlanmış olduğundan ortada bir zarar bulunmadığı belirtilmiş ve mahkemece bu rapordaki gerekçe benimsenerek maddi tazminata ilişkin davanın reddine karar verilmiştir. Davacıların temyizi üzerine Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi'nce bu karar bozulmuştur.
Bozma kararında aynen ( ... O halde mahkemece yapılacak iş, şayet destek sağ kalsaydı, desteklenenlere ne derece bakacak veya yardım edecek idiyse o bakımdan ve yardımın para ile değerinin tesbitinden ve bu tutara Emekli Sandığının bağladığı maaşlar indirilmemeksizin aynen hükmetmekten ibaretir... ) denilmektedir.
Bu bozmaya karşı, mahkeme, eşe emekli aylığı bağlandığından ve çocukların ergin bulunduklarından söz ederek önceki kararında direnmiştir. Direnme kararının verilmesinden 3 gün sonra ise ( ölenin bakmakta olduğu veya ileride bakacağı sayılan kişilerin yoksun kalma tazminatının saptanmasında T.C.Emekli Sandığı'nca bağlanan gelirlerin indirilmemesi gerektiğine ) dair Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun E. 1978/1, K.1978/3 sayılı ve 6.3.1978 günlü kararı çıkmış ve davacıların temyizi üzerine direnme kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca içtihadı birleştirme kararından söz edilerek ( Özel daire bozma kararına uyulmak gerektiği ) gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkeme 30.3.1979 günlü oturumda yerinde gördüğü bozmaya uymuş ve bozma dairesinde maddi tazminatın hesaplanması için işi bilirkişiye göndermişse de, yine bilirkişinin (ölenin emekli aylığından başka bir geliri bulunmadığı ve sağlığında davacılara tahsis edebileceği miktar Emekli Sandığı'nca bağlanandan daha fazla olamıyacağı ) yolundaki 20.4.1979 günlü raporuna dayanarak davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, bozmaya uyulmakla davacılar yararına kazanılmış bir hak oluşmuştur. Esasen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bozmasına uyulmak zorunluğu vardır. Her iki bozma kararı verilirken ölenin emekli bir memur olduğu, emekli aylığından onun başka bir geliri bulunmadığı, ölümünden sonra emekli aylığının dul ve yetimlerine bağlanmış bulunduğu bilinmekte idi, Bu durumda bozma uyarınca Emekli Sandığı'nca davacılara bir aylık bağlanıp bağlanmadığı üzerinde durulmaksızın ölen Adil sağ kalsaydı almakta olduğu emekli aylığı ile davacılara ne derecede bakabilip yardım edeceğinin bu konudaki ilkelere göre para olarak değerini tesbit edip bu tutara aynen hükmetmesi gerekirdi. Mahkemenin böyle yapmayıp desteğin ölümünden sonra Emekli Sandığı'nca dul ve yetimlerine bağlanmış olan aylığı esas alıp, destekten yoksun kalmaya ilişkin maddi tazminat isteğinin reddine karar vermiş olması usule aykırıdır.
2 - Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun yukarıda sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararının baş tarafından aralarında aykırılık bulunduğu belirtilen kararlara konu olan olaylarda ölenin haksız eylemin işlendiği günde memur olmasına karşılık, bu davaya konu olan olayda ölenin memur olmayıp emekli bulunması tersi bir uygulamaya neden olamaz. Çünkü İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde aynen ( ... haksız eylem sonucu ölen kişi yaşamı süresince çalışmış ve maaşından düzenli olarak belirli bir miktar kesilerek sandığa yatırılmıştır. Zarar verenin bu paradan yararlanması söz konusu olamaz. O halde zarar veren, verdiği zararın tamamını açılan davada ödemelidir... ) denilmektedir. Bundan çıkacak sonuç ölenin ister memur, isterse emekli olsun, haksız eylemi işleyenin verdiği zararın tamamını tazmin edeceğidir.
Öte yandan bütün sosyal sigortalarda hak sahibine ödemede bulunan ilgili kurumun ancak zarara sebebiyet verene rücu hakkının bulunması halinde bu kurumca yapılan ödemelerin denkleştirme yapılırken zarardan indirilmesi bir kural olarak benimsenmiştir. 506 sayılı Kanunda ölüm sigortasından yapılan yardımlardan dolayı kuruma rücu hakkı tanıyan bir hükme yer verilmemesi nedeniyle ölüm sigortasından hak sahiplerine bağlanan yardımların destekten yoksun kalanların zaralarından düşülmesinin mümkün olmadığını belirten Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.11.1979 gün ve E.1977/4-1110, K.1979/1395 sayılı emsal nitelikteki kararı buna örnek olarak gösterilebilir. Emekli Sandığı’nın ne kendi özel kanunu ve ne de genel nitelikteki Borçlar Kanunu hükümlerine göre zararı meydana getiren kişilere karşı bir rücu hakkı vardır. Her ne kadar, Emekli Sandığı Kanununun 129.maddesinin birinci fıkrasında iştirakçilerden ölenlerin dul ve yetimlerinin sebep olanlar aleyhine açacakları davaları Sandığın kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü kişi olarak girmeğe ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkili bulunmuş ve böylece kuruma rucua benzer bir hak tanınmış ise de; aynı maddenin ikinci fıkrasında bu dava sonunda para tazminatı alınırsa bundan kovuşturma için yapılan giderlerle birlikte dul ve yetim aylığı bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı Sandık'ça alınarak varsa geri kalanının ilgililere ödeneceği hükme bağlanmıştır. İşte destekten yoksun kalma tazminatının saptanmasında Emekli Sandığı'nca bağlanan gelirlerin indirilmemesi gerektiğine dair, içtihadın dayandığı esas, sözü edilen ikinci fıkrada öngörülmüş olan bu hükümdür. O halde ölenin emekli olması halinde de aynı kural uygulanacaktır. Her ne kadar dava açılırken maddi zararın hesap biçimi gösterilmemiş ve bozmadan önce alınan bilirkişi raporuna itiraza dair 27.10.1976 günlü dilekçesinde davacılar vekili, destek sağ olsaydı emekli aylığının tam alınacağını ve onun ölümü nedeniyle 13 yıl eksik alındığını ileri sürerek istenilen maddi tazminatın bu esasa göre hesaplanması gerektiğini ileri sürmüşse de, yukarıda birinci bentte açıklandığı gibi bozmaya uyulmakla davacılar yararına oluşan kazanılmış hak karşısında tazminatın orada belirtilen esas uyarınca hesaplanması mecburiyeti doğmuştur. O halde, temyiz olunan karar bu yönlerden de usul ve yasaya aykırı olduğundan bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın birinci ve ikinci bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA 09.05.1980 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ
E. 1989/10192 K.1989/10368 T.28.11.1989
YAŞLILIK, MALÜLLÜK VE ÖLÜM SİGORTASINDAN
BAĞLANAN AYLIKLAR TAZMİNATTAN İNDİRİLMEZ.
İŞ KAZASI VE MESLEK HASTALIĞI SİGORTASINDAN
BAĞLANAN GELİRLER TAZMİNATTAN İNDİRİLİR
Özet: Sakat kalan işçiye veya ölümü halinde hak sahiplerine, iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından bağlanan gelirlerin maddi tazminattan indirilmesi gerekir.
Ancak, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca bağlanan malüllük aylığı ile 60. maddesi uyarınca bağlanan yaşlılık ve 66. maddesi uyarınca bağlanan ölüm aylıkları tazminattan indirilmez.
DAVA VE KARAR : Davacıların murisi işçi iş kazası sonucu ölmüştür. Eş ve çocukları bu dava ile ölenin maddi desteğinden yoksun kaldıklarını ileri sürerek maddi tazminat istemişlerdir.
İş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle açılan maddi zararların giderilmesi davalarının hukuki sebebi sigorta gelirleriyle karşılanmayan kısmın ödetilmesi ilkesine dayanır. Bu nedenle iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle malül kalan işçi veya işçinin ölümü halinde haksahiplerine iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından gelir bağlanmışsa, mükerrer ödemeye ve mükerrer yararlanmaya yer verilmemesi için bağlanan gelirlerin maddi tazminattan mahsubu gerekir. Mahsup edilmediği takdirde işçi veya haksahipleri aynı zararı hem SSK.dan gelir olarak hem de işverenden tazminat olarak almış olurlar ki, böylece işçi yada haksahipleri mükerrer yararlanma durumuna geçmiş ve haksız kazanç sağlamış olur. İşte buna engel olmak için SSK. gelirlerinin mahsubu zorunludur. Olayın tamamen kaçınılmaz olması gelirlerin mahsubuna engel değildir. Yine aynı nedenle SSK.nun işverene rücu edememesi de mahsubu gerektirmeyen bir neden teşkil edemez.
Maddi tazminatlardan mahsup edilmeyecek olan iş kazası sigorta geliri değil, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 53. maddesi uyarınca sağlanan malüllük aylığı ile 60. maddesi uyarınca sağlanan yaşlılık ve 66. maddesi hükmünce ölüm sigortasından sağlanan aylıklardır.
Olayda davacılara iş kazası sigortasından gelir bağlandığı anlaşılmaktadır. Az önce açıklanan nedenlerle bu gelirlerin davacıların maddi tazminatlarından mahsubu gerekir. Yazılı şekilde gelirlerin tenzil edilmemiş olması usul ve yasaya ve Yargıtay İçtihadlarına aykırıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA 28.11.1989 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
E.1977/4-1110 K. 1979/1395 T.28.11.1979
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI
DUL VE YETİM AYLIKLARI ZARARDAN DÜŞÜLMEZ
Özet: 1) Uyuşmazlık konusu, ölen sigortalının hak sahiplerince açılan destekten yoksun kalma ödencesi belirlenirken "ölüm sigortası"ndan bağlanan dul ve yetim aylıklarının zarardan düşülüp düşülmeyeceğidir.
2) Ölüm sigortasından dul ve yetim aylığı bağlanması, ölüme neden olan haksız eylemin doğrudan "uygun ve normal" bir sonucu olmayıp belirli bir süredeki sigortalılığın ve prim ödemenin karşılığıdır.
Bu nedenle, ölüm sigortasından sağlanan yardımlar konusunda Kuruma yasaca rücu hakkı tanınmamıştır. Kaldı ki, dul ve yetim aylıklarının kurumun bir sosyal güvence kurumu niteliğinden kaynaklanıyor oluşu, sözü edilen aylıkların haksız eylemin yol açtığı zarardan düşülmesine engeldir.
DAVA VE KARAR: Davacı eşin desteği olan işçinin bir iş kazasına bağlı bulunmayan trafik olayı sonucunda öldüğü ve davacıya 506 sayılı SSK.unun 65 ve sonraki maddeleri hükmüne göre yalnız (ölüm sigortası) dalından dul aylığı bağlandığı çekişmesizdir. Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; bir haksız eylem sonucunda ölen sigortalı işçinin hak sahipler tarafından açılan destekten yoksun kalma tazminatı kapsamının belirlenmesi sırasında, Sosyal Sigortalar Kurumunca "Ölüm Sigortası" dalından hak sahiplerine bağlanmış olan dul ve yetim aylıklarının (Olayımızda davacı eşe bağlanan dul aylığının, zarardan düşülmesinin gerekip gerekmediğinde toplanmaktadır.
Destekten yoksun kalma tazminatı; BK.nun 45. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiş, ölümün sonucu olarak ölenin yardımından yoksun kalan kimselerin muhtaç duruma düşmelerini önlemek, yaşamlarının desteğini ölümünden önceki düzeyinde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde ve kendine özgü bir tazminat türüdür. Desteğin ölümüne neden olan haksız eylem; bir taraftan destekten yoksun kalanların mal varlıklarında eksilmeye (zarara) sebep olurken, diğer taraftan bir takım yarara yol açmışsa bu yararların tazminat borcunu ne şekilde etkileceği ve özellikle desteğin ölümünden dolayı destekten yoksun kalanlara sağlanan hangi tür yararların zararla denkleştirilebileceği sorunu ile karşılaşılır. Yargıtay’ın yerleşmiş kararları ile bilimsel eserlerdeki baskın olan görüşe göre kural olarak, zarar ile yararların denkleştirilebilmesi için yarara, tazminata yol açan haksız eylemin sebeb olması ve zararla yarar arasında uygun bir illiyet bağının bulunması şarttır. Başka bir anlatımla yararın haksız eylemin "uygun ve normal" bir sonucu bulunması zorunludur. Bu kuraldan ancak yasanın açıkça öngördüğü durumlarda ayrılma olanağı vardır. Eğer zarar nedeniyle edimde bulunan üçüncü kişiler zarar görenlere yaptıkları ödemeler ölçüsünde ve yasa hükmü gereğince halef olmakta iseler zarar verenlerin mükerrer ödemede bulunmamaları için üçüncü kişilerin sağladığı yararların destekten yoksun kalma tazminatı kapsamının belirlenmesi sırasında zarardan düşülmesi gerekecektir.
Olayımızda ise; Sosyal Sigortalar Kurumun’ca davacı eşe, yalnızca ölüm sigortası dalından dul aylığı bağlanmış bulunması, kurumca bağlanan bu yardımın belirli bir süre sigortalı olma ve prim ödemiş bulunmasından ileri gelmesi, desteğin ölümüne neden olan haksız eylemin sebep olduğu zararla kurumca bu vesile ile sağlanan yarar arasında uygun illiyet bağının bulunmaması, hukuki dayanaklarının farklı oluşu ve açıklanan denkleştirme kuralının esasları hep birlikte gözönünde tutulduğunda ölüm sigortasından davacı eşe kurumca bağlanan dul aylığının haksız eylemin sebep olduğu zarardan düşülmesi gerekmez; esasen Sosyal Sigortalı ile onun hak sahiplerini sigortalılığın sona ermesinin iktisadi sonucundan korunmak amacını güder. Sigortalı olma sonucu sağlanan bu yardımlardan haksız eylem sorumlularının yararlanmalarını haklı kılacak bir hukuk kuralı da yoktur. Sosyal Sigortalar Kurumu’nun ölüm sigortasından sağladığı yardımlardan dolayı yardım ettiği kişiye halef olacağına dair yasada bir hüküm de olmadığından haksız eylem sorumluları mükerrer ödeme durumunda da kalmayacaklardır.
Sosyal Sigortalar Kurumunca, ölen sigortalının hak sahiplerine "ölüm sigortasından" dul ve yetim aylığı bağlanabilmesi için, anılan Yasanın 66/d maddesinde öngörülen "Sigotalının, ölümü tarihine kadar en az 5 yıldan beri sigortalı bulunması ve her yıl ortalama olarak en az 120 gün ve toplam olarak 1800 gün (sigortalı ve işvrenlerince) mal-llük, yaşlılık ve ölüm sigortaları dalından prim ödenmiş olması" şartları gerçekleşmelidir. Sigortalının ölümü olayının bir haksız eyleme bağlı olması da gerekmez. Normal ölüm hallerinde de kurum, yasal şartlar mevcutsa, bu sigorta yardımını bağlamak zorundadır.Sözü edilen maddede belirtilen şartlar gerçekleşmezse; aylık bağlanmaz ve alınmış sigorta primleri (toptan ödeme yoluyla) hak sahiplerine geri verilir. Görüldüğü üzere kurumca ölüm sigortası dalından dul ve yetim aylığı bağlanması; ölüme neden olan haksız eylemin doğrudan doğruya "uygun ve normal" bir sonucu değil belirli bir süre sigortalı olmanın ve prim ödemenin bir karşılığıdır.
Gerçekten, iş kazalarıyla meslek hastalıkları ve hastalık sigortaları dallarından sigortalıya veya hak sahiplerine sağladığı yardımlardan dolayı, haksız eylem sorumlularına Sosyal Sigortalar Kurumunun rücu hakkı; 506 sayılı Yasanın 10, 15, 26, 27, 28, 39 ve 41. maddelerinde tanzim edilmiş olduğu halde, ölüm sigortasından sağladığı yardımlar için kuruma rücu hakkı tanıyan bir hükme anılan Yasada yer verilmiştir. Uyuşmazlıklarda çözüm yolunu herşeyden önce anlaşmazlığın ilişkin bulunduğu hukuk? müessesenin kuruluş amacında aramalıdır. Ölüm sigortası yardımlarının; belirli bir süre sigortalı olan namına toplanan pirimlerin karşılığı bulunması ve ölüme neden olan eylemin doğrudan doğruya "uygun ve normal" bir sonucu olmaması gerçeği karşısında özellikle yasa ile tanzim edilmemiş bir hakkı kurum için tanımaya kalkışmak hukuku zorlamak ve yasa koyucunun esasta hiç istemediğini yargı yolu ile vermek sonucunu doğurur.
Kaldı ki; T.C. Emekli Sandığı’nın da; Sosyal Sigortalar Kurumu gibi mensupları ve onların hak sahipleri için bir sosyal güvence kurumu oluşu, her iki kamu kurumunun da; mensuplarının ölümleri üzerine onların hak sahiplerine bağladığı dul ve yetim aylıklarının aynı nedenlerden kaynaklanması T.C.Emekli Sandığı’nca mensuplarının hak sahiplerine bağlanan dul ve yetim aylıklarının destekten yoksun kalma tazminatının belirlenmesi sırasında zarardan düşülemeyeceğinin 6.03.1978 gün ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile kabul edilmiş olması karşısında; Sosyal Sigortalar Kurumunca ölüm sigortasından bağlanan dul ve yetim aylıkları için ayrı işlem yapılmasını haklı kılacak yasal ve makul hiç bir neden de yoktur.
Böyle bir ayrımın gayeleri aynı olan kurumların mensupları arasında eşitsizlikler yaratacağı da kuşkusuzdur.
Bu nedenlerle usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekir.
SONUÇ: Temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ikinci müzakerede (ONANMASINA) 28.11.1979 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4.HUKUK DAİRESİ
E.1979/5132 K.1976/7725 T.11.06.1979
ÖLÜM SİGORTASINDAN BAĞLANAN DUL VE YETİM AYLIKLARI
DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATINDAN İNDİRİLMEZ
MALÜLLÜK, YAŞLILIK VE ÖLÜM SİGORTALARINDAN
BAĞLANAN AYLIKLAR
BELLİ BİR SÜRE PRİM ÖDEMİŞ OLMANIN KARŞILIĞIDIR
Özet: İş kazasına bağlı olmayarak haksız eylem sonucu ölen sigortalının hak sahipleri tarafından açılan destekten yoksun kalma tazminatının belirlenmesi sırasında, 506 sayılı Yasa uyarınca hak sahiplerine ölüm sigortasından bağlanan dul ve yetim maaşı ile bu yolda yapılan toptan ödemelerin zarardan düşülmesi mümkün değildir.
Borçlar Yasası’nın 45.maddesinin 2.fıkrasında düzenlenen destekten yoksun kalma tazminatı, ölümün sonucu olarak ölenin yardımından yoksun kalan kimselerin muhtaç duruma düşmelerini önlemek, yaşamlarının, desteğin ölümünden önceki düzeyinde tutulması amacına yönelik, sosyal karakterde ve kendine özgü bir tazminat türüdür. Gerçekten, desteğin ölümüne yol açan haksız eylem, bir taraftan destekten yoksun kalanların malvarlıklarında eksilmeye (zarara) sebep olurken, diğer taraftan bir takım yarara yol açmışsa; bu yararların tazminat borcunu ne şekilde etkileyeceği ve özellikle desteğin ölümünden dolayı destekten yoksun kalanlara bağlanan yetim ve dul aylığının zararla denkleştirilip denkleştirilemeyeceği sorunu ile karşılaşılır. Mahkeme içtihatları ile bilimsel eserlerdeki hâkim olan görüşü göre, kural olarak, zarar ile yararın denkleştirilebilmesi için, yarara tazminata yol açan haksız eylemin sebebiyet vermiş olması ve zarar ile yarar arasında denkleştirmeyi gerekli kılacak bir illiyet bağının bulunması şarttır. Başka bir anlatımla, yararın, haksız eylemin “uygun ve normal” bir sonucu olması zorunludur. Bu kuraldan, ancak yasanın açıkça öngördüğü durumlarda ayrılma olanağı vardır. Şayet haksız eylem vesilesiyle zarar görenlere yarar sağlayan üçüncü kişiler (olayımızda sosyal sigortalar kurumu) zarar görenlere yaptıkları ödemeler ölçüsünde ve yasa hükmü gereğince zarar görenlerin haklarına halef olmaktaysalar, zarar görenlerin mükerrer ödemede bulunmamaları için, üçüncü kişilerin yaptıkları bu ödemelerden sağlanan yararların haksız eylemin neden olduğu zararlardan indirilmesi icap eder.
4792 Sayılı Yasa ile kurulan Sosyal Sigortalar Kurumu’nun (kısa adıyla Kurum’un) sigortalısı ile yakınlarına sağlayacağı sigorta yardımlarıyla bu yardımlardan dolayı üçüncü kişilere rücu hakkı 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nda özel olarak düzenlenmiştir:
1- a) 506 Sayılı Yasanın II.bölümünde yer alan “İş Kazaları Meslek Hastalıkları Sigortası” dalından, Kurum’ca sigortalısının hak sahiplerine sağlanan sigorta yardımları muayyen bir süre sigortalı olma ve prim ödeme şartına bağlı olmaksızın, doğrudan doğruya sigortalısının iş kazası veya meslek hastalığına maruz kalarak ölmesi olgusuna dayanır. Yani Kurum, iş kazasına neden olan haksız eylemin “uygun ve normal bir sonucu” olarak bu sigorta dalından yardım durumunda kalmaktadır. Bu itibarla, iş kazasına neden olan haksız eylem ile bu sigorta dalından mağdur tarafa Kurumca sağlanan yarar arasında “uygun illiyet bağı” mevcuttur ve Kurumca sağlanan bu sigorta yardımının, haksız eylemin sebep olduğu zarardan düşülmesi suretiyle zararın denkleştirilmesi gerekir. Zira, iş kazasına neden olan haksız eylem sebebiyle bu sigorta dalından yardım yapmak mecburiyetinde bırakılan Kurumun, Borçlar Yasasının 51. maddesi hükmüne dayanarak haksız eylem sorumlularına karşı rücu hakkının mevcut olacağının kabulü gerekir. Ne var ki, yasa koyucu, bu sigorta dalından sağladığı yardımlarından dolayı Kurum’un rücu hakkını, 506 Sayılı Yasanın 26. maddesiyle ve kısıtlı olarak (Örneğin Kurum esasına bağlayarak) kabul etmiş ve genel hükümlere bırakmamıştır.
b) 506 Sayılı Yasanın 39.maddesiyle de, sigortalının eşinin veya çocuklarının (bir iş kazasına bağlı olmaksızın) kastı veya suç sayılır hareketi sonucu hastalanmasına yol açan üçüncü kişilere karşı hastalık sigortası dalından sağladığı yardımlarından dolayı Kuruma rücu hakkı tanınmıştır. İş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından sağlanan yardımlara ilişkin olarak yukarıda açıklanan hukuksal olgular hastalık sigortası için de aynen mevcuttur.
2- 506 Sayılı Yasanın VII.Bölümünde yer alan “Ölüm Sigortasından” sigortalısının hak sahiplerine Kurumca bağlanan dul ve yetim aylıkları yardımlarına gelince; Kurumun bu yardımı, sigortalısının ölümü olayının (bir iş kazası veya meslek hastalığı veya bir haksız eylem) sonucu ileri gelmesinden değil, anılan yasanın 66/d. Maddesi hükmünde öngörülen “Sigortalının, ölümü tarihine kadar en az 5 yıldan beri sigortalı ve her yıl için ortalama olarak en az 120 gün veya toplam olarak 1800 gün malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları dalından (sigortalı ile işverenlerinin) prim ödemiş olmaları karşılığıdır. Şayet 66/d.maddesindeki şartlar gerçekleşmemişse; Kurum,ödenen sigorta primlerini, hak sahiplerine toptan ödeme yoluyla geri verir. Ölüm sigortasından sağladığı yardımlarından dolayı, Kuruma, haksız eylem sorumlularına rücü hakkını tanıyan bir hükme 506 sayılı Yasada yer verilmemiştir. 506 Sayılı Yasanın 39.maddesiyle, iş kazasına bağlı olmayan haksız eylem yüzünden yalnızca hastalık sigortasından sağladığı yardımlardan dolayı Kuruma rücu hakkı tanındığından; Kurumun, bu madde hükmünden yararlanarak ve ölüm sigortası dalından yardımlarından dolayı da haksız eylem sorumlularına rücu hakkını kullanamayacağı kuşkusuzdur. Esasen, ölüm sigortasından yardımlardan dolayı Kurumun rücu hakkına 506 sayılı Yasada yer verilmemesi, bu yardımların haksız eylemin uygun ve normal sonucu olmamasından ve ödenen sigorta primlerinin karşılığı bulunmasındandır ve bu nedenledir ki genel hükümlere göre de ölüm sigortası yardımları vesilesiyle Kurumun hak sahiplerinin halefi olamayacağı gerçeği de ortadadır. Nitekim, Türk Ticaret Yasası’nda düzenlenen ve sağlanması nedenleri yönünden ölüm sigortası yardımlarına benzeyen “Can Sigortalarından” sağladığı yardımları için (Sigorta şirketleri haleflerinden söz edilemeyeceğinin) 17.1.1972 gün ve 2/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla kabul edilmiş olması da varılan bu sonucu doğrulamaktadır.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular, Sosyal Sigortalar Kurumu’nun Ölüm sigortasından sağladığı yardımların; nitelikleri itibariyle T.C.Emekli Sandığı’nca mensuplarının hak sahiplerine bağlanan dul ve yetim aylıklarından olması, destekten yoksun kalma tazminatının saptanmasında T.C.Emekli Sandığınca bağlanan dul ve yetim aylıklarının zarardan indirilmemesi gerektiğine ilişkin 6.3.1978 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, ölüm sigortasından sağladığı yardımlardan dolayı S.S. Kurumunun yasal halef olamaması, ölüm sigortası yardımlarının ödenen sigorta primi karşılığı olması itibariyle de, böyle bir ihtiyat tedbirinden haksız eylem sorumlularının yararlanmalarını haklı kılacak yasal bir nedenin de bulunmaması hep birlikte dikkate alındığında; İş kazasına bağlı olmayarak haksız eylem sonucu ölen sigortalının hak sahipleri tarafından açılan destekten yoksun kalma tazminatının belirlenmesi sırasında, 506 sayılı Yasanın 56. maddesi hükmüne göre ve hak sahiplerine ölüm sigortasından bağlanan dul ve yetim maaşı ile bu yolda yapılan toptan ödemelerin zarardan düşülmesi mümkün değildir.
Olayımızda, S.S. Kurumu sigortalısı bulunan davacıların desteklerinin iş kazasına bağlı bulunmayan trafik kazası sonucu öldüğü ve davacılara 506 Sayılı Yasanın 68. maddesi hükmüne göre yalnızca ölüm sigortasından dul ve yetim aylığı bağlandığı tartışmasızdır. Hal böyle olunca, davacıların zararlarının belirlenmesi sırasında, Kurumca bağlanan bu dul ve yetim maaşının zarardan düşülmemesi gerekirdi. Ne var ki, davacıların zararları belirlenirken, ölüm sigortasından sağlanan bu yardımların düşülerek hesap yapılması ve bilirkişinin bu hesap tarzını benimseyen yerel mahkeme kararını davacıların temyiz etmeleri nedeniyle, Kurumca ölüm sigortasından sağlanan yardımların “hüküm tarihine kadarki” peşin değerlerin düşülmesi yolundaki zararın belirlenmesi önlemi yönünden ve davalı yararına usuli kazanılmış hak durumu oluşmuştur. Gene kurumca sağlanan bu yardımlar, mahkeme hükmü tarihinden sonra yürürlüğe giren 2167 Sayılı Yasa ile artırılmış ise de; yukarıda açıklandığı üzere, davalı yararına oluşan usuli kazanılmış hak, ancak, hüküm tarihi ile sınırlı olacağı için bu artışların da tazminatın belirlenmesinde dikkate alınması mümkün olamaz. Aksinin kabulü ise, bu yanlış uygulamanın genişletilmesi sonucunu doğurur. O halde, davacıların bu yöne ilişkin karar düzeltme isteklerinin de kabulü gereklidir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle Usulün 440 ve 442.maddeleri gereğince davacıların karar düzeltme isteklerinin KABULÜNE ve bozma ilamının ve 3 numaralı bentlerinde yazılı bozma nedenlerinin kaldırılması ile hükmün ONANMASINA (…) 11.6.1979 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
E. 1977/11-1070 K.1978/763 T.22.09.1978
DESTEKTEN YOKSUNLUK TAZMİNATI
TC.EMEKLİ SANDIĞI GELİRLERİ TAZMİNATTAN İNDİRİLMEZ
Özet : Dava, destekten yoksun kalma tazminatına ilişkindir. "25 Nisan 1978 gün ve 16269 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 6.3.1978 gün ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararında “ölenin bakmakta olduğu veya ileride bakacağı sayılan kişilerin yoksun kaldıkları zararın, diğer bir deyişle destekten yoksun kalma tazminatının saptanmasında T.C.Emekli Sandığınca bağlanan gelirlerin indirilmemesi” ilkesi benimsendiğinden tersine karar verilmesi bozma nedenidir.
DAVA VE KARAR : Taraflar arasındaki destekten yoksunluk tazminatı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 4. Hukuk Mahkemesince kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen 4.7.1975 gün ve 467-258 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarfından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.4.1976 gün ve 5558-2128 sayılı ilamiyle "Destekten mahrum kalanlara T.C. Emekli Sandığı Kanununa göre aylık bağlanması halinde bu aylıkların peşin sermaye değerinin hükmedilen tazminattan indirilmesi icabeder, gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
25 Nisan 1978 gün ve 16269 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 6.3.1978 gün ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararında" ölenin bakmakta olduğu veya ileride bakacağı sayılan kişilerin yoksun kaldıkları zararın diğer bir değişle destekten yoksun kalma tazminatının saptanmasında T.C. Emekli Sandığınca bağlanan gelirlerin indirilmemesi" ilkesi benimsendiğinden bu görüşe uygun olan direnme kararı onanmalıdır.
SONUÇ : Temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan direnme kararının ONANMASINA 22.9.1978 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
