Yargıtay Kararları
TRAFİK-İŞ KAZALARI YARGITAY KARARLARI
TRAFİK-İŞ KAZALARI YARGITAY KARARLARI
TRAFİK-İŞ KAZALARI
YARGITAY KARARLARI
İçindekiler
1) İşverenin sorumlu olacağı trafik-iş kazaları
2) İşveren sorumlu olmamakla birlikte, Sosyal Güvenlik Yasası yönünden trafik-iş kazası sayılan olaylar
3) İş kazası sayılmayan trafik kazaları
İŞVERENİN SORUMLU OLACAĞI TRAFİK-İŞ KAZALARI
TRAFİK-İŞ KAZASI SONUCU ÖLÜM – İŞVERENİN SORUMLULUĞU
İŞVERENCE GÖREVLENDİRİLEN DİĞER İŞÇİNİN YAPTIĞI KAZA
İşverence görevlendirilen diğer bir işçinin kullan¬dığı özel araba ile görevde iken trafik kazası sonucu ölen işçinin mirasçıları işverene karşı tazminat davası açabi¬lirler.
Bu durumda işveren ilke olarak sorumlu olup, varsa öle¬nin kusuru oranında sorumluluktan kurtulur. (1475 S.K. Mad. 73
Davanın konusu miras bırakanın kazada ölümü nedeniyle işverenden destekten yoksun kalma tazminatının alınması isteğinden ibaret olup dava, olayda işverenin kusurunun bulunmadığı, işverenin diğer bir içşisinin kul¬landığı öze! vasıtanın trafik kazası yapması sonucu öldüğü vasıta sahibinin mirasçıları aleyhine dava açılabileceği gerekçesiyle reddedilmiştir.
Davacıların miras bırakanı, davalı şirket Yönetim Kurulu kararı ile görevli olarak Avrupa'ya gönderilmiştir. Kazayı yapan işverenin diğer bir iş¬çisi, vasıtayı kullanan kişi dahi işverence aynı şekilde görevlendirilmiştir. Kaza dönüş sırasında meydana gelmiş olup bir iş kazasıdır. İşverenin yolcu¬luk için herhangi bir öneride bulunduğu, işçinin de bu öneriye aykırı davran¬dığı ileri sürüimemiştir. O halde işveren ilke olarak tazminatla sorumlu olup varsa miras bırakanın kusuru oranında sorumluluktan kurtulur. Mah¬kemece bu esaslara aykırı olarak yazılı gerekçelerle davanın reddi isabet¬siz olup, bozmayı gerektirmiştir.
9.H.D.05/04/1983, E.1983/374 - K.1983/3094
TRAFİK-İŞ KAZASI
İŞVERENİN, İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ HÜKÜMLERİNE
UYUP UYMADIĞININ ARAŞTIRILMASI GEREĞİ
Özet: Davalının, ölen sigortalının işvereni olarak, 506 sayılı yasanın 26/1. maddesine göre kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veya suç sayılabilir bir hareketi ile iş kazasının oluşumuna etkide bulunması durumunda sorumludur.
Davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Yasanın 10 ve 26. maddeleridir. Davacı Kurum, trafik-iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirin işveren Malatya Pazarı Kuruyemiş A.Ş., karşı araç sürücüsü F.D. ve bu aracı zorunlu mali mesuliyet sigortası ile sigortalayan sigorta şirketi B. Sigorta A.Ş.den rücuan tahsilini istemektedir.
506 sayılı Yasanın 4. maddesine göre, davalı M.P.Kuruyemiş A.Ş. ölen sigortalının işvereni olarak 506 Sayılı Yasanın 26/1. maddesine göre kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veya suç sayılabilir bir hareketi ile iş kazasının oluşumuna etkide bulunması durumunda sorumludur. Davalı M.P.Kuruyemiş A.Ş.nin bu madde gereğince olayda kusurlu olup-olmadığının belirlenmesi ve belirlenen bu kusur üzerinden 10. madde sorumluluğunun tespit edilmesi gerekir.
Mahkemece, işveren davalının 506 Sayılı Yasanın 26/1. maddesi kapsamında kusurluluğu belirlenmeden hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
10.HD.03.05.2005, E.2005/1687-K.2005/4986
ARAÇLARIN İŞ YERİNDEN SAYILMASI – İŞ KAZASININ TESPİTİ
Davacının davalı şirketin işçisi olduğu, şirketin cam sehpalarını pazarladığı, olay günü, davalıya ait Halim'in yönetimindeki kamyonetin Tır kamyonuna arkadan çarpması sonucu yaralandığı anlaşılmaktadır. Olay, 506 sayılı Yasanın 11/A ( a-b-c ) maddelerine göre iş kazası olduğu açık ve belli iken mahkemece davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Öte yandan aynı Yasanın 5/2. maddesine göre araçlar da işyerinden sayılır.
Davacı, 20.9.1997 tarihinde meydana gelen olayın iş kazası olduğunun tespitini istemiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de bu sonuca eksik inceleme ve araştırma sonucu ulaşılmıştır.
Olay günü, pazarlamacılık yapan davacının davalıya ait Halim'in yönetimindeki kamyonetle Adana'dan dönerken Kartal Samandıra çıkışında önde gitmekte olan Tır kamyonuna arkadan çarpmak suretiyle davacının yaralandığı anlaşılmaktadır.
Bu yönüyle davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 11-A maddesidir. Anılan maddeye göre iş kazası, sigortalıyı hemen veya sonradan, bedence ve ruhça arızaya uğratan olaydır. Öte yandan aynı Yasanın 5/2. maddesinde araçlarında işyerinden sayılacağı belirlenmiştir.
Davalı işveren ile dinlenen davalı tanıkları, davacının kendi adına pazarlamacılık yaptığını, kamyonetin işveren tarafından emaneten verildiğini, kaza sonucu davalının 4.000.000 TL. tedavi yardımını insani duygularla yaptığını, işverenin işçisi olmadığını kendi adına çalıştığını, davalı şirketin cam sehpalarını da bu arada pazarladığını ifade etmişlerdir.
Dinlenen davacı tanıkları ise davacının davalı işveren yanında ücret + primle çalıştığını, Halim'in davalıya ait aracın şoförü olduğunu açıklamışlardır.
Davalı şirket müdürü Hamza kazadan 20 gün önce alınan aracı davacıya kullanması için verdiğini, kendi şirketlerine ait faturaları kullanması için izin verdiklerini, davacının aracı Adana'ya götürdüğünü bilmediğini, tedavi yardımını iyilik olsun düşüncesi ile yaptıklarını, davacının kendi şirketlerinin işçisi olmadığını savunmuş ise de, yeni alınan bir kamyonetin bir kaza sonucu araç sahibine terettüp edecek sorumluluğun ne olabileceğini, araç sahibinin düşünmesi ve kamyonetin kullanılmasından da bilgisi olması gerekir. İşverenin davacının Adana'ya gittiğinden haberim yoktu şeklindeki savunması inandırıcı bulunmamaktadır.
Dosyada bulunan müfettiş raporları, dinlenen davacı tanıkları ile davalı şirket müdürünün açıklamalarının değerlendirilmesinden, davacının davalı şirketin işçisi olduğu, şirketin cam sehpalarını pazarladığı, meydana gelen olayın, 506 sayılı Yasanın 11/A ( a-b-c ) maddelerine göre iş kazası olduğu açık ve belli iken mahkemece davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
21.HD.27.05.2002, E.2002/3230 - K.2002/4964
KİRALANAN ARAÇTA KAZA – İŞVERENİN SORUMLULUĞU
Bir İşverenin kiraladığı aracın şoförü, o işverenin emir ve talimatı altında sayılmak gerekir.Bu nedenle, kiralanan araçta meydana gelen trafik kaza¬sında malûl kalan işçi, işverenine karşı maddi ve manevî tazminat talebinde bulunabilir. (1475 S.K. Mad. 1, 73)
Davalı işveren işçilerin işyerinden evlerine götürülüp getirilmeleri için, üçüncü bir şahısla taşıma sözleşmesi yapmıştır. Bu sözleşme uyarınca, üçüncü şahıs, kendi araç ve şoförü ile işçileri taşımayı taahhüt etmiştir.
Olay günü işçilerin bu şekilde temin edilen araçla götürülmekte olduk¬ları bir sırada işçileri taşıyan aracın geçirmiş olduğu trafik kazası sonu¬cu taşıtta bulunan davacı yaralanarak sürekli iş göremezliğe maruz kal¬mıştır. Ceza davasında servis aracı şoförü 8/8 oranında kusurlu bulunarak mahkûm olmuştur. Davacı, ceza davasında tesbit edilen kusura dayanarak aracı kiralayan kendi işvereni aleyhine bu tazminat davasını açmıştır.
Olay, işverenin kiraladığı araçta meydana geldiği için bir iş kazasıdır. SSK'ca da iş kazası sayılarak gelir bağlanmıştır. Esasen bu konudaki taraf¬lar arasında bir uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık zararı doğuran olay ile iş¬verenin fiili arasında sorumluluğu gerektiren bir illiyet bağının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, ta¬şıma sözleşmesine de dayansa, araç şoförünü, işverenin emir ve talimatı altında saymak gerekir. Taşıma sözleşmesinde de araç ve şoförün işverenin talimatlarına uyacağı yazılıdır. Burada 1475 sayılı İş Kanunun 1. maddesinin son fıkrası hükmünün varlığı söz konusudur. Böyle olunca asıl işveren olan davalının, davacıya karşı anılan yasa hükmü uyarınca sorumlu olması ge¬rekir ve bu durumda yapılacak iş, davalının sorumluluk derecesini tesbit etmekten ibaret olacaktır. Yargıtay İçtihatları bu yöndedir. Mahkemenin ka¬rarında sözünü ettiği Yargıtay kararlarındaki olaylar ve hukuki sebepleri başkadır. Bu olaydaki araç şoförü sözü edilen Yargıtay kararlarında konu edilen olaylardaki «üçüncü kişi- anlamında değildir. Kararlara yanlış an¬lam verilerek davanın reddi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.
9.H.D.18/01/1989, E.1988/10312 - K.1989/139
KİRALANAN SERVİS ARACININ YAPTIĞI KAZA
İŞVERENİN SORUMLULUĞU
506 sayılı Yasa’nın 11/A (e) maddesine göre, sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında meydana gelen olaylar iş kazası olarak nitelendirilirler. Keza 1475 Sayılı Yasanın 1’inci ve 506 Sayılı Yasanın 5.maddesi 2.fıkrasında açıkça belirlendiği üzere, “araçlar” işyeri kapsamında kabul edilmişlerdir. Şu duruma göre servis düzeninin bulunduğu bir işyerinde sigortalıların güvenli bir şekilde işyerine götürülüp getirilmeleri işveren yükümünde olan bir sorumluluktur
Davacı, trafik işkazası sonucu yaralanmadan doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerle davanın husumet yönünden reddine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı vekilince istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
İş kazası sonucu meydana gelen olayda, kazaya neden olay, anlaşmalı servis şoförünün işverenin işçisi olmaması nedeniyle kazalı işçinin tazminat istemi yerinde bulunmamışsa da bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir.
Gerçekten, olayın bir iş kazası olduğu ve davacının bu kazada zarara uğradığı yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, zarara uğrayan işçinin bindiği servis aracının işverene ait olmamasına ve buna bağlı olarak kazaya neden olan sürücü ile işveren arasında hizmet akdi bulunup bulunmadığı ve bunun sonucu, işverene sorumluluk düşüp düşmeyeceği konusuna ilişkindir. 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 11/A (e) maddesinde açıkça gösterildiği üzere, sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında meydana gelen olaylar iş kazası olarak nitelendirilirler. Keza 1475 Sayılı Yasanın 1’inci ve 506 Sayılı Yasanın 5.maddesi 2.fıkrasında açıkça belirlendiği üzere, araçlar işyeri kapsamında kabul edilmişlerdir. Şu duruma göre servis düzeninin bulunduğu bir işyerinde sigortalıların güvenli bir şekilde işyerine götürülüp getirilmeleri işveren yükümünde olan bîr sorumluluktur.
İşverenin bu görevi kendi araç ve işçisiyle yapılabileceği gibi, taşıma sözleşmesine bağlı olarak da yaptırılması mümkündür. İşçi taşıma işinin işveren nam ve hesabına yapılması durumlarında, işçiye karşı sorumluluk doğrudan işverene aittir. Servis işini yüklenenle servisten yararlanan işçiler arasında, doğrudan hukuksal ilişki bulunmamaktadır. Bu nedenle; işverenin, taşıma sırasında doğrudan sorumlu olduğu gözetilmeksizin istemin reddi usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. O halde, davacının, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
21.HD.04.04.2000, 1565-2581
BANKA TARAFINDAN KİRALANAN ARAÇTA GEÇİRİLEN KAZA
İŞ KAZASI SAYILMASI
İşveren tarafından kiralanan araçla görev dönüşü trafik kazası geçirerek ölen Banka görevlisinin desteğinden yoksun kalan haksahiplerinin açtığı davada, işveren, istihdam eden sıfatıyla sorumludur.
Dava, iş kazası sonucu ölen işçinin haksahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Olay günü Kars Akbank Şubesinde görevli olan davacıların murisi Hasan Hüseyin Kaygısız, Muhasebe Tedbirler Talimatnamesi gereğince piyasadan temin edilen Engin Haskaya’ya ait 36 AH 578 plakalı ticari taksi ile Kars Akbank Şubesinden Erzurum’a mevduat götürüp dönerken Erzurum Karayolunda 36 AD 699 plakalı Özkan Gündüz yönetimindeki minibüs ile 36 AH 578 plakalı aracın çarpışması sonucu ölmüştür.
Olayda minibüs şoförü Özkan Gündüz’ün 5/8, taksi şoförü Engin Haskaya’nın 3/8 oranında kusurlu oldukları uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, davalı Banka’nın istihdam eden sıfatıyla sorumlu olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten 27.03.1957 gün 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere, BK.’nun 55.maddesi uyarınca istihdam edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk “özen ve gözetim ödevinin” objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan kusura dayanmayan bir sorumluluktur. Ne var ki, istihdam edenin sorumluluğu için, istihdam edenler istihdam olunan arasında çalıştırma ve bağımlılık ilişkisinin bulunması, zararın hizmetin ifası sırasında ve hizmetle ilgili olarak oluşması, eylemin hukuka aykırı olması ve eylem ile zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir.
Somut olayda, zarar davalı Bankada bulunan mevduatın nakli sırasında hizmetle ilgili olrak çalıştırdığı Engin Haskaya’nın kusurlu davranışı sonucu meydana gelmiştir. Eylemle zarar arasında uygun nedensellik bağı kesilmemiştir. İstihdam eden sıfatıyla davalının sorumlu tutulması gerekir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
21.HD. 09.02.1999, E.1998/9039 – K.1999/486
İŞVERENİN YARDIMCI KİŞİLERDEN SORUMLULUĞU
KİRALANAN SERVİS ARACININ KAZA YAPMASI
Davalı Bankanın, personel taşıma sözleşmesi yaptığı araçta meydana gelen kazadan dolayı, Borçlar Kanunu 100.maddesine göre işveren Banka sorumludur.
Dava, davalı bankanın personeli olan davacıların murisinin davalı banka tarafından temin edilen araçla iş yerine gitmekte iken meydana gelen trafik kazasında ölümü nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davalı Banka vekili, diğer davalı ile aralarında taşıma sözleşmesi bulunduğunu, kazanın şoför hatası sonucu oluştuğunu, yapılan sözleşmeye göre kazanın bütün hukuki ve cezai sorumluluğunun diğer davalı taşıyıcıya ait olduğunu, istihdam eden olmadıklarını, husumetleri bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı A. Turizm A.Ş. vekili, kaza sırasında şoförlerinin frenlerin tutmadığını anladığında yolculara arkalara kaçmalarını söylediğini, murisin bu ikaza uymayarak zararın çoğalmasına sebep olduğunu, bu nedenle tazminatta indirim yapılması gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacılar murisinin kaza yapan servis aracında yolcu olduğu, müterafik kusuru bulunmadığı, davalılar arasında düzenlenen taşıma sözleşmesine göre tüm hukuki sorumluluğun davalı şirkete ait olduğu, destekten yoksun kalınan miktarın bilirkişi tarafından hesaplanmış olduğu, çekilen acının yoğunluğuna göre manevi tazminat taktiri gerektiği sonucuna varılarak davalı banka hakkındaki davanın reddine, maddi ve manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile davalı şirketten tahsiline karar verilmiştir. Kararı davacılar vekili ile davalı şirket vekili temyiz etmiştir.
B.K. 100.maddesinde ise muavin şahısların mesuliyeti düzenlenmiş olup, bir borcun ifasını ya da bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını bir yardımcı kişiye bırakan kimse, yardımcı kişinin görevi çerçevesinde diğer tarafa zarar vermesinden bu maddeye göre sorumlu tutulmuş olup, bu borç ilişkisinin mutlaka bir akitten doğmuş olması gerekmemektedir. Somut olay incelendiğinde, davacılar murisinin davalı banka personeli olup, davalı banka tarafından temin edilen araçla iş yerine gitmekte iken servis aracının frenlerinin patlaması ile meydana gelen trafik kazasında hayatını kaybettiği tartışmasızdır.
Mahkemece, eksik incelemeye ve yeterli gerekçeye dayanmaksızın davalı bankanın sorumsuzluğunun kabulü ile hakkındaki davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
11.HD. 19.06.2000, E. 2000/4672-K. 2000/5679
İŞVERENİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ – İŞ GÜVENLİĞİ
KUSURSUZ SORUMLULUK – TEHLİKE SORUMLULUĞU
Kusursuz sorumluluğun bir türü olan tehlike sorumluluğu ilkesince, işve¬ren, her türlü özen görevini yerine getirmiş olması durumunda dahi, oluşan zararlı sonuçtan sorumludur.
Davacı, trafik iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazmi¬natın ödetilmesı davasının yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerle reddine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı vekilince iste¬nilmesi (...) üzerine (...) işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Uğradığı bir iş kazası sonucu, beden gücünden %100 oranında yoksun olan davacının açmış olduğu maddi tazminat istemi, zararlandırıcı olayın oluşumunda tarafların kusursuz bulunmaları ve olaya, yolda bulunan bir çukurun etken olma¬sı nedeniyle yerinde bıılunmamışsa da bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunma¬maktadır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığı üzere dava konusu olay mühendis olarak işveren nezdinde görev yapan davacının, kendisine tahsis edilen sevk ve idaresindeki araçla, iş sahasından, sosyal tesise geldiği sırada ve tali yolda seyre¬derken meydana gelmiş, aracın çukura girmesine bağlı olarak araç yoldan çıkmış ve araçtan fırlayan davacı yaralanmıştır. Mahkemece kabul edilen son kusur bi¬lirkişi raporunda; olayda taraflara kusur verilmemiş, zararlandırıcı olay, yol şart¬larına bağlanmıştır. Mahkeme, bu gibi durumlarda; illiyet bağının kesilmesi ne¬deniyle işverenin sorumluluğuna gidilemeyeceğini belirlemişse de, bu sonuç ye¬rinde değildir.
Gerçekten Yargıtay uygulamasında ve başlangıçta: iş kazalarıyla ilgili tazmi¬nat davaları kusura dayalı olarak çözümlenmekteydi. İş Kanununun 73. madde¬sinde bu alanda, gerekli ilkeler kabul edilmiş ve işveren çalıştırdığı işçilerinin sağlık ve iş güvenliklerini koruma yönünde, gereken tedbirleri alma ve araçları temin etmekle yükümlü tutulmuştur. Ne var ki, sosyal ve teknik alandaki deği¬şim ve gelişmeler, işyerlerinde tehlike boyutlarını artırmış ve salt kusura dayalı kuralların bu alanda yeterli olmadığı sonucunu ortaya çıkarmıştır. İşveren kendi alanında her türlü tedbirleri almış olsa dahi; işyeri koşullarından kimi tehlikeli du¬rumlar, zararlandırıcı sonuçlar meydana gelmektedir. Kusura dayanan sorumlu¬luk ilkesi, toplum ihtiyaçlarını cevap vermemiş, adaletsiz durumlar ortaya çıkar¬mıştır. İşte bu nedenle; kusursuz sorumluluğun bir türü olan tehlike sorumluluğu kavramı kabul edilmiş, işverenin her türlü özen görevini yerine getirmiş olması durumunda dahi, meydana gelen zararlı sonuçtan sorumlu tutulması gerektiği ka¬bul edilmiştir. Bu anlamda tehlike sorumluluğu mutlak bir sorumluluk olarak ni¬telendirilebilir. Ancak, belirtmek gerekir ki, tehlike sorumluluğu bir "sonuç" so¬rumluluğu da değildir. Zarar, işyeri koşullarından veya işletmeye özgü tehlikeden doğmamış ve araya giren başka bir nedenden meydana gelmişse, bu durumda iş¬veren zarardan sorumlu tutulmamalıdır. Başka bir anlatımla, işyeri koşullarından doğan tehlike ile zarar arasında uygun illiyet bağı (uygun neden-sonuc bağı) yoksa, işverenin sorumluluğu da yoktur. İlliyet bağının kesilmesi; genelde üç durum¬da sözkonusu olabilir: Mücbir sebep, üçüncü kişinin veya zarara uğrayanın ağır kusurları, illiyet bağını kesen nedenlerdir. Dava konusu olayda ise, illiyet bağını kesen durum söz konusu bulunmamaktadır. Mahkemece aksinin kabulü ve tehli¬ke (risk) nazariyesinin kabul edilmemesi ve bu arada 27.03.1975 günlü 1/3 sa¬ydı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararındaki görüşe yer ve-rilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
21.HD.01.02.2000, E.1999/9269 - K.2000/496
BİLGİSAYAR TEKNİSYENİNİN GÖREVİ
ULAŞIMIN KİMİN TARAFINDAN SAĞLANACAĞI
İŞVERENİN SORUMLULUĞU
Davacılar murisinin bilgisayar teknisyeni olduğu dikkate alınarak şoförlük mesleğindeki bilgi ve deneyimi öncelikle belirlenmek ve işverenle yapılan iş akdinde teknisyenlik yanında görev nedeniyle dış vilayetlere gönderilme durumunda ulaşımın kim tarafından ve nasıl sağlanacağının ortaya konması ve sorumluluğun ancak bu maddi olguların belirlenmesinden sonra saptanması gerekir.
Zararlandırıcı olay bilgisayar teknisyeni olan davacılar murisinin bir trafık kazası sonucu ölümüyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazminine ilişkindir. Davacılar murisinin ölümüne, olay günü kullandığı aracın, trafık kurallarına uymaması sonucu ters yönden gelen kamyona çarpması neden olmuş ve bunun sonucu hayatını kaybetmiştir. Olay sonrası düzenlenen trafık raporunda kazanın neden ve durumu hakkında rapor düzenlenmiş ve daha sonra Ceza Mahkemesi'nde olayın davacılar murisinin tedbirsizlik ve acemiliğinin neden olduğu dikkate alınarak kusurun tamamı davacılar murisinde kabul edilerek kamyon şoförü hakkında beraat kararı verilmiştir.
Ceza davasında alınan kusur raporu hukuk hakimini bağlamaz ise de mahkemenin benimsediği maddi olgular hukuk hakimini bağlar. Bu davada alınan kusur raporu ise, kusur paylaşımı yönünden tarafların durumu trafık kuralları, işçi sağlığı ve iş güvenliği hükümleri göz önünde tutulmak ve ayrıca 1475 sayılı İş Yasası'nın 73. maddesi de dikkate alınmak suretiyle düzenlenmemiştir.
Özellikle davacılar murisinin bilgisayar teknisyeni olduğu dikkate alınarak şoförlük mesleğindeki bilgi ve deneyimi öncelikle belirlemek ve işverenle yapılan iş akdinde teknisyenlik yanında görev nedeniyle dış vilayetlere gönderilme durumunda ulaşımın kim tarafından ve nasıl sağlanacağının ortaya konması ve sorumluluğun ancak bu maddi olguların belirlenmesinden sonra saptanması gerekirdi. Şu duruma göre yetersiz ve çelişkili rapora dayalı olarak hüküm kurulması usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
21.HD.10.03.1998, E.1998/249 - K.1998/1663
TOPLU VE BİREYSEL TAŞIMA
İşverence sağlanan özel araçla işyerine getirilip götürülen kişinin silâhlı saldırı sonucu öldürülmesi olayı bir iş kazası olup, bu konuda toplu ve bireysel taşımalar arasında bir ayırım gözetilmez ve işverence sağlanan güvence her iki tür taşımayı da kapsar. (506/m.11/A-e)
Davacı, müteveffa eşi M.Çetin Emeç'in silahlı saldırı sonucu öldürülmesinin işkazası niteliğinde olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle sigortalının, işyerinin hem yazarı, hem de genel koordinatörü olmasına ve tanık beyanıyla anlaşılan çalışma düzenine göre, belli mesai saatlerine bağlı olmayıp, işine erken başlayıp geç saatlere kadar çalıştığı, işin ve görevin niteliği itibariyle kendisine topluca işyerine getirip götürme kuralı uygulanamayacağından, işverence özel bir araç tahsis edilmesine ve bu araçla, evinden işyerine gidip gelmesine ve olay günü de evinden çıkıp işyeri Hürriyet Gazetesi'ne gitmek üzere bu araca binip hareket etmek üzere iken teröristlerin silahlı saldırısı sonucu şoförüyle birlikte ölmesine, 506 sayılı Kanunun 11/A-e maddesindeki amacın; sigortalı, işverenin aracıyla işe getirilip götürülürken uğradığı olayları işkazası saymak olmasına, yasa koyucunun işverenin aracıyla işe getirilip götürülenlere güvence sağlamayı düşünmesine, bu konuda toplu ve münferit taşımalar arasında bir ayırım gözetilemeyeceğine ve böyle bir ayırımın yasakoyucunun amacı ve sosyal güvenlik ilkelerine ters düşeceğine, toplu taşımaya güvence sağlanırken, münferit taşımaları dışlamanın lojik olmayacağı gibi, çoğun içinde azın da bulunacağı kuralıyla da bağdaşmayacağına ve bu düşüncelerle, toplu sözcüğünün, münferit taşımaları da kapsadığının kabulü gerekmesine göre sonucu itibariyle doğru olan hükmün ONANMASINA oybirliğiyle karar verildi.
10.HD.19.06.1992, E.1991/15658 - K.1992/6893
BOZULAN ARACI ONARDIĞI SIRADA ŞOFÖRÜN KAZA GEÇİRMESİ
Otobüs şoförünün, aracın motorundan ses gelmesi üzerine bakmak için indiği sırada geçirdiği kaza, yürütülmekte olan iş sırasında meydana geldiğinden bir iş kazasıdır. (506/m.11,29,90)
Davaya konu somut olayda, sigortalı Cemil G. davalılardan İ.AŞ.ne ait otobüste şöför olarak çalışırken, durakta, geçici olarak aracından inmesinden sonra, diğer davalıya ait aracın çarpması sonucunda yaralanmıştır. Sigorta Müfettişi raporunda, sigortalı için işyerinin "aracın içi" olacağı yaklaşımıyla kazanın, iş kazası olarak değerlendirilemeyeceği; kazayı, "trafik-iş kazası" olarak Kuruma bildiren işveren davalı İ.AŞ.nin, bu hatalı beyanı nedeniyle, 506 sayılı Yasanın 29 ve 90. Maddeleri ile yapılmış tedavi gideri ve ödenmiş, geçici iş göremezlik ödeneğinden, olaya neden olan diğer davalı ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı iddia edilmiş, Mahkemece de bu yönde hüküm kurulmuştur.
Sigorta müfettiş raporunda sigortalının "otobüsün motorundan ses gelmesi nedeniyle araçtan inip motoruna bakmaya giderken kazanın olduğu" yönünde ve aksi Kurum tarafından da kanıtlanmayan beyanları dikkate alındığında olay, tanımlanan niteliği ile anılan Yasanın 11. Maddesi uyarınca, "yürütülmekte olan iş dolayısıyla" meydana gelmiş olup, iş kazası olarak kabulünde yasal zorunluluk bulunmaktadır. Belirtilen nedenle de, işveren davalı İ.AŞ.nin anılan maddeler uyarınca sorumluluğu yönüne gidilemez.
Kusurlu hareketiyle kazaya neden olan diğer davalının sorumluluğunun yasal dayanağı, anılan Yasanın 39. Maddesidir. Haklarındaki davanın farklı hukuksal dayanakları bulunması karşısında, davalılar hakkında dayanışmalı sorumluluk hükümleri ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
10.HD.09.06.2003, E. 2003/4418 - K. 2003/4772
İŞVERENİN TEKNİK ARIZADAN SORUMLULUĞU
BOZULAN KAMYONU ONARDIĞI SIRADA KAZA GEÇİREN İŞÇİ
Arızalanan kamyonu onardığı sırada, kimliği belirsiz aracın çarpması sonucu ölen şoförün hahsahiplerinin açtığı davada, işverenin aracın periyodik bakımını yaptırıp yaptırmadığı, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü uyarınca her türlü önlemleri alıp almadığı araştırılmalıdır.
Özet : işverene ait kamyonda şoför olarak çalışan ölen işçi, kamyonun arıza yapması üzerine tamir için yolun sağında durup, arızayı gidermeye çalışırken, plakası tesbit edilmeyen bir aracın çarpması sonucu ölmüş olup, işverenin kusursuz olduğu gerekçesiyle davanın reddedilmesi doğru olmamıştır.
Mahkemece yapılması gereken, arızalanan kamyonun modeli de nazara alınarak işverence periyodik muayene ve bakımlarının yapılıp yapılmadığı; İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü hükümleri çerçevesinde iş yerinin niteliğine göre iş yerinde uygulanması gerekli olan önlemlerin alınıp alınmadığı, hangi önlemlere işçinin uyup uymadığı yönlerinden ayrıntılı araştırma yaptırmak ve sonucuna göre bir karar vermektir.
Dava, davacıların miras bırakanının iş kazası sonucu ölmesi nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Dava konusu olayda, işverene ait kamyonda şoför olarak çalışan ölen işçi, malzeme götürdüğü Eskişehir'den dönerken kamyonun arıza yapması üzerine tamir için yolun sağında durup, arızayı gidermeye çalışırken, plakası tesbit edilmeyen bir aracın çarpması sonucu vefat eder. Mahkemece, yetersiz kusur bilirkişi raporu nazara alınarak, işverenin kusursuz olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Gerçekten,dosyada mevcut, gerek Trafik kaza raporunda, C.Savcılığı tahkikatı ve gerekse hükme dayanak alınan kusur raporunda ölen işçinin, işverene ait kamyonun arıza yapması nedeniyle tamir için çalışırken kazanın olduğu açıkça saptanmış ve kabul edilmiştir.
Bu maddi olgu nazara alındığında, kusur bilirkişi raporunda; bilirkişiler, iş Kanunu 73.maddesinin öngördüğü koşulları gözönünde tutarak ve özellikle iş yerinin niteliğine göre, iş yerinde uygulanması gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle iş yerinde uygulanması gerekli olan tedbirleri alıp almadığı, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemlere işçinin uyup uymadığı, arızalanan kamyonun modeli de nazara alınarak işverence, peryodik muayene ve bakımlarının yapılıp yapılmadığı ayrıntılı bir şekilde incelenmek suretiyle kusurun aidiyet ve oranını hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde saptamadıkları anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş; işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişilere konuyu yeniden yukarda açıklandığı biçimde inceletmek gerekirse kamyonda olmuş veya olabilecek arızaları tesbit açısından tanık bilgisine başvurmak tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilerek sonuca göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
21.HD.10.05.2001, 3511-3658
İŞVERENİN TEKNİK ARIZADAN SORUMLULUĞU
TRAFİK-İŞ KAZASI – ZAMANAŞIMI SÜRESİ
Trafik-İş kazası sonucu ölen işçinin, olay günü yönetimindeki araçla göreve giderken kaza yapması durumunda, işveren, eski ve bakımsız araç ile kazalıyı göreve göndermesi nedeniyle kusurludur.
Zararlandıncı olaya maruz kalan işçinin, olay günü sevk ye_idaresindeki işverene ait_56 AP 638 plakalı araçla göreve giderken ıslak_ve_kaygan yolda iniş sırasında frenlerinin tutmaması sonucu direksiyon hâki¬miyetini yitirerek kullandığı aracın şarampolün kenarındaki toprak sete çarparak yan yatması ile meydana gelen trafik iş_kazası_ sonucu.öldüğü dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Yerel mahkemenin hükmüne esas aldığı kusur bilirkişi raporunda da dosya içeriğine uygun şekilde olayın teknik arızadan kaynaklandığı sonucuna vanlmış, ne var ki kusur dağılımına gidilirken, işverenin teknik arızadan dolayı kusurunun bulunmadığı, ancak 2918 sayılı yasanın 85. ve Borçlar Kanunu’nun 55.maddeleri gereğince işverenin.sorumlu olacağı_sonucuna varılmıştır. Anılan yasal düzenlemeler nedeniyle araç maliki, işleten ve istihdam eden olarak davalının sorumlu olacağı doğrudur. Ne var ki davalının kusura dayanan sorumluluğunun bulunmadığının kabulü isabetli olmamıştır.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren, işyerinde işçilerin sağ¬lığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu hususta¬ki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü oldu¬ğu İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğudur.
Somut olayda kazaya karışan araç 1982 model olup olay tarihinde 15 yaşındadır. Öte yandan aracın periyodik bakım ve kontrollerinin yapıldı¬ğına dair davalı tarafça_herhangi bir belge sunulmamıştır. Bu duruma göre düzenli bakımı yapılmadığı anlaşılan 15 yıllık araçla işçisini göreve gönderen işverenin İş Kanunu'nun kendisine yüklediği yükürnlülüklerin tamamını yerine getirdiğinden söz edilemeyeceği açıktır.
İş Kanununun 77.maddesinin öngördüğü koşullar göz önünde tutu¬larak işyerinde alınması gerekli önlemlerin alınması ve aracın bakımları¬nın düzenli yapılması, ekonomik ömrü dolan araçların yenilenmesi duru¬munda olayın meydana gelmeyeceği ortadadır. Hal böyle olunca, kusur raporunun, İş Kanunu’nun 77.maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği, giderek hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve özellikle inandırıcı güç ve nitelikte olmayan 77.maddenin öngördüğü koşulları içermeyen kusur raporunun hükme dayanak alınması isabetsiz olmuştur.
(…)
Mahkemece yukarda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, tarafların bu yönleri akaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
21.HD.07.02.2006, E.2005/13299 - K.2006/810
TEKNİK ARIZADAN İŞVEREN VE İŞLETENİN SORUMLULUĞU
Fren patlaması sonucu şoför muavininin ölümünden araç sahibi, işleten ve işveren olarak sorumludur.
Araç sahiplerinin sorumluluğu kusursuz sorumluluk olup fren patlaması mücbir sebep değildir ve araç sahiplerinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Davalıların araç sahibi (işleten-işveren) olarak teknik arızadan da sorumlu oldukları kabul olunmalıdır.
Davacılar, murisleri (N.K.)'un davalılara ait kamyonda şoför muavini olarak çalışmakta iken meydana gelen kazada öldüğünü, davalıların % 100 kusurlu olduklarını ileri sürerek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Ceza dosyası içinde bulunan 2.11.1981 günlü raporda ise. trafik olayının fren patlamasından meydana geldiği bu nedenle sanık şoförün kusuru bulunmadığı, tamamen teknik arızanın kazaya neden olduğu bildirilmiştir. Mahkemece, davacılar davalıların kusuruna dayanarak talepte bulunduklarından, oysa davalıların kusurunun bulunmadığı anlaşıldığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacılar dava dilekçesinde davalıların tamamen kusurlu olduklarını ileri sürmüşlerdir. Davalı (Ö.Y.) ile diğer davalıların miras bırakanı (Ş.K.)'nin kamyon sahibi ve işveren oldukları da dava dilekçesinde açıklanmıştır. Olay sırasında (Ö.Y.) ve (Ş.K.) kamyonun malikidir. Bu yön taraflar arasında ihtilafsızdır. Davacılar. 18.11.19081 günlü cevaba cevap dilekçesinde davalıların kusursuz sorumluluk prensibine göre de sorumlu olduklarını açıklamışlar, davalılar ise bir itirazda bulunmamışlardır. Gerçekten araç sahiplerinin sorumluluğu kusursuz sorumluluk olup fren patlaması mücbir sebep değildir ve araç sahiplerinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. 'Davalıların araç sahibi olup teknik arızadan da sorumlu oldukları nazara alınmadan yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
4.HD.30.05.1983, E.1983/3705 - K.1983/5700
TEKNİK ARIZADAN İŞVERENİN SORUMLU OLMASI
TAZMİNATTAN İNDİRİM YAPILAMAYACAĞI
Teknik arızadan işveren sorumlu olup, kazanın oluşunda davacının kusuru bulunmamasına göre,tazminattan indirim yapılması doğru değildir.
Zararlandırıcı sigorta olayı, aracın lâstiklerinin patlaması sonucu oluştuğu ve bu durumun teknik arıza olarak bilirkişilerce değerlendirildiği, hükme dayanak alınan kusur raporu içeriğinden anlaşılmaktadır. Öte yandan teknik arızadan, 2918 sayılı Yasa’nın 85.maddesi gereğince, işletenin sorumlu olduğu ortadadır. Olayın oluş şekline göre, davacının olayda kusurunun olmadığı da göztilmeden hesaplanan tazminattan %20 oranında indirim yapılması da isabetsizdir. Bundan başka, davacı 01.01.1997 tarihinde emekli olduğuna göre, emekli olduğu tarihten 60 yaşına kadar geçecek süresin asgari ücret üzerinden hesabı yapılması gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir.
Yapılacak iş, zararlandırıcı sigorta olayında, davacının kusurunun bulunmadığı gözetilerek ve özellikle teknik arızadan da olayın oluş şekline göre işverenin kusurlu bulunduğu gözönüne alınarak ve davacının emekli olduğu tarihteki yaşı da dikkate alınarak 60 yaşa kadar olan aktif dönemin asgari ücret üzerinden hesaplamak ve sonucna göre karar vermekten ibarettir.
21.HD.03.02.2000, E.2000/713 – K.2000/639
SERVİS ARACINDAN UYGUN OLMAYAN YERDE İNDİRİLEN İŞÇİ
BAŞKA BİR ARACIN ÇARPMASI SONUCU İŞÇİNİN ÖLÜMÜ
Servis aracı ile işyerine giderken, davalı araç şoförünün uygun olmayan bir yerde indirmesi sonucu, işçinin davalıya ait şantiyeye gitmek üzere yolun sağından soluna geçerken üçüncü bir şahıs aracının çarpması sonucu ölümü bir trafik-iş kazasıdır.
İşe giderken geçirilen süre, hizmet süresinden sayılacağından ve dava konusu olay işe giderken gerçekleşmiş olduğundan kaza trafik-iş kazasıdır.
Mahkemece, kazanın oluşunda servis araç sürücüsünün kusuru bulunmadığından, ayrıca kazanın servis aracı dışında meydana gelmiş olması nedeniyle bir iş kazasından söz edilemeyeği görüşüyle davanın reddine karar verilmiş ise de, bu sonuç usul ve yasaya aykırıdır.
Yapılan incelemede, dinlenilen tanık beyanlarından davacılar murisinin servis aracıyla işe giderken servis aracının işçiyi işyerinin içine kadar götürmeyip Erzurum-Ilıca karayolunun üzerinde bırakıp buradan 5-6 dakikalık yürüme yolu ile davalıya ait Şantiye’ye ulaştığı olay gününden önce de işe gidişlerin bu şekilde olduğu anlaşılmaktadır. Olay günü ise, işçinin servis aracından Erzurum-Ilıca yolu üzerinde bırakıldığı, işçinin davalıya ait şantiyeye gitmek üzere yolun sağından soluna geçerken yoldan geçen 3. şahsa ait bir aracın çarpması sonucu öldüğü anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, işe giderken geçirilen süre 506 sayılı Yasa'nın 11. maddesi (e) fıkrası gereğince hizmet süresinden sayılacağından ve dava konusu olay işe giderken gerçekleşmiş olduğundan kazanın trafik-iş kazası olduğu ortadadır.
Hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda; bilirkişiler İş Kanununun 73. maddesinin öngördüğü koşulları gözönünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken işçi sağlığı ve işgüvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, kusur raporunun, İş Kanununun 73. maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği giderek hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez.
Yapılacak iş öncelikle iş kazasıyla ilgili SSK müfettiş raporu ile ekleri getirtilerek işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişilere konuyu yeniden yukarıda açıklandığı biçimde inceletmek verilen rapor ve dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirilerek sonuca göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
21.HD.01.05.2003, E. 2003/4144-K. 2003/4122
DURAKTA SERVİS ARACINI BEKLERKEN
TRAFİK KAZASI GEÇİREN İŞÇİ – İŞ KAZASI SAYILMASI
Sigortalı, servis aracına binmek üzere, işveren tarafından belirlenen yerde beklerken, üçüncü şahsa ait aracın çarpması sonucu yaralanmış olup, bu olayın iş kazası sayılması gerekir. (506/m.11/A-e)
Davacılar, murisleri meydana gelen kazanın bir iş kazası olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
Dava, zararlandırıcı sigorta olayının işkazası sayılması gerektiğinin saptanması istemine ilişkindir. Zararlandırıcı sigorta olayının, sigortalının işveren tarafından belirlenen yerde, servis aracını beklerken oluştuğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, sigortalının işe gitmek için işveren tarafından belirlenen durakta servis aracını beklerken, üçüncü şahsa ait aracın çarpması sonucu oluşan zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Sosyal Sigortalar Kanununun bu davanın yasal dayanağını oluşturan 11-A/e maddesine göre, sigortalıların işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmesi sırasında, bedence ve ruhça arızaya uğratan olay işkazasıdır. Somut olayda sigortalı, servis aracına binmek üzere işveren tarafından belirlenen yerde beklediği sırada, ruhca arızaya maruz kaldığı açıktır. Hal böyle olunca ve özellikle zararlandırıcı sigorta olayının, yukarıda sözü geçen maddenin (e) bendinde vurgulandığı üzere sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülmesi sırasında, başka bir anlatımla, servis aracına binmek üzere işveren tarafından belirlenen yerde beklediği sırada oluştuğuna göre, sigorta olayının iş kazası sayılması gerektiği hukuksal gerçeği ortadadır. Zira, (e) bendinde; "götürülmesi sırasında" sözcüklerinin sigortalıların işveren tarafından belirlenen yerde servis aracına binmek üzere toplu olarak bulundukları hazırlık dönemini de kapsadığı söz götürmez. Öte yandan, "götürme sırasında" sözcüklerinin salt-servis aracında geçen süreyi değil, servis aracına binmeden önceki süreyi de kapsadığı biçiminde yorumlamak, sosyal güvenlik hukukunun ilkelerine de uygun düşeceği tartışmasızdır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın davanın kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
21.HD. 14.05.1996, E. 1996/2674 - K. 1996/2738
GÖREV DÖNÜŞÜ KAZA GEÇİREN İŞÇİ
Kazalının aynı dönemde isteğe bağlı sigortalı olması, zorunlu sigortalılığa engel değildir. Bu nedenle, video çekimlerinden dönerken yani görev dönüşü kaza geçirilmiş olması, işveren ile kazalı arasında hizmet akdinin varlığının kanıtıdır.
Davacılar vekili, davacıların oğlunun fotoğraf stüdyosu ve video çekimi yapan davalı işyerinde hizmet akdi ile 1.4.1990 tarihinde çalışmaya başladığını 19.1.1995 tarihinde düğün salonunda çekim yapıp dönerken trafik kazası geçirmesi nedeni ile maddi manevi tazminat istemiştir.
Mahkemece, olayın iş kazası olmaması nedeni ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu belirtilerek görevsizlik kararı verilmişse de bu sonuca noksan inceleme ve araştırma ile varıldığından, karar usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Zira, bu tür olaylarda, ilişkinin hizmet akdi olup olmadığı kesin ve açık olarak ortaya konmalıdır. Bu nedenle öncelikle iş yerinin bulunduğu şehir ve semt video çekim stüdyolarında, düğün, nişan, özel günlerde çekime gönderilen elemanların iş yerinde çalıştırılan kişilerce mi, yoksa videonun kiralanması şeklinde mi çalışıldığı örf ve adetin ne olduğu saptanmalıdır.
Dosyadaki mevcut tanık ifadelerinden işveren ile kazalı arasında hizmet akdinin olduğu ve video çekimlerinden dönerken yani görev dönüşü kazanın olduğu ağırlık kazanmaktadır. Öte yandan kazalının aynı dönemde isteğe bağlı sigortalı olması zorunlu sigortalı olmasına engel değildir. Bilindiği üzere, zorunlu sigortalılık tesbit edilen yerde öncelik, zorunlu sigortalılığa verilmelidir. Sosyal Güvenlik sisteminde iradi sistem değil gerçek durumun saptanması önemlidir. (818/m.41,47 , 1475/m.1)
Mahkemece, yukarıda belirtilen araştırma ve değerlendirmeler ile sonuca gitmek gerekirken noksan araştırma ve değerlendirme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
21.HD.02.04.2002, E.2002/1275-K.2002/2713
YURT DIŞINDA GEÇİCİ İŞÇİ OLARAK ÇALIŞAN KİŞİ
TRAFİK-İŞ KAZASI
Yurtdışında “geçici işçi” olarak çalışan kişinin geçirdiği trafik-iş kazasından, Sosyal Güvenlik Kurumu sorumlu değilse de, işveren sorumludur.
Davacı, geçirdiği kazanın iş kazası olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacılar murisinin STFA Afenco Jv Konsorsiyumunun Libya'da çalışan işçisi iken sözü edilen şirkete ait araçla; yurda dönmek üzere Tunus Hava Alanına giderken yolda geçirdiği bir trafik kazası sonucu öldüğü ve bu olayın 506 sayılı Yasanın 11. maddesi yönünden ve Sosyal Sigortalar Kurumu açısından bir iş kazası olduğunun tesbitine karar verilmişse de bu sonuca eksik inceleme ile ulaşılmıştır.
Gerçekten, dosyadaki belge ve yazışmalardan davacılar murisinin sözü geçen Konsorsiyumun daimi olmayan işçisi statüsünde çalıştığı görülmektedir.
Yurt dışındaki ülkelerde çalışan Türk işçileri yönünden Türk Sisteminin uygulanması için, öncelikle çalışılan ülke ile Türkiye Cumhuriyeti arasında yöntemince yürürlüğe sokulan bir andlaşmanm varlığı gerekir. T.C. ile Libya Devleti arasında 1985 yılından beri yürürlükte bulunan Sosyal Güvenlik Sözleşmesine göre, Libya'da çalışan Türk uyruklular hakkında sosyal güvenliklerinin nasıl sağlanacağı açıkça kurallara bağlanmıştır. Sözleşmenin 1.maddesinde; akit taraflardan birinin vatandaşı olup, işveren tarafından, diğer akit taraf ülkelerinde proje uygulaması için gönderilen ve anılan işverenlerden ücret alan kimse, "daimi işçi"; akit ülkelerden birinin vatandaşı olup, çalışılan ülkenin Sosyal güvenlik mevzuatına tabi olan kimse ise "daimi "'mayan işçi" olarak kabul edilmişlerdir.
Öte yandan, sözü edilen sözleşmenin 5.maddesi; akit taraflardan birindeki kuruluş veya şirketlerde çalışan devamlı olmayan işçilerin Sosyal Sigortaya tabi olup, .bunların, Sosyal Sigorta primlerinin, yaşlılık primleri dahil tümünün işin yapıldığı ülkenin mevzuatı gereğince kesileceğini ve bu işçilerin, işin yapıldığı ülkedeki, mevzuatın tanıdığı bütün sigorta haklarından yararlanacağını öngörmüştür.
Davacılar murisinin ise, dosyadaki belge Ve özellikle, Sosyal Sigortalar Müfettişinin hazırladığı rapor ve eklerinde, görüldüğü üzere "daimi olmayan işçi"statüsünde çalışan Konsorsiyum işçisi olduğu anlaşılmaktadır, işveren tarafından temin edilen araçla, Uçağa götürülürken bir iş kazası geçirdiğine göre bu kazanın 506 sayılı yasa açısından iş kazası olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Mahkeme bu yönler üzerinde durmamış ve hukuksal nedenler gösterilmeksizin 506 sayılı Yasa hükümlerinin olayda uygulanacağını kabuletmiştir.
Yasa hükmünde bulunan Uluslararası bir sözleşmenin gözardı edilmesi ve 06 sayılı Yasanın; hangi nedenle olayda uygulanacağının belirlenmemesi hukuksal kabul edilemez. Ne var ki bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı; olayın 506 sayılı yasa açısından Sosyal Sigortalar Kurumunu yükümlülük altına sokacak bir iş kazası olmayıp,salt işveren yönünden iş kazası olduğunun tesbitine denilmek suretiyle ve düzeltilmiş biçimiyle onanması gerekmektedir.
21.HD. 04.12.2000, E. 2000/8407 - K.2000/8747
SÜRÜCÜNÜN KUSURUNDAN İŞVERENİN SORUMLULUĞU
ŞOFÖR MUAVİNİNİN ÖLÜMÜNDEN SORUMLULUK
İşverenin aracını kullanan kişinin yaptığı kaza sonucu araçta görevli olarak bulunan “şoför muavininin” ölümünden, araç işleteni asıl işveren ile birlikte alt işveren ortaklaşa ve zincirleme sorumludurlar.
Davacıların murisi, otobüste şoför muavini olarak çalıştığı sırada işverene ait aracın sürücüsü ile dava dışı üçüncü kişiye ait araç sürücüsünün kusurlu hareketleri sonucu meydana gelen trafik iş kazası sonucu ölmüştür. Davalılardan P.Şirketi olayda araç işleteni ve asıl (üst) işveren durumundadır. Hal böyle olunca alt işverenin sorumluluğunun saptanması halinde 506 sayılı yasanın 87. maddesi ve 4857 sayılı yasanın 2. maddesinin 6. fıkrası uyarınca davalı asıl (üst) işveren, alt işveren ile birlikte Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1.2.1989 tarih 1988/10-717 E. 1989/43 K. Sayılı kararında da açıkça belirtildiği üzere müteselsilen sorumludur.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanununun 77. maddesinin açık buyruğudur. Oysa, Mahkeme işgüvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden rapor almadan Ceza Mahkemesinin kusura ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu’ndan aldığı rapor ile sonuca gitmiştir. Hükme dayanak alınan Adli Tıp Kurumu raporu, İş Kanununun 77. maddesinin öngördüğü koşulları gözönünde tutarak düzenlenmemiştir. İşyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken işçi sağlığı ve işgüvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle, kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde, saptamadıkları anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, kusur raporunun, İş Kanununun 77. maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği giderek hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez.
Mahkemece yapılacak iş, işçi sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman bilirkişilere konuyu yukarıda açıkladığı biçimde inceletmek, verilen raporu dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirerek ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Öte yandan, 27.3.1957 gün 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere, Borçlar Kanunu’nun 55. maddesi uyarınca istihdam edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk “ özen ve gözetim ödevinin” objektif olarak yerine getirilmesinden kaynaklanan kusura dayanmayan bir sorumluluktur. İstihdam edenin sorumluluğu için, istihdam edenle istihdam olunan arasında çalıştırma ve bağımlılık ilişkisinin bulunması zararın hizmetin ifası sırasında ve hizmetle ilgili olarak oluşması eylemin hukuka aykırı olması ve eylem ile zarar arasında uygun nedensellik bağımının bulunması gerekir.
Olayda işverenin aracını kullanan kişinin işveren şirket ortağı olduğu anlaşılmaktadır. Araç sürücüsünün sadece işveren şirket ortağı olması durumunda kusurlu hareketinden doğrudan işveren şirket sorumludur. İstihdam edilen kişi olması durumunda da, olayın istihdam olunanın kusurlu davranışı sonucu oluştuğu ve nedensellik bağının bulunduğu, giderek yukarıda sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararına dayanılarak istihdam eden durumundaki davalı işverenlerin sorumlu olduğu açıktır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
21.HD.10.10.2005, E. 2005/8163 - K. 2005/9062
TESELLÜM İŞÇİSİ OLARAK İŞYERİ DIŞINDA GÖREVLENDİRİLEN
İŞÇİNİN GEÇİRDİĞİ KAZA SONUCU ÖLÜMÜ
Orman deposu dışında tomrukların teslim edildiği yol kavşağının işin niteliği ve yürütümü bakımından işyerinden sayılması; işyerine bağlı yerlerden sayılmaması durumunda ise, sigortalının işyeri dışında görevlendirildiğinin ve tesellüm işçisi olarak görevli iken kazanın vuku bulduğunun kabulü gerekir.
Hak sahipleri tarafından işveren Orman idaresi aleyhine açılan maddi tazminat davasında bilirkişi, sigortalı işçinin tomruk deposunda tesellüm işçisi olarak görevli olduğunu, yüksek tonajlı kamyonların depoya kadar gelememesi nedeniyle tomrukların depodan kamyonların durduğu tali yol ayrımına kadar üçüncü şahıslara ait traktörle nakledilip yol ayrımında kamyonlara tesellüm makbuzu karşılığında teslim edildiğini, olay günü öğle yemeğinden sonra depodan traktöre nakledilmekte olan tomrukların traktör sürücüsünün ıslanıp elbise değiştirmek için ayrılması sırasında, traktörün tesellüm işçisi Kazım tarafından kamyona yanaştırılırken traktörün devrilip altında kaldığını ve öldüğünü olayın işkazası olduğunu belirtmiş, mahkeme de olayın işkazası olduğunu kabul etmiştir.
Orman idaresinin temyizi üzerine Dokuzuncu Hukuk Dairesi, sigortalı Kazım'ın tesellüm işçisi olduğunu olayın bilirkişi tarafından ifade edilen biçimde meydana geldiğini kabul edip olay ile işverenin fiili arasında uygun neden-sonuç bağı bulunmadığı ve olayın işkazası sayılamayacağı gerekçesi ile kararı bozmuş, bozma hakkında mahkemece bir karar verilmeden davanın takip edilmemesi nedeniyle açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Haksahibi dosyasında bilirkişi, mahkeme ve Dokuzuncu Hukuk Dairesi, muris Kazım'ın, orman deposu dışında kamyonların durduğu yol kavşağında tomrukları teslim edip tesellüm kağıdını almakla görevlendirilmiş olduğunu kabul etmiş, bu konuda işveren tarafından herhangi bir itiraz sebketmemiş, sigortalı Kazım'ın olay günü deponun dışında, yol kavşağında tesellüm işçisi olarak görevli olmadığı iddia edilmemiş ve giderek bu konuda delil getirilmemiş olduğundan sigortalının tesellüm işçisi olarak depo dışında görevlendirilmiş olduğunun kabulü gerekir.
Orman deposu dışında tomrukların teslim edildiği yol kavşağının 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 5. maddesi 2. fıkrasında yazılı işin niteliği ve yürütümü bakımından işyerine bağlı bulunan yer olarak kabulü halinde bu yer de işyerinden sayılacağından olayın işyerinde meydana geldiğinin, anılan Kanunun 11/A-a maddesi koşullarının gerçekleştiğinin ve işkazası olduğunun kabulü gerekir. İşyerine bağlı yerlerden sayılmaması halinde ise, sigortalının işyeri haricinde görevlendirildiğinin ve tesellüm işçisi olarak görevli iken kazanın vuku bulduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Her iki halde de anılan kanunun 11. maddesi koşullarının gerçekleşeceği olayın işkazası sayılacağı Dokuzuncu Hukuk Dairesi kararının kesin yargı durumunu oluşturmadığı düşünülerek gerektiğinde yukarıda açıklandığı şekilde sair deliller de toplanmak sureti ile sonucuna göre karar vermek gerekirken davanın reddi isabetsizdir. O halde, davacıların bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
10.HD.18.09.1990, E.1990/6897 - K.1990/7605
TRAFİK-İŞ KAZASI – KAÇINILMAZLIK OLGUSU
İŞVERENİN SORUMLULUĞU İÇİN KUSURUN ŞART OLMAMASI
İstihdam edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir.
Mahkemece, olayın yüzde yüz kaçınılmazlık sonucu meydana geldiğinin kabulü ile istemin tümden reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Davacı, işkazası sonucu maluliyetinden doğan tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, olayın yüzde yüz kaçınılmazlık olduğu gerekçesiyle istemi reddetmiştir.
Oysa, 27.3.1957 tarih, 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda da açıklandığı üzere, BK'nin 55. maddesi uyarınca istihdam edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk "özen ve gözetim ödevinin" objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan kusura dayanmayan bir sorumluluktur. Ne var ki istihdam edenin sorumluluğu için, istihdam edenle istihdam olunan arasında çalıştırma ve bağımlılık ilişkisinin bulunması, zararın hizmetin ifası sırasında ve hizmetle ilgili olarak oluşması, eylemin hukuka aykırı olması ve eylem ile zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir. Mahkemenin belirtilen bu hukuksal olguları dikkate almaksızın, olayın yüzde yüz kaçınılmazlık sonucu meydana geldiğinin kabulü ile istemin tümden reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Şu durumda yapılacak işlem; işin esasına girmek ve olayın oluş biçimini de gözeterek, işverene % 50'den aşağı olmamak üzere bir sorumluluk vermek ve sonuca gitmektir. Mahkemenin yukarıda belirtilen maddi ve hukuksal olguları dikkate almaksızın istemi tümden reddetmesi ve işin esasına girmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
21.HD.25.03.1997, E.1997/2108 - K.1997/2195
SOSYAL GÜVENLİK YASALARINA GÖRE
(İŞVERENİN SORUMLU TUTULAMAYACAĞI)
TRAFİK-İŞ KAZALARI
TRAFİK İŞ KAZASI - ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN KUSURU
İŞVERENİN SORUMLULU TUTULAMAYACAĞI
Özet: Arkadan gelen kamyonun çarpması sonucu otobüs şoförünün ölümü olayı, Sosyal Sigortalar Yasası yönünden bir trafik-iş kazası ise de, işverenin sorumluluğu yönünden “nedensellik bağı” üçüncü kişinin tam kusuruyla kesilmiş bulunduğundan, işverenden tazminat istenemez.
İşverenin tehlike sorumluluğu için olayla bağının kurulması zorunludur. İşyerine özgü tehlike ile meydana gelen kaza arasında uygun illiyet bağı mevcut değilse, işveren olaydan sorumlu tutulamaz.
Davacıların murisi işçinin sevk ve idaresinde bulunan davalıya ait otobüs ile Antalya liman yolunda şehir merkezine doğru giderken, arkadan gelen bir vasıtanın yüzde yüz kusurlu davranışı sonucu çarpması ile sevk ve idare hakimiyetini kaybederek devrilen otobüsün altında kalmış ve ölmüştür. Davacılar açtıkları bu dava ile, muruslerinin ölümü nedeni ile manevi tazminat isteğinde bulunmuşlardır. Davalı ise, olayın meydana gelmesine davacıların murisinin sebep olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkeme, yaptığı yargılama sonunda, manevi tazminat istemini aynen hüküm altına almıştır.
Öteki sorumluluk hallerinde olduğu gibi ,tehlike sorumluluğunda da, üç halde illiyet bağı kesilebilir. Bunlar, mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Öğretide illiyet bağını kesen nedenlerin bütün sorumluluk halleri ve bu arada tehlike sorumluluğu içinde geçerli olduğu vurgulanmaktadır. Yargıtayda illiyet bağının sadece kusura bağlı sorumlulukta değil, sebep ve özellikle tehlike sorumluluğunun kurulabilmesi için de zorunlu olduğunu kabul etmektedir. ( HGK.nun 3.3.1971 gün ve E.1969/9-874, K. 121 sayılı, 10.11.1976 gün ve E.1975/15-1125, K.1976/2773 sayılı ve 10.5.1978 gün ve E.1977/10-807, sorumluluğun bütün halleri için geçerli olan nedenlerin tehlike sorumluluğunda niçin etkili olamıyacağını açıklamak hukuken mümkün değildir. Aslında illiyet bağını kesmesi söz konusu olan bu çeşit durumların evleveyetle tehlike sorumluluğunda da kabul edilmesi gerekir.
Bu açıklamadan sonra somut olay ele alınacak olursa, arkadan gelen başka bir aracın kusurlu çarpması sonucu meydana gelen olayda davacıların murisi işçi ölmüştür. Kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluğu için yeterli değildir. Çünkü olay, üçüncü kişinin tamamen kusurlu davranışı sonucu gerçekleştiği için, işyerine özgü tehlike ile meydana gelen sonuç arasında uygun illiyetin varlığından sözedilemez. Bu itibarla, davalı işvereni bu olaydan sorumlu tutmak olanağı yoktur. Hukuk Genel Kurulunun 26.12.1976 günlü, Esas 1986/9-601 ve Karar 1986/.... sayılı kararında da bu görüş benimsenmiştir.
Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, manevi tazminatın hüküm altına alınması bozmayı gerektirmiştir.
9.HD. 05.03.1987, E. 1987/2161-K. 1987/2655
TRAFİK-İŞ KAZASI
ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN TAM KUSURLU OLMASI
Özet: Kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması, sorumluluğu için yeterli değildir.Çünkü olay, üçüncü kişinin tamamen kusurlu davranışı sonucu gerçekleştiği için işyerine özgü tehlike ile meydana gelen sonuç arasında, uygun illiyet bağından sözedilemez. Bu nedenle, davalı işvereni bu olaydan sorumlu tutmak olanağı yoktur.
Davacıların murisi işçinin, sevk ve idaresinde bulunan davalıya ait otobüs ile Antalya liman yolunda şehir merkezine doğru giderken, arkadan gelen bir vasıtanın yüzde yüz kusurlu davranışı sonucu çarp¬ması ile sevk ve idare hakimiyetini kaybederek devrilen otobüsün altında kalmış ve öl¬müştür. Davacılar açtıkları bu dava ile, murislerinin ölümü nedeni ile tazminat is¬teğinde bulunmuşlardır. Davalı ise, olayın meydana gelmesine davacıların murisinin se¬bep olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Ye¬rel mahkeme, yaptığı yargılama sonunda, manevi tazminat istemini aynen hüküm altına almıştır.
Öteki sorumluluk hallerinde olduğu gibi, tehlike sorumluluğunda da, üç halde illiyet bağı kesilebilir. Bunlar, mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Öğretide illiyet bağını kesen nedenlerin bütün sorumluluk halleri ve bu arada tehlike sorumluluğu için de geçerli olduğu vurgulanmaktadır, Yargıtay da illiyet bağının sadece kusura bağlı sorumlulukta değil, sebep ve özellikle tehlike sorumluluğunun kurulabilme¬si için de zorunlu olduğunu kabul etmektedir. (HGK.03.03.1981 gün E.1969/9-874, K.121 sayılı, 10.11.1977 gün E.1975/15-1125, K.1976/2773 sayılı ve 10.05.1978 gün E.1977/10-807, K. 1978/374 sayılı kararları). Gerçekten de kusurlu sorumluluk ile kusursuz sorumluluğun bütün halleri için geçerli olan nedenlerin tehlike sorumluluğunda niçin etkili olamıyacağını açıklamak hukuken mümkün değildir. Aslın¬da illiyet bağını kesmesi söz konusu olan bu çeşitli durumlann evleviyetle tehlike so¬rumluluğunda da kabul edilmesi gerekir.
Bu açıklamadan sonra somut olay ele alınacak olursa, arkadan gelen başka bir aracın kusurlu çarpması sonucu meydana gelen olayda davacıların murisi işçi ölmüştür. Kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması, sorumluluğu için yeterli değildir.Çünkü olay, üçüncü kişinin tamamen kusurlu davranışı sonucu gerçekleştiği için işye¬rine özgü tehlike ile meydana gelen sonuç arasında, uygun illiyetin varlığından sözedilemez. Bu itibarla, dayalı işvereni bu olaydan sorumlu tutmak olanağı yoktur. Hukuk Genel Kurulunun 26.12.1986 günlü, Esas: 1986/9- 601 ve Karar 1986/sayılı kararında da bu görüş benimsenmiştir.
Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, manevi tazminatın hüküm altına alınması bozmayı gerektirmiştir.
9.HD.05.03.1987, E.1987/2161 - K.1987/265
İŞÇİNİN VE ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN KUSURU
NEDENSELLİK BAĞININ KESİLMESİ
Özet : İş kazası sonucu oluşan maluliyetten dolayı, istihdam edenin maddi ve manevi tazminatla yükümlü tutulabilmesi için, “kusursuz sorumluluk ilkesi”gereğince, kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusurlu olması gerekmez.
Ne var ki, eylemle zarar arasındaki uygun neden-sonuç bağı, işçinin veya üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmişse, istihdam eden tazminatla sorumlu tutulamaz.
Dava, iş kazası sonucu sürekli işgöremezliğe maruz kalan işçinin uğramış olduğu maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Olay günü, davalı İsmail yönetimindeki kamyon ile davalı İdareye ait sü¬rücü Nail yönetimindeki minübüsün çarpışması sonu¬cu, davacının % 46 oranında meslekte kazanma gücünü yitirdiği, kamyon şoförü davalı İsmail'in 8/8 oranında kusurlu olduğu uyuşmazlık konusu değil¬dir. Uyuşmazlık, olayın oluşunda % 100 oranında üçüncü kişinin kusurlu bulunması durumunda istihdam eden sıfatı ile davalı İdarenin tazminattan so¬rumlu tutulup, tutulmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten, 27.3.1957 gün, 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere istihdarn edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk "özen ve gözetim öde¬vinin" objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan "kusura" dayan¬mayan bir sorumluluktur. Zararın hizmet sırasında çalıştırılanın eylemi so¬nucunda meydana gelmesi yeterlidir. Başka bir anlatımla, kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp, eylemle zarar arasındaki uygun neden-sonuç bağının işçinin ya da üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur.
Somut olayda, zararlandırıcı olayda % 100 oranında üçüncü kişi durumunda olan davalı İsmail'in kusurlu olduğu açık-seçiktir. Hal böyle olunca, zorlandırıcı olay üçüncü kişinin tamamen kusurlu davranışı sonucu oluştu¬ğuna göre nedensellik bağının kesildiği, giderek yukarıda sözü geçen İçtiha¬dı Birleştirme Kararına dayanılarak istihdam eden davalı idarenin sorumlulu¬ğuna gidilemeyeceği ortadadır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve özellikle, anılan İçtihadı Birleştirme Kararına yanlış anlam verilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
21.HD.16.05.1995, E.1995/1331-K.1995/2288
GÖREVLİ İŞÇİNİN KENDİ SEÇTİĞİ ARAÇTA KAZA GEÇİRMESİ
SOSYAL GÜVENLİK YÖNÜNDEN İŞ KAZASI İSE DE
İŞVERENİN SORUMLU TUTULAMAYACAĞI
Özet: Görevle başka bir yere giden işçinin kendi seçtiği vasıtada geçirdiği kaza, iş kazasıdır.
Böyle bir kazanın Sigortalar Kanunu’nun ve işverenin sorumluluğa açısından doğurduğu sonuçlar farklıdır. İşverenin sorumluluğu için kazanm işyerinde ve işverenle ilişkili olmasıyla uygun neden sonuç bağlantısının bulunması gerekir. Üçüncü kişilerin sorumluluğu halinde, kusursuz işveren bakımından risk nazariyesi söz konusu değildir. (506 SK. m. 11)
Trafik kazasında ölüm sonucu uğranılan maddi ve manevî zararların ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda: ilâmda yazılı nedenlerle gerçekleşen ve ilâmın belirtilen miktarın davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hük¬mün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatmca is¬tenilmesi üzerine,
Davacıların yardımından yoksun kaldıkları sigortalı işçi Z.K.'nm işverene ait olmayan kendi seçtiği bir vasıta ile fakat görevle Bursa'ya giderken, bu vasıtanın başka vasıta ile çarpışma sonucu öldüğünde ve olayda bu iki vasıtanın kusurlu olduklarında uyuşmazlık yoktur. Mahkemenin bu olayı işkazası olarak nitelendir¬mesinde yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Bu olayın işkazası olması¬nın Sosyal Sigortalar Kanunu bakımından sonuçları ile işveren aleyhine açılan tazminat davası bakımından sonuçları aynı değildir.
İş kazası olan olay; diğer ko¬şullar da gerçekleştiğinde doğrudan doğruya yasada belli sigorta yardımlarının ya¬pılmasını gerektirdiği halde, işveren aleyhine açılan tazminat davasında ise, işve¬renin sorumluluğu için işyerinde ve işverenle ilişkili ölmasiyle uygun neden so¬nuç bağının bulunması gerekir.
Mahkeme, bu iki müesseseyi birbirine karıştırmış bulunmaktadır. Diğer yandan üçüncü kişilerin kusurlu olduğu durumlarda, risk nazariyesinden ve dolayısiyle kusuru bulunmayan işverenin sorumluluğundan bahsedilemeyeceği açıktır. Mahkeme bu bakımdan da yanılgıya düşmüştür.
Mahkemece yapılacak iş (uygun-neden-sonuç) bağı bulunmadığından davanın reddine ka¬rar vermekten ibarettir. O halde, bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edil¬meli ve hüküm bozulmalıdır.
10.HD.26.04.1977, E.1976/6231 - K.1977/3150
İŞVERENİN SORUMLULUĞU İÇİN KOŞULLAR
Özet: Kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp, eylemle zarar arasındaki uygun neden-sonuç bağının, işçinin yada üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur.
İstihdam edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk "özen ve gözetim ödevinin" objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan "kusura dayanmayan” bir sorumluluktur. Ancak, kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp, eylemle zarar arasındaki uygun neden-sonuç bağının, işçinin ya da üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur.
Dava, trafik-iş kazası sonucu ölen işçinin yakınlarının uğramış olduğu maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Olay günü davalı M. T. C.'a ait İ.Y.'un sürücüsü olduğu kamyon ile İşveren D.Turizm A.Ş.'nin diğer davalı şirketten kiraladığı otobüsün çarpıştığı, otobüste bulunan davalı D.Turizm A.Ş. işçisi olan davacılar murisinin öldüğü uyuşmazlık konusu değildir.Mahkemenin hükme esas aldığı Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesinin 24.7.2000 gün ve 21638/4536 sayılı raporuna göre üçüncü kişi araç sürücüsü İ.Y. fren yaparak kullandığı aracı karşı şeride kaydırdığı için %100 kusurludur. Uyuşmazlık olayın oluşunda % 100 oranında üçüncü kişinin kusurlu bulunması durumunda istihdam eden sıfatı ile davalı şirketin tazminattan sorumlu tutulup tutulmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten, 27.3.1957 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere istihdam edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk "Özen ve gözetim ödevinin" objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan "kusura" dayanmayan bir sorumluluktur.
Zararın, hizmet sırasında çalıştırılanın eylemi sonucunda meydana gelmesi yeterlidir. Başka bir anlatımla kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp, eylemle zarar arasındaki uygun neden-sonuç bağının, işçinin yada 3.kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur.
Somut olayda, üçüncü kişi durumunda olan araç sürücüsü İ.Y.'un % 100 oranında kusurlu olduğu açık-seçiktir. Hal böyle olunca, zararlandırıcı olay 3.kişinin kusurlu davranışı sonucu oluştuğuna göre, nedensellik bağının kesildiği giderek, yukarıda sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararına dayanılarak istihdam eden davalı şirketin sorumluluğuna gidilemeyeceği ortadadır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı D. Turizm A.Ş.'nin temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
21.HD. 05.12.2005, E.2005/8617-K.2005/12554
İŞVERENİN SORUMLULUĞU
ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN TAM KUSURUYLA KESİLMESİ
Özet : İstihdam edenin soruınluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk "özen ve gözetim ödevinin" objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan "kusura" dayanmayan bir sorumluluktur. Zararın hizmet sırasında çalıştırılanın eylemi sonucunda meydana gelmesi yeterlidir. Başka bir anlatımla kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp, eylemle zarar arasındaki uygun neden-sonuç bağının işçinin, yada üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur.
Dava, iş kazası sonucu sürekli işgöremezliğe maruz kalan işçinin uğramış olduğu maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Olay günü, davalı Andaş Gıda Dağıtım ve Ticaret .Anonim şirketine ait 35 U 6167 plakalı Kadir Aynacı yönetimindeki araç ile sürücüsü Yaşar Veyisoğlu olan 61 AV 368 plakalı aracın çarpışması sonucu davacının % 19.20 oranında meslekte kazanma gücünü yitirdiği, 61 AV 368 plakalı otomobil şoförü davalı Yaşar Veyisoğlu'nun 8/8 oranında kusurlu olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık olayın oluşunda % 100 oranında üçüncü kişi durumunda olan Yaşar Veyisoğlu'nun kusurlu bulunması durumunda istihdam eden sıfatı ile davalı idarenin tazminattan sorumlu tutulup, tutulmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten, 27.3.1957 gün 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere, istihdam edenin soruınluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk "özen ve gözetim ödevinin" objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan "kusura" dayanmayan bir sorumluluktur. Zararın hizmet sırasında çalıştırılanın eylemi sonucunda meydana gelmesi yeterlidir. Başka bir anlatımla kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp, eylemle zarar arasındaki uygun neden-sonuç bağının işçinin, yada üçüncü kişinin tam tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur.
Somut olayda, zararlandıncı olayda % 100 oranında üçüncü kişi durumunda olan davalı Yaşar Veyisoğlu'nun kusurlu olduğu açık-seçiktir. Hal böyle olunca, zararlandırıcı olay üçüncü kişinin tamamen kusurlu davranışı sonucu oluştuğuna göre nedensellik bağının kesildiği, giderek yukarıda sözü geçen I.B.K.'na dayanılarak istihdam eden davalı idarenin sorumluluğuna gidilemeyeceği ortadadır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve özellikle anılan İçtihadı Birleştirme Kararına yanlış anlam verilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
21.HD.25.04.2000, E.2000/2938 K.2000/3308
TRAFİK-İŞ KAZASI SONUCU ÖLÜM – NEDENSELLİK BAĞININ KESİLMESİ
Özet : Kazanın iş¬verenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için'yeterli olmayıp eylemle zarar arasındaki neden-sonuç bağının işçinin ya da üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur.
Dava iş kazası sonucu ölüm nedeniyle hak sahibi davacı mirasçıların maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Olay günü davalıya ait vidanjörün seyir halindeyken köprü korkuluklarına çarparak çaya düşmesi sonucu vidanjör şoförü Ö.Ö.'nün öldüğü, şoförün % 50, Karayolları Genel Müdürlüğü'nün % 50 oranında kusurlu oldukları uyuşmazlık konusu değil¬dir. Uyuşmazlık olayın oluşunda işçinin % 50, üçüncü kişinin % 50 oranında ku¬surlu olması durumunda davalı işletmenin tazminattan sorumlu tutulup tu¬tulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Gerçekten, 27.3.1957 günü, 1/3 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere, istihdam edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştır¬dığı kişinin kusuru şart değildir. Buradaki sorumluluk "özen ve gözetim ödevinin" objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan "Kusura" dayanmayan bir sorumluluktur. Zararın hizmet sırasında, çalıştırılanın eyle¬mi sonucunda meydana gelmesi yeterlidir. Başka bir anlatımla kazanın iş¬verenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için'yeterli olmayıp eylemle zarar arasındaki neden-sonuç bağının işçinin ya da üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur.
Somut olayda kazazede işçinin % 50 ve üçüncü kişi durumundaki Ka¬rayolları Genel Müdürlüğü'nün % 50 kusurlu olduğu açık-seçiktir.
Hal böyle olunca, zararlandırıcı olay üçüncü kişi ile kazazede işçinin kusurlu davranışları sonucu oluştuğuna göre, nedensellik bağının kesildiği giderek yukarıda sözü edilen İçtihadı Birleştirme Karan'na dayanılarak is¬tihdam eden davalı kuruluşun sorumluluğuna gidilemeyeceği ortadadır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve özellikle anılan İçtihadı Birleştirme Karan'na yanlış anlam verilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kuşkusuz davacıların Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine görevli mahkemede dava açma hakları bulunmaktadır.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilme¬li ve hüküm bozulmalıdır.
21.HD.29.11.1996 , E. 1996/5383 - K. 1996/6632
TRAFİK-İŞ KAZASI – KURUMUN RÜCU HAKKI
İŞVERENİN SORUMLULUĞUNUN TESPİT EDİLEMEMESİ
Özet: Kurum tarafından bağlanan gelirlerin rücuen tazminine yönelik davada, işverenin sorumluluğunun hukuksal dayanağı, 506 sayılı Yasa’nın 26/1.maddesi olup, "İş kazası ve meslek hastalığı,işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa,..."tazminle sorumluluğa olanak veren yasal düzenleme,kusura dayalı sorumluluk halini düzenlemektedir.
Sigortalı veya hak sahiplerince işverene karşı açılan davalarda, iş kazasının gerçekleşmesinde işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarına aykırı kusurlu davranışı tespit edilmediği halde,tehlike sorumluluğu ilkesinden hareketle işverenin tazminle sorumlu kılınmış olmasının,506 sayılı Yasanın 26.maddesine dayalı dava yönünden tazmin yükümlülüğü doğuran kesin hüküm olarak kabulüne olanak yoktur.
İşveren tarafından yapılan anlaşma gereğince, işçilerin işyerine getirilip götürülmesi işini üstlenen Motorlu Taşıyıcılar Koop. üyesi olup olay günü kendisine ait araçla servis hizmeti vermekte olan İ. yönetimindeki aracın, sollama sırasında önünde giden B.yönetimindeki araca çarpmasıyla gerçekleşen trafik iş kazası sonucu sürekli işgörezmezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan peşin değerli gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerin tazminine yönelik davanın yargılaması sürecinde düzenlenerek hükme dayanak kılınan kusur tespitine ilişkin raporda, kazanın gerçekleşmesinde İ'nin %75, B'nin ise %25 oranındaki kusurlu davranışlarıyla etkide bulunduğu, işverenin ise kusursuz olduğu tespitine yer verilmiş,mahkemece işverenin de tazminle sorumluluğuna hükmedilmiştir.
İş kazası sonucu sürekli işgöremezlik durumuna giren sigortalıya, Kurum tarafından bağlanan gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerin rücuan tazminine yönelik davada işverenin sorumluluğunun hukuksal dayanağı,506 sayılı Yasanın 26/1.maddesi olup,"İş kazası ve meslek hastalığı,işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa,..."tazminle sorumluluğa olanak veren yasal düzenleme, kusura dayalı sorumluluk halini düzenlemektedir.
Sigortalı veya hak sahiplerince işveren aleyhine açılan davalarda, iş kazasının gerçekleşmesinde işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarına aykırı kusurlu davranışı tespit edilmediği halde, tehlike sorumluluğu ilkesinden hareketle işverenin tazminle sorumlu kılınmış olmasının,506 sayılı Yasanın 26.maddesine dayalı dava yönünden tazmin yükümlülüğü doğuran kesin hüküm olarak kabulüne olanak yoktur.
Sigortalı tarafından açılan tazminat davası ve eldeki davanın yargılaması sürecinde yapılan incelemeler sonucu düzenlenen raporlarda işverene yüklenebilecek kusur bulunmadığı sonucuna varılmış olmasına karşın,kusursuz işveren hakkındaki davanın reddi gereğinin gözetilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
10.HD.29.03.2005, E.2005/400 - K.2005/3302
ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN KUSURU – İŞVERENİN SORUMLULUĞU
Özet: Üçüncü kişinin ağır kusuru ile işçinin ölümü halinde işveren sorumlu tutulamaz. (BK. m.47 , 506/11,26
Davacılar, murislerin trafik iş kazası sonucu ölümü üzerine uğradıkları maddi ve manevi zararın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Davacıların desteği, kendisinin ve üçüncü kişilerin kusurlu davranışlarıyla meydana gelen bir tarfik - iş kazası sonucu hayatını kaybetmiştir. Davalı işveren, ölen işçinin ve üçüncü kişilerin kusuru sonucu uğranılan zararların tazmininden sorumlu tutulamaz. Çünkü, gerek öğretide ve gerekse uygulamada benimsendiği üzere, ölenin ve üçüncü kişilerin ağır kusuruyla ve işverenin sorumluluğu için gerekli olan illiyet bağı kesilir. Her ne kadar işverenin sorumluluğu tehlike sorumluluğu esasına dayanmakta ise de, 22.6.1966 gün 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Karında açıkça vurgulandığı üzere, kusursuz sorumluluk hallerinde dahi uygun illiyet bağının gerçekleşmesi ve kesilmemiş olması gerekir. Esasen Dairemizin uygulaması bu doğrultuda olduğu gibi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşmiş içtihat ve uygulamaları da aynı doğrultudadır.
Somut olayda, davacıların desteğinin ölümü, kendisinin 4/8, üçüncü kişi durumundaki davalılardan herbirinin de 2/8'er oranında kusurlu davranışları sonucu gerçekleşmiş ve böylece davalı işveren açısından uygun illiyet bağı kesilmiştir. Bu durumda, işverenin tazminatla sorumlu tutulması mümkün değildir. O halde karar bozulmalıdır.
9.HD.01.04.1988, E.1988/3691-K.1988/3695
İŞVERENİN SORUMLULUĞU
YER VE ZAMAN BAKIMINDAN YETERLİ OLMAMASI
Özet : İşverenin sorumluluğu için yer ve zaman bakımından bağlantı yeterli olmayıp, tehlikenin işin yürütülmesi ile ilgili olarak ortaya çıkmış olması ve bu bağlantının işçinin yada üçüncü kişinin ağır veya tam kusuru ile kesilmemiş bulunması gerekir.
Davacılar, müşterek miras bırakanları işçinin, işverenin taşıma sözleşmesi ile bağlılık kurduğu araçla fabrikaya gelirken yolda trafik kazası sonucu ölmesinde işverenin tamamen kusurlu bulunduğu iddiası ile manevi tazminatı isteğinde bulunmuşlardır.
İşverenin işçilerini ikamet ettikleri yerlerden işyerine getirip götürmek için taşıma sözleşmesi ile temin ettiği araç, 5.11.1985 günü işyerine gitmekte iken karşı istikametten gelen .... Köyü Belediyesi'ne ait minübüsün, yol durumuna göre hızını ayarlamadan ve trafiğe müsait olup olmadığına bakmadan önünde giden aracı sollaması üzerine kaza meydana gelmiş davacıların dekteği işçi bu kaza sonucu ölmüştür.
Yaptırılan bilirkişi incelemesi sonunda olayda kusurun tamamen .... Köyü Belediyesi'ne ait araçta olduğu, işçinin bindiği aracı kullanan şoförün ve davalı şirketin bir hizmet ve denetim kusuru olmadığı anlaşılmıştır. Mahkeme de bunu böyle kabul etmiş, kusursuz sorumluluk türlerinden tehlike sorumluluğundan isteği hüküm altına almıştır.
Görüldüğü gibi, dava işverenin iş kazasından ileri gelen sorumluğu konusuna ilişkin bulunmaktadır. Eskiden olduğu gibi bugün de yürürlükte bulunan yasalar, işyeri tehlikelerini olabildiğince ortadan kaldırmaz;karşılık koşullarına uygun bir çalışma ortamı hazırlayabilmek amacıyla buyurucu kurallar koymuştur. Bu kurallar arasında 1475 sayılı İş Kanunu'nun 73. maddesinin konu bakımından özel bir önemi olduğu için kısaca sorumluluğun özelliği nedeniyle işverenin bu durumda da sorumlu tutulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş çoğunluk tarafından paylaşılmamıştır. Öğretide illiyet bağını kesen nedenlerin bütün sorumluluk halleri ve bu arada tehlike sorumluluğu içinde geçerli olduğu uygulanmaktadır. Yargıtay'da illiyet bağının sadece kusura bağlı sorumlulukta değil, sebep ve özellikle tehlike sorumluluğunun kurulabilmesi için de zorunlu oluduğunu kabul etmektedir ( HGK 3.3.1971 E.1969/9-874, K.121 sayılı, 10.11.1976 E.1975/15-1125, K.1976/2773 sayılı, 10.5.1978 gün E.1977/10-807, K.1978/374 sayılı,26.12.1986 E.1986/9-601, K.1986/1189 sayılı kararları ). Gerçekten de, kusurlu sorumluluk ile kusursuz sorumluluğun bütün halleri için gerekli olan nedenlerin tehlike sorumluluğunda etkili olamayacağını açıklamak güçtür.
Aslında illiyet bağını kesmesi söz konsu olan bu çeşitli durumların evveliyetle tehlike sorumluluğunda kabul edilmesi gerekir. Zira kusurlu olmadığı gibi, kendisinden beklenen özeni gereği şekilde yerine getirmiş olan bir işvereni, işyeri ya da işletmesiyle uzaktan yakından ilgili bulunan bir üçüncü kişinin eyleminden giderek mücbir sebepten de sorumlu tutmak adalet ve hakkaniyet duygularını incitir.
Bu genel açıklamadan sonra somut olay değerlendirilecek olursa; işyerine gitmek için işverence sosyal yardım amacı ile temin edilen araca binerek işyerine gitmekte olan işçinin karşıda gelen başka bir aracın kusurlu çarpması sonucu ölümü ile sonuçlanan olayın, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 11. maddesine göre bir iş kazası olarak nitelendirilmesi, işverenin bu kazadan sorumlu tutulmasını gerektirmez. Başka bir anlatımla, kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması, sorumluluğu için yeterli değildir. Çünkü olay, üçüncü kişinin tamamen kusurlu davranışı sonucu gerçekleştiği için, işyerine özgü tehlike ile meydana gelen sonuç arasında uygun illiyet bağının varlığından söz edilemez. Başka bir deyişle, olay üçüncü kişinin %100 kusurlu davranışıyla meydana geldiğine göre, illiyet bağı kesilmiştir. bu itibarla, davalı işvereni bu iş kazasından sorumlu tutmak olanağı yoktur. Açıklanan nedenlerle Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. O halde direnme kararı bozulmalıdır.
HGK.18.03.1987, E.1986/9-722 - K. 1987/203
TRAFİK-İŞ KAZASI
İŞVERENİN SORUMLU TUTULAMAMASI
Üçüncü şahsın kusurlu olması durumunda, işveren sorumlu tutulamaz.
Dava, trafik-iş kazası sonucu ölen sigortalının haksahiplerinin açtıkları maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Olay günü davalı İdeal Pazarlama Ticaret Ltd.Şti.’ne ait 34 BUE 17 plakalı aracın sürücü Zafer Uluhanlı yönetiminde normal yolunda seyir halinde iken, üçüncü şahıs durumunda olan Hasan Kabasakal yönetimindeki 34 DRK 77 plakalı aracın ters yönde yola girmesiyle çarpışmışlar; normal yolunda seyreden 34 TB Y65 plakalı Avni Güneş yönetimindeki aracın da, önce çarpışıp yolu kapatan diğer araçlara çarpması sonucu sigortalı ölmüştür.
Zararlandırıcı sigorta olayı, işveren İdeal Pazarlama Ticaret Ltd.Şti.’nin şoförü Zafer Uluhanlı’nın kullandığı aracın trafik kurallarına uygun olarak seyri halinde iken, ters yönden gelen üçüncü şahıs Hasan Kabasakal’ın kullandığı 34 DRK 77 plakalı aracın çarpışması sonucu meydana geldiğine göre, trafik kurallarına uygun olrak araç kullanan Zafer Uluhanlı’nın %10 kusurlu bulunduğu kabul edilerek ve sonuçta işveren İdeal Pazarlama Ticaret Ltd.Şti.’nin sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırıdır.
21.HD.31.10.2000, E.2000/7118 - K.2000/7412
NEDENSELLİK BAĞI
İşverenin sorumluluğu yönünden nedensellik bağı, ölen işçinin ve üçüncü kişinin ortaklaşa kusurlarıyla kesilmişse, işveren zarardan sorumlu tutulamaz.
Davacıların miras bırakanı, davalı işverene ait aracı kullanmakta iken, üçüncü kişiye ait bir başka araçla çarpışması sonucu hayatını kaybetmiştir. Olayda miras bırakan 7/8, üçüncü kişi 1/8 oranında kusurlu bulunmuşlardır. Davalı işvernin ise herhangi bir kusurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Kusursuz sorumluluk hallerinde Dairemizin, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen yerleşmiş kararlarına göre, işverenin eşlemi ile olay arasındaki uygun nedensellik bağı, üçüncü kişinin ve davacıların miras bırakanının ortak kusurlu davranışları ile kesilmiştir. Böyle olunca, davalı işverenin sorumluluğundan söz edilemez.
Bu nedenle davanın reddine karar verilmelidir.
9.HD.08.12.1994, E.1994/13119 – K.1994/17380
SERVİS ARACINDAN İNDİRİLİP SİLAHLI KİŞİLERCE
ÖLÜRÜLEN İŞÇİLER
İŞVERENİN SORUMLU TUTULAMAMASI
İşverene ait servis aracındaki işçilerin aşağı indirilip silâhlı kişilerce öldürülmesi olayının, Sosyal Güvenlik Yasası yönünden bir trafik-iş kazası sayılması işverenin sorumluluğunu gerektirmez.
İşverenin sorumlu tutulabilmesi için, tehlikenin işyeri ve işin niteliği ile ilgili olması gerekir.
İşveren, işçinin iş nedeniyle karşılaşabileceği tehlikeyi önlemek üzere, işin kapsamı ve hakkaniyet bakımından kendisinden beklenebilecek önlemleri almakla yükümlüdür. İş süresi içinde oluşan zararlandırıcı olaylar iş kazası sayıldıklarından, işveren açısından kusursuz sorumluluk getirirler. Ancak, risk ( tehlike ) teorisine dayanan sorumluluklarda, tehlike, işyeri ve işin niteliği ile ilgili olmasıyla sınırlı tutulur.
Davacı vekili, davacıların murisinin, davalı şirkete ait servis aracı ile işçilere diktirilmekte olan iş elbiselerinin provası için topluca Urfa'ya gidilip, işyeri olan Hilvan'a dönülürken, işverenin aracındaki kişilerin aşağı indirilip ateş edilerek taranması sonucu öldürüldüğünü iddia ederek, müvekkilleri için maddi ve manevi tazminat istemiştir.
Gerçekten, uyuşmazlıktaki somut olay, yukarda anlatılan biçimde geçmiş; o yörede Süleymani Aşireti'ne mensup bir kişinin aynı gün Urfa'da öldürülmesi üzerine bu işin Hilvan'lı apocular tarafından yapıldığına inanan aynı aşiret mensuplarından üç kişi, bir otomobille Urfa-Hilvan yolu üzerine çıkıp yolda rastladıkları davalı şirket aracını durdurarak içindeki 7-8 kişiyi aşağı indirip, "Hilvanlılar ayrılın, diğerleri yere yatsın", ihtarından sonra davacıların murislerinin de aralarında bulunduğu 6 kişiyi otomatik silahlarıyla tarayarak kaçmak isteyen fabrika şoförünü de tabanca ile vurup öldürmüşlerdir. Sonradan, olayın sanıkları yakalanmışlardır. Dosya içinde mevcut Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi tutanak örneklerindeki sanık ifadelerinden iki sanığın olayı bu açıklığı ile itiraf ettikleri anlaşılmaktadır.
Böyle bir olayda, işverenin mali sorumluluğu hukuki yönden belirli sorumluluk ilkeleri açısından incelenecek olursa, önce karşımıza işverenin işyerinde çalışan işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için koruma tedbirleri alma yükümlüğü çıkar ( İş Kanunu, m. 73-82). Bu koruma kuralları, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü'nde ve Umumi Hıfzısıhha Kanunu'nun ilgili maddelerinde belirtilmiştir. Genel koruma niteliğinde bulunan bu tedbirler de yeterli görülmemiş ve Borçlar Kanunu'nun 332. maddesinin 1. fıkrasında, işveren işçinin iş dolayısıyla karşılaşabileceği tehlikeyi önlemek üzere, işin mahiyeti bakımından ve hakkaniyet dairesinde kendisinden beklenebilecek tedbirleri almakla da yükümlü tutulmuştur.
Ancak, burada önemle belirtmek gerekir ki, bu koruma tedbirlerinin kanun ve tüzüklerin işverene yüklediği veya işin mahiyeti ve hakkaniyet icabı işveren tarafından alınması gerekli tedbirler olması ve asıl önemlisi de alınmayan tedbir, gösterilmeyen özenle sonuç arasında mantıki illiyetin dışında, ötesinde uygun illiyet ( hukuki illiyet) ilişkisinin bulunması şarttır. Sonuç, niteliği itibariyle mutlaka bu illiyete uygun olmalı ve onun uygun bir sonucu olarak ortaya çıkmalıdır. Davada somutlaşan olay ise, tamamen yöredeki anarşik ortamın ortaya çıkardığı bir olaydır. Genel yol güvenliğinin sağlanması herhalde işverenden beklenmemez. Bu sebeple, bilirkişinin, işverenin, jandarma güvenliğinin sağlanmamış olmasına dayandırdığı sorumluluk görüşü, özellikle az önce açıklanan uygun illiyet sorumluluk teorisi ile badaştırılamaz. Olayda, ortak illiyet sorumluluğunu kabul yeterli bulgu ve delilere de rastlanamamıştır. Sadece fabrika müdürünün sanıkların mensup oluduğu Süleymani Aşireti'nden bulunduğu ileri sürülmüştür.
Belirli ve bazı haller için kabul edilen kusursuz sorumluluk hallerinden Borçlar Kanunu'nun 55. maddesini de olayımıza uygulama olanağı yoktur. Çünkü, eylemcilerle davalı arasında herhangi bir istihdam ilişkisi bulunmamaktadır.
Burada üzerinde durulması gereken diğer bir kusursuz sorumluluk halide; yine alalade kusursuz sorumlulukta oluduğu gibi, kaynağını toplumsal düşünceden alan ve konuyla ilgili 27.3.1957 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda açıklaması yapılıp en çok iş hukuku alanında uygulanan tehlike (risk) terosine dayanan sorumluluktur. Bu tür sorumlulukta ne işverenin ne de çalıştırdığı diğer bir kimsenin kusuru aranmaz. Zira, işveren işyerinde kendisinden beklenen bütün önlemleri almış ve özen göstermiş bulunmasına rağmen, işçinin beden veya ruh sağlığına yönelik zararlandırıcı olay kaçınılmaz etkenler sonucu meydana gelmiştir. Böyle bir halde, kötü sonuçla işçinin tek başına bırakılması, insani ve toplumsal düşünceyi rahatsız edeceğinden, işçinin işinden yararlanan işverenin de hakkaniyet ölçüsünde ve zarara iştirakı sağlanmış olmaktadır. Ancak, bu sorumluluk da, tehlikenin işyeri ve işin niteliği ile ilgili olmasıyla sınırlıdır.
Somut olayda, bütün bu sorumlulukların hukuki unsurları bulunmadığından davalı işveren şirketin tazminatla sorumlu tutulması doğru ve isabetli görülmemiştir. Sigorta hukuku bakımından olayın iş kazası sayılması, bu görüşe etkili olamaz.
Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan sebepten davalı yararına bozulmasına oyçokluğuyla karar verildi.
9.HD.04.07.1985, E.1985/4294-K. 1985/7382
İŞYERİNE NAKİL SIRASINDA MEYDANA GELEN KAZA
İŞVERNİN SORUMLULUĞU
İşçilerin işyerine nakli için işveren tarafından sözleşme ile tutulan bir otobüse, karşıdan gelen ve yüzde yüz kusurlu olduğu tesbit edilen bir minibüsün çarpması sonucu mey¬dana gelen ölüm olayında, sebeb sonuç bağlantısı üçüncü kişi ile kurulmuş olduğundan, işveren tehlike (risk) kuram sorumluluğu ile sorumlu tutulamaz.Bu sebeple Mahkemece verilen maddi ve manevî tazminat karan yasaya aykırıdır. (1475 S.K. Mad. 73)
Davacılar, müşterek miras bırakanları işçinin, işverenin taşıma söz¬leşmesi ile bağlılık kurduğu araçla fabrikaya gelirken yolda tarfik kazası sonucu ölmesinde işverenin tamamen kusurlu bulunduğu iddiası ile ma¬nevi tazminat isteğinde bulunmuşlardır.
Gerçekten kazanın, işverenin iş¬çilerini ikamet ettikleri yerlerden fabrikaya getirip götürmek üzere sözleş¬me yaptığı kişiye ait otobüs, davacıların miras bırakanı işçi ile diğer işçileri Çerkezköyde bulunan işyerine getirdiği sırada karşı istikametten gelen ve Velimeşe Köyü Belediyesine ait olan 59 ED662 plakalı minibüsün yol durumuna göre sür'atini ayarlamadan ve trafiğin müsait olup olmadığına bakmadan önünde giden aracı sollamasıyla çarpışma sonucu meydana geldiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece yaptırılan bilirkişi incele¬mesinde olayda kusurun tamamının (%100) sisli bir ortamda önündeki va¬sıtayı sollayarak geçmek isteyen 59.ED.662 plakalı Velimeşe Köyü Bele¬diye minibüs sürücüsünde bulunduğu, Davalı Şirket şo¬föründe ve şirketin kendisinde herhangi bir hizmet ve denetim kusurunun olmadığı tesbit edilmiş, bu kusur durumu mahkemece de kabul edilmiş ve dava kusur sorumluluğundan değil, kusursuz sorumluluk türlerin¬den tehlike sorumluluğundan istek hüküm altına alınmıştır.
Bu şekilde oluşturulan karar davalı tarafından temyiz edilip kusura da¬yalı sorumluluk iddia eden davacı tarafından temyiz edilmediğine göre esas yönünden sadece bu tür sorumluluk üzerinde durmak gerekecektir.
Hukukumuzda asıl olan kusur şartına dayalı sorumluluktur. Ancak teknoloji'nin gelişmesi ve bu gelişen teknolojinin sanayimize uygulanması so¬nucu meydana gelen bazı tehlikelerin doğurduğu zararların tazmininde ku¬sur şartının aranması her zaman adaleti ve toplumsal düşünceyi tatmin et¬mediğinden doğal hukuk görüşü ile Anayasalarda anlatımını bulan temel hak ve ilkelere yaklaşımı sağlayan tehlike sorumluluğu kuralı geliştiril¬miştir.
Bu kuram 27.03.1957 gün 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile yargısallaşarak açıklığa kavuş¬muş ve ondan sonraki kararlar da bu istisna düşüncenin takipçisi olmuşlar¬dır.
Bu kuramın özü; işyerinde işin yürütülmesi ile ilgili olarak oluşan teh¬likelerin meydana getirdiği zararlarda, işçinin ve işverenin kusurları bulun¬maması halinde bile işçinin uğradığı zararın tamamının işçiye değil de hak¬kaniyet ölçüsünde bir kısmından onun faaliyet ve iş görmesinden en önde yararlanan işverenin de sorumlu tutulmasıdır.
Bu tanımlamaya göre işverenin sorumluluğu için yer ve zaman bakı¬mından bağlantı yeterli olmayıp tehlikenin işin yürütülmesi ile ilgili olarak ortaya çıkmış olması ve bu bağlantının işçinin ya da 3. kişinin ağır veya tam kusuru ile kesilmemiş bulunması şarttır.
Dava konusu zararlandırıcı olay, işçilerin ikamet ettikleri mahallerden sosyal yardım amacıyle işyerine taşınması sırasında olmuştur. Bu halin işyerinde işin yürütülmesi ile ilgili bir tehlike sayılıp sayılmayacağından önce karşıdan gelen Belediye minibüs sürücüsünün ağır ve tam (%100) kusuru ile sonuç bağlantısı kesilmiş, sebep-sonuç bağlantısı 3. kişi ile ku¬rulmuştur. Böyle durumda davalı işvereni tehlike (risk) kuram sorumlu¬luğu ile de sorumlu tutmak mümkün değildir.
Bu nedenlerle mahkemenin değişik görüşle davayı kabul etmesi ha¬talıdır. Karar bozulmalıdır.
9.HD.23.09.1986, E.1986/5772 – K.1986/8379
İŞVEREN VEKİLİNİN İZİNLİ OLMADIĞI GÜN
UĞRADIĞI TRAFİK KAZASI
İşveren vekili durumunda olan ve işverenin her türlü işlerini takiple görevlendirilen kimsenin, olay günü izinli olmayıp görevli olduğunun saptanması halinde, uğradığı trafik kazasının iş kazası olarak kabulü gerekir.
Davacı, eşinin ölümüyle sonuçlanan kazanın işkazası olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
Davacı vekili, davacının eşi Faruk'un davalılardan B.Giyim Sanayi Limited Şirketi işyerinde çalışmakta iken, 28.9.1993 günü işyerine ait ve Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1993/919 esas sayılı davasına görevli gitmekte iken, trafik kazasına uğradığını belirterek olayın iş kazası olduğunun tesbitini istemiştir. Dosya içeriğine göre, sigortalı Faruk'un davalı işverene ait işyerinde işveren vekili, görevli müdür gibi hizmette bulunduğu, ayrıca işverenin harici işlerini, adliyedeki işlerini de takip ettiği, olay günü işverenle birlikte aynı araçla Sıhhiye'deki adliye yakınına geldikleri, adliye tarafına, caddenin bir tarafından diğer tarafına birlikte geçerlerken, sigortalının trafik kazası sonucu öldüğü, trafik olay zaptının, da bunu doğruladığı anlaşılmaktadır.
Davalı işveren, sigortalının olay günü kendisi ile birlikte adliyeye gelmek için araca bindiğini, esas amacının kızının düğünü için kredi almak olduğunu ve görevli bulunmadığını savunmuştur.
Dosyada bulunan sigorta müfettişinin raporu ve düzenlediği tutanağa göre, olayın işkazası olduğu sonucuna varıldığı, diğer sigorta müfettişi ise, düzenlediği rapor ve eki tutanağa göre sigortalının kızının düğünü için kredi alma maksadıyla işverenle birlikte gittiği sonucuna vararak, iş kazası olmadığını bildirmiştir. Yine dosya içeriğine göre, duruşmada dinlenen davacı ve davalı tanıkları sigortalının işveren Ferudun'la aynı araçta Ankara Adliyesi'ne doğru birlikte gittiklerini bildirmişler, bunlardan davalı tanıkları Faruk'un kızının düğünü için kredi alma konusu olduğunu, onun için birlikte gitmiş olabileceğini belirtmişlerdir. Ancak, şahit ifadelerinden, kredi alınacak bankanın Yenimahalle'de olduğu ve öğleden sonra bu kredi için görüşüleceği anlaşılmaktadır. Sigortalı, olay günü izinli değildir. Bilakis görevlidir. Öğleden sonra Yenimahalle'deki bankadan kredi alınacak bir iş için gereksiz olarak işverenle sigortalının Ankara Adliyesi'ne, Sıhhiye'ye gelmesi düşünülemez. İşveren vekili durumunda olan kıymetli bir elamanın, hiçbir görevi yoksa adliyeye götürülmesi, sigortalının işverenin hertürlü dahili ve harici işlerine baktığı gözönünde tutulduğunda, olay günü görevli olduğunun kabulü zorunludur. Normal iş kuralları ve hayatın akış seyri de sigortalının görevli olduğu sonucunu gösterir.
Bu itibarla olayın, 506 sayılı Kanunun 11. maddesine göre iş kazası olarak kabulü gerekirken, yazılı düşüncelerle davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
10.H.D.23.10.1995. E. 1995/7796 - K. 1995/8681
TRAFİK-İŞ KAZASI SAYILMAYAN OLAYLAR
EĞLENCE VE GEZME AMAÇLI YOLCULUK
Özel amaçlı eğlence ve seyahatler sonucu meydana gelen olaylar, iş kazası olarak değenlendirilemez.
Davacı, geçirdiği kazanın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, isteğin kabulüne karar verilmiştir.
Dava konusu olayın gece saat:22.00 sıralarında cereyan ettiği, işyerinin Amasya’da bulunduğu, her ne kadar olayda işverence görevlendirilmeden sözedilmişse de, sigorta müfettişine verilen ifadelerde belirtildiği ve dosya içeriğinden anlaşıldığı üzere, davacının içerisinde bulunduğu ve mülkiyeti şirkete ait araçla işverenin oğlunun sevk ve idaresinde iken, kimi kişilerle birlikte tamamen eğlenmek ve gezmek amacıyla Çorum’a geldikleri, gece eğlence sonucu ve aşırı alkollü vaziyette bu keze Samsun istikametine doğru gidilirken, önde bulunan kamyona arkadan çarpmak suretiyle kaza yaptıkları anlaşılmıştır. Bu tür özel amaçlı eğlence ve seyahatler sonucu meydana gelen olayların iş kazası olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
Mahkemenin, aksine inandırıcı ve yeterli kanıt gösterilmeden, üstelik hayatın olağan akışına ters biçimde olayı iş kazası olarak değerlendirmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
21.HD.29.04.2002, E.2002/2036 - K.2002/3525
ÖZEL OTOSU İLE İŞE GİDERKEN KAZA GEÇİREN SİGORTALI
İŞ KAZASI SAYILMAYACAĞI
Davacının kendi özel otosu ile işyerine gitmekte iken, başka bir araçla çarpışması suretiyle geçirdiği trafik kazası, 506 sayılı yasanın 11/A bendinde sayılan durumlardan hiçbirine girmediği için “iş kazası” sayılması mümkün değildir.
Davacı, geçirmiş olduğu kazanın iş kazası olduğunu tesbitiyle, ödenmeyen maaş ve hakedişlerinin olay tarihinden bu yana mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Dava, zararlandırıcı sigorta olayının, iş kazası sayılması gerektiğinin tesbiti istemine ilişkindir. Bu yönü ile davanın yasal dayanağı belirgin olarak 506 sayılı yasanın 11/A maddesidir. Anılan maddeye göre, iş kazası;
a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla,
c) Sigortalının işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
d) Sigortalıların işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında,
Sigortalıyı bedence veya ruhça arızaya uğratan olaylardır. Zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası sayılması için,
1) Sigorta olayına maruz kalan kişinin Sosyal Sigortalar Kanunun 2. maddesi anlamında sigortalı olması,
2) Sigorta olayının maddede sayılı ve sınırlı olarak belirtilen hal ve durumlardan birinde meydana gelmesi koşuldur. Başka bir anlatımla, sigorta olayının iş kazası sayılabilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur.
Somut olayda, davacının özel otosuyla işe gitmekte iken, başka bir araç ile çarpışmak suretiyle trafik kazasına maruz kaldığı anlaşılmaktadır. Ancak. Trafik kazası tesbit tutanağı, davacı ve tanık beyanları ile de, davacının kendi özel otosu ile işyerine gitmekte olduğu sabit iken, olayın; 506 sayılı yasanın 11/A bendinde sayılan durumlardan hiçbirine girmediği ve iş kazası sayılması mümkün olmadığı halde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
21.HD.28.06.2001, E.2001/4592 - K.2001/5149
İŞYERİNE GİDERKEN TRAFİK KAZASI GEÇİREN İŞÇİ
İşçinin, işyerine giderken bir aracın çarpması sonucunda yaralanması, olayla iş arasında uygun "neden-sonuç" bağı bulunmadığından iş kazası sayılamaz.
Davacı, yaralanması ile sonuçlanan kazanın işkazası olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Olayda, davacı sigortalı, gece vardiyasında çalışmak üzere işyerine gitmek amacıyla bindiği Belediye Otobüsünden durakta inip, yolun karşı tarafına geçmek isterken, başka bir aracın çarpmasıyla uğradığı trafik kazası sonucu yaralanmıştır. Davalı Kurum, bu yaralanma olayını iş kazası olarak kabul etmemiş, davacı ise, açtığı bu davayla trafik kazası sonucu meydana gelen bu yaralanma olayının işkazası olduğunun tesbitini istemiştir. Mahkemece de, istek doğrultusunda karar verilmiştir.
Davada uyuşmazlık konusunun, bu şekildeki trafik kazası sonucu meydana gelen yaralanma olayının işkazası sayılıp sayılamayacağı noktasında toplandığı açıktır. Böyle olunca da, bir sigorta olayında işkazasından sözedilebilmesi için, o olayın, davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 11/A maddesinde öngörülen beş sebepten birisine girmesi zorunludur. Olayda ise, açıklandığı üzere, sigortalının yaralanmasıyla sonuçlanan sözkonusu trafik kazasının, yukarıda sözü edilen maddede işkazası olarak sayılan hal ve durumlardan hiçbirisine girmediği ve giderek, olayla iş arasında "uygun neden-sonuç" bağının bulunmadığı da tartışmasızdır.
Bu durumda, sözü edilen trafik kazası sonucu meydana gelen yaralanma olayının işkazası sayılmasına olanak bulunmamaktadır.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurularak davanın reddine karar verilmek gerekirken, yazılı düşüncelerle kabulü yolunda hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
10.HD.2609.1989, E.1989/4351 - K.1989/6491
TRAFİK-İŞ KAZASI NEDEN-SONUÇ BAĞI
İş kazası sonucunda yaralanıp, hastanede tedavi gördükten sonra memleketine giderken trafik kazası geçirerek ölen işçinin, geçirdiği iş kazası ile ölümle sonuçlanan trafik kazası arasında uygun neden-sonuç (nedensellik) bağı bulunmadığından, taşıt kazası ile meydana gelen ölüm olayının iş kazası sayılmasına yasal olanak yoktur.
Davacı, muris Salih'in işkazası neticesi öldüğünün ve ölüm aylı¬ğı bağlanması gerektiğinin tesbitiyle Kurum muarazasının men'ine ka¬rar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılardan Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hâ¬kimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Olayda, davacıların miras bırakanı sigortalı Salih, davalılardan iş¬veren yapı kooperatifine ait işyerinde çalışmakta iken, geçirdiği bir iş kazası sonucu yaralanması üzerine, sevkedildiği Erzurum Sosyal Si¬gortalar Hastanesi'ne yatırılarak tedavi altına alınmıştır. Tedavisi biti¬minde de, taburcu edilerek memleketi olan Artvin'e dönerken, Erzurum yakınlarında geçirdiği bir trafik kazası sonucu vefat etmiştir. Diğer da¬valı Kurum, ölüm olayını işkazası olarak kabul etmemiş, davacılar ise açtıkları bu davayla trafik kazası sonucunda meydana gelen ölüm ola¬yının işkazası okluğunun tesbitini istemişlerdir. Mahkemece, istek doğ¬rultusunda karar verilmiştir.
Davada uyuşmazlık konusunun, şu şekilde ki trafik kazası sonu¬cu meydana gelen ölüm olayının iş kazası sayılıp sayılamayacağı nok¬tasında toplandığı açıktır. Böyle olunca da, bir sigorta olayında işkazasından söz edilebilmesi için, o olayın, davanın yasal dayanağını oluş¬turan 506 savılı Sosyal Sigortalar Kanununun 11. maddesinde öngö¬rülen beş sebepten birisine girmesi zorunludur. Olayda ise, açıklandığı üzere sigortalının ölümüyle sonuçlanan söz konusu trafik kazasının, yukarıda sözü edilen maddede iş kazası olarak sayılan hal ve durum-lardan hiç birisine girmediği, giderek sigortalının yaralanması ile so¬nuçlanan ilk iş kazasıyla ölüm olayı arasında illiyet bağının, sigortalının yaptığı işle bir ilgisi bulunmayan trafik kazası olayıyla kesilmiş olduğu ve olayda iş arasında "uygun neden-sonuç" bağının bulunmadığı da tartışmasızdır. Bu durumda, sözü edilen trafik kazası sonucu meyda¬na gelen ölüm olayının iş kazası sayılmasına olanak bulunmamaktadır.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözönünde bu¬lundurularak davanın reddine karar verilmek gerekirken, yazılı düşün¬celerle kabulü yolunda hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
10.HD.25.05.1989, E.1989/3064 – K.1989/4630
