Yargıtay Kararları
GÖREV
GÖREV
İDARE VE KAMU KURULUŞLARININ İŞLEMLERİNDEN DOĞAN ZARARLAR İÇİN İDARİ MAHKEMEDE DAVA AÇILMASI GEREKİR İSE DE BU KURULUŞLARIN ÖZEL HUKUK KİŞİSİ GİBİ YAPTIKLARI İŞLEMLERDEN DOĞAN UYUŞMAZLIKLAR GENEL MAHKEMEDE ÇÖZÜMLENİR.TTK.'NUN 18. MADDESİNE GÖRE ÖZEL HUKUK KURALLARINA GÖRE YÜRÜTÜLEN HİZMETLERDEN DOĞAN DAVALARDA DA AYNI KURAL UYGULANIR.
(Yarg. 4. HUKUK DAİRESİ E.1973 / 11399 K.1975 / 903 T.22.01.1975)
DAVA : Davacılar avukatı; davalı idarenin kusurlu eylemi yüzünden çıkan yangından müvekkillerine ait taşınmazın yandığını ileri sürerek 46.920 lira maddi ve 7.500 lira manevi tazminatın alınmasını istemiştir.
KARAR : Yapılan yargılama sonunda: dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verildiğine ilişkindir.
Temyiz eden ve duruşma isteyen: Davacılar avukatı.
521 Sayılı Danıştay Kanununun 30/B ve 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 21. maddeleri hükmüne göre, idare eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak "tam yargı" davaları idare mahkemelerinde görülür ve çözümlenir.
İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış (fiil)tır. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelere denilmektedir.
İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuk kural ve gerekli uyarınca yaptığı faaliyetlerin hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir.
Kamu tüzel kişilerinin kamu hizmetine ilişkin olmakla beraber özel hukuk kuralları altında, özel hukuk tüzel kişisi gibi yaptığı eylem ve işlemleri, özel hukuk alanına ilişkin olduğundan idare eylem ve işlemi olarak nitelendirilmezler. Bu tür tasarruf ve muameleler idari karakter taşımadıklarından bunlardan doğan uyuşmazlıkların, özel hukuk hükümleri uygulanmak suretiyle Adliye Mahkemelerinde çözümlenmesi gerekir. İdarenin kamu hukuku alanındaki faaliyetleri sırasında meydana gelen sorumluluklarını düzenleyen ve idare hukukunun bu konuda temel teorisi olan hizmet kusuru teorisi (şahsi kusur - hizmet kusuru ayrım), kamu idare ve kurumlarının kamu otoritesinin (egemenlik hakkının) bir temsilcisi olarak yaptığı faaliyetlerinde söz konusu olup, kamu tüzel kişilerinin özel hukuk tüzel kişisi gibi yaptığı kamu hizmetlerinde ve özellikle kuruluş yasalarında özel hukuk hükümlerine göre idare edilmek üzere kurulduğu belirtilen kuruluşlar ve 440 sayılı Kanunun 1. maddesi kapsamına giren, İktisadi Devlet Teşekkülleriyle iştirakleri ve müesseseleri eliyle yürüttüğü hizmetlere ilişkin faaliyetleri sırasında meydana gelen zarardan ötürü, ilgili kamu tüzel kişisinin sorumluluğu özel hukuk hüküm ve ilkeleri uyarınca belirir.
Türk Ticaret Yasasının 18/1. maddesi uyarınca, özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere, Devlet, Vilayet ve Belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül veya müesseseler tacir sayılır.
Bu itibarla, özel hukuk hükümlerine göre idare edilen kamu tüzel kişileri, üçüncü kişilere karşı bir özel hukuk tüzel kişisi gibi, organ (uzuv) durumunda olan ajanlarının haksız eylemlerinden dolayı Medeni Yasanın 47, 48 ve Borçlar Kanununun 41. maddeleri uyarınca ve yardımcı kişi niteliğindeki görevlilerin eylemlerinden ötürü de Borçlar Kanununun 55 ve 100. maddesi hükümlerince zarardan sorumlu tutulmaları gerektiğinden, haklarında üçüncü kişileri tarafından açılacak davaların "idari tam yargı davası" olarak nitelendirilmelerine hukukça olanak yoktur.
Mahkeme, davacının, davasına dayanak olduğunu bildirdiği hukuki sebeple bağlı olmaksızın, ileri sürülen maddi vakıaya göre hukuki durumu tespit edip, olaya uygulanması gereken hukuk kuralını tayin ve tesbit ederek kendiliğinden (resen) uygulanmakla yükümlüdür. Kamu idare ve kurumlarının kamu hukuku alanında kalan faaliyetlerinden doğan kişi (fert) zararlarından idarenin sorumluluğunun hukuki dayanağı, idare hukukunun sorumluluğa ilişkin teorileri olduğuna ve Yasama, yargı tasarrufları ile kamu hukuk kurallarına göre yürütülen kamu hizmetine ilişkin idare eylem ve işlemlerinden doğan zararlardan dolayı idareye karşı, Borçlar Yasasının 55. maddesine dayanılarak çalıştıran kişi sıfatıyla dava açılamayacağına, memurun kişisel kusurundan dolayı Borçlar Yasasının 55. maddesine dayanılarak idarenin sorumluluğu yönüne gidilemeyeceğine ancak hizmet kusuru varsa idare yargı yerinde tam kaza davası açılması zorunlu bulunduğuna, buna karşılık da kamu tüzel kişilerinin, kamu hizmetine ilişkin olmakla beraber, özel hukuk kuralları altında yaptığı, özel hukuk alanına giren faaliyetleri sırasında meydana gelen zararlardan bir özel hukuk tüzel kişisi gibi özel hukuk hükümleri uyarınca Adliye Mahkemeleri tarafından sorumluluğuna karar verilebileceğine göre, dava dilekçesinde davanın hukuki dayanağının yanlış gösterilmesi, yani hukuk nedeninin belli edilmesinde yanlışa düşünülerek gerçek dayanağı kamu hukuku ilkeleri olup idari yargı yoluna bağlı bir davada özel hukuk hükümlerince hak istendiğinin bildirilmesi veya özel hukuk kurallarına bağlı bir ilişkiden çıkan uyuşmazlık söz konusu olduğu halde, kamu hukukunun sorumluluk kurallarından ve bu arada hizmet kusurunda söz edilmesi, esas yönünden olduğu gibi yargı yolunun belli edilmesi bakımından da sonucu etkilemez. Çünkü davanın tabi olduğu yargı yolunun davacının hukuki nitelemesine göre değil, davanın hukuki dayanağı itibariyle idare dava niteliğinde olup olmadığı gözetilerek belli edilmesi gerekir.
Davacıların, evlerinin yanması ile sonuçlanan olayın doğurduğu zarardan sorumlu olduğunu iddia ettikleri davalı İ.E.T.T. İşletmeleri Genel Müdürlüğü, 3645 Sayılı Yasanın 1 ve 5. maddeleri gereğince, özel hukuk hükümlerine göre yöneltilen tüzel kişiliği haiz ve İstanbul Belediyesine bağlı bir kuruluştur. İşletmenin gördüğü hizmet bir kamu hizmeti ise de faaliyetlerini özel hukuk kuralları altında yapmakta olması ve Türk Ticaret Kanununun 18/1. maddesi hükmünce tacir sayılması nedeniyle görevine ilişkin eylem ve işlemleri, Danıştay Yasasının 30/B maddesine öngörülen "idari" eylem ve işlem olarak nitelendirilemeyeceğinden faaliyeti sırasında meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekip gerekmediği sorunun, idare hukukunun sorumluluk ilkelerine göre, idari yargı yerinde değil, özel hukuk hükmü ve kuralları uyarınca Adliye Mahkemelerinde çözümlenmesi gerekir.
Bu yönler gözetilerek işin esası incelenip varılacak sonuç uyarınca karar verilmek gerekirken Danıştay'ın görevine girdiğinden söz edilerek davanın yargı yeri bakımından reddi karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle BOZULMASINA 22.1.1975 gününde oybirliğiyle karar verildi.
KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ KANUNLA SAYILAN HALLER DIŞINDA ÖZEL HUKUK İLKELERİNE TABİDİRLER. BU NEDENLE YÜKSEK GERİLİM HATTININ ÇEKİLİŞİNDE OLUŞAN KAZADA TARAFLAR ARASINDAKİ SÖZLEŞME DIŞI SORUMLULUK HUKUKSAL İLİŞKİSİNE ÖZEL HUKUK İLKELERİ UYGULANMALIDIR.
(Yarg. 4. HUKUK DAİRESİ E.1986 / 277 K.1986 / 932 T.06.02.1986)
DAVA : Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı adli yargının görevsizliğine, idari yargının görevli olduğuna ve bu nedenle dava dilekçesinin reddine ilişkin hükmün süresi içinde davacılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor okunduktan sonra dosya incelendi, gereği konuşuldu:
KARAR : Davalı Türkiye Elektrik Kurumu'na ait yüksek gelirim hattının çekilmesi sırasında gerekli önlemler alınmadığından oluşan kazada çocuklarının öldüğünün ileri süren davacılar maddi ve manevi tazminat isteğiyle bu davayı açmışlardır. Mahkeme, davalı Kurumun bir kamu hizmeti gördüğünü ve davaya konu olayın bu hizmetin görülmesi nedeniyle oluştuğunu kabul edip (davaya idari yargı yerinde bakılması gerektiğinden söz ederek) görevsizlik kararı vermiştir.
Kamu iktisadi teşebbüslerinin hukuki statüsü en son 18.6.1984 günlü 18435 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmış bulunan 8.6.1984 gün ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiştir. Buna göre kamu iktisadi teşebbüsleri; iktisadi Devlet teşekkülleri ile kamu iktisadi kuruluşlarından oluşmaktadırlar (m. 2/1). Bunlardan iktisadi Devlet teşekkülü (teşekkül) sermayesinin tamamı Devlet'e ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet gösteren (m. 2/2) ve kamu iktisadi kuruluşu (kuruluş) ise, sermayesinin tamamı Devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kurulan, kamu hizmeti niteliği ağır basan kamu iktisadi teşebbüsüdür (m. 2/3).
233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 60. maddesi uyarınca bu kararnameye eklenen cetvelde hangi kamu iktisadi teşebbüsünün iktisadi Devlet teşekkülü ve hangisinin kamu iktisadi kuruluşu olduğuna açıkça belirtilmiştir. Bu cetvele göre Türkiye Elektrik Kurumu, bir kamu iktisadi kuruluşudur (Bkz. B Cetveli Kamu İktisadi Kuruluşları KİK.).
O halde davalı Türkiye Elektrik Kurumu'nun sermayesinin tamamı Devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kurulan bir kamu kuruluşu olduğu tartışmasızdır. Kural olarak kamu kurum ve kuruluşlarının gerek iç düzenlemelerinde ve gerekse kamuya arz ettikleri hizmet ve mal nedeniyle ortaya çıkan ilişkilerinde kamu hukuku kurallarına tabi oldukları kabul edilir. Ne var ki, bu kural mutlak değildir. Özellikle onların kuruluş kanunlarında açık hüküm bulunan hallerde (kanun koyucu öyle uygun gördüğü için) bu kurum ve kuruluşlar "özel hukuk" hükümlerine de tabi olabilmektedirler. Nitekim, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4/2. maddesinde, kamu iktisadi teşebbüslerinin (İktisadi Devlet teşekkülleri ile Kamu iktisadi kuruluşları), bu kanun hükmünde kararname ile saklı tutulan hususlar dışında "özel hukuk" hükümlerine tabi olacağı açıkça belirtilmiştir. O halde, kamu iktisadi teşebbüsleri kuruluş yasalarında açık bir hüküm bulunmadığı hallerde tüm hukuki ilişkilerinde (sözleşme, haksız eylem, sebepsiz iktisap vb.) özel hukuk hükümlerine tabi olacaklardır. Kaza bu teşebbüslere bağlı olan müesseseler için de durum aynıdır (m. 16/2).
233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname incelendiğinde; burada kamu iktisadi teşebbüslerinin özellikle üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde (sözleşme veya sözleşme dışı) özel hukuk hükümlerine tabi olmayacakları konusunda, başka bir deyişle idare hukuku kurallarına tabi olacakları yolunda açık (veya kapalı) bir hüküm bulunmamaktadır. Aksine bu kamu teşebbüslerinin özellikle sadece kendi iç ilişkilerinde idare hukuku kurallarına tabi olacakları açıkça anlaşılmaktadır (m. 6, 14 ve 42).
O halde davalının bir kamu kuruluşu olmasına ve davaya konu olayın bir kamu hizmetinin görülmesi sırasında gerçekleşmesine rağmen taraflar arasında meydana gelen davaya konu hukuki ilişkinin (sözleşme dışı sorumluluk) incelenmesinde özel hukuk hükümlerinin (BK. m. 41, 55, 58) uygulanması gerekir. Aslında bu hüküm kamu iktisadi teşebbüsleri için 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilmiş yeni bir kural değildir. Onların yürürlükten kaldırılmış önceki özel kuruluş yasalarında da benzer kurallar bulunmaktaydı. Hukuk öğretisi de bu yoldadır (Bkz. S. Sami Onar, İdare Hukuku Umumi Esasları, c. II s. 917 vd).
Tüm bu nedenlerle mahkemenin, özellikle kamu iktisadi teşebbüslerinin özel nitelikteki hükümlerini ve gelişimini gözetmeden uyuşmazlığın çözümünü idari yargı yerine ait olduğunu kabul ederek dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermiş olması usul ve yasaya aykırı düşmüştür.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle (BOZULMASINA), bozma nedenine göre öteki itirazların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 6.2.1986 gününde oybirliğiyle karar verildi.
KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİNE BAĞLI MÜESSESELERİN ÖZEL NİTELİKTE TİCARİBİR TÜZELKİŞİLİĞE SAHİP OLDUKLARI VE AÇIKÇA SAKLI TUTULAN HALLER DIŞINDA ÖZEL HUKUK HÜKÜMLERİNE TABİ BULUNDUKLARI CİHETLE AÇILAN TAZMİNAT DAVALARININ, İDARİ YARGIDA GÖRÜLMESİ GEREKTİĞİ GEREKÇESİYLE REDDİ İSABETLİ DEĞİLDİR.
(Yarg. 4. HUKUK DAİRESİ E.1990 / 4231 K.1991 / 3143 T.29.03.1991)
DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın görev yönünden reddine ilişkin hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine (...) gereği konuşuldu:
KARAR : Davacı, davalı T.E.K. Erciyes Dağıtım Müessesesi'nin hatalı elektrik hattı çekmesi sonucu evinin yandığını ileriye sürerek zararın tazminini istemiştir. Mahkeme davalı kurumun bir kamu kurumu olduğundan söz ederek davanın idari yargıda görüleceği gerekçesi ile görevsizlik kararı vermiştir.
Davalı Müessese, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun hükmündeki K.H.K. 233 sayılı Kararname'nin 15. maddesi gereğince kurulmuştur. Teşebbüslere bağlı müesseselerin tüzelkişilik kazanmaları statülerinin ticaret sicillerine kaydı ve ilanıyla başlayacağı madde 15/5; müesseselerin statüsünde "Müessesenin ticaret unvanı", çalışma alanı, idare merkezi, tahsis edilmiş sermayesi ve sorumluluğun sermayesi ile sınırlı olduğu hususlarının yer alacağına dair hükümler bunların birer ticari müessese olduğunu gösterir. Diğer taraftan 233 sayılı KHK'nin 16. maddesinin 2. bendine açıkça "Müesseselerin bu kanun hükmünde kararnamede saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabi olacağı" hükmü getirilmiştir. KHK de üçüncü şahısların sözleşme dışı ilişkiler nedeniyle uğradıkları zararlar nedeniyle açılacak davaların idare hukuku hükümlerine tabi olacağı yolunda bir kural da bulunmamaktadır.
O halde mahkemenin kamu iktisadi teşebbüslerine bağlı müesseselerin özel nitelikte ticari bir tüzelkişiliğe sahip olduğunu ve açıkça saklı tutulan haller hariç özel hukuk hükümlerine tabi olduğunu gözetmeden Yargıtay'ın bazı örnek kararlarına yanlış anlam vererek görevsizlik kararı vermesi yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle davacı yararına BOZULMASINA, (...) 29.3.1991 gününde oybirliğiyle karar verildi.
İDARE VE KAMU KURULUŞLARININ İŞLEMLERİNDEN DOĞAN ZARARLAR İÇİN İDARİ MAHKEMEDE DAVA AÇILMASI GEREKİR İSE DE BU KURULUŞLARIN ÖZEL HUKUK KİŞİSİ GİBİ YAPTIKLARI İŞLEMLERDEN DOĞAN UYUŞMAZLIKLAR GENEL MAHKEMEDE ÇÖZÜMLENİR.TTK.'NUN 18. MADDESİNE GÖRE ÖZEL HUKUK KURALLARINA GÖRE YÜRÜTÜLEN HİZMETLERDEN DOĞAN DAVALARDA DA AYNI KURAL UYGULANIR.
(Yarg. 4. HUKUK DAİRESİ E.1973 / 11399 K.1975 / 903 T.22.01.1975)
DAVA : Davacılar avukatı; davalı idarenin kusurlu eylemi yüzünden çıkan yangından müvekkillerine ait taşınmazın yandığını ileri sürerek 46.920 lira maddi ve 7.500 lira manevi tazminatın alınmasını istemiştir.
KARAR : Yapılan yargılama sonunda: dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verildiğine ilişkindir.
Temyiz eden ve duruşma isteyen: Davacılar avukatı.
521 Sayılı Danıştay Kanununun 30/B ve 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 21. maddeleri hükmüne göre, idare eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak "tam yargı" davaları idare mahkemelerinde görülür ve çözümlenir.
İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış (fiil)tır. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelere denilmektedir.
İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuk kural ve gerekli uyarınca yaptığı faaliyetlerin hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir.
Kamu tüzel kişilerinin kamu hizmetine ilişkin olmakla beraber özel hukuk kuralları altında, özel hukuk tüzel kişisi gibi yaptığı eylem ve işlemleri, özel hukuk alanına ilişkin olduğundan idare eylem ve işlemi olarak nitelendirilmezler. Bu tür tasarruf ve muameleler idari karakter taşımadıklarından bunlardan doğan uyuşmazlıkların, özel hukuk hükümleri uygulanmak suretiyle Adliye Mahkemelerinde çözümlenmesi gerekir. İdarenin kamu hukuku alanındaki faaliyetleri sırasında meydana gelen sorumluluklarını düzenleyen ve idare hukukunun bu konuda temel teorisi olan hizmet kusuru teorisi (şahsi kusur - hizmet kusuru ayrım), kamu idare ve kurumlarının kamu otoritesinin (egemenlik hakkının) bir temsilcisi olarak yaptığı faaliyetlerinde söz konusu olup, kamu tüzel kişilerinin özel hukuk tüzel kişisi gibi yaptığı kamu hizmetlerinde ve özellikle kuruluş yasalarında özel hukuk hükümlerine göre idare edilmek üzere kurulduğu belirtilen kuruluşlar ve 440 sayılı Kanunun 1. maddesi kapsamına giren, İktisadi Devlet Teşekkülleriyle iştirakleri ve müesseseleri eliyle yürüttüğü hizmetlere ilişkin faaliyetleri sırasında meydana gelen zarardan ötürü, ilgili kamu tüzel kişisinin sorumluluğu özel hukuk hüküm ve ilkeleri uyarınca belirir.
Türk Ticaret Yasasının 18/1. maddesi uyarınca, özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere, Devlet, Vilayet ve Belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül veya müesseseler tacir sayılır.
Bu itibarla, özel hukuk hükümlerine göre idare edilen kamu tüzel kişileri, üçüncü kişilere karşı bir özel hukuk tüzel kişisi gibi, organ (uzuv) durumunda olan ajanlarının haksız eylemlerinden dolayı Medeni Yasanın 47, 48 ve Borçlar Kanununun 41. maddeleri uyarınca ve yardımcı kişi niteliğindeki görevlilerin eylemlerinden ötürü de Borçlar Kanununun 55 ve 100. maddesi hükümlerince zarardan sorumlu tutulmaları gerektiğinden, haklarında üçüncü kişileri tarafından açılacak davaların "idari tam yargı davası" olarak nitelendirilmelerine hukukça olanak yoktur.
Mahkeme, davacının, davasına dayanak olduğunu bildirdiği hukuki sebeple bağlı olmaksızın, ileri sürülen maddi vakıaya göre hukuki durumu tespit edip, olaya uygulanması gereken hukuk kuralını tayin ve tesbit ederek kendiliğinden (resen) uygulanmakla yükümlüdür. Kamu idare ve kurumlarının kamu hukuku alanında kalan faaliyetlerinden doğan kişi (fert) zararlarından idarenin sorumluluğunun hukuki dayanağı, idare hukukunun sorumluluğa ilişkin teorileri olduğuna ve Yasama, yargı tasarrufları ile kamu hukuk kurallarına göre yürütülen kamu hizmetine ilişkin idare eylem ve işlemlerinden doğan zararlardan dolayı idareye karşı, Borçlar Yasasının 55. maddesine dayanılarak çalıştıran kişi sıfatıyla dava açılamayacağına, memurun kişisel kusurundan dolayı Borçlar Yasasının 55. maddesine dayanılarak idarenin sorumluluğu yönüne gidilemeyeceğine ancak hizmet kusuru varsa idare yargı yerinde tam kaza davası açılması zorunlu bulunduğuna, buna karşılık da kamu tüzel kişilerinin, kamu hizmetine ilişkin olmakla beraber, özel hukuk kuralları altında yaptığı, özel hukuk alanına giren faaliyetleri sırasında meydana gelen zararlardan bir özel hukuk tüzel kişisi gibi özel hukuk hükümleri uyarınca Adliye Mahkemeleri tarafından sorumluluğuna karar verilebileceğine göre, dava dilekçesinde davanın hukuki dayanağının yanlış gösterilmesi, yani hukuk nedeninin belli edilmesinde yanlışa düşünülerek gerçek dayanağı kamu hukuku ilkeleri olup idari yargı yoluna bağlı bir davada özel hukuk hükümlerince hak istendiğinin bildirilmesi veya özel hukuk kurallarına bağlı bir ilişkiden çıkan uyuşmazlık söz konusu olduğu halde, kamu hukukunun sorumluluk kurallarından ve bu arada hizmet kusurunda söz edilmesi, esas yönünden olduğu gibi yargı yolunun belli edilmesi bakımından da sonucu etkilemez. Çünkü davanın tabi olduğu yargı yolunun davacının hukuki nitelemesine göre değil, davanın hukuki dayanağı itibariyle idare dava niteliğinde olup olmadığı gözetilerek belli edilmesi gerekir.
Davacıların, evlerinin yanması ile sonuçlanan olayın doğurduğu zarardan sorumlu olduğunu iddia ettikleri davalı İ.E.T.T. İşletmeleri Genel Müdürlüğü, 3645 Sayılı Yasanın 1 ve 5. maddeleri gereğince, özel hukuk hükümlerine göre yöneltilen tüzel kişiliği haiz ve İstanbul Belediyesine bağlı bir kuruluştur. İşletmenin gördüğü hizmet bir kamu hizmeti ise de faaliyetlerini özel hukuk kuralları altında yapmakta olması ve Türk Ticaret Kanununun 18/1. maddesi hükmünce tacir sayılması nedeniyle görevine ilişkin eylem ve işlemleri, Danıştay Yasasının 30/B maddesine öngörülen "idari" eylem ve işlem olarak nitelendirilemeyeceğinden faaliyeti sırasında meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekip gerekmediği sorunun, idare hukukunun sorumluluk ilkelerine göre, idari yargı yerinde değil, özel hukuk hükmü ve kuralları uyarınca Adliye Mahkemelerinde çözümlenmesi gerekir.
Bu yönler gözetilerek işin esası incelenip varılacak sonuç uyarınca karar verilmek gerekirken Danıştay'ın görevine girdiğinden söz edilerek davanın yargı yeri bakımından reddi karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle BOZULMASINA 22.1.1975 gününde oybirliğiyle karar verildi.
KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİ KANUNLA SAYILAN HALLER DIŞINDA ÖZEL HUKUK İLKELERİNE TABİDİRLER. BU NEDENLE YÜKSEK GERİLİM HATTININ ÇEKİLİŞİNDE OLUŞAN KAZADA TARAFLAR ARASINDAKİ SÖZLEŞME DIŞI SORUMLULUK HUKUKSAL İLİŞKİSİNE ÖZEL HUKUK İLKELERİ UYGULANMALIDIR.
(Yarg. 4. HUKUK DAİRESİ E.1986 / 277 K.1986 / 932 T.06.02.1986)
DAVA : Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı adli yargının görevsizliğine, idari yargının görevli olduğuna ve bu nedenle dava dilekçesinin reddine ilişkin hükmün süresi içinde davacılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor okunduktan sonra dosya incelendi, gereği konuşuldu:
KARAR : Davalı Türkiye Elektrik Kurumu'na ait yüksek gelirim hattının çekilmesi sırasında gerekli önlemler alınmadığından oluşan kazada çocuklarının öldüğünün ileri süren davacılar maddi ve manevi tazminat isteğiyle bu davayı açmışlardır. Mahkeme, davalı Kurumun bir kamu hizmeti gördüğünü ve davaya konu olayın bu hizmetin görülmesi nedeniyle oluştuğunu kabul edip (davaya idari yargı yerinde bakılması gerektiğinden söz ederek) görevsizlik kararı vermiştir.
Kamu iktisadi teşebbüslerinin hukuki statüsü en son 18.6.1984 günlü 18435 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmış bulunan 8.6.1984 gün ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiştir. Buna göre kamu iktisadi teşebbüsleri; iktisadi Devlet teşekkülleri ile kamu iktisadi kuruluşlarından oluşmaktadırlar (m. 2/1). Bunlardan iktisadi Devlet teşekkülü (teşekkül) sermayesinin tamamı Devlet'e ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet gösteren (m. 2/2) ve kamu iktisadi kuruluşu (kuruluş) ise, sermayesinin tamamı Devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kurulan, kamu hizmeti niteliği ağır basan kamu iktisadi teşebbüsüdür (m. 2/3).
233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 60. maddesi uyarınca bu kararnameye eklenen cetvelde hangi kamu iktisadi teşebbüsünün iktisadi Devlet teşekkülü ve hangisinin kamu iktisadi kuruluşu olduğuna açıkça belirtilmiştir. Bu cetvele göre Türkiye Elektrik Kurumu, bir kamu iktisadi kuruluşudur (Bkz. B Cetveli Kamu İktisadi Kuruluşları KİK.).
O halde davalı Türkiye Elektrik Kurumu'nun sermayesinin tamamı Devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kurulan bir kamu kuruluşu olduğu tartışmasızdır. Kural olarak kamu kurum ve kuruluşlarının gerek iç düzenlemelerinde ve gerekse kamuya arz ettikleri hizmet ve mal nedeniyle ortaya çıkan ilişkilerinde kamu hukuku kurallarına tabi oldukları kabul edilir. Ne var ki, bu kural mutlak değildir. Özellikle onların kuruluş kanunlarında açık hüküm bulunan hallerde (kanun koyucu öyle uygun gördüğü için) bu kurum ve kuruluşlar "özel hukuk" hükümlerine de tabi olabilmektedirler. Nitekim, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4/2. maddesinde, kamu iktisadi teşebbüslerinin (İktisadi Devlet teşekkülleri ile Kamu iktisadi kuruluşları), bu kanun hükmünde kararname ile saklı tutulan hususlar dışında "özel hukuk" hükümlerine tabi olacağı açıkça belirtilmiştir. O halde, kamu iktisadi teşebbüsleri kuruluş yasalarında açık bir hüküm bulunmadığı hallerde tüm hukuki ilişkilerinde (sözleşme, haksız eylem, sebepsiz iktisap vb.) özel hukuk hükümlerine tabi olacaklardır. Kaza bu teşebbüslere bağlı olan müesseseler için de durum aynıdır (m. 16/2).
233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname incelendiğinde; burada kamu iktisadi teşebbüslerinin özellikle üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde (sözleşme veya sözleşme dışı) özel hukuk hükümlerine tabi olmayacakları konusunda, başka bir deyişle idare hukuku kurallarına tabi olacakları yolunda açık (veya kapalı) bir hüküm bulunmamaktadır. Aksine bu kamu teşebbüslerinin özellikle sadece kendi iç ilişkilerinde idare hukuku kurallarına tabi olacakları açıkça anlaşılmaktadır (m. 6, 14 ve 42).
O halde davalının bir kamu kuruluşu olmasına ve davaya konu olayın bir kamu hizmetinin görülmesi sırasında gerçekleşmesine rağmen taraflar arasında meydana gelen davaya konu hukuki ilişkinin (sözleşme dışı sorumluluk) incelenmesinde özel hukuk hükümlerinin (BK. m. 41, 55, 58) uygulanması gerekir. Aslında bu hüküm kamu iktisadi teşebbüsleri için 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilmiş yeni bir kural değildir. Onların yürürlükten kaldırılmış önceki özel kuruluş yasalarında da benzer kurallar bulunmaktaydı. Hukuk öğretisi de bu yoldadır (Bkz. S. Sami Onar, İdare Hukuku Umumi Esasları, c. II s. 917 vd).
Tüm bu nedenlerle mahkemenin, özellikle kamu iktisadi teşebbüslerinin özel nitelikteki hükümlerini ve gelişimini gözetmeden uyuşmazlığın çözümünü idari yargı yerine ait olduğunu kabul ederek dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermiş olması usul ve yasaya aykırı düşmüştür.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle (BOZULMASINA), bozma nedenine göre öteki itirazların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 6.2.1986 gününde oybirliğiyle karar verildi.
KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSLERİNE BAĞLI MÜESSESELERİN ÖZEL NİTELİKTE TİCARİBİR TÜZELKİŞİLİĞE SAHİP OLDUKLARI VE AÇIKÇA SAKLI TUTULAN HALLER DIŞINDA ÖZEL HUKUK HÜKÜMLERİNE TABİ BULUNDUKLARI CİHETLE AÇILAN TAZMİNAT DAVALARININ, İDARİ YARGIDA GÖRÜLMESİ GEREKTİĞİ GEREKÇESİYLE REDDİ İSABETLİ DEĞİLDİR.
(Yarg. 4. HUKUK DAİRESİ E.1990 / 4231 K.1991 / 3143 T.29.03.1991)
DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın görev yönünden reddine ilişkin hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine (...) gereği konuşuldu:
KARAR : Davacı, davalı T.E.K. Erciyes Dağıtım Müessesesi'nin hatalı elektrik hattı çekmesi sonucu evinin yandığını ileriye sürerek zararın tazminini istemiştir. Mahkeme davalı kurumun bir kamu kurumu olduğundan söz ederek davanın idari yargıda görüleceği gerekçesi ile görevsizlik kararı vermiştir.
Davalı Müessese, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun hükmündeki K.H.K. 233 sayılı Kararname'nin 15. maddesi gereğince kurulmuştur. Teşebbüslere bağlı müesseselerin tüzelkişilik kazanmaları statülerinin ticaret sicillerine kaydı ve ilanıyla başlayacağı madde 15/5; müesseselerin statüsünde "Müessesenin ticaret unvanı", çalışma alanı, idare merkezi, tahsis edilmiş sermayesi ve sorumluluğun sermayesi ile sınırlı olduğu hususlarının yer alacağına dair hükümler bunların birer ticari müessese olduğunu gösterir. Diğer taraftan 233 sayılı KHK'nin 16. maddesinin 2. bendine açıkça "Müesseselerin bu kanun hükmünde kararnamede saklı tutulan hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabi olacağı" hükmü getirilmiştir. KHK de üçüncü şahısların sözleşme dışı ilişkiler nedeniyle uğradıkları zararlar nedeniyle açılacak davaların idare hukuku hükümlerine tabi olacağı yolunda bir kural da bulunmamaktadır.
O halde mahkemenin kamu iktisadi teşebbüslerine bağlı müesseselerin özel nitelikte ticari bir tüzelkişiliğe sahip olduğunu ve açıkça saklı tutulan haller hariç özel hukuk hükümlerine tabi olduğunu gözetmeden Yargıtay'ın bazı örnek kararlarına yanlış anlam vererek görevsizlik kararı vermesi yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle davacı yararına BOZULMASINA, (...) 29.3.1991 gününde oybirliğiyle karar verildi.
