Yargıtay Kararları
TRAFİK KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT – UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI KAMU DAVASI AÇILMASI ZORUNLU OLMAYIP SUÇ OLUŞTURMASININ YETERLİ OLMASI
TRAFİK KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT – UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI KAMU DAVASI AÇILMASI ZORUNLU OLMAYIP SUÇ OLUŞTURMASININ YETERLİ OLMASI
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T.16.12.2002 E.2002/9658 - K.2002/14127
TRAFİK KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT – UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI KAMU DAVASI AÇILMASI ZORUNLU OLMAYIP SUÇ OLUŞTURMASININ YETERLİ OLMASI
ÖZETİ: Tazminat davasında ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, açılmış bir kamu davasının bulunması zorunlu değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir.
KARAR: Dava, trafik kazası sonucu cismani zarar nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Trafik kazasının 08.12.1999 tarihinde olduğu, davalının TCK.nun 459/2. maddesi gereğince cezalandırıldığı, eldeki davanın 17.01.2002 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda tazminat davasına uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanacağı BK.nun 60/2. maddesinde açıklanmıştır. Olayda davalının mahkumiyetine esas yasa maddesi gözetildiğinde ceza zamanaşımı süresi beş yıldır. Tazminat davasında ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, açılmış bir kamu davasının bulunması zorunlu değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir. Kamu davası çeşitli nedenlerle açılmamış olabilir. HGK.nun 03.06.1953 gün ve 4/7177 sayılı kararında da açıklandığı üzere bu yön tazminat davasında ceza zamanaşımı süresinin uygulanmasını engellemez. Nitekim BK.nun 60/2. maddesinde de böyle bir koşul düzenlenmemiştir. Ayrıca tazminat davasına ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için ceza davasına katılmanın gerektiğine ilişkin bir yasa hükmü de yoktur. Kamu davası hiç açılmamış ise o davaya katılmadığı gerekçesiyle zamanaşımı süresinin kısaltılması düşünülemeyeceği gibi, açılmış olup ta tazminat davasından önce sonuçlanmış bir ceza davasına sonradan katılmanın olabileceği de düşünülemez. Ceza davasının ve müdahalenin varlığı veya yokluğu katılmanın olabileceği de düşünülemez. Ceza davasının ve müdahalenin varlığı veya yokluğu BK.nun 60/2. maddesindeki uzamış (ceza) zamanaşımı süresini etkilemez. Somut olayda tazminat davası beş yıllık ceza zamanaşımı süresi içinde açıldığından davalının zamanaşımı def’i reddedilerek işin esasının incelenmesi gerekirken mahkemece, davacının ceza davasına katılmaması nedeniyle iki yıllık zamanaşımı süresi gözetilerek davanın reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA) 16.12.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T.23.01.2003 E.2002/9945 - K.2003/760
TRAFİK KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT
CEZA DAVASI SONA ERSE BİLE, İŞLETEN VE SÜRÜCÜ HAKKINDA
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI UYGULANIR
ÖZETİ: 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasasının zamanaşımına yönelik hükümlerini düzenleyen 109. maddesinde sürücü ile işletenler arasında zamanaşımı yönünden bir ayrım yapılmamıştır. Araç işleten aynı Yasanın 85. maddesi gereği araç sürücüsünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olup, "tazminat yükümlüsü" kavramı içerisinde değerlendirilmelidir. Şu durumda aynı Yasanın 109/2. maddesinde getirilen uzamış zamanaşımı ile ilgili kuralın işleteni de kapsadığı kabul edilmelidir.
Öte yandan, ceza davasının sona ermiş olması, işleten ve sürücü hakkında uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasını ortadan kaldırmaz. (2918 s. KTK/85, 109; 818 s. BK/41)
KARAR: Dava trafik kazası nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Yerel mahkemece araç sürücüsü yönünden dava kısmen kabul edilmiş, aracın işleteni Banka yönünden zamanaşımı süresi geçtiğinden dava reddedilmiş karar davacı ile davalılardan sürücü Mehmet tarafından temyiz edilmiştir.
Yerel mahkemece davalı araç işleteni hakkındaki dava; ceza davası bittiğinden ve malen sorumlu işleten yönünden dava zamanaşımına uğradığından reddedilmiştir. Diğer davalı Mehmet’in eyleminin suç teşkil ettiği ceza dosyası ile anlaşılmaktadır. Davalı TC.Ziraat Bankası ise aracın işletenidir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasasının zamanaşımına yönelik hükümlerini düzenleyen 109. maddesinde sürücü ile işletenler arasında zamanaşımı yönünden bir ayrım yapılmamıştır. Araç işleten aynı Yasanın 85. maddesi gereği araç sürücüsünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olup, "tazminat yükümlüsü" kavramı içerisinde değerlendirilmelidir. Şu durumda aynı Yasanın 109/2. maddesinde getirilen uzamış zamanaşımı ile ilgili kuralın işleteni de kapsadığı kabul edilmelidir. Nitekim yerleşik yargı içtihatları da bu yöndedir. O halde yerel mahkemenin işleten hakkında da uzamış (ceza) zamanaşımı süresini gözetmeden; işletene yönelik davayı zamanaşımından reddetmesi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı yararına (BOZULMASINA), davalı Mehmet’in temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine 23.1.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 04.12.2008 E. 2008/13761 - K. 2008/15023
HAKARET SUÇU - MANEVİ TAZMİNAT - UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ VEYA MAHKUMİYET KARARI VERİLMEMİŞ
OLSA DAHİ, UZAMIŞCEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANACAK OLMASI
ÖZETİ: Tazminat davasında uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için mutlaka bir ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararının bulunması gerekmez. Bu nedenle dava 23.01.2007 tarihinde açıldığına göre 8 yıllık ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşıldığından işin esasının incelenip varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. (818 s. BK/60, 5237 s. TCK/66, 125)
KARAR: Dava, haksız eylem nedeni ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, 10.11.2005 tarihli belediye meclis toplantısında davalı belediye başkanının yaptığı konuşma sırasında kendisine hakaret etmek suretiyle kişilik haklarına saldırı da bulunduğunu belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkemece açılan bir ceza davası bulunmadığı, meclis toplantısının yapıldığı 10.11.2005 tarihinden itibaren dava tarihi olan 23.01.2007 tarihine kadar BK.’nun 60/1 maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle istem zamanaşımı nedeniyle reddedilmiştir. Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, belediye meclisi üyesi olduğunu, belediye başkanı olan davalının 10.11.2005 tarihli belediye meclis toplantısında “…ben seçim çalışmalarını yaparken siz evinizde makyaj yapıyordunuz… sizin gibi köhnemiş bir fikir üzerinde kalıp, örümcek kafalı bir beyinle gidersem …” sözleriyle hakaret ettiğini belirterek manevi tazminat istemiştir. Davalı cevabında zamanaşımı def’inde bulunmuş ve davanın reddini istemiştir.
Dava konusu konuşmanın yapıldığı tarih 10.11.2005’tir. Davacı, bu konuşma ile davalının kendisine hakaret ettiğini ileri sürmektedir. Varlığı iddia edilen hakaret suçu ise olay tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK.’nun 125. maddesi kapsamındadır. TCK.’nun 66/e maddesi uyarınca ceza zamanaşımı 8 yıldır. Borçlar Kanunu’nun 60/2 maddesinde eylem suç teşkil ettiği takdirde ceza (uzamış) zamanaşımının uygulanacağı ifade edilmiştir. Tazminat davasında uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için mutlaka bir ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararının bulunması gerekmez. Bu nedenle dava 23.01.2007 tarihinde açıldığına göre 8 yıllık ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşıldığından işin esasının incelenip varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. Anılan yön gözetilmeden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA 04/12/2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
T.28.04.2008 E. 2008/3722 - K.2008/7297
HAKSIZ FİİL - UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASI AÇILMASI ZORUNLU OLMAYIP, HAKSIZ EYLEMİN
SUÇ OLUŞTURMASININ YETERLİ OLMASI
ÖZETİ: İleri sürülen bu eylem; malvarlığına karşı işlenen suç niteliğinde olup, haksız eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa uzamış zamanaşımının uygulanacağı düzenlenmiştir.
Uzamış zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılması zorunlu değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir. BK.nun 60/2.maddesinde ceza zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılması gibi bir koşul düzenlenmemiştir. (BK/60, HUMK/428)
KARAR: Davada; davalıların davacıya ait taşınmazdan 2004 yılının Kasım ayı içerisinde rızası dışında 10 kamyon civarında toprak aldıkları, bu eylemleri nedeniyle limon ağaçlarının kuruduğu, taşınmazda değer kaybı olduğu gibi mahsulde alamadığı ileri sürülerek fazlaya ilişkin hakların saklı tutularak 4.068.62 YTL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsili istenilmiştir.
Mahkemece; davacının 22.11.2004 tarihinde yaptırdığı tesbit ile haksız fiili ve failini öğrenmesine rağmen davanın 10.02.2006 tarihinde açıldığı ve BK.nun 60.maddesindeki 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu; bu eylemden dolayı davacının davalılar hakkında şikayetçi olmayıp ceza davası da açılmadığından hukuka aykırı eylemin net bir şekilde tasvip edilip kesinleşmediği, böyle olunca BK.nun 60/2.maddesindeki zamanaşımı süresinin de göz önünde tutulmadığı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davada; davalıların hiçbir hakkı olmadığı halde davacıya ait taşınmazdan toprak almak suretiyle zarar verdikleri iddiasıyla oluşan maddi zararın tahsili istenilmiştir.
İleri sürülen bu eylem; malvarlığına karşı işlenen suç niteliğinde olup, BK.nun 60/2 maddesinde haksız eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanacağı düzenlenmiştir. Uzamış zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılması zorunlu değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir. BK.nun 60/2.maddesinde ceza zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılması gibi bir koşul düzenlenmemiştir. Yargıtay'ın bu güne kadarki yerleşik kararları da bu yöndedir.
O halde; davada ileri sürülen haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturduğu ve uygulanması gereken ceza zamanaşımı süresinin de henüz dolmadığı gözetilerek, davalıların zamanaşımı itirazının reddi ile işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi yanlıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA 28.04.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T.14.06.2004 E.2004/1183 - K.2004/7711
CEZA DAVASI ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ VE MAHKUMİYET KARARI VERİLMEMİŞ OLSA DAHİ UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI
HUKUK HAKİMİNİN SUÇ NİTELİĞİNİ ARAŞTIRMASI
ÖZET: Ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi; mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Bu anlamda, cumhuriyet savcılığının koğuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir. Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı nedeniyle beraat kararı verilmesi hali dışında; eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir.
(BK/60, 765 s. MülgaTCK/102)
KARAR: Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz olunmuştur.
Davaya konu edilen yayında, "Tele-aşklı kuyumcu soygunu" başlığı altında: "Cep telefonuyla tele-aşk yaparak kuyumcunun dikkatini dağıtıp, 7,5 milyarlık bilezik çalan iki kadın soyguncu yakalandı. Erzurum’da Kadriye Alcan (41), Taşmağazalar Semti’nde girdiği kuyumcuda soygun için fırsat kollarken, arkadaşı Melek Yıldız, erkek arkadaşı Ali Dinç’in kullandığı otomobilden cep telefonuyla kuyumcu Necmi Halıcı’yı telefonla arayıp "tele-aşk"a başladı. Yıldız, arkadaşı Alcan altınları alana kadar konuşmasını uzattı. Kısa süre sonra bileziklerin kaybolduğunu fark eden kuyumcu, polisi arayarak yardım istedi. "Tele-aşk" şebekesinin peşine düşen polis, kent çıkışlarını kontrol altına aldırdı. Soyguncular, Ilıca yakınlarında yakalandı. Aramada, iki kadının külotlarından 7, 5 milyar lira değerinde altın bilezik çıktı. Kars ve Ağrı’da kuyumcuları soyduktan sonra Erzurum’a gelen "tele-aşk" çetesi son işinde yakalandı. 23 yaşındaki Melek Yıldız cep telefonuyla, "tele-aşk" yaparken, arkadaşı Kadriye Alcan, bilezikleri çalıyordu." biçiminde haber yapılmıştır.
Mahkemece, yayın tarihinden itibaren BK.m.60/1’de ön görülen bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
BK.m.60/2 uyarınca, aynı zamanda suç niteliği taşıyan haksız eylem bakımından, ceza yasalarında ön görülen dava zamanaşımı süresi BK.m.60/1’de düzenlenen sürelerden daha uzun ise; ceza davası zamanaşımı süresinin göz önünde tutulması gerekir. Madde hükmünün uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi; mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Bu anlamda, cumhuriyet savcılığının koğuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir. Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı nedeniyle beraat kararı verilmesi hali dışında; eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir. Davaya konu yayın ile ilgili olarak bir ceza soruşturması veya kararı bulunmamaktadır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, yayının aynı zamanda suç niteliğini taşıyıp taşımadığının mahkemece belirlenmesi gerekmektedir. Davacı, hakkında yapılan haber ile; cep telefonu ile tele-aşk yapan ve bu nedenle dikkati dağıtılan bir kimse olarak gösterilmiştir. Ortalama değer yargıları göz önünde bulundurulduğunda, bu tür bir ilişkiye açık biri olarak gösterilmiştir. Yazıda, yer ve zaman ile kişi unsurları da yer almaktadır. Şu durumda yazı, aynı zamanda TCK.m.480’de düzenlenen ve ceza yaptırımına bağlanan hakaret suçunun da konusunu oluşturmaktadır. Bu eylemin, TCK.m.102/4’de düzenlenen ceza davası zamanaşımı süresi ise 5 yıldır. O halde, yazı nedeniyle sorumlu müdür sıfatını taşıyan davalı Uğur Sarı yönünden BK.m.60/2 uyarınca uzamış ceza davası zamanaşımı süresi söz konusudur. Karar, bu bakımdan doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda (2)nolu bentte gösterilen nedenle davalılardan Uğur Sarı aleyhine BOZULMASINA; diğer davalılara yönelik temyiz itirazlarının (1)nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine ve bu davalılara yönelik hükmün onanmasına ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 14/6/2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 25.4.2005 E. 2004/10274 - K. 2005/4340
BASIN YOLUYLA KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI - MANEVİ TAZMİNAT
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN UYGULANMASI İÇİN KAMU DAVASI AÇILMASININ ZORUNLU OLMAMAS
ÖZET: Haksız eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa ceza zamanaşımı uygulanır. Bunun için bir kamu davasının bulunması koşul değildir. (818/m.49,60/2)
KARAR: Dava, basın yoluyla kişilik hakkına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı, dava konusu yayında yer alan sözcükler nedeniyle davalıların cezai sorumlulukları da bulunduğunu belirterek yayının aynı zamanda suç oluşturduğunu dava dilekçesinde açıklamıştır. Dava haksız eyleme dayanmaktadır. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda BK'nın 60/2. maddesi gereğince ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. Dava konusu yayının 29.10.2002 tarihinde yapıldığı, eldeki davanın ise 6.2.2004 tarihinde açıldığı gözetildiğinde ceza zamanaşımının dolmadığı belirgindir.
Ceza zamanaşımının uygulanması için bir kamu davasının bulunması koşul değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir. Davacı, davalıların eyleminin suç oluşturduğunu belirterek tazminat istediğine göre somut olayda ceza zamanaşımı süresinin gözetilmesi gerekir. Şu durum karşısında zamanaşımı savunmasının reddedilerek işin esasının incelenmesi gerekirken, mahkemece bir yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçe gösterilerek davanın reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle ( BOZULMASINA ) 25.4.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 23.06.1983 E. 1983/5841 K. 1983/6468
TAZMİNAT DAVASI - EVLENME VAADİYLE KIZLIK BOZMA
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI
CEZA DAVASI AÇILMASI KOŞUL OLMAYIP, HAKSIZ EYLEMİN CEZA HUKUKU BAKIMINDAN SUÇ OLMASININ YETERLİ OLMASI
ÖZET: Uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için fail hakkında ceza davası açılmış olması şart olmayıp haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç olması yeterlidir.
Bu bakımdan takibi şikayete bağlı suçlarda (TCK.md.99 ve 108 ) şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ceza davasının açılamaması veya bir ceza davası açılmış olsa bile bu davanın şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmiş olması bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel değildir. Çünkü, şikayet ceza kovuşturmasının bir şartıdır, bir cezalandırılabilme şartı değildir. Bir kovuşturma şartı eksik olsa bile yine suç vardır; ancak bir kovuşturmaya konu olamayacaktır.
KARAR: Dava eşya ve haksız eylemden doğma tazminat istekleridir. iddiaya göre davalı D. evlenme vaadi ile davacı A.`nın kızlığını bozmuş ve onunla bu vaad altında bir süre birlikte yaşadıktan sonra evden kovmuştur. Davacı bu nedenle 125.000 lira maddi ve 125.000 lira manevi tazminatın ödetilmesini istemekte ve ayrıca davalı yedinde kalan çeyiz eşyasının mevcutsa aynen teslimini ve mevcut değil ise bedeli olan 205.000 liranın ödetilmesini talep etmektedir. Davalı süresinde vermiş bulunduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı def`inde bulunmuş ve mahkemece BK.nun 60. maddesinin birinci fıkrasında gösterilen bir yıllık sürenin geçmiş olması karşısında davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
1 - Mallar mevcut oldukça bunları geri isteme hakkı istihkak davası mahiyetinde olduğundan ve mülkiyete dayanan istihkak davalarında dava hakkını ortadan kaldıran bir zamanaşımı mevcut bulunmadığından BK.nun 66. maddesindeki zamanaşımının malın elden çıktığını veya telef olduğunu davacının öğrenmiş olduğu tarihten itibaren hesaplanması gerekir ve bu öğrenmenin kabulü için zan sınırlarını aşmayan bir bilgi yeter olmayıp, kesin olarak edinilen bir bilgi şarttır. O halde mahkemece öncelikle davaya konu edilen eşyanın davalı yedinde aynen mevcut olup olmadığı araştırılarak ve mevcut ise bu eşya için zamanaşımı def`inin reddine karar verilmek ve mevcut değilse bir yıllık zamanaşımının belirtilen hukuki esasa göre hangi tarihte başlamış olduğu bu def`i ileri süren davalıya ispat ettirilmek ve gerekirse davacının bu konuda göstereceği deliller de toplanarak varılacak sonuca göre bir karar verilmek gerekirken olaydan davanın açıldığı güne kadar bir yıldan fazla bir süre geçmiş olduğundan bahis ile sözü edilen eşya hakkındaki davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
2 - Maddi ve manevi tazminat isteklerine gelince, haksız eylemden zarar gören kişilerin tazminat davalarında uygulanacak zamanaşımı süreleri BK.nun 60. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, haksız eyleme dayanılarak açılacak tazminat davasının haksız eyleme ve tazminatla yükümlü olan kişiye ıttıla tarihinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı, 2. fıkrasında da şayet tazminat davasına konu olan haksız eylem aynı zamanda suç niteliğinde bulunur ve ceza hukukunda bu eylem için BK.nun 60/1. maddesindeki süreden daha uzun bir zamanaşımı kabul edilmiş olursa tazminat davasına da ceza hukukundaki bu ( uzamış ) zamanaşımının uygulanacağı öngörülmüştür.
BK.nun 60. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için fail hakkında ceza kovuşturması yapılmış veya ceza davası açılmış olması şart olmayıp haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç olması yeterlidir. Bu bakımdan takibi şikayete bağlı suçlarda (TCK.md.99 ve 108 ) şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeni ile ceza davasının açılamaması veya bir ceza davası açılmış olsa bile bu davanın şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeni ile ortadan kaldırılmasına karar verilmiş olması bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel değildir. Çünkü, şikayet ceza kovuşturmasının bir şartıdır, bir cezalandırılabilme şartı değildir. Bir kovuşturma şartı eksik olsa bile yine suç vardır; ancak bir kovuşturmaya konu olamayacaktır. Yargıtayın yerleşmiş uygulaması da bu yoldadır ( Bkz. Yargıtay 4. HD.nin E: 1979/4725, K: 1979/9975 sayılı ve 20.9.1979 günlü kararı; Yargıtay HGK.nun E: 1979/4-231, K: 1981/744 sayılı ve 8.11.1981 günlü kararı ).
Davaya konu olan olayda davalıya isnad olan eylemin şikayet süresi gerçekten 6 aydır. Bu sürenin geçirilmiş olmasına rağmen kamu davası açılmışsa da şikayet süresinin geçmiş bulunduğu görülmekle ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir. Ancak bu durum davalıya isnat olunan eylemin cezayı gerektirmesi, niteliğini ortadan kaldırmaz. O halde mahkemece maddi ve manevi tazminata ilişkin davalar yönünden davalıya isnad olunan eylemin uzamış zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğu gözetilmeksizin BK.nun 60. maddesinin birinci fıkrasında gösterilen 1 yıllık sürenin geçmiş olduğundan söz edilerek bu bölüm davanın da zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın birinci ve ikinci bentde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, 23.6.1983 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ
T. 11.03.2008 E. 2007/5157 - K. 2008/1180
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI
CEZA DAVASI AÇILMASI VEYA MAHKUMİYET KARARI VERİLMESİ ŞART DEĞİLDİR.
ÖZET : Uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için ceza davasının açılması ya da davanın mahkumiyetle sonuçlanması şart değildir.
KARAR: Davalı hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmişse de bu karar dosya içeriğine uygun düşmemektedir. 2918 sayılı KTK'nın 109/2. maddesinde dava cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörürse, bu sürenin maddi tazminat talepleri için de geçerli olduğu belirtilmiştir. Somut olayda, yaralamalı motorlu araç kazası meydana gelmiştir. Uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için ceza davasının açılması ya da davanın mahkumiyetle sonuçlanması şart değildir. Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya ilişkin suçlarda uygulanan 5 yıllık uzamış ceza zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu durumda davalı Necip yönünden de işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz' itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ) 11.03.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 28.12.2007 E. 2007/13984 - K. 2007/16462
HAKSIZ FİİL NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNAT
CEZA ZAMANAŞIMI - CEZA DAVASI AÇILMASI VE MAHKUMİYET KARARI VERİLMESİ GEREKMEDİĞİ
ÖZET : Manevi tazminat istemine ilişkin tazminat davasında, uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi, mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Bu anlamda, cumhuriyet savcılığının koğuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir. Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı nedeniyle beraat kararı verilmesi hali dışında; eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir.
KARAR: Dava, haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalı tarafından temyiz olunmuştur.
BK.nun 60/2. maddesi uyarınca, aynı zamanda suç niteliği taşıyan haksız eylem bakımından, ceza yasalarında ön görülen dava zamanaşımı süresi BK.nun 60/1. maddesinde düzenlenen sürelerden daha uzun ise; ceza davası zamanaşımı süresinin göz önünde tutulması gerekir. Madde hükmünün uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi; mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Bu anlamda, cumhuriyet savcılığının koğuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir. Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı nedeniyle beraat kararı verilmesi hali dışında; eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir.
Somut olayda, tarafların aynı işyerinde avukatlık yaptıkları ve daha sonra ayrıldıkları; davacının, müvekkilleri tarafından azledildiği ve buna davalının neden olduğu; davalı tarafından düzenlenen dava dilekçesinde davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu ileri sürülmüştür. Söz konusu dava dilekçesi incelendiğinde, kullanılan ifadeler itibariyle TCK.nun 480 ve 482. maddelerinde düzenlenen hakaret ve sövme suçlarının konusunu oluşturabileceği anlaşılmaktadır. Bu eylemlerin, TCK.nun 102/4. maddesinde ön görülen ceza davası zamanaşımı süresi ise 5 yıldır. Şu durumda, BK.nun 60/2. maddesi uyarınca uzamış ceza davası zamanaşımı süresi söz konusudur ve dava tarihi itibariyle süre dolmamıştır. Mahkemece, işin esasının çözümlenmesi gerekir. Karar, bu bakımdan yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle davacı yararına BOZULMASINA 28/12/2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
T. 28.06.2004 E. 2003/13227 - K. 2004/7147
SİGORTACIYA DA CEZA ZAMANAŞIMI UYGULANMASI GEREĞİ
DAVALI HAKKINDA CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ OLMASININ ENGEL OLUŞTURMAYACAĞI
YARALANMALI VE MADDİ HASARLI TRAFİK KAZASINDA, UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞININ MADDİ ZARAR İÇİN DE UYGULANACAĞI
ÖZET : Davacıların içinde bulunduğu araçla davalı sigorta şirketine trafik sigortası ile sigortalı aracın çarpışması sonucu uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. 2918 sayılı KTK. nun 8. kısım 5. bölüm "Ortak Hükümler" başlığı altında yer alan 109/2. maddesindeki davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve Ceza Kanunu'nun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağına dair hükmü uyarınca davalı trafik sigortacısı hakkında ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. (2918/m. 98, 99, 109; 765/m. 459, 465)
KARAR: Dava, davacıların içinde bulunduğu araçla davalı sigorta şirketine trafik sigortası ile sigortalı aracın çarpışması sonucu uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, TCK. nun 465. ve 459. maddeleri kapsamına göre, davalı sigorta şirketi yönünden ceza davası olmamasına göre, ceza zamanaşımının uygulanamayacağı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. 2918 sayılı KTK. nun 8. kısım 5. bölüm "Ortak Hükümler" başlığı altında yer alan 109/2. maddesindeki davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve Ceza Kanunu'nun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağına dair hükmü uyarınca davalı trafik sigortacısı hakkında ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. Ayrıca, KTK. nun 98/1. ve 99/1. maddeleri ise tedavi ve diğer trafik sigortası kapsamına giren zararların sigortacıya bildirilmesinden itibaren 8 iş günü içinde ödeme zorunluluğu getirildiğine göre, zamanaşımı süresinin sigortacıya yapılması gerekli ihbar tarihinden itibaren başlatılması gerekir. Bu itibarla, 20.11.2000 olay tarihine göre 3.12.2002 dava tarihinde dahi davalı sigorta şirketi yönünden açılan davanın zamanaşımına uğramadığı, dolayısıyla, davanın süresinde açıldığının kabulü ile işin esasına girilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA 28.6.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 25.01.1990 E. 1989/6101 - K. 1990/285
HAKSIZ EYLEMİN SUÇ NİTELİĞİNDE BULUNMASININ YETERLİĞİ
MİRASÇILAR HAKKINDA DA CEZA ZAMANAŞIMI UYGULANACAĞI
ÖZET: Tazminat davasının, ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olması halinde o zamanaşımının mutlak surette uygulanması gerekir.
Ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, haksız eylemin sadece suç niteliğinde bulunması yeterlidir. Eylemi işleyen hakkında kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Çünkü mirasçılar ölenin külli halefidirler.
KARAR: Dava, haksız eylemden doğan manevi tazminat isteğidir. Çıkan bir çatışmada davalıların o tarihte henüz bekar olan ve ergin bulunan oğlu İdris 13.3.1983 tarihinde davacıların yakını Yusuf'u öldürmüştür. Aynı çatışmanın içerisinde fakat Yusuf'un öldürülmesinden sonra davacılardan Mahmut da fail idris'i öldürmüştür. Bu durumda; C. Savcılığınca, sanık İdris ölmüş bulunduğundan Yusuf'un katledilmiş olmasından ötürü takipsizlik kararı verilmiştir. 20.11.1987 kaydıye tarihli dilekçe ile açılan bu davada husumet failin kanuni mirascıları bulunan ana ve babasına yöneltilmiştir. Davalılar cevap dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulunmuşlardır. Mahkemece İdris hakkında bir kamu davası açılmadığı gibi bir ceza da verilmemiş olması karşısında Borçlar Kanununun 60. maddesinin 2. fıkrası uyarınca daha uzun olan ceza zamanaşımının uygulanamayacağı benimsenip olay günü ile davanın açıldığı gün arasında bir yıldan fazla bir süre geçmiş olmakla aynı maddenin birinci fıkrası uyarınca davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
Oysa, Borçlar Kanununun 60. maddesinin 2. fıkrası hükmü; tazminat davasının, ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olması halinde o zamanaşımının mutlak surette uygulanmasını buyurmaktadır. Davaya konu olan olayda da zararı doğuran eylem, cezayı gerektirmektedir. Ancak, failin ölmüş bulunması karşısında üzerinde durulacak yön daha uzun olan ceza zamanaşımının onun mirasçıları hakkında da uygulanıp uygulanamayacağındadır. Dairenin E. 1981/11922, K. 1981/13786 sayılı ve 25.12.1981 günlü kararı ile E. 1986/ 4736, K. 1986/5453 sayılı ve 8.7.1986 günlü kararı ve diğer birçok kararlarında belirtildiği gibi ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız eylemin sadece suç niteliğinde bulunması yeterlidir. Eylemi işleyen hakkında kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Çünkü mirasçılar ölenin külli halefidirler. Gerçekten onlar Medeni Hukuk bakımından mirasbırakandan daha iyi bir hukuki duruma malik değildirler ( Bkz. Mustafa Reşit Karahasan, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku, 1981, Sh. 1618 ve Dr. A. Becker, İsviçre Medeni Kanunu Şerhi, Cilt: 6, Borçlar Kanunu Çevirisi, 1. Kısım, Genel Hükümler, Sahife 360 ),
O halde davalıların zamanaşımı def'inin reddine karar verilerek işin esasının incelenmesi gerekirken olay gününden itibaren bir yıl içerisinde açılmamış olduğundan söz edilerek davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş bulunması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle (BOZULMASINA) 25.1.1990 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 07.03.1996 E. 1996/1033 - K. 1996/1461
TRAFİK KAZASINDA UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
HEM MADDİ HEM MANEVİ TAZMİNATA UYGULANMASI
İŞLETEN VE SÜRÜCÜ AYRIMI YAPILMAMASI
SÜRÜCÜ HAKKINDA CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ OLMASININ SONUCU DEĞİŞTİRMEMESİ
İLERİ SÜRÜLMEDİĞİ TAKDİRDE GÖZÖNÜNE ALINAMAMASI
ÖZET : 1) Trafik kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında, uzamış (ceza) zamanaşımıın uygulanması için mutlaka aynı olay hakkında ceza davası açılmış olması gerekli değildir. (2918 KTK 109/2, BK.60/2, TCK 102/4)
2) Ceza zamanaşımı manevi zararlar için de geçerlidir.
3) Zamanaşımı ileri sürülmediği takdirde, hakim kendiliğinden nazara alamaz.
KARAR : 1- Dava, trafik kazası sonucu cismani zarara uğrayan davacının tazminat istemine ilişkindir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 109/2. maddesine göre; "Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunuyorsa, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir". Yargıtay'ın uygulamasına göre bu hüküm, trafik kazasında uğranılan manevi zararlar için de geçerlidir. Davacı, davalı İETT Genel Müdürlüğü'ne ait diğer davalı sürücü Sadi idaresindeki otobüsün çarpması sonucu cismani zarara maruz kalmış ve her iki davalı aleyhine 15.12.1992 tarihinde açtığı ilk davada davalı Sadi'nin % 75 ve davacının da % 25 nisbetinde kusurlu oldukları benimsenmiş ve ödetme kararı verilmiş olup o hüküm kesinleşmiştir. Hal böyle olunca, davalı sürücünün suç teşkil eden eylemi söz konusudur ve hakkında ceza davası açılmamış olması sonucu değiştirmez. Bu durumda; davalı işleten hakkındaki dava 2918 sayılı Yâsanın 109/2 ve davalı sürücü hakkındaki dava da BK.nun 60/2. maddeleri karşısında TCK.nun 102/4. maddesi hükmüne göre, 5 yıllık uzamış ( ceza ) zamanaşımına tabidir. Davanın 5 yıllık zamanaşımı süresi geçmeden açıldığı gözetilmeden davalı İETT Genel Müdürlüğü'nün zamanaşımı savunmasının kabul edilerek zamanaşımı nedeniyle davanın reddedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
2- BK.nun 140. maddesine göre, müruruzaman dermeyan edilmediği surette hakim, müruruzamanı kendiliğinden nazara alamaz. Davalı Sadi'nin zamanaşımı savunması olmadığı halde ve diğer davalının zamanaşımı def'inden bu davalının yararlanamayacağı gözetilmeden, Sadi hakkındaki davanın da zamanaşımı bakımından reddedilmiş olması kabul şekli bakımından bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle (BOZULMASINA) 7.3.1996 gününde oybirliğiyle karar verild
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
T. 19.01.2006 E. 2004/13794 - K. 2006/277
HAKSIZ REKABETİN TESPİTİ
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI - MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT
ŞİKÂYET VAKİ OLMASA DAHİ UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMININ
TÜZEL KİŞİ HAKKINDA UYGULANACAĞI (6762/m.56)
ÖZET : Kesinleşmiş haksız rekabetin tespitine ilişkin Mahkeme dosyasına ve tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarına dayanılarak, şikayet vaki olsun veya olmasın uzamış ceza zamanaşımının haksız rekabette bulunan davalı tüzel kişilik hakkında da uygulanması gerekir.
KARAR: Davacı vekili, davalının müvekkilinin tanınmış "Aygaz" markasının şöhretinden yararlanmak amacıyla kendi dolum tesislerinde anılan markalı LPG tüpleri doldurduğunun kesinleşmiş ilama bağlandığını ileri sürerek, (23.002.50) TL maddi ve (10.000.00) TL manevi tazminatın reeskont faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın bir yıllık zamanaşımından sonra açıldığını, davanın kabulü anlamına gelmemek kaydı ile (23.002.500.) TL kâr marjı hesabına diyeceklerinin olmadığını bildirmiştir.
Mahkemece, kesinleşmiş haksız rekabetin tespitine ilişkin Gülyalı Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2001/4 - 25 sayılı dosyasına ve tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarına dayanılarak, şikayet vaki olsun veya olmasın uzamış ceza zamanaşımının haksız rekabette bulunan davalı tüzel kişilik hakkında da uygulanması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA 19.01.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 06.01.1976 E. 1975/4858 - K. 1976/74
CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI
CEZA DAVASI AÇILMASININ, DAVAYA KATILMANIN KOŞUL OLMADIĞI
ÖZETİ : Suç sayılan bir haksız eylemi işleyen kişiye karşı açılan tazminat davasına uygulanacak zamanaşımı Borçlar Yasasının 60.maddesinin 2.fıkrasında açıklandığı üzere ceza zamanaşımıdır. Bu nitelikteki eylemlere o maddenin 1. fıkrasında yazılı bir yıllık zamanaşımı uygulanmaz.
Ceza zamanaşımının uygulanmasında, ceza davasının açılmış olup olmaması araştırılmaz. Cumhuriyet Savcılığınca açılması gerekli ceza davasına katılınmamış olması sonucu değiştirmez. Cezayı gerektiren haksız eylemden ötürü kamu davası için hiç bir işlem yapılmamış olsa dahi ceza zamanaşımı süresi içinde maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.
KARAR : Davacı avukatı; davalıların müvekkilini dövüp yaraladıklarını ileri sürerek 35.000 lira maddi ve manevi tazminatın alınmasını istemiştir Yapılan yargılama sonunda; zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteğinin süreside olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşuldu:
Suç sayılan bir haksız eylemi işleyen kişiye karşı açılan tazminat davasına uygulanacak zamanaşımı Borçlar Yasasının 60.maddesinin 2.fıkrasında açıklandığı üzere ceza zamanaşımıdır. Bu nitelikteki eylemlere o maddenin 1. fıkrasında yazılı bir yıllık zamanaşımı uygulanmaz. Bu ana kuralın uygulanması için haksız eylemden sonra ceza davasının açılmış olup olmaması araştırılmaz, yasanın bu kuralı salttır. Aynı zamanda işlenmiş olan bu haksız eylemden ötürü Cumhuriyet Savcılığınca açılması gerekli ceza davasına katılınmadığı bildirilerek karar verilmiş olması bu sonucu değiştirmez. Çünkü, cezayı gerektiren haksız eylemden ötürü kamu davası için hiç bir işlem yapılmaması dahi aynı sonucu doğurur. O halde bu haksız eylemin, adiyen ve Türk Ceza Yasasının 456/4. maddesinde açıklanıp kovuşturması şikayete bağlı eylemden ötürü 1 yıl geçtikten sonra 4.9.1973 gününde dava açılınca suçun bağlı olduğu zamanaşımı süresinde davanın ileri sürüldüğü düşünülmelidir. Mahkemece bu yön gözetilmeden ve savcılıkça verilen takipsizlik kararının nitelikçe suçun işlenmediğinden değil işlenmiş olan suça göre açılacak davaya katılınmadığı ilkesine dayanıldığı gözetilmeden zamanaşımından davanın reddi bozmayı gerektirir
SONUÇ: Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle (BOZULMASINA) 06.01.1976 tarhinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 08.04.1999 E. 1999/1163 - K.1999/3022
TRAFİK KAZASI - UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASINA KATILMANIN KOŞUL OLMADIĞI
CEZA DAVASI SONUÇLANMIŞ OLSA DAHİ UYGULANACAĞI
ÖZET : 1) Trafik kazasında bir ölü ve bir yaralı bulunması durumunda, uzamış ceza zamanaşımı on yıl olup, bu süre hem sürücü hem işleten hakkında uygulanır.
2) Uzamış ceza zamanaşımının uygulanması için, davacıların ceza davasına katılmaları koşul olmadığı gibi, ceza davası sonuçlanmış olsa dahi, olay tarihinden itibaren on yıl içinde maddi ve manevi tazminat istenebilir.
818 s. BK/60; 765 s. MülgaTCK/102; 2918 s. KTK/109)
KARAR: Davacılar, davalının trafik kazası sonucu desteklerinin ölümüne neden olduğunu belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Mahkemece, davanın zamanaşımına uğradığı gerekçe gösterilerek istemin reddine karar verilmiştir. Karar, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki kanıt ve belgelere göre davalının 23.7.1991 tarihinde yönetimindeki araçla zararlandırıcı eylemin meydana gelmesine neden olduğu ve bu eylem sonunda davacıların desteğinin öldüğü, İsmail adlı kişinin de 25 gün iş ve gücünden kalacak derecede yaralandığı anlaşılmaktadır. Yine davalının bu eylemi nedeniyle hakkında kamu davası açıldığı, sonuçta davalının Türk Ceza Kanununun 455/2. maddesi uyarınca hükümlülüğüne karar verildiği, kararın kesinleştiği görülmüştür. Belirtilen yasa maddesine aykırı davrananların on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilecekleri öngörülmüştür. Kamu davasının zamanaşımı süresini düzenleyen aynı Yasanın 102. maddesinin 3 nolu bendinde, Yasanın 455/2. maddesinde öngörülen ceza miktarına göre, kamu davasının on senede zamanaşımına uğrayacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanununun 60. maddesinde ise, haksız eylemden doğan tazminat istemine ilişkin davaların bir yıllık zamanaşımına tabi olduğu, ancak haksız eylemin suç teşkil etmesi durumunda, o suç için öngörülen ceza zamanaşımının, hukuk davasındaki istemler için de uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 109. maddesinde de Borçlar Kanununun 60. maddesindeki genel kural olan bir yıllık süreden farklı iki yıllık zamanaşımı süresinin esas alındığı, ancak, eylemin cezayı gerektirmesi durumunda da ceza zamanaşımının uygulanacağını belirterek sonuçta, Borçlar Kanunundaki genel düzenleme ile paralellik sağlanmıştır. Yine aynı madde de bu sürelerin sadece sürücü hakkında geçerli olabileceği açıkça belirtilmediği gibi tazminatın sorumlulardan isteneceği belirtilerek işletenin de aynı kurala tabi olduğu kabul edilmiştir. Yargıtay’ın yerleşmiş kararları da bu yöndedir.
Davaya konu olan olay, suç teşkil edip 23.7.1991 gününde meydana gelmiştir. Eldeki dava ise 28.8.1997 gününde açılmıştır. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler itibariyle, tazminat isteminin ceza zamanaşımına tabi olduğu, bu sürenin de somut olay itibariyle on yıllık süreye tabi bulunduğu açıktır. Olayın meydana geldiği tarih ile davanın açıldığı gün gözetildiğinde aradan on yıllık sürenin geçmediği görülecektir. Davacıların ceza davasına katılmaları veya katılmamaları, ceza davasının sona ermesinden sonra iki yıl içinde açılmasını gerekli kılmaz. Burada öngörülen husus, zarar görenin zararı öğrenmesi değil, bu durumda, kişisel hakkın ceza zamanaşımı süresine tabi olmasıdır. Zarar gören, ceza davası süresince davaya katılıp tazminat isteyebileceği gibi, o davada tazminat istemeden davaya katılabilir ve ceza davası somut olayda olduğu gibi on yıllık süre geçmeden sonuçlanmış olsa dahi, olay tarihinden itibaren on yıl içinde kişisel haklarını isteyebilir.
Açıklanan bu yasal düzenlemeler ve hukukun genel ilkeleri gözetilerek, davacıların tazminat istemleri incelenmeli ve varılacak sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu yönün gözetilmemiş olması, usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın belirtilen nedenle (BOZULMASINA) 8.4.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 27.01.2003 E. 2002/10674 - K. 2003/844
HAKSIZ EYLEMİN SUÇ NİTELİĞİNDE OLMASI
CEZA ZAMANAŞIMI UYGULANACAĞI
CEZA DAVASI AÇILMASININ KOŞUL OLMADIĞI
SUÇ NİTELİĞİNİ HUKUK HAKİMİNİN TAKDİR ETMESİ
ÖZET : Borçlar Yasası 60/2. maddesine göre haksız eylem aynı zamanda suç niteliğinde ise tazminat davasına ceza zamanaşımı uygulanacaktır.
Ceza davası açılmamışsa, eylemin suç niteliğinde olup olmadığını hukuk hakimi takdir edecektir. O halde mahkemece davalıların işlemiş olduğu eylemin niteliği üzerinde de durulmalı ve cezayı gerektirir nitelikte bulunduğu sonucuna varılırsa ceza zamanaşımınında gözetilmesi gerekir
KARAR: Davacı Ziraat Bankası vekili avukat tarafından, davalılar Gülşen ve diğerleri aleyhine 13.8.1997 gününde verilen dilekçe ile davacı bankada görevli davalı memurların 16.355.000.-TL miktarlı çeki, tediye fişini sehven 163.555.000.-TL olarak düzenleyerek fazla ödeme yapmaları nedeniyle uğranılan zararın tazmininin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 7.11.2000 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Dava, haksız eylemden kaynaklanan tazminat isteğine ilişkindir. Davacı bankada sözleşmeli personel olan davalıların 15.12.1995 tarihinde "16.355.000" lira meblağlı bir çeki, çek hamiline "163.555.000" lira olarak fazla ödemeleri nedeniyle uğranılan zararın ödettirilmesi talep edilmektedir. Davalı cevabında zamanaşımı def’inde bulunmuş ve mahkemece davanın zamanaşımından reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Borçlar Yasasının 60. maddesi hükmünce, bir yıllık zamanaşımı zarara uğrayanın zarar ve sorumluluğu öğrendiği günden itibaren başlar. Bu öğrenme tüzel kişiler, özellikle kamu kurumlarında o kurumun dava açmaya emir vermeye yetkili organı bakımından esas alınır. Zamanaşımı def’ine karşı cevap veren davacı, bankanın Genel Müdürünün öğrenme gününün 14.8.1996 tarihi olduğunu söylemiş ve Banka yönetim kurulunun 28.8.1996 tarihli, zararın davalı memurlarından tahsilinin gerektiğine dair kararına dayanmıştır. Bu kararın tarihi ile davanın açıldığı gün arasında bir yıldan fazla bir süre geçmemiştir. O halde zamanaşımına başlangıç olarak T.C. Ziraat Bankasında dava açmaya emir vermeye yetkili organın öğrenme günü "28.8.1996" esas alınacaktır. Banka yönetim kurulunun 28.8.1996 tarihli kararından itibaren bir yıl geçmeden 13.8.1997 tarihinde bu dava açıldığına göre zamanaşımından sözedilemez. Yerel mahkemece açıklanan bu yön gözetilerek işin esası incelenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Ayrıca Borçlar Yasasının 60. maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre haksız eylem aynı zamanda suç niteliğinde ise ve Ceza Kanununda "dava açma" süresi daha uzun ise tazminat davasına da o ceza zamanaşımı uygulanacaktır. Ceza davası açılmamışsa, eylemin suç niteliğinde olup olmadığını hukuk hakimi takdir edecektir. O halde mahkemece davalıların işlemiş olduğu eylemin niteliği üzerinde de durulmalı ve cezayı gerektirir nitelikte bulunduğu sonucuna varılırsa ceza zamanaşımınında gözetilmesi gerekir. Bu yön üzerinde durulmamış olması da benimseme biçimi bakımından bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA) 27.1.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 08.07.1986 E. 1986/4736 - K. 1986/5453
TAZMİNAT DAVASI - UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ VE MAHKUMİYET KARARI VERİLMEMİŞ OLSA DAHİ UYGULANACAĞI - MİRASÇILARA DA UYGULANACAĞI
ÖZET : Ceza davası zamanaşımının uygulanması için haksız eylemin sadece suç niteliğinde olması yeterlidir. Eylemi işleyen hakkında ceza davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Mirasçılar hakkında da uzamış ceza zamanaşımı uygulanır.
KARAR: Dava haksız eylemden kaynaklanan tazminat isteğine ilişkindir. Davalıların miras bırakanı V., 14.11.1982 tarihinde davacıya karşı müessir fiil ika etmiştir. Ancak kendisi ceza mahkemesince 28.12.1983 tarihinde verilen kararla cezalandırıldıktan sonra 30.10.1984 tarihinde ölmüştür. Davacı 24.7.1985 tarihinde adıgeçenin mirasçıları aleyhine açmış bulunduğu bu davada maruz kaldığı cismani zarardan ötürü maddi ve manevi tazminat talep etmektedir.
Davalılar süresinde vermiş bulundukları cevapta olay günü ile bu davanın açıldığı gün arasında bir yıldan fazla zaman geçtiğinden bahis ile zamanaşımı def`inde bulunmuşlardır. Mahkemece savunma benimsenmekle beraber ceza mahkemesinden mahkumiyet kararının verildiği 28.12.1983 tarihinden itibaren de bir yıl içinde açılmamış olması karşısında davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
Oysa Borçlar Kanunu`nun 60. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre, tazminat davası ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olursa o zamanaşımı uygulanır. Davaya konu olan olayda da zararı doğuran eylem cezayı gerektirmektedir. Nitekim bu eylemi işleyen kişi ceza mahkemesince cezalandırılmıştır. O halde üzerinde durulacak yön daha uzun olan ceza zamanaşımının sanığın mirasçıları hakkında da uygulanıp uygulanamayacağındadır.
Dairenin, esas: 1981/11922, karar: 1981/13786 sayılı ve 25.12.1981 günlü kararında belirtildiği gibi ceza davası zamanaşımının uygulanması için haksız eylemin sadece suç niteliğinde olması yeterlidir. Bu zamanaşımının uygulanabilmesi için eylemi işleyen hakkında ceza davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Çünkü mirasçılar ölenin külli halefidirler. Gerçekten mirasçılar Medeni Hukuk bakımından muristen daha iyi bir hukuki duruma malik değildirler ( Bkz. Mustafa Reşit Karahasan, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku, 1981, Sh. 1618 ve Dr. A. Becker, İsviçre Medeni Kanunu Şerhi, Cilt: 6, Borçlar Kanunu Çevirisi, I. Kısım, Genel Hükümler, Sh. 360 ). O halde davalıların zamanaşımı def`inin reddine karar verilerek işin esası incelenmek gerekirken gerek haksız eylemin işlendiği gerekse ceza mahkemesinde karar verildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde açılmamış olduğundan söz edilerek davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarda gösterilen nedenle BOZULMASINA, 8.07.1986 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 05.07.1983 E. 1983/6115 - K. 1983/6781
MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI - CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA MAHKEMESİ KARARININ KESİNLEŞTİĞİ TARİH İLE DAVANIN AÇILDIĞI TARİH ARASINDA BEŞ YILLIK SÜRENİN HENÜZ DOLMAMIŞ BULUNMASI
ÖZET : Ceza mahkemesi kararının kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı tarih arasındaki beş yıllık süre dolmamış bulunmakla, zamanaşımı bakımından davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
KARAR : Davacı, ceza davasına verdiği 15.7.1976 günlü müdahale dilekçesi ile maddi ve manevi tazminat istemiştir. Böylece o dilekçede istediği tazminat miktarı ile bağlı olmak kaydıyla zamanaşımı kesilmiştir. Ceza mahkemesi kararının kesinleştiği 7.5.1980 tarihi ile bu davanın açıldığı 22.10.1982 tarihi arasındaki beş yıllık süre dolmamıştır. O halde işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle ( BOZULMASINA ) 05.07.1983 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 20.09.1979 E. 1979/4725 - K. 1979/9975
CEZA ZAMANAŞIMI
BASIN YOLUYLE İŞLENEN SUÇLARDA ZAMANAŞIMI
ÖZET : 1) BK. 60/2. maddesinde öngörülen uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için, fail hakkında ceza kovuşturması yapılmış ve ceza davası açılmış olması şart olmayıp ve fakat haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç olması yeterlidir
2) Bu bakımdan, takibi şikayete bağlı suçlarda, şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ceza davasının açılamaması, bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel olamaz. Çünkü, dava açılma süresinin geçirilmesi, cezayı gerektiren suç olma niteliğini ortadan kaldırmaz.
3) Tazminat davasına neden olan haksız eylemin faili hakkında ceza kovuşturması yapılmamış ise, BK.nun 60. maddesine göre zamanaşımı meselesini inceleyen hukuk hakiminin; haksız eylemin gerçekten cezayı gerektirir nitelikte olup olmadığını, cezayı gerektiriyorsa eylemin ceza hukuku bakımından daha uzun zamanaşımına tabi kılınıp kılınmadığını araştırması ve eylem daha uzun zamanaşımına tabi kılınmışsa bu ( uzamış ) ceza zamanaşımı süresini uygulaması gerekir.
4) Bu kural Basın Yasası yönünden de aynen geçerlidir; yani, basın yoluyla işlenen suçlardan ötürü 3 ve 6 aylık süreler içinde ceza davası açılmamış olması, BK’nun 60/2. maddesindeki uzamış zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.
BK. m.60/1-2 ; TCK. m. 99, 102, 108; 5680 s. Basın K. m. 17, 35
DAVA : Taraflar arasındaki manevi tazminat davası nedeniyle yapılan yargılama sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın zamanaşımı yönünden reddine ilişkin hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi gereği konuşuldu:
KARAR : 1975 yılı yaz tatilinde, parlamento mensubu arkadaşları ile birlikte Bulgaristan'a yaptıkları gezi esnasındaki gümrük işlemlerini ele alan davalı gazetenin 25 ila 28 Ağustos 1975 ve 3-4 Eylül 1975 günlü nüshalarında yayınlanan haber, makale ve fıkralarla "şahsına gerçek dışı isnatlarda bulunarak ve kişiliğine ağır saldırı yapılmak suretiyle" hakaret edildiğini ileri süren davacı tarafından : Gazete sahibi, sorumlu yazı işleri müdürleri ve haberin yazarı olan davalılardan 200.000 lira manevi tazminatın tahsiline ve keyfiyetin aynı gazetede yayınlanmasına karar verilmesi talep ve dava edilmiş; mahkemece: ortada ceza davası olmadığı ve BK.nun 60. maddesinin 1. fıkrasındaki bir yıllık zamanaşımı süresinin geçirildiği gerekçesiyle davalı tarafın zamanaşımı itirazı kabul edilmiş ve zamanaşımı yönünden dava reddedilmiştir.
1 - Haksız eylemden zarar gören kişilerin tazminat davalarında uygulanacak zamanaşımı süreleri BK.nun 60. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasında, haksız eylem nedeniyle açılacak tazminat davasının ( haksız eyleme ve tazminatla yükümlü olan kişiye ıttıla tarihinden itibaren ) 1 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı; 2.fıkra hükmünde de, şayet tazminat davasına konu olan haksız eylem aynı zamanda suç niteliğinde bulunur ve ceza hukukunda bu eylem için BK.nun 60/1. maddesindeki süreden daha uzun bir zamanaşımı kabul edilmiş olur ise; tazminat davasında da ceza hukukundaki bu ( uzamış ) zamanaşımının uygulanacağı öngörülmüştür. Başka bir ifade ile, eğer tazminat isteği cezayı gerektiren bir eylemden doğmuşsa, medeni hukuk zamanaşımı süresi yerine, bir istisna olarak daha uzun olan ceza hukuku zamanaşımı süresi uygulanır.
BK.nun 60.maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen uzamış ( ceza ) zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için, fail hakkında ceza kovuşturması yapılmış ve ceza davası açılmış olması şart olmayıp ve fakat haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç olması yeterlidir. Bu bakımdan, takibi şikayete bağlı suçlarda ( TCK.m.99 ve 108 ), şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ceza davasının açılmaması, bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel değildir. Çünkü şikayet, ceza kovuşturmasının bir şartıdır ve bir cezalandırılabilme şartı değildir. Bu kovuşturma şartı eksik olsa bile yine suç vardır ve ancak bir kovuşturma konusu olamıyacaktır ( F.N. Feyzioğlu - Borçlar Hukuku- Genel Hükümler- 1976 Cilt 1- Sh. 715 ); ( Tandoğan - Türk Mes`uliyet Hukuku -1961- Sh.364 ); ( Kaygancıoğlu/Renda/ OnursanOrman Kanunu,İlgili Mevzuat - 1976 - Sh. 642 ve 643 ve adı geçen eserlerde belirtilen bilimsel görüşler, Yargıtay ve Federal Mahkeme Kararları ).
Keza, tazminat davasına neden olan haksız eylemin faili hakkında ceza kovuşturması yapılmamış ise, BK.nun 60. maddesine göre zamanaşımı meselesini inceleyen hukuk hakiminin; haksız eylemin gerçekten cezayı gerektirir nitelikte olup olmadığını, cezayı gerektiriyorsa eylemin ceza hukuku bakımından daha uzun zamanaşımına tabi kılınıp kılınmadığını araştırması ve eylem daha uzun zamanaşımına tabi kılınmışsa bu ( uzamış ) ceza zamanaşımı süresini uygulaması gerekir.
Temyize konu tazminat davasında haksız eylemin basın yoluyla işlendiği iddia edilmektedir. Gerçekten, basın suçlarında dava süresini düzenleyen BK.nun 35. maddesinin 1. fıkrası hükmü ile "bu kanunda yazılı olan veya basın yolu ile işlenmiş bulunan suçlardan dolayı, günlük mevkuteler hakkında 3 ay ve diğer basılmış eserler hakkında 6 ay içinde açılmayan davaların dinlenemeyeceği" kabul edilmiştir. Davalılardan Gazetenin sorumlu yazı işleri müdürleri ile haber yazarı hakkında ( yazılı şikayet olmadığı için ) 3 ay içinde ceza davası açılmadığında ise uyuşmazlık yoktur. Basın Yasasının 35. maddesinde kabul edilen 3 ve 6 aylık süreler, ceza davası açılabilmesi şartıdır. Yoksa, basın yoluyla işlenen suçun ceza hukukunda ( TCK. nun 102. maddesinde ) belirlenen zamanaşımı süresi değildir. Nitekim, aynı maddenin son fıkrasında "Basın yoluyla işlenen, kovuşturması şikayete bağlı olan suçlarda ilk fıkrada yazılı süre, suçun kanun ile belli zamanaşımı haddini geçmemek kaydıyla, işlendiğinin öğrenildiği tarihte başlayacağının" yazılı olması da bu sonucu doğrular. Bu bakımdan, Prof. Çetin Özek`in " Basın suçlarının takibinin 3 ve 6 aylık gibi çok kısa hak düşürücü sürelere bağlanması ve bu sürelerin haksız eylem zamanaşımı süresinden kısa olması ve ceza davası için uygulanmayan bir dava zamanaşımı süresinin hukuk davası yönünden uygulanmasının mümkün olamayacağı için basınla ilgili hukuk davalarında; o suça ait genel ( ceza ) zamanaşımının değil, BK.nun 60/1. maddesindeki bir yıllık zamanaşımının uygulanması gerekeceği yolundaki ( Türk Basın Hukuku 1978 - sh. 714 )" görüşüne katılmak da mümkün değildir. Zira, yukarıda da açıklandığı üzere, 3 aylık ceza davası açılma süresinin geçirilmesi cezayı müstelzim olan eylemin suç olma vasfını ortadan kaldırmaz, aksine ceza hukukunda öngörülen uzamış zamanaşımının uygulanabilmesi için, ceza davası açılması değil, fakat cezayı müstelzim bir eylemin mevcudiyeti şart ve kafidir. O halde, yazılı şu hukuki olgular gözönünde tutulmadan ve özellikle sorumlu yazı işleri müdürleri ve yayın haberlerinin yazarı olan davalılara isnat edilen haksız eylemin aynı zamanda ceza hukuku yönünden suç niteliğinde olup olmadığı yönünden bir araştırma yapılmadan ve bu davalılar için BK. nun 60. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanmasının gerekip gerekmediği incelenmeden; ceza davası açılmadığından ve BK.nun 60/1. fıkrasında yazılı 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden bahisle bu davalılar hakkındaki davanın da zamanaşımından reddedilmiş olması bozmayı gerektirir.
2- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle Basın Yasasının 17. maddesi hükmüne göre haksız eylemden malen sorumlu olan davalı gazete sahibi şirket hakkındaki tazminat davasının BK.nun 60.maddesinin 1.fıkrasında yazılı 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten çok sonra 19.1.1978 tarihinde açılmış olmasına ve bu davalı hakkında uzamış ceza zamanaşımı süresinin 1. bentte belirtilen nedenlerle esasen uygulanmasının mümkün bulunmamasına binaen, davacının davalı şirketle ilgili temyiz itirazlarının reddi ile hükmün bu davalıya ilişkin bölümünün onanması gerekmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın birinci bentte gösterilen nedenlerle davacı yararına ( BOZULMASINA ), ikinci bentte yazılı nedenlerle davalılardan .... Gazetesi Başkent Gazetecilik ve Matbaacılık Ticaret ve Sanayi A.ş. hakkındaki hükmün ( ONANMASINA ) 20.9.1979 oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK MAHKEMESİ
T. 11.11.1999 E.1999/7534 - K. 1999/9756
HAKSIZ EYLEMDEN DOĞAN TAZMİNAT
ZAMANAŞIMI DEFİ - HAKARET - CEZA ZAMANAŞIMI
ÖZET: Davacıya madde tayini suretiyle hakaret edildiği, bu eylem aynı zamanda suç oluşturduğu için olaya uygulanacak zamanaşımı beş yıllık sureye tabidir. Bunun için ayrıca ceza davası açılması zorunluluğu yoktur.
KARAR: Davacı, davalı tarafından açılan Kayseri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/430 Esas sayılı nafakanın kaldırılması davasının dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların hakaret nitelikli olması nedeniyle 150.000.000 TL maddi ve 150.000.000 TL manevi tazminat isteminde bulunmuş, davalı tarafından zamanaşımı defi ileri sürülmüş, yerel mahkemece faili ve fiili öğrenme tarihinden itibaren bir yıl geçtikten sonra dava açıldığından Borçlar Kanunu'nun 60/1. maddesi gereğince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Dava konusu olan ve davacıya davalı tarafından ödenen nafakanın kaldırılması için açılan ve Kayseri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/430 Esas numarasında kayıtlı davanın dava dilekçesi incelendiğinde, davalının davacı hakkında başka kişilerle de ilişkisinin olduğunun ileri sürüldüğü görülmektedir. Bu beyan madde tayini suretiyle hakaret nitelikli olup haksız eylem aynı zamanda suç oluşturduğundan Borçlar Kanunu'nun 60/2. maddesi gereğince olayda ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. Türk Ceza Kanununda hakaret eylemi beş yıllık zamanaşımına tabi olup dava konusu olayda uzamış zamanaşımı beş yıldır ve ceza zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılmış olması da şart değildir. Yerel mahkemece dava konusu sözlerin Borçlar Kanunu'nun 60/2. maddesi gereğince ceza zamanaşımına tabi olup olmadığı tartışılmadan, aynı Yasanın 60/1. maddesi gereğince davanın reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA 11.11.1999 gününde oy birliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T.16.12.2002 E.2002/9658 - K.2002/14127
TRAFİK KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT – UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
KAMU DAVASI AÇILMASI ZORUNLU OLMAYIP SUÇ OLUŞTURMASININ
YETERLİ OLMASI
ÖZETİ: Tazminat davasında ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, açılmış bir kamu davasının bulunması zorunlu değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir.
KARAR: Dava, trafik kazası sonucu cismani zarar nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Trafik kazasının 08.12.1999 tarihinde olduğu, davalının TCK.nun 459/2. maddesi gereğince cezalandırıldığı, eldeki davanın 17.01.2002 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda tazminat davasına uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanacağı BK.nun 60/2. maddesinde açıklanmıştır. Olayda davalının mahkumiyetine esas yasa maddesi gözetildiğinde ceza zamanaşımı süresi beş yıldır. Tazminat davasında ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, açılmış bir kamu davasının bulunması zorunlu değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir. Kamu davası çeşitli nedenlerle açılmamış olabilir. HGK.nun 03.06.1953 gün ve 4/7177 sayılı kararında da açıklandığı üzere bu yön tazminat davasında ceza zamanaşımı süresinin uygulanmasını engellemez. Nitekim BK.nun 60/2. maddesinde de böyle bir koşul düzenlenmemiştir. Ayrıca tazminat davasına ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için ceza davasına katılmanın gerektiğine ilişkin bir yasa hükmü de yoktur. Kamu davası hiç açılmamış ise o davaya katılmadığı gerekçesiyle zamanaşımı süresinin kısaltılması düşünülemeyeceği gibi, açılmış olup ta tazminat davasından önce sonuçlanmış bir ceza davasına sonradan katılmanın olabileceği de düşünülemez. Ceza davasının ve müdahalenin varlığı veya yokluğu katılmanın olabileceği de düşünülemez. Ceza davasının ve müdahalenin varlığı veya yokluğu BK.nun 60/2. maddesindeki uzamış (ceza) zamanaşımı süresini etkilemez. Somut olayda tazminat davası beş yıllık ceza zamanaşımı süresi içinde açıldığından davalının zamanaşımı def’i reddedilerek işin esasının incelenmesi gerekirken mahkemece, davacının ceza davasına katılmaması nedeniyle iki yıllık zamanaşımı süresi gözetilerek davanın reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA) 16.12.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T.23.01.2003 E.2002/9945 - K.2003/760
TRAFİK KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT
CEZA DAVASI SONA ERSE BİLE, İŞLETEN VE SÜRÜCÜ HAKKINDA
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI UYGULANIR
ÖZETİ: 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasasının zamanaşımına yönelik hükümlerini düzenleyen 109. maddesinde sürücü ile işletenler arasında zamanaşımı yönünden bir ayrım yapılmamıştır. Araç işleten aynı Yasanın 85. maddesi gereği araç sürücüsünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olup, "tazminat yükümlüsü" kavramı içerisinde değerlendirilmelidir. Şu durumda aynı Yasanın 109/2. maddesinde getirilen uzamış zamanaşımı ile ilgili kuralın işleteni de kapsadığı kabul edilmelidir.
Öte yandan, ceza davasının sona ermiş olması, işleten ve sürücü hakkında uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasını ortadan kaldırmaz. (2918 s. KTK/85, 109; 818 s. BK/41)
KARAR: Dava trafik kazası nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Yerel mahkemece araç sürücüsü yönünden dava kısmen kabul edilmiş, aracın işleteni Banka yönünden zamanaşımı süresi geçtiğinden dava reddedilmiş karar davacı ile davalılardan sürücü Mehmet tarafından temyiz edilmiştir.
Yerel mahkemece davalı araç işleteni hakkındaki dava; ceza davası bittiğinden ve malen sorumlu işleten yönünden dava zamanaşımına uğradığından reddedilmiştir. Diğer davalı Mehmet’in eyleminin suç teşkil ettiği ceza dosyası ile anlaşılmaktadır. Davalı TC.Ziraat Bankası ise aracın işletenidir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasasının zamanaşımına yönelik hükümlerini düzenleyen 109. maddesinde sürücü ile işletenler arasında zamanaşımı yönünden bir ayrım yapılmamıştır. Araç işleten aynı Yasanın 85. maddesi gereği araç sürücüsünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olup, "tazminat yükümlüsü" kavramı içerisinde değerlendirilmelidir. Şu durumda aynı Yasanın 109/2. maddesinde getirilen uzamış zamanaşımı ile ilgili kuralın işleteni de kapsadığı kabul edilmelidir. Nitekim yerleşik yargı içtihatları da bu yöndedir. O halde yerel mahkemenin işleten hakkında da uzamış (ceza) zamanaşımı süresini gözetmeden; işletene yönelik davayı zamanaşımından reddetmesi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı yararına (BOZULMASINA), davalı Mehmet’in temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine 23.1.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 04.12.2008 E. 2008/13761 - K. 2008/15023
HAKARET SUÇU - MANEVİ TAZMİNAT - UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ VEYA MAHKUMİYET KARARI VERİLMEMİŞ
OLSA DAHİ, UZAMIŞCEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANACAK OLMASI
ÖZETİ: Tazminat davasında uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için mutlaka bir ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararının bulunması gerekmez. Bu nedenle dava 23.01.2007 tarihinde açıldığına göre 8 yıllık ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşıldığından işin esasının incelenip varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. (818 s. BK/60, 5237 s. TCK/66, 125)
KARAR: Dava, haksız eylem nedeni ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, 10.11.2005 tarihli belediye meclis toplantısında davalı belediye başkanının yaptığı konuşma sırasında kendisine hakaret etmek suretiyle kişilik haklarına saldırı da bulunduğunu belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkemece açılan bir ceza davası bulunmadığı, meclis toplantısının yapıldığı 10.11.2005 tarihinden itibaren dava tarihi olan 23.01.2007 tarihine kadar BK.’nun 60/1 maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle istem zamanaşımı nedeniyle reddedilmiştir. Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, belediye meclisi üyesi olduğunu, belediye başkanı olan davalının 10.11.2005 tarihli belediye meclis toplantısında “…ben seçim çalışmalarını yaparken siz evinizde makyaj yapıyordunuz… sizin gibi köhnemiş bir fikir üzerinde kalıp, örümcek kafalı bir beyinle gidersem …” sözleriyle hakaret ettiğini belirterek manevi tazminat istemiştir. Davalı cevabında zamanaşımı def’inde bulunmuş ve davanın reddini istemiştir.
Dava konusu konuşmanın yapıldığı tarih 10.11.2005’tir. Davacı, bu konuşma ile davalının kendisine hakaret ettiğini ileri sürmektedir. Varlığı iddia edilen hakaret suçu ise olay tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK.’nun 125. maddesi kapsamındadır. TCK.’nun 66/e maddesi uyarınca ceza zamanaşımı 8 yıldır. Borçlar Kanunu’nun 60/2 maddesinde eylem suç teşkil ettiği takdirde ceza (uzamış) zamanaşımının uygulanacağı ifade edilmiştir. Tazminat davasında uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için mutlaka bir ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararının bulunması gerekmez. Bu nedenle dava 23.01.2007 tarihinde açıldığına göre 8 yıllık ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşıldığından işin esasının incelenip varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. Anılan yön gözetilmeden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA 04/12/2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
T.28.04.2008 E. 2008/3722 - K.2008/7297
HAKSIZ FİİL - UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASI AÇILMASI ZORUNLU OLMAYIP, HAKSIZ EYLEMİN
SUÇ OLUŞTURMASININ YETERLİ OLMASI
ÖZETİ: İleri sürülen bu eylem; malvarlığına karşı işlenen suç niteliğinde olup, haksız eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa uzamış zamanaşımının uygulanacağı düzenlenmiştir.
Uzamış zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılması zorunlu değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir. BK.nun 60/2.maddesinde ceza zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılması gibi bir koşul düzenlenmemiştir. (BK/60, HUMK/428)
KARAR: Davada; davalıların davacıya ait taşınmazdan 2004 yılının Kasım ayı içerisinde rızası dışında 10 kamyon civarında toprak aldıkları, bu eylemleri nedeniyle limon ağaçlarının kuruduğu, taşınmazda değer kaybı olduğu gibi mahsulde alamadığı ileri sürülerek fazlaya ilişkin hakların saklı tutularak 4.068.62 YTL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsili istenilmiştir.
Mahkemece; davacının 22.11.2004 tarihinde yaptırdığı tesbit ile haksız fiili ve failini öğrenmesine rağmen davanın 10.02.2006 tarihinde açıldığı ve BK.nun 60.maddesindeki 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu; bu eylemden dolayı davacının davalılar hakkında şikayetçi olmayıp ceza davası da açılmadığından hukuka aykırı eylemin net bir şekilde tasvip edilip kesinleşmediği, böyle olunca BK.nun 60/2.maddesindeki zamanaşımı süresinin de göz önünde tutulmadığı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davada; davalıların hiçbir hakkı olmadığı halde davacıya ait taşınmazdan toprak almak suretiyle zarar verdikleri iddiasıyla oluşan maddi zararın tahsili istenilmiştir.
İleri sürülen bu eylem; malvarlığına karşı işlenen suç niteliğinde olup, BK.nun 60/2 maddesinde haksız eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanacağı düzenlenmiştir. Uzamış zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılması zorunlu değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir. BK.nun 60/2.maddesinde ceza zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılması gibi bir koşul düzenlenmemiştir. Yargıtay'ın bu güne kadarki yerleşik kararları da bu yöndedir.
O halde; davada ileri sürülen haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturduğu ve uygulanması gereken ceza zamanaşımı süresinin de henüz dolmadığı gözetilerek, davalıların zamanaşımı itirazının reddi ile işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi yanlıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA 28.04.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T.14.06.2004 E.2004/1183 - K.2004/7711
CEZA DAVASI ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ VE MAHKUMİYET KARARI VERİLMEMİŞ OLSA DAHİ UZAMIŞ CÇEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI
HUKUK HAKİMİNİN SUÇ NİTELİĞİNİ ARAŞTIRMASI
ÖZET: Ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi; mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Bu anlamda, cumhuriyet savcılığının koğuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir. Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı nedeniyle beraat kararı verilmesi hali dışında; eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir.
(BK/60, 765 s. MülgaTCK/102)
KARAR: Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz olunmuştur.
Davaya konu edilen yayında, "Tele-aşklı kuyumcu soygunu" başlığı altında: "Cep telefonuyla tele-aşk yaparak kuyumcunun dikkatini dağıtıp, 7,5 milyarlık bilezik çalan iki kadın soyguncu yakalandı. Erzurum’da Kadriye Alcan (41), Taşmağazalar Semti’nde girdiği kuyumcuda soygun için fırsat kollarken, arkadaşı Melek Yıldız, erkek arkadaşı Ali Dinç’in kullandığı otomobilden cep telefonuyla kuyumcu Necmi Halıcı’yı telefonla arayıp "tele-aşk"a başladı. Yıldız, arkadaşı Alcan altınları alana kadar konuşmasını uzattı. Kısa süre sonra bileziklerin kaybolduğunu fark eden kuyumcu, polisi arayarak yardım istedi. "Tele-aşk" şebekesinin peşine düşen polis, kent çıkışlarını kontrol altına aldırdı. Soyguncular, Ilıca yakınlarında yakalandı. Aramada, iki kadının külotlarından 7, 5 milyar lira değerinde altın bilezik çıktı. Kars ve Ağrı’da kuyumcuları soyduktan sonra Erzurum’a gelen "tele-aşk" çetesi son işinde yakalandı. 23 yaşındaki Melek Yıldız cep telefonuyla, "tele-aşk" yaparken, arkadaşı Kadriye Alcan, bilezikleri çalıyordu." biçiminde haber yapılmıştır.
Mahkemece, yayın tarihinden itibaren BK.m.60/1’de ön görülen bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
BK.m.60/2 uyarınca, aynı zamanda suç niteliği taşıyan haksız eylem bakımından, ceza yasalarında ön görülen dava zamanaşımı süresi BK.m.60/1’de düzenlenen sürelerden daha uzun ise; ceza davası zamanaşımı süresinin göz önünde tutulması gerekir. Madde hükmünün uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi; mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Bu anlamda, cumhuriyet savcılığının koğuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir. Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı nedeniyle beraat kararı verilmesi hali dışında; eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir. Davaya konu yayın ile ilgili olarak bir ceza soruşturması veya kararı bulunmamaktadır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, yayının aynı zamanda suç niteliğini taşıyıp taşımadığının mahkemece belirlenmesi gerekmektedir. Davacı, hakkında yapılan haber ile; cep telefonu ile tele-aşk yapan ve bu nedenle dikkati dağıtılan bir kimse olarak gösterilmiştir. Ortalama değer yargıları göz önünde bulundurulduğunda, bu tür bir ilişkiye açık biri olarak gösterilmiştir. Yazıda, yer ve zaman ile kişi unsurları da yer almaktadır. Şu durumda yazı, aynı zamanda TCK.m.480’de düzenlenen ve ceza yaptırımına bağlanan hakaret suçunun da konusunu oluşturmaktadır. Bu eylemin, TCK.m.102/4’de düzenlenen ceza davası zamanaşımı süresi ise 5 yıldır. O halde, yazı nedeniyle sorumlu müdür sıfatını taşıyan davalı Uğur Sarı yönünden BK.m.60/2 uyarınca uzamış ceza davası zamanaşımı süresi söz konusudur. Karar, bu bakımdan doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda (2)nolu bentte gösterilen nedenle davalılardan Uğur Sarı aleyhine BOZULMASINA; diğer davalılara yönelik temyiz itirazlarının (1)nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine ve bu davalılara yönelik hükmün onanmasına ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 14/6/2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 25.4.2005 E. 2004/10274 - K. 2005/4340
BASIN YOLUYLA KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI - MANEVİ TAZMİNAT
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN UYGULANMASI İÇİN KAMU DAVASI AÇILMASININ ZORUNLU OLMAMAS
ÖZET: Haksız eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa ceza zamanaşımı uygulanır. Bunun için bir kamu davasının bulunması koşul değildir. (818/m.49,60/2)
KARAR: Dava, basın yoluyla kişilik hakkına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı, dava konusu yayında yer alan sözcükler nedeniyle davalıların cezai sorumlulukları da bulunduğunu belirterek yayının aynı zamanda suç oluşturduğunu dava dilekçesinde açıklamıştır. Dava haksız eyleme dayanmaktadır. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda BK'nın 60/2. maddesi gereğince ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. Dava konusu yayının 29.10.2002 tarihinde yapıldığı, eldeki davanın ise 6.2.2004 tarihinde açıldığı gözetildiğinde ceza zamanaşımının dolmadığı belirgindir.
Ceza zamanaşımının uygulanması için bir kamu davasının bulunması koşul değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir. Davacı, davalıların eyleminin suç oluşturduğunu belirterek tazminat istediğine göre somut olayda ceza zamanaşımı süresinin gözetilmesi gerekir. Şu durum karşısında zamanaşımı savunmasının reddedilerek işin esasının incelenmesi gerekirken, mahkemece bir yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçe gösterilerek davanın reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle ( BOZULMASINA ) 25.4.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 23.06.1983 E. 1983/5841 K. 1983/6468
TAZMİNAT DAVASI - EVLENME VAADİYLE KIZLIK BOZMA
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI
CEZA DAVASI AÇILMASI KOŞUL OLMAYIP, HAKSIZ EYLEMİN CEZA HUKUKU BAKIMINDAN SUÇ OLMASININ YETERLİ OLMASI
ÖZET: Uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için fail hakkında ceza davası açılmış olması şart olmayıp haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç olması yeterlidir.
Bu bakımdan takibi şikayete bağlı suçlarda (TCK.md.99 ve 108 ) şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ceza davasının açılamaması veya bir ceza davası açılmış olsa bile bu davanın şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmiş olması bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel değildir. Çünkü, şikayet ceza kovuşturmasının bir şartıdır, bir cezalandırılabilme şartı değildir. Bir kovuşturma şartı eksik olsa bile yine suç vardır; ancak bir kovuşturmaya konu olamayacaktır.
KARAR: Dava eşya ve haksız eylemden doğma tazminat istekleridir. iddiaya göre davalı D. evlenme vaadi ile davacı A.`nın kızlığını bozmuş ve onunla bu vaad altında bir süre birlikte yaşadıktan sonra evden kovmuştur. Davacı bu nedenle 125.000 lira maddi ve 125.000 lira manevi tazminatın ödetilmesini istemekte ve ayrıca davalı yedinde kalan çeyiz eşyasının mevcutsa aynen teslimini ve mevcut değil ise bedeli olan 205.000 liranın ödetilmesini talep etmektedir. Davalı süresinde vermiş bulunduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı def`inde bulunmuş ve mahkemece BK.nun 60. maddesinin birinci fıkrasında gösterilen bir yıllık sürenin geçmiş olması karşısında davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
1 - Mallar mevcut oldukça bunları geri isteme hakkı istihkak davası mahiyetinde olduğundan ve mülkiyete dayanan istihkak davalarında dava hakkını ortadan kaldıran bir zamanaşımı mevcut bulunmadığından BK.nun 66. maddesindeki zamanaşımının malın elden çıktığını veya telef olduğunu davacının öğrenmiş olduğu tarihten itibaren hesaplanması gerekir ve bu öğrenmenin kabulü için zan sınırlarını aşmayan bir bilgi yeter olmayıp, kesin olarak edinilen bir bilgi şarttır. O halde mahkemece öncelikle davaya konu edilen eşyanın davalı yedinde aynen mevcut olup olmadığı araştırılarak ve mevcut ise bu eşya için zamanaşımı def`inin reddine karar verilmek ve mevcut değilse bir yıllık zamanaşımının belirtilen hukuki esasa göre hangi tarihte başlamış olduğu bu def`i ileri süren davalıya ispat ettirilmek ve gerekirse davacının bu konuda göstereceği deliller de toplanarak varılacak sonuca göre bir karar verilmek gerekirken olaydan davanın açıldığı güne kadar bir yıldan fazla bir süre geçmiş olduğundan bahis ile sözü edilen eşya hakkındaki davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
2 - Maddi ve manevi tazminat isteklerine gelince, haksız eylemden zarar gören kişilerin tazminat davalarında uygulanacak zamanaşımı süreleri BK.nun 60. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, haksız eyleme dayanılarak açılacak tazminat davasının haksız eyleme ve tazminatla yükümlü olan kişiye ıttıla tarihinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı, 2. fıkrasında da şayet tazminat davasına konu olan haksız eylem aynı zamanda suç niteliğinde bulunur ve ceza hukukunda bu eylem için BK.nun 60/1. maddesindeki süreden daha uzun bir zamanaşımı kabul edilmiş olursa tazminat davasına da ceza hukukundaki bu ( uzamış ) zamanaşımının uygulanacağı öngörülmüştür.
BK.nun 60. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için fail hakkında ceza kovuşturması yapılmış veya ceza davası açılmış olması şart olmayıp haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç olması yeterlidir. Bu bakımdan takibi şikayete bağlı suçlarda (TCK.md.99 ve 108 ) şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeni ile ceza davasının açılamaması veya bir ceza davası açılmış olsa bile bu davanın şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeni ile ortadan kaldırılmasına karar verilmiş olması bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel değildir. Çünkü, şikayet ceza kovuşturmasının bir şartıdır, bir cezalandırılabilme şartı değildir. Bir kovuşturma şartı eksik olsa bile yine suç vardır; ancak bir kovuşturmaya konu olamayacaktır. Yargıtayın yerleşmiş uygulaması da bu yoldadır ( Bkz. Yargıtay 4. HD.nin E: 1979/4725, K: 1979/9975 sayılı ve 20.9.1979 günlü kararı; Yargıtay HGK.nun E: 1979/4-231, K: 1981/744 sayılı ve 8.11.1981 günlü kararı ).
Davaya konu olan olayda davalıya isnad olan eylemin şikayet süresi gerçekten 6 aydır. Bu sürenin geçirilmiş olmasına rağmen kamu davası açılmışsa da şikayet süresinin geçmiş bulunduğu görülmekle ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir. Ancak bu durum davalıya isnat olunan eylemin cezayı gerektirmesi, niteliğini ortadan kaldırmaz. O halde mahkemece maddi ve manevi tazminata ilişkin davalar yönünden davalıya isnad olunan eylemin uzamış zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğu gözetilmeksizin BK.nun 60. maddesinin birinci fıkrasında gösterilen 1 yıllık sürenin geçmiş olduğundan söz edilerek bu bölüm davanın da zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın birinci ve ikinci bentde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, 23.6.1983 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ
T. 11.03.2008 E. 2007/5157 - K. 2008/1180
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI
CEZA DAVASI AÇILMASI VEYA MAHKUMİYET KARARI VERİLMESİ ŞART DEĞİLDİR.
ÖZET : Uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için ceza davasının açılması ya da davanın mahkumiyetle sonuçlanması şart değildir.
KARAR: Davalı hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmişse de bu karar dosya içeriğine uygun düşmemektedir. 2918 sayılı KTK'nın 109/2. maddesinde dava cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörürse, bu sürenin maddi tazminat talepleri için de geçerli olduğu belirtilmiştir. Somut olayda, yaralamalı motorlu araç kazası meydana gelmiştir. Uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için ceza davasının açılması ya da davanın mahkumiyetle sonuçlanması şart değildir. Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya ilişkin suçlarda uygulanan 5 yıllık uzamış ceza zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu durumda davalı Necip yönünden de işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz' itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ) 11.03.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 28.12.2007 E. 2007/13984 - K. 2007/16462
HAKSIZ FİİL NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNAT
CEZA ZAMANAŞIMI - CEZA DAVASI AÇILMASI VE MAHKUMİYET KARARI VERİLMESİ GEREKMEDİĞİ
ÖZET : Manevi tazminat istemine ilişkin tazminat davasında, uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi, mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Bu anlamda, cumhuriyet savcılığının koğuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir. Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı nedeniyle beraat kararı verilmesi hali dışında; eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir.
KARAR: Dava, haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalı tarafından temyiz olunmuştur.
BK.nun 60/2. maddesi uyarınca, aynı zamanda suç niteliği taşıyan haksız eylem bakımından, ceza yasalarında ön görülen dava zamanaşımı süresi BK.nun 60/1. maddesinde düzenlenen sürelerden daha uzun ise; ceza davası zamanaşımı süresinin göz önünde tutulması gerekir. Madde hükmünün uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi; mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Bu anlamda, cumhuriyet savcılığının koğuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir. Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı nedeniyle beraat kararı verilmesi hali dışında; eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir.
Somut olayda, tarafların aynı işyerinde avukatlık yaptıkları ve daha sonra ayrıldıkları; davacının, müvekkilleri tarafından azledildiği ve buna davalının neden olduğu; davalı tarafından düzenlenen dava dilekçesinde davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu ileri sürülmüştür. Söz konusu dava dilekçesi incelendiğinde, kullanılan ifadeler itibariyle TCK.nun 480 ve 482. maddelerinde düzenlenen hakaret ve sövme suçlarının konusunu oluşturabileceği anlaşılmaktadır. Bu eylemlerin, TCK.nun 102/4. maddesinde ön görülen ceza davası zamanaşımı süresi ise 5 yıldır. Şu durumda, BK.nun 60/2. maddesi uyarınca uzamış ceza davası zamanaşımı süresi söz konusudur ve dava tarihi itibariyle süre dolmamıştır. Mahkemece, işin esasının çözümlenmesi gerekir. Karar, bu bakımdan yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle davacı yararına BOZULMASINA 28/12/2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
T. 28.06.2004 E. 2003/13227 - K. 2004/7147
SİGORTACIYA DA CEZA ZAMANAŞIMI UYGULANMASI GEREĞİ
DAVALI HAKKINDA CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ OLMASININ ENGEL OLUŞTURMAYACAĞI
YARALANMALI VE MADDİ HASARLI TRAFİK KAZASINDA, UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞININ MADDİ ZARAR İÇİN DE UYGULANACAĞI
ÖZET : Davacıların içinde bulunduğu araçla davalı sigorta şirketine trafik sigortası ile sigortalı aracın çarpışması sonucu uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. 2918 sayılı KTK. nun 8. kısım 5. bölüm "Ortak Hükümler" başlığı altında yer alan 109/2. maddesindeki davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve Ceza Kanunu'nun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağına dair hükmü uyarınca davalı trafik sigortacısı hakkında ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. (2918/m. 98, 99, 109; 765/m. 459, 465)
KARAR: Dava, davacıların içinde bulunduğu araçla davalı sigorta şirketine trafik sigortası ile sigortalı aracın çarpışması sonucu uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, TCK. nun 465. ve 459. maddeleri kapsamına göre, davalı sigorta şirketi yönünden ceza davası olmamasına göre, ceza zamanaşımının uygulanamayacağı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. 2918 sayılı KTK. nun 8. kısım 5. bölüm "Ortak Hükümler" başlığı altında yer alan 109/2. maddesindeki davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve Ceza Kanunu'nun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağına dair hükmü uyarınca davalı trafik sigortacısı hakkında ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. Ayrıca, KTK. nun 98/1. ve 99/1. maddeleri ise tedavi ve diğer trafik sigortası kapsamına giren zararların sigortacıya bildirilmesinden itibaren 8 iş günü içinde ödeme zorunluluğu getirildiğine göre, zamanaşımı süresinin sigortacıya yapılması gerekli ihbar tarihinden itibaren başlatılması gerekir. Bu itibarla, 20.11.2000 olay tarihine göre 3.12.2002 dava tarihinde dahi davalı sigorta şirketi yönünden açılan davanın zamanaşımına uğramadığı, dolayısıyla, davanın süresinde açıldığının kabulü ile işin esasına girilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA 28.6.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 25.01.1990 E. 1989/6101 - K. 1990/285
HAKSIZ EYLEMİN SUÇ NİTELİĞİNDE BULUNMASININ YETERLİĞİ
MİRASÇILAR HAKKINDA DA CEZA ZAMANAŞIMI UYGULANACAĞI
ÖZET: Tazminat davasının, ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olması halinde o zamanaşımının mutlak surette uygulanması gerekir.
Ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, haksız eylemin sadece suç niteliğinde bulunması yeterlidir. Eylemi işleyen hakkında kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Çünkü mirasçılar ölenin külli halefidirler.
KARAR: Dava, haksız eylemden doğan manevi tazminat isteğidir. Çıkan bir çatışmada davalıların o tarihte henüz bekar olan ve ergin bulunan oğlu İdris 13.3.1983 tarihinde davacıların yakını Yusuf'u öldürmüştür. Aynı çatışmanın içerisinde fakat Yusuf'un öldürülmesinden sonra davacılardan Mahmut da fail idris'i öldürmüştür. Bu durumda; C. Savcılığınca, sanık İdris ölmüş bulunduğundan Yusuf'un katledilmiş olmasından ötürü takipsizlik kararı verilmiştir. 20.11.1987 kaydıye tarihli dilekçe ile açılan bu davada husumet failin kanuni mirascıları bulunan ana ve babasına yöneltilmiştir. Davalılar cevap dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulunmuşlardır. Mahkemece İdris hakkında bir kamu davası açılmadığı gibi bir ceza da verilmemiş olması karşısında Borçlar Kanununun 60. maddesinin 2. fıkrası uyarınca daha uzun olan ceza zamanaşımının uygulanamayacağı benimsenip olay günü ile davanın açıldığı gün arasında bir yıldan fazla bir süre geçmiş olmakla aynı maddenin birinci fıkrası uyarınca davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
Oysa, Borçlar Kanununun 60. maddesinin 2. fıkrası hükmü; tazminat davasının, ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olması halinde o zamanaşımının mutlak surette uygulanmasını buyurmaktadır. Davaya konu olan olayda da zararı doğuran eylem, cezayı gerektirmektedir. Ancak, failin ölmüş bulunması karşısında üzerinde durulacak yön daha uzun olan ceza zamanaşımının onun mirasçıları hakkında da uygulanıp uygulanamayacağındadır. Dairenin E. 1981/11922, K. 1981/13786 sayılı ve 25.12.1981 günlü kararı ile E. 1986/ 4736, K. 1986/5453 sayılı ve 8.7.1986 günlü kararı ve diğer birçok kararlarında belirtildiği gibi ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız eylemin sadece suç niteliğinde bulunması yeterlidir. Eylemi işleyen hakkında kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Çünkü mirasçılar ölenin külli halefidirler. Gerçekten onlar Medeni Hukuk bakımından mirasbırakandan daha iyi bir hukuki duruma malik değildirler ( Bkz. Mustafa Reşit Karahasan, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku, 1981, Sh. 1618 ve Dr. A. Becker, İsviçre Medeni Kanunu Şerhi, Cilt: 6, Borçlar Kanunu Çevirisi, 1. Kısım, Genel Hükümler, Sahife 360 ),
O halde davalıların zamanaşımı def'inin reddine karar verilerek işin esasının incelenmesi gerekirken olay gününden itibaren bir yıl içerisinde açılmamış olduğundan söz edilerek davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş bulunması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle (BOZULMASINA) 25.1.1990 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 07.03.1996 E. 1996/1033 - K. 1996/1461
TRAFİK KAZASINDA UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
HEM MADDİ HEM MANEVİ TAZMİNATA UYGULANMASI
İŞLETEN VE SÜRÜCÜ AYRIMI YAPILMAMASI
SÜRÜCÜ HAKKINDA CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ OLMASININ SONUCU DEĞİŞTİRMEMESİ
İLERİ SÜRÜLMEDİĞİ TAKDİRDE GÖZÖNÜNE ALINAMAMASI
ÖZET : 1) Trafik kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında, uzamış (ceza) zamanaşımıın uygulanması için mutlaka aynı olay hakkında ceza davası açılmış olması gerekli değildir. (2918 KTK 109/2, BK.60/2, TCK 102/4)
2) Ceza zamanaşımı manevi zararlar için de geçerlidir.
3) Zamanaşımı ileri sürülmediği takdirde, hakim kendiliğinden nazara alamaz.
KARAR : 1- Dava, trafik kazası sonucu cismani zarara uğrayan davacının tazminat istemine ilişkindir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 109/2. maddesine göre; "Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunuyorsa, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir". Yargıtay'ın uygulamasına göre bu hüküm, trafik kazasında uğranılan manevi zararlar için de geçerlidir. Davacı, davalı İETT Genel Müdürlüğü'ne ait diğer davalı sürücü Sadi idaresindeki otobüsün çarpması sonucu cismani zarara maruz kalmış ve her iki davalı aleyhine 15.12.1992 tarihinde açtığı ilk davada davalı Sadi'nin % 75 ve davacının da % 25 nisbetinde kusurlu oldukları benimsenmiş ve ödetme kararı verilmiş olup o hüküm kesinleşmiştir. Hal böyle olunca, davalı sürücünün suç teşkil eden eylemi söz konusudur ve hakkında ceza davası açılmamış olması sonucu değiştirmez. Bu durumda; davalı işleten hakkındaki dava 2918 sayılı Yâsanın 109/2 ve davalı sürücü hakkındaki dava da BK.nun 60/2. maddeleri karşısında TCK.nun 102/4. maddesi hükmüne göre, 5 yıllık uzamış ( ceza ) zamanaşımına tabidir. Davanın 5 yıllık zamanaşımı süresi geçmeden açıldığı gözetilmeden davalı İETT Genel Müdürlüğü'nün zamanaşımı savunmasının kabul edilerek zamanaşımı nedeniyle davanın reddedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
2- BK.nun 140. maddesine göre, müruruzaman dermeyan edilmediği surette hakim, müruruzamanı kendiliğinden nazara alamaz. Davalı Sadi'nin zamanaşımı savunması olmadığı halde ve diğer davalının zamanaşımı def'inden bu davalının yararlanamayacağı gözetilmeden, Sadi hakkındaki davanın da zamanaşımı bakımından reddedilmiş olması kabul şekli bakımından bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle (BOZULMASINA) 7.3.1996 gününde oybirliğiyle karar verild
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
T. 19.01.2006 E. 2004/13794 - K. 2006/277
HAKSIZ REKABETİN TESPİTİ
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI - MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT
ŞİKÂYET VAKİ OLMASA DAHİ UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMININ
TÜZEL KİŞİ HAKKINDA UYGULANACAĞI (6762/m.56)
ÖZET : Kesinleşmiş haksız rekabetin tespitine ilişkin Mahkeme dosyasına ve tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarına dayanılarak, şikayet vaki olsun veya olmasın uzamış ceza zamanaşımının haksız rekabette bulunan davalı tüzel kişilik hakkında da uygulanması gerekir.
KARAR: Davacı vekili, davalının müvekkilinin tanınmış "Aygaz" markasının şöhretinden yararlanmak amacıyla kendi dolum tesislerinde anılan markalı LPG tüpleri doldurduğunun kesinleşmiş ilama bağlandığını ileri sürerek, (23.002.50) TL maddi ve (10.000.00) TL manevi tazminatın reeskont faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın bir yıllık zamanaşımından sonra açıldığını, davanın kabulü anlamına gelmemek kaydı ile (23.002.500.) TL kâr marjı hesabına diyeceklerinin olmadığını bildirmiştir.
Mahkemece, kesinleşmiş haksız rekabetin tespitine ilişkin Gülyalı Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2001/4 - 25 sayılı dosyasına ve tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarına dayanılarak, şikayet vaki olsun veya olmasın uzamış ceza zamanaşımının haksız rekabette bulunan davalı tüzel kişilik hakkında da uygulanması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA 19.01.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 06.01.1976 E. 1975/4858 - K. 1976/74
CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI
CEZA DAVASI AÇILMASININ, DAVAYA KATILMANIN KOŞUL OLMADIĞI
ÖZETİ : Suç sayılan bir haksız eylemi işleyen kişiye karşı açılan tazminat davasına uygulanacak zamanaşımı Borçlar Yasasının 60.maddesinin 2.fıkrasında açıklandığı üzere ceza zamanaşımıdır. Bu nitelikteki eylemlere o maddenin 1. fıkrasında yazılı bir yıllık zamanaşımı uygulanmaz.
Ceza zamanaşımının uygulanmasında, ceza davasının açılmış olup olmaması araştırılmaz. Cumhuriyet Savcılığınca açılması gerekli ceza davasına katılınmamış olması sonucu değiştirmez. Cezayı gerektiren haksız eylemden ötürü kamu davası için hiç bir işlem yapılmamış olsa dahi ceza zamanaşımı süresi içinde maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.
KARAR : Davacı avukatı; davalıların müvekkilini dövüp yaraladıklarını ileri sürerek 35.000 lira maddi ve manevi tazminatın alınmasını istemiştir Yapılan yargılama sonunda; zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteğinin süreside olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşuldu:
Suç sayılan bir haksız eylemi işleyen kişiye karşı açılan tazminat davasına uygulanacak zamanaşımı Borçlar Yasasının 60.maddesinin 2.fıkrasında açıklandığı üzere ceza zamanaşımıdır. Bu nitelikteki eylemlere o maddenin 1. fıkrasında yazılı bir yıllık zamanaşımı uygulanmaz. Bu ana kuralın uygulanması için haksız eylemden sonra ceza davasının açılmış olup olmaması araştırılmaz, yasanın bu kuralı salttır. Aynı zamanda işlenmiş olan bu haksız eylemden ötürü Cumhuriyet Savcılığınca açılması gerekli ceza davasına katılınmadığı bildirilerek karar verilmiş olması bu sonucu değiştirmez. Çünkü, cezayı gerektiren haksız eylemden ötürü kamu davası için hiç bir işlem yapılmaması dahi aynı sonucu doğurur. O halde bu haksız eylemin, adiyen ve Türk Ceza Yasasının 456/4. maddesinde açıklanıp kovuşturması şikayete bağlı eylemden ötürü 1 yıl geçtikten sonra 4.9.1973 gününde dava açılınca suçun bağlı olduğu zamanaşımı süresinde davanın ileri sürüldüğü düşünülmelidir. Mahkemece bu yön gözetilmeden ve savcılıkça verilen takipsizlik kararının nitelikçe suçun işlenmediğinden değil işlenmiş olan suça göre açılacak davaya katılınmadığı ilkesine dayanıldığı gözetilmeden zamanaşımından davanın reddi bozmayı gerektirir
SONUÇ: Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle (BOZULMASINA) 06.01.1976 tarhinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 08.04.1999 E. 1999/1163 - K.1999/3022
TRAFİK KAZASI - UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASINA KATILMANIN KOŞUL OLMADIĞI
CEZA DAVASI SONUÇLANMIŞ OLSA DAHİ UYGULANACAĞI
ÖZET : 1) Trafik kazasında bir ölü ve bir yaralı bulunması durumunda, uzamış ceza zamanaşımı on yıl olup, bu süre hem sürücü hem işleten hakkında uygulanır.
2) Uzamış ceza zamanaşımının uygulanması için, davacıların ceza davasına katılmaları koşul olmadığı gibi, ceza davası sonuçlanmış olsa dahi, olay tarihinden itibaren on yıl içinde maddi ve manevi tazminat istenebilir.
818 s. BK/60; 765 s. MülgaTCK/102; 2918 s. KTK/109)
KARAR: Davacılar, davalının trafik kazası sonucu desteklerinin ölümüne neden olduğunu belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Mahkemece, davanın zamanaşımına uğradığı gerekçe gösterilerek istemin reddine karar verilmiştir. Karar, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki kanıt ve belgelere göre davalının 23.7.1991 tarihinde yönetimindeki araçla zararlandırıcı eylemin meydana gelmesine neden olduğu ve bu eylem sonunda davacıların desteğinin öldüğü, İsmail adlı kişinin de 25 gün iş ve gücünden kalacak derecede yaralandığı anlaşılmaktadır. Yine davalının bu eylemi nedeniyle hakkında kamu davası açıldığı, sonuçta davalının Türk Ceza Kanununun 455/2. maddesi uyarınca hükümlülüğüne karar verildiği, kararın kesinleştiği görülmüştür. Belirtilen yasa maddesine aykırı davrananların on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilecekleri öngörülmüştür. Kamu davasının zamanaşımı süresini düzenleyen aynı Yasanın 102. maddesinin 3 nolu bendinde, Yasanın 455/2. maddesinde öngörülen ceza miktarına göre, kamu davasının on senede zamanaşımına uğrayacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanununun 60. maddesinde ise, haksız eylemden doğan tazminat istemine ilişkin davaların bir yıllık zamanaşımına tabi olduğu, ancak haksız eylemin suç teşkil etmesi durumunda, o suç için öngörülen ceza zamanaşımının, hukuk davasındaki istemler için de uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 109. maddesinde de Borçlar Kanununun 60. maddesindeki genel kural olan bir yıllık süreden farklı iki yıllık zamanaşımı süresinin esas alındığı, ancak, eylemin cezayı gerektirmesi durumunda da ceza zamanaşımının uygulanacağını belirterek sonuçta, Borçlar Kanunundaki genel düzenleme ile paralellik sağlanmıştır. Yine aynı madde de bu sürelerin sadece sürücü hakkında geçerli olabileceği açıkça belirtilmediği gibi tazminatın sorumlulardan isteneceği belirtilerek işletenin de aynı kurala tabi olduğu kabul edilmiştir. Yargıtay’ın yerleşmiş kararları da bu yöndedir.
Davaya konu olan olay, suç teşkil edip 23.7.1991 gününde meydana gelmiştir. Eldeki dava ise 28.8.1997 gününde açılmıştır. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler itibariyle, tazminat isteminin ceza zamanaşımına tabi olduğu, bu sürenin de somut olay itibariyle on yıllık süreye tabi bulunduğu açıktır. Olayın meydana geldiği tarih ile davanın açıldığı gün gözetildiğinde aradan on yıllık sürenin geçmediği görülecektir. Davacıların ceza davasına katılmaları veya katılmamaları, ceza davasının sona ermesinden sonra iki yıl içinde açılmasını gerekli kılmaz. Burada öngörülen husus, zarar görenin zararı öğrenmesi değil, bu durumda, kişisel hakkın ceza zamanaşımı süresine tabi olmasıdır. Zarar gören, ceza davası süresince davaya katılıp tazminat isteyebileceği gibi, o davada tazminat istemeden davaya katılabilir ve ceza davası somut olayda olduğu gibi on yıllık süre geçmeden sonuçlanmış olsa dahi, olay tarihinden itibaren on yıl içinde kişisel haklarını isteyebilir.
Açıklanan bu yasal düzenlemeler ve hukukun genel ilkeleri gözetilerek, davacıların tazminat istemleri incelenmeli ve varılacak sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu yönün gözetilmemiş olması, usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın belirtilen nedenle (BOZULMASINA) 8.4.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 27.01.2003 E. 2002/10674 - K. 2003/844
HAKSIZ EYLEMİN SUÇ NİTELİĞİNDE OLMASI
CEZA ZAMANAŞIMI UYGULANACAĞI
CEZA DAVASI AÇILMASININ KOŞUL OLMADIĞI
SUÇ NİTELİĞİNİ HUKUK HAKİMİNİN TAKDİR ETMESİ
ÖZET : Borçlar Yasası 60/2. maddesine göre haksız eylem aynı zamanda suç niteliğinde ise tazminat davasına ceza zamanaşımı uygulanacaktır.
Ceza davası açılmamışsa, eylemin suç niteliğinde olup olmadığını hukuk hakimi takdir edecektir. O halde mahkemece davalıların işlemiş olduğu eylemin niteliği üzerinde de durulmalı ve cezayı gerektirir nitelikte bulunduğu sonucuna varılırsa ceza zamanaşımınında gözetilmesi gerekir
KARAR: Davacı Ziraat Bankası vekili avukat tarafından, davalılar Gülşen ve diğerleri aleyhine 13.8.1997 gününde verilen dilekçe ile davacı bankada görevli davalı memurların 16.355.000.-TL miktarlı çeki, tediye fişini sehven 163.555.000.-TL olarak düzenleyerek fazla ödeme yapmaları nedeniyle uğranılan zararın tazmininin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 7.11.2000 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Dava, haksız eylemden kaynaklanan tazminat isteğine ilişkindir. Davacı bankada sözleşmeli personel olan davalıların 15.12.1995 tarihinde "16.355.000" lira meblağlı bir çeki, çek hamiline "163.555.000" lira olarak fazla ödemeleri nedeniyle uğranılan zararın ödettirilmesi talep edilmektedir. Davalı cevabında zamanaşımı def’inde bulunmuş ve mahkemece davanın zamanaşımından reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Borçlar Yasasının 60. maddesi hükmünce, bir yıllık zamanaşımı zarara uğrayanın zarar ve sorumluluğu öğrendiği günden itibaren başlar. Bu öğrenme tüzel kişiler, özellikle kamu kurumlarında o kurumun dava açmaya emir vermeye yetkili organı bakımından esas alınır. Zamanaşımı def’ine karşı cevap veren davacı, bankanın Genel Müdürünün öğrenme gününün 14.8.1996 tarihi olduğunu söylemiş ve Banka yönetim kurulunun 28.8.1996 tarihli, zararın davalı memurlarından tahsilinin gerektiğine dair kararına dayanmıştır. Bu kararın tarihi ile davanın açıldığı gün arasında bir yıldan fazla bir süre geçmemiştir. O halde zamanaşımına başlangıç olarak T.C. Ziraat Bankasında dava açmaya emir vermeye yetkili organın öğrenme günü "28.8.1996" esas alınacaktır. Banka yönetim kurulunun 28.8.1996 tarihli kararından itibaren bir yıl geçmeden 13.8.1997 tarihinde bu dava açıldığına göre zamanaşımından sözedilemez. Yerel mahkemece açıklanan bu yön gözetilerek işin esası incelenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Ayrıca Borçlar Yasasının 60. maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre haksız eylem aynı zamanda suç niteliğinde ise ve Ceza Kanununda "dava açma" süresi daha uzun ise tazminat davasına da o ceza zamanaşımı uygulanacaktır. Ceza davası açılmamışsa, eylemin suç niteliğinde olup olmadığını hukuk hakimi takdir edecektir. O halde mahkemece davalıların işlemiş olduğu eylemin niteliği üzerinde de durulmalı ve cezayı gerektirir nitelikte bulunduğu sonucuna varılırsa ceza zamanaşımınında gözetilmesi gerekir. Bu yön üzerinde durulmamış olması da benimseme biçimi bakımından bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA) 27.1.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 08.07.1986 E. 1986/4736 - K. 1986/5453
TAZMİNAT DAVASI - UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ VE MAHKUMİYET KARARI VERİLMEMİŞ OLSA DAHİ UYGULANACAĞI - MİRASÇILARA DA UYGULANACAĞI
ÖZET : Ceza davası zamanaşımının uygulanması için haksız eylemin sadece suç niteliğinde olması yeterlidir. Eylemi işleyen hakkında ceza davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Mirasçılar hakkında da uzamış ceza zamanaşımı uygulanır.
KARAR: Dava haksız eylemden kaynaklanan tazminat isteğine ilişkindir. Davalıların miras bırakanı V., 14.11.1982 tarihinde davacıya karşı müessir fiil ika etmiştir. Ancak kendisi ceza mahkemesince 28.12.1983 tarihinde verilen kararla cezalandırıldıktan sonra 30.10.1984 tarihinde ölmüştür. Davacı 24.7.1985 tarihinde adıgeçenin mirasçıları aleyhine açmış bulunduğu bu davada maruz kaldığı cismani zarardan ötürü maddi ve manevi tazminat talep etmektedir.
Davalılar süresinde vermiş bulundukları cevapta olay günü ile bu davanın açıldığı gün arasında bir yıldan fazla zaman geçtiğinden bahis ile zamanaşımı def`inde bulunmuşlardır. Mahkemece savunma benimsenmekle beraber ceza mahkemesinden mahkumiyet kararının verildiği 28.12.1983 tarihinden itibaren de bir yıl içinde açılmamış olması karşısında davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
Oysa Borçlar Kanunu`nun 60. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre, tazminat davası ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olursa o zamanaşımı uygulanır. Davaya konu olan olayda da zararı doğuran eylem cezayı gerektirmektedir. Nitekim bu eylemi işleyen kişi ceza mahkemesince cezalandırılmıştır. O halde üzerinde durulacak yön daha uzun olan ceza zamanaşımının sanığın mirasçıları hakkında da uygulanıp uygulanamayacağındadır.
Dairenin, esas: 1981/11922, karar: 1981/13786 sayılı ve 25.12.1981 günlü kararında belirtildiği gibi ceza davası zamanaşımının uygulanması için haksız eylemin sadece suç niteliğinde olması yeterlidir. Bu zamanaşımının uygulanabilmesi için eylemi işleyen hakkında ceza davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Çünkü mirasçılar ölenin külli halefidirler. Gerçekten mirasçılar Medeni Hukuk bakımından muristen daha iyi bir hukuki duruma malik değildirler ( Bkz. Mustafa Reşit Karahasan, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku, 1981, Sh. 1618 ve Dr. A. Becker, İsviçre Medeni Kanunu Şerhi, Cilt: 6, Borçlar Kanunu Çevirisi, I. Kısım, Genel Hükümler, Sh. 360 ). O halde davalıların zamanaşımı def`inin reddine karar verilerek işin esası incelenmek gerekirken gerek haksız eylemin işlendiği gerekse ceza mahkemesinde karar verildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde açılmamış olduğundan söz edilerek davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarda gösterilen nedenle BOZULMASINA, 8.07.1986 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 05.07.1983 E. 1983/6115 - K. 1983/6781
MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI - CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA MAHKEMESİ KARARININ KESİNLEŞTİĞİ TARİH İLE DAVANIN AÇILDIĞI TARİH ARASINDA BEŞ YILLIK SÜRENİN HENÜZ DOLMAMIŞ BULUNMASI
ÖZET : Ceza mahkemesi kararının kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı tarih arasındaki beş yıllık süre dolmamış bulunmakla, zamanaşımı bakımından davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
KARAR : Davacı, ceza davasına verdiği 15.7.1976 günlü müdahale dilekçesi ile maddi ve manevi tazminat istemiştir. Böylece o dilekçede istediği tazminat miktarı ile bağlı olmak kaydıyla zamanaşımı kesilmiştir. Ceza mahkemesi kararının kesinleştiği 7.5.1980 tarihi ile bu davanın açıldığı 22.10.1982 tarihi arasındaki beş yıllık süre dolmamıştır. O halde işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle ( BOZULMASINA ) 05.07.1983 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 20.09.1979 E. 1979/4725 - K. 1979/9975
CEZA ZAMANAŞIMI
BASIN YOLUYLE İŞLENEN SUÇLARDA ZAMANAŞIMI
ÖZET : 1) BK. 60/2. maddesinde öngörülen uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için, fail hakkında ceza kovuşturması yapılmış ve ceza davası açılmış olması şart olmayıp ve fakat haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç olması yeterlidir
2) Bu bakımdan, takibi şikayete bağlı suçlarda, şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ceza davasının açılamaması, bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel olamaz. Çünkü, dava açılma süresinin geçirilmesi, cezayı gerektiren suç olma niteliğini ortadan kaldırmaz.
3) Tazminat davasına neden olan haksız eylemin faili hakkında ceza kovuşturması yapılmamış ise, BK.nun 60. maddesine göre zamanaşımı meselesini inceleyen hukuk hakiminin; haksız eylemin gerçekten cezayı gerektirir nitelikte olup olmadığını, cezayı gerektiriyorsa eylemin ceza hukuku bakımından daha uzun zamanaşımına tabi kılınıp kılınmadığını araştırması ve eylem daha uzun zamanaşımına tabi kılınmışsa bu ( uzamış ) ceza zamanaşımı süresini uygulaması gerekir.
4) Bu kural Basın Yasası yönünden de aynen geçerlidir; yani, basın yoluyla işlenen suçlardan ötürü 3 ve 6 aylık süreler içinde ceza davası açılmamış olması, BK’nun 60/2. maddesindeki uzamış zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.
BK. m.60/1-2 ; TCK. m. 99, 102, 108; 5680 s. Basın K. m. 17, 35
DAVA : Taraflar arasındaki manevi tazminat davası nedeniyle yapılan yargılama sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın zamanaşımı yönünden reddine ilişkin hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi gereği konuşuldu:
KARAR : 1975 yılı yaz tatilinde, parlamento mensubu arkadaşları ile birlikte Bulgaristan'a yaptıkları gezi esnasındaki gümrük işlemlerini ele alan davalı gazetenin 25 ila 28 Ağustos 1975 ve 3-4 Eylül 1975 günlü nüshalarında yayınlanan haber, makale ve fıkralarla "şahsına gerçek dışı isnatlarda bulunarak ve kişiliğine ağır saldırı yapılmak suretiyle" hakaret edildiğini ileri süren davacı tarafından : Gazete sahibi, sorumlu yazı işleri müdürleri ve haberin yazarı olan davalılardan 200.000 lira manevi tazminatın tahsiline ve keyfiyetin aynı gazetede yayınlanmasına karar verilmesi talep ve dava edilmiş; mahkemece: ortada ceza davası olmadığı ve BK.nun 60. maddesinin 1. fıkrasındaki bir yıllık zamanaşımı süresinin geçirildiği gerekçesiyle davalı tarafın zamanaşımı itirazı kabul edilmiş ve zamanaşımı yönünden dava reddedilmiştir.
1 - Haksız eylemden zarar gören kişilerin tazminat davalarında uygulanacak zamanaşımı süreleri BK.nun 60. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasında, haksız eylem nedeniyle açılacak tazminat davasının ( haksız eyleme ve tazminatla yükümlü olan kişiye ıttıla tarihinden itibaren ) 1 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı; 2.fıkra hükmünde de, şayet tazminat davasına konu olan haksız eylem aynı zamanda suç niteliğinde bulunur ve ceza hukukunda bu eylem için BK.nun 60/1. maddesindeki süreden daha uzun bir zamanaşımı kabul edilmiş olur ise; tazminat davasında da ceza hukukundaki bu ( uzamış ) zamanaşımının uygulanacağı öngörülmüştür. Başka bir ifade ile, eğer tazminat isteği cezayı gerektiren bir eylemden doğmuşsa, medeni hukuk zamanaşımı süresi yerine, bir istisna olarak daha uzun olan ceza hukuku zamanaşımı süresi uygulanır.
BK.nun 60.maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen uzamış ( ceza ) zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için, fail hakkında ceza kovuşturması yapılmış ve ceza davası açılmış olması şart olmayıp ve fakat haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç olması yeterlidir. Bu bakımdan, takibi şikayete bağlı suçlarda ( TCK.m.99 ve 108 ), şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ceza davasının açılmaması, bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel değildir. Çünkü şikayet, ceza kovuşturmasının bir şartıdır ve bir cezalandırılabilme şartı değildir. Bu kovuşturma şartı eksik olsa bile yine suç vardır ve ancak bir kovuşturma konusu olamıyacaktır ( F.N. Feyzioğlu - Borçlar Hukuku- Genel Hükümler- 1976 Cilt 1- Sh. 715 ); ( Tandoğan - Türk Mes`uliyet Hukuku -1961- Sh.364 ); ( Kaygancıoğlu/Renda/ OnursanOrman Kanunu,İlgili Mevzuat - 1976 - Sh. 642 ve 643 ve adı geçen eserlerde belirtilen bilimsel görüşler, Yargıtay ve Federal Mahkeme Kararları ).
Keza, tazminat davasına neden olan haksız eylemin faili hakkında ceza kovuşturması yapılmamış ise, BK.nun 60. maddesine göre zamanaşımı meselesini inceleyen hukuk hakiminin; haksız eylemin gerçekten cezayı gerektirir nitelikte olup olmadığını, cezayı gerektiriyorsa eylemin ceza hukuku bakımından daha uzun zamanaşımına tabi kılınıp kılınmadığını araştırması ve eylem daha uzun zamanaşımına tabi kılınmışsa bu ( uzamış ) ceza zamanaşımı süresini uygulaması gerekir.
Temyize konu tazminat davasında haksız eylemin basın yoluyla işlendiği iddia edilmektedir. Gerçekten, basın suçlarında dava süresini düzenleyen BK.nun 35. maddesinin 1. fıkrası hükmü ile "bu kanunda yazılı olan veya basın yolu ile işlenmiş bulunan suçlardan dolayı, günlük mevkuteler hakkında 3 ay ve diğer basılmış eserler hakkında 6 ay içinde açılmayan davaların dinlenemeyeceği" kabul edilmiştir. Davalılardan Gazetenin sorumlu yazı işleri müdürleri ile haber yazarı hakkında ( yazılı şikayet olmadığı için ) 3 ay içinde ceza davası açılmadığında ise uyuşmazlık yoktur. Basın Yasasının 35. maddesinde kabul edilen 3 ve 6 aylık süreler, ceza davası açılabilmesi şartıdır. Yoksa, basın yoluyla işlenen suçun ceza hukukunda ( TCK. nun 102. maddesinde ) belirlenen zamanaşımı süresi değildir. Nitekim, aynı maddenin son fıkrasında "Basın yoluyla işlenen, kovuşturması şikayete bağlı olan suçlarda ilk fıkrada yazılı süre, suçun kanun ile belli zamanaşımı haddini geçmemek kaydıyla, işlendiğinin öğrenildiği tarihte başlayacağının" yazılı olması da bu sonucu doğrular. Bu bakımdan, Prof. Çetin Özek`in " Basın suçlarının takibinin 3 ve 6 aylık gibi çok kısa hak düşürücü sürelere bağlanması ve bu sürelerin haksız eylem zamanaşımı süresinden kısa olması ve ceza davası için uygulanmayan bir dava zamanaşımı süresinin hukuk davası yönünden uygulanmasının mümkün olamayacağı için basınla ilgili hukuk davalarında; o suça ait genel ( ceza ) zamanaşımının değil, BK.nun 60/1. maddesindeki bir yıllık zamanaşımının uygulanması gerekeceği yolundaki ( Türk Basın Hukuku 1978 - sh. 714 )" görüşüne katılmak da mümkün değildir. Zira, yukarıda da açıklandığı üzere, 3 aylık ceza davası açılma süresinin geçirilmesi cezayı müstelzim olan eylemin suç olma vasfını ortadan kaldırmaz, aksine ceza hukukunda öngörülen uzamış zamanaşımının uygulanabilmesi için, ceza davası açılması değil, fakat cezayı müstelzim bir eylemin mevcudiyeti şart ve kafidir. O halde, yazılı şu hukuki olgular gözönünde tutulmadan ve özellikle sorumlu yazı işleri müdürleri ve yayın haberlerinin yazarı olan davalılara isnat edilen haksız eylemin aynı zamanda ceza hukuku yönünden suç niteliğinde olup olmadığı yönünden bir araştırma yapılmadan ve bu davalılar için BK. nun 60. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanmasının gerekip gerekmediği incelenmeden; ceza davası açılmadığından ve BK.nun 60/1. fıkrasında yazılı 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden bahisle bu davalılar hakkındaki davanın da zamanaşımından reddedilmiş olması bozmayı gerektirir.
2- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle Basın Yasasının 17. maddesi hükmüne göre haksız eylemden malen sorumlu olan davalı gazete sahibi şirket hakkındaki tazminat davasının BK.nun 60.maddesinin 1.fıkrasında yazılı 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten çok sonra 19.1.1978 tarihinde açılmış olmasına ve bu davalı hakkında uzamış ceza zamanaşımı süresinin 1. bentte belirtilen nedenlerle esasen uygulanmasının mümkün bulunmamasına binaen, davacının davalı şirketle ilgili temyiz itirazlarının reddi ile hükmün bu davalıya ilişkin bölümünün onanması gerekmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın birinci bentte gösterilen nedenlerle davacı yararına ( BOZULMASINA ), ikinci bentte yazılı nedenlerle davalılardan .... Gazetesi Başkent Gazetecilik ve Matbaacılık Ticaret ve Sanayi A.ş. hakkındaki hükmün ( ONANMASINA ) 20.9.1979 oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK MAHKEMESİ
T. 11.11.1999 E.1999/7534 - K. 1999/9756
HAKSIZ EYLEMDEN DOĞAN TAZMİNAT
ZAMANAŞIMI DEFİ - HAKARET - CEZA ZAMANAŞIMI
ÖZET: Davacıya madde tayini suretiyle hakaret edildiği, bu eylem aynı zamanda suç oluşturduğu için olaya uygulanacak zamanaşımı beş yıllık sureye tabidir. Bunun için ayrıca ceza davası açılması zorunluluğu yoktur.
KARAR: Davacı, davalı tarafından açılan Kayseri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/430 Esas sayılı nafakanın kaldırılması davasının dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların hakaret nitelikli olması nedeniyle 150.000.000 TL maddi ve 150.000.000 TL manevi tazminat isteminde bulunmuş, davalı tarafından zamanaşımı defi ileri sürülmüş, yerel mahkemece faili ve fiili öğrenme tarihinden itibaren bir yıl geçtikten sonra dava açıldığından Borçlar Kanunu'nun 60/1. maddesi gereğince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Dava konusu olan ve davacıya davalı tarafından ödenen nafakanın kaldırılması için açılan ve Kayseri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/430 Esas numarasında kayıtlı davanın dava dilekçesi incelendiğinde, davalının davacı hakkında başka kişilerle de ilişkisinin olduğunun ileri sürüldüğü görülmektedir. Bu beyan madde tayini suretiyle hakaret nitelikli olup haksız eylem aynı zamanda suç oluşturduğundan Borçlar Kanunu'nun 60/2. maddesi gereğince olayda ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. Türk Ceza Kanununda hakaret eylemi beş yıllık zamanaşımına tabi olup dava konusu olayda uzamış zamanaşımı beş yıldır ve ceza zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılmış olması da şart değildir. Yerel mahkemece dava konusu sözlerin Borçlar Kanunu'nun 60/2. maddesi gereğince ceza zamanaşımına tabi olup olmadığı tartışılmadan, aynı Yasanın 60/1. maddesi gereğince davanın reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA 11.11.1999 gününde oy birliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T.16.12.2002 E.2002/9658 - K.2002/14127
TRAFİK KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT – UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
KAMU DAVASI AÇILMASI ZORUNLU OLMAYIP SUÇ OLUŞTURMASININ
YETERLİ OLMASI
ÖZETİ: Tazminat davasında ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, açılmış bir kamu davasının bulunması zorunlu değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir.
KARAR: Dava, trafik kazası sonucu cismani zarar nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Trafik kazasının 08.12.1999 tarihinde olduğu, davalının TCK.nun 459/2. maddesi gereğince cezalandırıldığı, eldeki davanın 17.01.2002 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda tazminat davasına uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanacağı BK.nun 60/2. maddesinde açıklanmıştır. Olayda davalının mahkumiyetine esas yasa maddesi gözetildiğinde ceza zamanaşımı süresi beş yıldır. Tazminat davasında ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, açılmış bir kamu davasının bulunması zorunlu değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir. Kamu davası çeşitli nedenlerle açılmamış olabilir. HGK.nun 03.06.1953 gün ve 4/7177 sayılı kararında da açıklandığı üzere bu yön tazminat davasında ceza zamanaşımı süresinin uygulanmasını engellemez. Nitekim BK.nun 60/2. maddesinde de böyle bir koşul düzenlenmemiştir. Ayrıca tazminat davasına ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için ceza davasına katılmanın gerektiğine ilişkin bir yasa hükmü de yoktur. Kamu davası hiç açılmamış ise o davaya katılmadığı gerekçesiyle zamanaşımı süresinin kısaltılması düşünülemeyeceği gibi, açılmış olup ta tazminat davasından önce sonuçlanmış bir ceza davasına sonradan katılmanın olabileceği de düşünülemez. Ceza davasının ve müdahalenin varlığı veya yokluğu katılmanın olabileceği de düşünülemez. Ceza davasının ve müdahalenin varlığı veya yokluğu BK.nun 60/2. maddesindeki uzamış (ceza) zamanaşımı süresini etkilemez. Somut olayda tazminat davası beş yıllık ceza zamanaşımı süresi içinde açıldığından davalının zamanaşımı def’i reddedilerek işin esasının incelenmesi gerekirken mahkemece, davacının ceza davasına katılmaması nedeniyle iki yıllık zamanaşımı süresi gözetilerek davanın reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA) 16.12.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T.23.01.2003 E.2002/9945 - K.2003/760
TRAFİK KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT
CEZA DAVASI SONA ERSE BİLE, İŞLETEN VE SÜRÜCÜ HAKKINDA
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI UYGULANIR
ÖZETİ: 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasasının zamanaşımına yönelik hükümlerini düzenleyen 109. maddesinde sürücü ile işletenler arasında zamanaşımı yönünden bir ayrım yapılmamıştır. Araç işleten aynı Yasanın 85. maddesi gereği araç sürücüsünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olup, "tazminat yükümlüsü" kavramı içerisinde değerlendirilmelidir. Şu durumda aynı Yasanın 109/2. maddesinde getirilen uzamış zamanaşımı ile ilgili kuralın işleteni de kapsadığı kabul edilmelidir.
Öte yandan, ceza davasının sona ermiş olması, işleten ve sürücü hakkında uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasını ortadan kaldırmaz. (2918 s. KTK/85, 109; 818 s. BK/41)
KARAR: Dava trafik kazası nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Yerel mahkemece araç sürücüsü yönünden dava kısmen kabul edilmiş, aracın işleteni Banka yönünden zamanaşımı süresi geçtiğinden dava reddedilmiş karar davacı ile davalılardan sürücü Mehmet tarafından temyiz edilmiştir.
Yerel mahkemece davalı araç işleteni hakkındaki dava; ceza davası bittiğinden ve malen sorumlu işleten yönünden dava zamanaşımına uğradığından reddedilmiştir. Diğer davalı Mehmet’in eyleminin suç teşkil ettiği ceza dosyası ile anlaşılmaktadır. Davalı TC.Ziraat Bankası ise aracın işletenidir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasasının zamanaşımına yönelik hükümlerini düzenleyen 109. maddesinde sürücü ile işletenler arasında zamanaşımı yönünden bir ayrım yapılmamıştır. Araç işleten aynı Yasanın 85. maddesi gereği araç sürücüsünün kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olup, "tazminat yükümlüsü" kavramı içerisinde değerlendirilmelidir. Şu durumda aynı Yasanın 109/2. maddesinde getirilen uzamış zamanaşımı ile ilgili kuralın işleteni de kapsadığı kabul edilmelidir. Nitekim yerleşik yargı içtihatları da bu yöndedir. O halde yerel mahkemenin işleten hakkında da uzamış (ceza) zamanaşımı süresini gözetmeden; işletene yönelik davayı zamanaşımından reddetmesi usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı yararına (BOZULMASINA), davalı Mehmet’in temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine 23.1.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 04.12.2008 E. 2008/13761 - K. 2008/15023
HAKARET SUÇU - MANEVİ TAZMİNAT - UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ VEYA MAHKUMİYET KARARI VERİLMEMİŞ
OLSA DAHİ, UZAMIŞCEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANACAK OLMASI
ÖZETİ: Tazminat davasında uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için mutlaka bir ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararının bulunması gerekmez. Bu nedenle dava 23.01.2007 tarihinde açıldığına göre 8 yıllık ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşıldığından işin esasının incelenip varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. (818 s. BK/60, 5237 s. TCK/66, 125)
KARAR: Dava, haksız eylem nedeni ile manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, 10.11.2005 tarihli belediye meclis toplantısında davalı belediye başkanının yaptığı konuşma sırasında kendisine hakaret etmek suretiyle kişilik haklarına saldırı da bulunduğunu belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkemece açılan bir ceza davası bulunmadığı, meclis toplantısının yapıldığı 10.11.2005 tarihinden itibaren dava tarihi olan 23.01.2007 tarihine kadar BK.’nun 60/1 maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle istem zamanaşımı nedeniyle reddedilmiştir. Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, belediye meclisi üyesi olduğunu, belediye başkanı olan davalının 10.11.2005 tarihli belediye meclis toplantısında “…ben seçim çalışmalarını yaparken siz evinizde makyaj yapıyordunuz… sizin gibi köhnemiş bir fikir üzerinde kalıp, örümcek kafalı bir beyinle gidersem …” sözleriyle hakaret ettiğini belirterek manevi tazminat istemiştir. Davalı cevabında zamanaşımı def’inde bulunmuş ve davanın reddini istemiştir.
Dava konusu konuşmanın yapıldığı tarih 10.11.2005’tir. Davacı, bu konuşma ile davalının kendisine hakaret ettiğini ileri sürmektedir. Varlığı iddia edilen hakaret suçu ise olay tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK.’nun 125. maddesi kapsamındadır. TCK.’nun 66/e maddesi uyarınca ceza zamanaşımı 8 yıldır. Borçlar Kanunu’nun 60/2 maddesinde eylem suç teşkil ettiği takdirde ceza (uzamış) zamanaşımının uygulanacağı ifade edilmiştir. Tazminat davasında uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için mutlaka bir ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararının bulunması gerekmez. Bu nedenle dava 23.01.2007 tarihinde açıldığına göre 8 yıllık ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşıldığından işin esasının incelenip varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir. Anılan yön gözetilmeden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA 04/12/2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ
T.28.04.2008 E. 2008/3722 - K.2008/7297
HAKSIZ FİİL - UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASI AÇILMASI ZORUNLU OLMAYIP, HAKSIZ EYLEMİN
SUÇ OLUŞTURMASININ YETERLİ OLMASI
ÖZETİ: İleri sürülen bu eylem; malvarlığına karşı işlenen suç niteliğinde olup, haksız eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa uzamış zamanaşımının uygulanacağı düzenlenmiştir.
Uzamış zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılması zorunlu değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir. BK.nun 60/2.maddesinde ceza zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılması gibi bir koşul düzenlenmemiştir. (BK/60, HUMK/428)
KARAR: Davada; davalıların davacıya ait taşınmazdan 2004 yılının Kasım ayı içerisinde rızası dışında 10 kamyon civarında toprak aldıkları, bu eylemleri nedeniyle limon ağaçlarının kuruduğu, taşınmazda değer kaybı olduğu gibi mahsulde alamadığı ileri sürülerek fazlaya ilişkin hakların saklı tutularak 4.068.62 YTL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsili istenilmiştir.
Mahkemece; davacının 22.11.2004 tarihinde yaptırdığı tesbit ile haksız fiili ve failini öğrenmesine rağmen davanın 10.02.2006 tarihinde açıldığı ve BK.nun 60.maddesindeki 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu; bu eylemden dolayı davacının davalılar hakkında şikayetçi olmayıp ceza davası da açılmadığından hukuka aykırı eylemin net bir şekilde tasvip edilip kesinleşmediği, böyle olunca BK.nun 60/2.maddesindeki zamanaşımı süresinin de göz önünde tutulmadığı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davada; davalıların hiçbir hakkı olmadığı halde davacıya ait taşınmazdan toprak almak suretiyle zarar verdikleri iddiasıyla oluşan maddi zararın tahsili istenilmiştir.
İleri sürülen bu eylem; malvarlığına karşı işlenen suç niteliğinde olup, BK.nun 60/2 maddesinde haksız eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanacağı düzenlenmiştir. Uzamış zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılması zorunlu değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir. BK.nun 60/2.maddesinde ceza zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılması gibi bir koşul düzenlenmemiştir. Yargıtay'ın bu güne kadarki yerleşik kararları da bu yöndedir.
O halde; davada ileri sürülen haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturduğu ve uygulanması gereken ceza zamanaşımı süresinin de henüz dolmadığı gözetilerek, davalıların zamanaşımı itirazının reddi ile işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi yanlıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA 28.04.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T.14.06.2004 E.2004/1183 - K.2004/7711
CEZA DAVASI ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ VE MAHKUMİYET KARARI VERİLMEMİŞ OLSA DAHİ UZAMIŞ CÇEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI
HUKUK HAKİMİNİN SUÇ NİTELİĞİNİ ARAŞTIRMASI
ÖZET: Ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi; mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Bu anlamda, cumhuriyet savcılığının koğuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir. Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı nedeniyle beraat kararı verilmesi hali dışında; eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir.
(BK/60, 765 s. MülgaTCK/102)
KARAR: Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz olunmuştur.
Davaya konu edilen yayında, "Tele-aşklı kuyumcu soygunu" başlığı altında: "Cep telefonuyla tele-aşk yaparak kuyumcunun dikkatini dağıtıp, 7,5 milyarlık bilezik çalan iki kadın soyguncu yakalandı. Erzurum’da Kadriye Alcan (41), Taşmağazalar Semti’nde girdiği kuyumcuda soygun için fırsat kollarken, arkadaşı Melek Yıldız, erkek arkadaşı Ali Dinç’in kullandığı otomobilden cep telefonuyla kuyumcu Necmi Halıcı’yı telefonla arayıp "tele-aşk"a başladı. Yıldız, arkadaşı Alcan altınları alana kadar konuşmasını uzattı. Kısa süre sonra bileziklerin kaybolduğunu fark eden kuyumcu, polisi arayarak yardım istedi. "Tele-aşk" şebekesinin peşine düşen polis, kent çıkışlarını kontrol altına aldırdı. Soyguncular, Ilıca yakınlarında yakalandı. Aramada, iki kadının külotlarından 7, 5 milyar lira değerinde altın bilezik çıktı. Kars ve Ağrı’da kuyumcuları soyduktan sonra Erzurum’a gelen "tele-aşk" çetesi son işinde yakalandı. 23 yaşındaki Melek Yıldız cep telefonuyla, "tele-aşk" yaparken, arkadaşı Kadriye Alcan, bilezikleri çalıyordu." biçiminde haber yapılmıştır.
Mahkemece, yayın tarihinden itibaren BK.m.60/1’de ön görülen bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
BK.m.60/2 uyarınca, aynı zamanda suç niteliği taşıyan haksız eylem bakımından, ceza yasalarında ön görülen dava zamanaşımı süresi BK.m.60/1’de düzenlenen sürelerden daha uzun ise; ceza davası zamanaşımı süresinin göz önünde tutulması gerekir. Madde hükmünün uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi; mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Bu anlamda, cumhuriyet savcılığının koğuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir. Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı nedeniyle beraat kararı verilmesi hali dışında; eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir. Davaya konu yayın ile ilgili olarak bir ceza soruşturması veya kararı bulunmamaktadır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, yayının aynı zamanda suç niteliğini taşıyıp taşımadığının mahkemece belirlenmesi gerekmektedir. Davacı, hakkında yapılan haber ile; cep telefonu ile tele-aşk yapan ve bu nedenle dikkati dağıtılan bir kimse olarak gösterilmiştir. Ortalama değer yargıları göz önünde bulundurulduğunda, bu tür bir ilişkiye açık biri olarak gösterilmiştir. Yazıda, yer ve zaman ile kişi unsurları da yer almaktadır. Şu durumda yazı, aynı zamanda TCK.m.480’de düzenlenen ve ceza yaptırımına bağlanan hakaret suçunun da konusunu oluşturmaktadır. Bu eylemin, TCK.m.102/4’de düzenlenen ceza davası zamanaşımı süresi ise 5 yıldır. O halde, yazı nedeniyle sorumlu müdür sıfatını taşıyan davalı Uğur Sarı yönünden BK.m.60/2 uyarınca uzamış ceza davası zamanaşımı süresi söz konusudur. Karar, bu bakımdan doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda (2)nolu bentte gösterilen nedenle davalılardan Uğur Sarı aleyhine BOZULMASINA; diğer davalılara yönelik temyiz itirazlarının (1)nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine ve bu davalılara yönelik hükmün onanmasına ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 14/6/2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 25.4.2005 E. 2004/10274 - K. 2005/4340
BASIN YOLUYLA KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI - MANEVİ TAZMİNAT
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN UYGULANMASI İÇİN KAMU DAVASI AÇILMASININ ZORUNLU OLMAMAS
ÖZET: Haksız eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa ceza zamanaşımı uygulanır. Bunun için bir kamu davasının bulunması koşul değildir. (818/m.49,60/2)
KARAR: Dava, basın yoluyla kişilik hakkına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı, dava konusu yayında yer alan sözcükler nedeniyle davalıların cezai sorumlulukları da bulunduğunu belirterek yayının aynı zamanda suç oluşturduğunu dava dilekçesinde açıklamıştır. Dava haksız eyleme dayanmaktadır. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda BK'nın 60/2. maddesi gereğince ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. Dava konusu yayının 29.10.2002 tarihinde yapıldığı, eldeki davanın ise 6.2.2004 tarihinde açıldığı gözetildiğinde ceza zamanaşımının dolmadığı belirgindir.
Ceza zamanaşımının uygulanması için bir kamu davasının bulunması koşul değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir. Davacı, davalıların eyleminin suç oluşturduğunu belirterek tazminat istediğine göre somut olayda ceza zamanaşımı süresinin gözetilmesi gerekir. Şu durum karşısında zamanaşımı savunmasının reddedilerek işin esasının incelenmesi gerekirken, mahkemece bir yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçe gösterilerek davanın reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle ( BOZULMASINA ) 25.4.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 23.06.1983 E. 1983/5841 K. 1983/6468
TAZMİNAT DAVASI - EVLENME VAADİYLE KIZLIK BOZMA
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI
CEZA DAVASI AÇILMASI KOŞUL OLMAYIP, HAKSIZ EYLEMİN CEZA HUKUKU BAKIMINDAN SUÇ OLMASININ YETERLİ OLMASI
ÖZET: Uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için fail hakkında ceza davası açılmış olması şart olmayıp haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç olması yeterlidir.
Bu bakımdan takibi şikayete bağlı suçlarda (TCK.md.99 ve 108 ) şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ceza davasının açılamaması veya bir ceza davası açılmış olsa bile bu davanın şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmiş olması bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel değildir. Çünkü, şikayet ceza kovuşturmasının bir şartıdır, bir cezalandırılabilme şartı değildir. Bir kovuşturma şartı eksik olsa bile yine suç vardır; ancak bir kovuşturmaya konu olamayacaktır.
KARAR: Dava eşya ve haksız eylemden doğma tazminat istekleridir. iddiaya göre davalı D. evlenme vaadi ile davacı A.`nın kızlığını bozmuş ve onunla bu vaad altında bir süre birlikte yaşadıktan sonra evden kovmuştur. Davacı bu nedenle 125.000 lira maddi ve 125.000 lira manevi tazminatın ödetilmesini istemekte ve ayrıca davalı yedinde kalan çeyiz eşyasının mevcutsa aynen teslimini ve mevcut değil ise bedeli olan 205.000 liranın ödetilmesini talep etmektedir. Davalı süresinde vermiş bulunduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı def`inde bulunmuş ve mahkemece BK.nun 60. maddesinin birinci fıkrasında gösterilen bir yıllık sürenin geçmiş olması karşısında davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
1 - Mallar mevcut oldukça bunları geri isteme hakkı istihkak davası mahiyetinde olduğundan ve mülkiyete dayanan istihkak davalarında dava hakkını ortadan kaldıran bir zamanaşımı mevcut bulunmadığından BK.nun 66. maddesindeki zamanaşımının malın elden çıktığını veya telef olduğunu davacının öğrenmiş olduğu tarihten itibaren hesaplanması gerekir ve bu öğrenmenin kabulü için zan sınırlarını aşmayan bir bilgi yeter olmayıp, kesin olarak edinilen bir bilgi şarttır. O halde mahkemece öncelikle davaya konu edilen eşyanın davalı yedinde aynen mevcut olup olmadığı araştırılarak ve mevcut ise bu eşya için zamanaşımı def`inin reddine karar verilmek ve mevcut değilse bir yıllık zamanaşımının belirtilen hukuki esasa göre hangi tarihte başlamış olduğu bu def`i ileri süren davalıya ispat ettirilmek ve gerekirse davacının bu konuda göstereceği deliller de toplanarak varılacak sonuca göre bir karar verilmek gerekirken olaydan davanın açıldığı güne kadar bir yıldan fazla bir süre geçmiş olduğundan bahis ile sözü edilen eşya hakkındaki davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
2 - Maddi ve manevi tazminat isteklerine gelince, haksız eylemden zarar gören kişilerin tazminat davalarında uygulanacak zamanaşımı süreleri BK.nun 60. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, haksız eyleme dayanılarak açılacak tazminat davasının haksız eyleme ve tazminatla yükümlü olan kişiye ıttıla tarihinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı, 2. fıkrasında da şayet tazminat davasına konu olan haksız eylem aynı zamanda suç niteliğinde bulunur ve ceza hukukunda bu eylem için BK.nun 60/1. maddesindeki süreden daha uzun bir zamanaşımı kabul edilmiş olursa tazminat davasına da ceza hukukundaki bu ( uzamış ) zamanaşımının uygulanacağı öngörülmüştür.
BK.nun 60. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için fail hakkında ceza kovuşturması yapılmış veya ceza davası açılmış olması şart olmayıp haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç olması yeterlidir. Bu bakımdan takibi şikayete bağlı suçlarda (TCK.md.99 ve 108 ) şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeni ile ceza davasının açılamaması veya bir ceza davası açılmış olsa bile bu davanın şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeni ile ortadan kaldırılmasına karar verilmiş olması bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel değildir. Çünkü, şikayet ceza kovuşturmasının bir şartıdır, bir cezalandırılabilme şartı değildir. Bir kovuşturma şartı eksik olsa bile yine suç vardır; ancak bir kovuşturmaya konu olamayacaktır. Yargıtayın yerleşmiş uygulaması da bu yoldadır ( Bkz. Yargıtay 4. HD.nin E: 1979/4725, K: 1979/9975 sayılı ve 20.9.1979 günlü kararı; Yargıtay HGK.nun E: 1979/4-231, K: 1981/744 sayılı ve 8.11.1981 günlü kararı ).
Davaya konu olan olayda davalıya isnad olan eylemin şikayet süresi gerçekten 6 aydır. Bu sürenin geçirilmiş olmasına rağmen kamu davası açılmışsa da şikayet süresinin geçmiş bulunduğu görülmekle ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir. Ancak bu durum davalıya isnat olunan eylemin cezayı gerektirmesi, niteliğini ortadan kaldırmaz. O halde mahkemece maddi ve manevi tazminata ilişkin davalar yönünden davalıya isnad olunan eylemin uzamış zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğu gözetilmeksizin BK.nun 60. maddesinin birinci fıkrasında gösterilen 1 yıllık sürenin geçmiş olduğundan söz edilerek bu bölüm davanın da zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın birinci ve ikinci bentde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, 23.6.1983 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ
T. 11.03.2008 E. 2007/5157 - K. 2008/1180
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI
CEZA DAVASI AÇILMASI VEYA MAHKUMİYET KARARI VERİLMESİ ŞART DEĞİLDİR.
ÖZET : Uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için ceza davasının açılması ya da davanın mahkumiyetle sonuçlanması şart değildir.
KARAR: Davalı hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmişse de bu karar dosya içeriğine uygun düşmemektedir. 2918 sayılı KTK'nın 109/2. maddesinde dava cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörürse, bu sürenin maddi tazminat talepleri için de geçerli olduğu belirtilmiştir. Somut olayda, yaralamalı motorlu araç kazası meydana gelmiştir. Uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için ceza davasının açılması ya da davanın mahkumiyetle sonuçlanması şart değildir. Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya ilişkin suçlarda uygulanan 5 yıllık uzamış ceza zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu durumda davalı Necip yönünden de işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz' itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ) 11.03.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 28.12.2007 E. 2007/13984 - K. 2007/16462
HAKSIZ FİİL NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNAT
CEZA ZAMANAŞIMI - CEZA DAVASI AÇILMASI VE MAHKUMİYET KARARI VERİLMESİ GEREKMEDİĞİ
ÖZET : Manevi tazminat istemine ilişkin tazminat davasında, uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi, mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Bu anlamda, cumhuriyet savcılığının koğuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir. Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı nedeniyle beraat kararı verilmesi hali dışında; eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir.
KARAR: Dava, haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ile davalı tarafından temyiz olunmuştur.
BK.nun 60/2. maddesi uyarınca, aynı zamanda suç niteliği taşıyan haksız eylem bakımından, ceza yasalarında ön görülen dava zamanaşımı süresi BK.nun 60/1. maddesinde düzenlenen sürelerden daha uzun ise; ceza davası zamanaşımı süresinin göz önünde tutulması gerekir. Madde hükmünün uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi; mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Bu anlamda, cumhuriyet savcılığının koğuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir. Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı nedeniyle beraat kararı verilmesi hali dışında; eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir.
Somut olayda, tarafların aynı işyerinde avukatlık yaptıkları ve daha sonra ayrıldıkları; davacının, müvekkilleri tarafından azledildiği ve buna davalının neden olduğu; davalı tarafından düzenlenen dava dilekçesinde davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu ileri sürülmüştür. Söz konusu dava dilekçesi incelendiğinde, kullanılan ifadeler itibariyle TCK.nun 480 ve 482. maddelerinde düzenlenen hakaret ve sövme suçlarının konusunu oluşturabileceği anlaşılmaktadır. Bu eylemlerin, TCK.nun 102/4. maddesinde ön görülen ceza davası zamanaşımı süresi ise 5 yıldır. Şu durumda, BK.nun 60/2. maddesi uyarınca uzamış ceza davası zamanaşımı süresi söz konusudur ve dava tarihi itibariyle süre dolmamıştır. Mahkemece, işin esasının çözümlenmesi gerekir. Karar, bu bakımdan yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle davacı yararına BOZULMASINA 28/12/2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
T. 28.06.2004 E. 2003/13227 - K. 2004/7147
SİGORTACIYA DA CEZA ZAMANAŞIMI UYGULANMASI GEREĞİ
DAVALI HAKKINDA CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ OLMASININ ENGEL OLUŞTURMAYACAĞI
YARALANMALI VE MADDİ HASARLI TRAFİK KAZASINDA, UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞININ MADDİ ZARAR İÇİN DE UYGULANACAĞI
ÖZET : Davacıların içinde bulunduğu araçla davalı sigorta şirketine trafik sigortası ile sigortalı aracın çarpışması sonucu uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. 2918 sayılı KTK. nun 8. kısım 5. bölüm "Ortak Hükümler" başlığı altında yer alan 109/2. maddesindeki davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve Ceza Kanunu'nun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağına dair hükmü uyarınca davalı trafik sigortacısı hakkında ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. (2918/m. 98, 99, 109; 765/m. 459, 465)
KARAR: Dava, davacıların içinde bulunduğu araçla davalı sigorta şirketine trafik sigortası ile sigortalı aracın çarpışması sonucu uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, TCK. nun 465. ve 459. maddeleri kapsamına göre, davalı sigorta şirketi yönünden ceza davası olmamasına göre, ceza zamanaşımının uygulanamayacağı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. 2918 sayılı KTK. nun 8. kısım 5. bölüm "Ortak Hükümler" başlığı altında yer alan 109/2. maddesindeki davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve Ceza Kanunu'nun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri içinde geçerli olacağına dair hükmü uyarınca davalı trafik sigortacısı hakkında ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. Ayrıca, KTK. nun 98/1. ve 99/1. maddeleri ise tedavi ve diğer trafik sigortası kapsamına giren zararların sigortacıya bildirilmesinden itibaren 8 iş günü içinde ödeme zorunluluğu getirildiğine göre, zamanaşımı süresinin sigortacıya yapılması gerekli ihbar tarihinden itibaren başlatılması gerekir. Bu itibarla, 20.11.2000 olay tarihine göre 3.12.2002 dava tarihinde dahi davalı sigorta şirketi yönünden açılan davanın zamanaşımına uğramadığı, dolayısıyla, davanın süresinde açıldığının kabulü ile işin esasına girilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA 28.6.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 25.01.1990 E. 1989/6101 - K. 1990/285
HAKSIZ EYLEMİN SUÇ NİTELİĞİNDE BULUNMASININ YETERLİĞİ
MİRASÇILAR HAKKINDA DA CEZA ZAMANAŞIMI UYGULANACAĞI
ÖZET: Tazminat davasının, ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olması halinde o zamanaşımının mutlak surette uygulanması gerekir.
Ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, haksız eylemin sadece suç niteliğinde bulunması yeterlidir. Eylemi işleyen hakkında kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Çünkü mirasçılar ölenin külli halefidirler.
KARAR: Dava, haksız eylemden doğan manevi tazminat isteğidir. Çıkan bir çatışmada davalıların o tarihte henüz bekar olan ve ergin bulunan oğlu İdris 13.3.1983 tarihinde davacıların yakını Yusuf'u öldürmüştür. Aynı çatışmanın içerisinde fakat Yusuf'un öldürülmesinden sonra davacılardan Mahmut da fail idris'i öldürmüştür. Bu durumda; C. Savcılığınca, sanık İdris ölmüş bulunduğundan Yusuf'un katledilmiş olmasından ötürü takipsizlik kararı verilmiştir. 20.11.1987 kaydıye tarihli dilekçe ile açılan bu davada husumet failin kanuni mirascıları bulunan ana ve babasına yöneltilmiştir. Davalılar cevap dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulunmuşlardır. Mahkemece İdris hakkında bir kamu davası açılmadığı gibi bir ceza da verilmemiş olması karşısında Borçlar Kanununun 60. maddesinin 2. fıkrası uyarınca daha uzun olan ceza zamanaşımının uygulanamayacağı benimsenip olay günü ile davanın açıldığı gün arasında bir yıldan fazla bir süre geçmiş olmakla aynı maddenin birinci fıkrası uyarınca davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
Oysa, Borçlar Kanununun 60. maddesinin 2. fıkrası hükmü; tazminat davasının, ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olması halinde o zamanaşımının mutlak surette uygulanmasını buyurmaktadır. Davaya konu olan olayda da zararı doğuran eylem, cezayı gerektirmektedir. Ancak, failin ölmüş bulunması karşısında üzerinde durulacak yön daha uzun olan ceza zamanaşımının onun mirasçıları hakkında da uygulanıp uygulanamayacağındadır. Dairenin E. 1981/11922, K. 1981/13786 sayılı ve 25.12.1981 günlü kararı ile E. 1986/ 4736, K. 1986/5453 sayılı ve 8.7.1986 günlü kararı ve diğer birçok kararlarında belirtildiği gibi ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız eylemin sadece suç niteliğinde bulunması yeterlidir. Eylemi işleyen hakkında kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Çünkü mirasçılar ölenin külli halefidirler. Gerçekten onlar Medeni Hukuk bakımından mirasbırakandan daha iyi bir hukuki duruma malik değildirler ( Bkz. Mustafa Reşit Karahasan, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku, 1981, Sh. 1618 ve Dr. A. Becker, İsviçre Medeni Kanunu Şerhi, Cilt: 6, Borçlar Kanunu Çevirisi, 1. Kısım, Genel Hükümler, Sahife 360 ),
O halde davalıların zamanaşımı def'inin reddine karar verilerek işin esasının incelenmesi gerekirken olay gününden itibaren bir yıl içerisinde açılmamış olduğundan söz edilerek davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş bulunması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle (BOZULMASINA) 25.1.1990 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 07.03.1996 E. 1996/1033 - K. 1996/1461
TRAFİK KAZASINDA UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
HEM MADDİ HEM MANEVİ TAZMİNATA UYGULANMASI
İŞLETEN VE SÜRÜCÜ AYRIMI YAPILMAMASI
SÜRÜCÜ HAKKINDA CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ OLMASININ SONUCU DEĞİŞTİRMEMESİ
İLERİ SÜRÜLMEDİĞİ TAKDİRDE GÖZÖNÜNE ALINAMAMASI
ÖZET : 1) Trafik kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında, uzamış (ceza) zamanaşımıın uygulanması için mutlaka aynı olay hakkında ceza davası açılmış olması gerekli değildir. (2918 KTK 109/2, BK.60/2, TCK 102/4)
2) Ceza zamanaşımı manevi zararlar için de geçerlidir.
3) Zamanaşımı ileri sürülmediği takdirde, hakim kendiliğinden nazara alamaz.
KARAR : 1- Dava, trafik kazası sonucu cismani zarara uğrayan davacının tazminat istemine ilişkindir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 109/2. maddesine göre; "Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunuyorsa, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir". Yargıtay'ın uygulamasına göre bu hüküm, trafik kazasında uğranılan manevi zararlar için de geçerlidir. Davacı, davalı İETT Genel Müdürlüğü'ne ait diğer davalı sürücü Sadi idaresindeki otobüsün çarpması sonucu cismani zarara maruz kalmış ve her iki davalı aleyhine 15.12.1992 tarihinde açtığı ilk davada davalı Sadi'nin % 75 ve davacının da % 25 nisbetinde kusurlu oldukları benimsenmiş ve ödetme kararı verilmiş olup o hüküm kesinleşmiştir. Hal böyle olunca, davalı sürücünün suç teşkil eden eylemi söz konusudur ve hakkında ceza davası açılmamış olması sonucu değiştirmez. Bu durumda; davalı işleten hakkındaki dava 2918 sayılı Yâsanın 109/2 ve davalı sürücü hakkındaki dava da BK.nun 60/2. maddeleri karşısında TCK.nun 102/4. maddesi hükmüne göre, 5 yıllık uzamış ( ceza ) zamanaşımına tabidir. Davanın 5 yıllık zamanaşımı süresi geçmeden açıldığı gözetilmeden davalı İETT Genel Müdürlüğü'nün zamanaşımı savunmasının kabul edilerek zamanaşımı nedeniyle davanın reddedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
2- BK.nun 140. maddesine göre, müruruzaman dermeyan edilmediği surette hakim, müruruzamanı kendiliğinden nazara alamaz. Davalı Sadi'nin zamanaşımı savunması olmadığı halde ve diğer davalının zamanaşımı def'inden bu davalının yararlanamayacağı gözetilmeden, Sadi hakkındaki davanın da zamanaşımı bakımından reddedilmiş olması kabul şekli bakımından bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle (BOZULMASINA) 7.3.1996 gününde oybirliğiyle karar verild
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
T. 19.01.2006 E. 2004/13794 - K. 2006/277
HAKSIZ REKABETİN TESPİTİ
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI - MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT
ŞİKÂYET VAKİ OLMASA DAHİ UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMININ
TÜZEL KİŞİ HAKKINDA UYGULANACAĞI (6762/m.56)
ÖZET : Kesinleşmiş haksız rekabetin tespitine ilişkin Mahkeme dosyasına ve tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarına dayanılarak, şikayet vaki olsun veya olmasın uzamış ceza zamanaşımının haksız rekabette bulunan davalı tüzel kişilik hakkında da uygulanması gerekir.
KARAR: Davacı vekili, davalının müvekkilinin tanınmış "Aygaz" markasının şöhretinden yararlanmak amacıyla kendi dolum tesislerinde anılan markalı LPG tüpleri doldurduğunun kesinleşmiş ilama bağlandığını ileri sürerek, (23.002.50) TL maddi ve (10.000.00) TL manevi tazminatın reeskont faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın bir yıllık zamanaşımından sonra açıldığını, davanın kabulü anlamına gelmemek kaydı ile (23.002.500.) TL kâr marjı hesabına diyeceklerinin olmadığını bildirmiştir.
Mahkemece, kesinleşmiş haksız rekabetin tespitine ilişkin Gülyalı Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2001/4 - 25 sayılı dosyasına ve tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarına dayanılarak, şikayet vaki olsun veya olmasın uzamış ceza zamanaşımının haksız rekabette bulunan davalı tüzel kişilik hakkında da uygulanması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA 19.01.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 06.01.1976 E. 1975/4858 - K. 1976/74
CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI
CEZA DAVASI AÇILMASININ, DAVAYA KATILMANIN KOŞUL OLMADIĞI
ÖZETİ : Suç sayılan bir haksız eylemi işleyen kişiye karşı açılan tazminat davasına uygulanacak zamanaşımı Borçlar Yasasının 60.maddesinin 2.fıkrasında açıklandığı üzere ceza zamanaşımıdır. Bu nitelikteki eylemlere o maddenin 1. fıkrasında yazılı bir yıllık zamanaşımı uygulanmaz.
Ceza zamanaşımının uygulanmasında, ceza davasının açılmış olup olmaması araştırılmaz. Cumhuriyet Savcılığınca açılması gerekli ceza davasına katılınmamış olması sonucu değiştirmez. Cezayı gerektiren haksız eylemden ötürü kamu davası için hiç bir işlem yapılmamış olsa dahi ceza zamanaşımı süresi içinde maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.
KARAR : Davacı avukatı; davalıların müvekkilini dövüp yaraladıklarını ileri sürerek 35.000 lira maddi ve manevi tazminatın alınmasını istemiştir Yapılan yargılama sonunda; zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteğinin süreside olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşuldu:
Suç sayılan bir haksız eylemi işleyen kişiye karşı açılan tazminat davasına uygulanacak zamanaşımı Borçlar Yasasının 60.maddesinin 2.fıkrasında açıklandığı üzere ceza zamanaşımıdır. Bu nitelikteki eylemlere o maddenin 1. fıkrasında yazılı bir yıllık zamanaşımı uygulanmaz. Bu ana kuralın uygulanması için haksız eylemden sonra ceza davasının açılmış olup olmaması araştırılmaz, yasanın bu kuralı salttır. Aynı zamanda işlenmiş olan bu haksız eylemden ötürü Cumhuriyet Savcılığınca açılması gerekli ceza davasına katılınmadığı bildirilerek karar verilmiş olması bu sonucu değiştirmez. Çünkü, cezayı gerektiren haksız eylemden ötürü kamu davası için hiç bir işlem yapılmaması dahi aynı sonucu doğurur. O halde bu haksız eylemin, adiyen ve Türk Ceza Yasasının 456/4. maddesinde açıklanıp kovuşturması şikayete bağlı eylemden ötürü 1 yıl geçtikten sonra 4.9.1973 gününde dava açılınca suçun bağlı olduğu zamanaşımı süresinde davanın ileri sürüldüğü düşünülmelidir. Mahkemece bu yön gözetilmeden ve savcılıkça verilen takipsizlik kararının nitelikçe suçun işlenmediğinden değil işlenmiş olan suça göre açılacak davaya katılınmadığı ilkesine dayanıldığı gözetilmeden zamanaşımından davanın reddi bozmayı gerektirir
SONUÇ: Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle (BOZULMASINA) 06.01.1976 tarhinde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 08.04.1999 E. 1999/1163 - K.1999/3022
TRAFİK KAZASI - UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASINA KATILMANIN KOŞUL OLMADIĞI
CEZA DAVASI SONUÇLANMIŞ OLSA DAHİ UYGULANACAĞI
ÖZET : 1) Trafik kazasında bir ölü ve bir yaralı bulunması durumunda, uzamış ceza zamanaşımı on yıl olup, bu süre hem sürücü hem işleten hakkında uygulanır.
2) Uzamış ceza zamanaşımının uygulanması için, davacıların ceza davasına katılmaları koşul olmadığı gibi, ceza davası sonuçlanmış olsa dahi, olay tarihinden itibaren on yıl içinde maddi ve manevi tazminat istenebilir.
818 s. BK/60; 765 s. MülgaTCK/102; 2918 s. KTK/109)
KARAR: Davacılar, davalının trafik kazası sonucu desteklerinin ölümüne neden olduğunu belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Mahkemece, davanın zamanaşımına uğradığı gerekçe gösterilerek istemin reddine karar verilmiştir. Karar, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki kanıt ve belgelere göre davalının 23.7.1991 tarihinde yönetimindeki araçla zararlandırıcı eylemin meydana gelmesine neden olduğu ve bu eylem sonunda davacıların desteğinin öldüğü, İsmail adlı kişinin de 25 gün iş ve gücünden kalacak derecede yaralandığı anlaşılmaktadır. Yine davalının bu eylemi nedeniyle hakkında kamu davası açıldığı, sonuçta davalının Türk Ceza Kanununun 455/2. maddesi uyarınca hükümlülüğüne karar verildiği, kararın kesinleştiği görülmüştür. Belirtilen yasa maddesine aykırı davrananların on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabilecekleri öngörülmüştür. Kamu davasının zamanaşımı süresini düzenleyen aynı Yasanın 102. maddesinin 3 nolu bendinde, Yasanın 455/2. maddesinde öngörülen ceza miktarına göre, kamu davasının on senede zamanaşımına uğrayacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanununun 60. maddesinde ise, haksız eylemden doğan tazminat istemine ilişkin davaların bir yıllık zamanaşımına tabi olduğu, ancak haksız eylemin suç teşkil etmesi durumunda, o suç için öngörülen ceza zamanaşımının, hukuk davasındaki istemler için de uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 109. maddesinde de Borçlar Kanununun 60. maddesindeki genel kural olan bir yıllık süreden farklı iki yıllık zamanaşımı süresinin esas alındığı, ancak, eylemin cezayı gerektirmesi durumunda da ceza zamanaşımının uygulanacağını belirterek sonuçta, Borçlar Kanunundaki genel düzenleme ile paralellik sağlanmıştır. Yine aynı madde de bu sürelerin sadece sürücü hakkında geçerli olabileceği açıkça belirtilmediği gibi tazminatın sorumlulardan isteneceği belirtilerek işletenin de aynı kurala tabi olduğu kabul edilmiştir. Yargıtay’ın yerleşmiş kararları da bu yöndedir.
Davaya konu olan olay, suç teşkil edip 23.7.1991 gününde meydana gelmiştir. Eldeki dava ise 28.8.1997 gününde açılmıştır. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler itibariyle, tazminat isteminin ceza zamanaşımına tabi olduğu, bu sürenin de somut olay itibariyle on yıllık süreye tabi bulunduğu açıktır. Olayın meydana geldiği tarih ile davanın açıldığı gün gözetildiğinde aradan on yıllık sürenin geçmediği görülecektir. Davacıların ceza davasına katılmaları veya katılmamaları, ceza davasının sona ermesinden sonra iki yıl içinde açılmasını gerekli kılmaz. Burada öngörülen husus, zarar görenin zararı öğrenmesi değil, bu durumda, kişisel hakkın ceza zamanaşımı süresine tabi olmasıdır. Zarar gören, ceza davası süresince davaya katılıp tazminat isteyebileceği gibi, o davada tazminat istemeden davaya katılabilir ve ceza davası somut olayda olduğu gibi on yıllık süre geçmeden sonuçlanmış olsa dahi, olay tarihinden itibaren on yıl içinde kişisel haklarını isteyebilir.
Açıklanan bu yasal düzenlemeler ve hukukun genel ilkeleri gözetilerek, davacıların tazminat istemleri incelenmeli ve varılacak sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu yönün gözetilmemiş olması, usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın belirtilen nedenle (BOZULMASINA) 8.4.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 27.01.2003 E. 2002/10674 - K. 2003/844
HAKSIZ EYLEMİN SUÇ NİTELİĞİNDE OLMASI
CEZA ZAMANAŞIMI UYGULANACAĞI
CEZA DAVASI AÇILMASININ KOŞUL OLMADIĞI
SUÇ NİTELİĞİNİ HUKUK HAKİMİNİN TAKDİR ETMESİ
ÖZET : Borçlar Yasası 60/2. maddesine göre haksız eylem aynı zamanda suç niteliğinde ise tazminat davasına ceza zamanaşımı uygulanacaktır.
Ceza davası açılmamışsa, eylemin suç niteliğinde olup olmadığını hukuk hakimi takdir edecektir. O halde mahkemece davalıların işlemiş olduğu eylemin niteliği üzerinde de durulmalı ve cezayı gerektirir nitelikte bulunduğu sonucuna varılırsa ceza zamanaşımınında gözetilmesi gerekir
KARAR: Davacı Ziraat Bankası vekili avukat tarafından, davalılar Gülşen ve diğerleri aleyhine 13.8.1997 gününde verilen dilekçe ile davacı bankada görevli davalı memurların 16.355.000.-TL miktarlı çeki, tediye fişini sehven 163.555.000.-TL olarak düzenleyerek fazla ödeme yapmaları nedeniyle uğranılan zararın tazmininin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 7.11.2000 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Dava, haksız eylemden kaynaklanan tazminat isteğine ilişkindir. Davacı bankada sözleşmeli personel olan davalıların 15.12.1995 tarihinde "16.355.000" lira meblağlı bir çeki, çek hamiline "163.555.000" lira olarak fazla ödemeleri nedeniyle uğranılan zararın ödettirilmesi talep edilmektedir. Davalı cevabında zamanaşımı def’inde bulunmuş ve mahkemece davanın zamanaşımından reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Borçlar Yasasının 60. maddesi hükmünce, bir yıllık zamanaşımı zarara uğrayanın zarar ve sorumluluğu öğrendiği günden itibaren başlar. Bu öğrenme tüzel kişiler, özellikle kamu kurumlarında o kurumun dava açmaya emir vermeye yetkili organı bakımından esas alınır. Zamanaşımı def’ine karşı cevap veren davacı, bankanın Genel Müdürünün öğrenme gününün 14.8.1996 tarihi olduğunu söylemiş ve Banka yönetim kurulunun 28.8.1996 tarihli, zararın davalı memurlarından tahsilinin gerektiğine dair kararına dayanmıştır. Bu kararın tarihi ile davanın açıldığı gün arasında bir yıldan fazla bir süre geçmemiştir. O halde zamanaşımına başlangıç olarak T.C. Ziraat Bankasında dava açmaya emir vermeye yetkili organın öğrenme günü "28.8.1996" esas alınacaktır. Banka yönetim kurulunun 28.8.1996 tarihli kararından itibaren bir yıl geçmeden 13.8.1997 tarihinde bu dava açıldığına göre zamanaşımından sözedilemez. Yerel mahkemece açıklanan bu yön gözetilerek işin esası incelenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Ayrıca Borçlar Yasasının 60. maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre haksız eylem aynı zamanda suç niteliğinde ise ve Ceza Kanununda "dava açma" süresi daha uzun ise tazminat davasına da o ceza zamanaşımı uygulanacaktır. Ceza davası açılmamışsa, eylemin suç niteliğinde olup olmadığını hukuk hakimi takdir edecektir. O halde mahkemece davalıların işlemiş olduğu eylemin niteliği üzerinde de durulmalı ve cezayı gerektirir nitelikte bulunduğu sonucuna varılırsa ceza zamanaşımınında gözetilmesi gerekir. Bu yön üzerinde durulmamış olması da benimseme biçimi bakımından bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA) 27.1.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 08.07.1986 E. 1986/4736 - K. 1986/5453
TAZMİNAT DAVASI - UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ VE MAHKUMİYET KARARI VERİLMEMİŞ OLSA DAHİ UYGULANACAĞI - MİRASÇILARA DA UYGULANACAĞI
ÖZET : Ceza davası zamanaşımının uygulanması için haksız eylemin sadece suç niteliğinde olması yeterlidir. Eylemi işleyen hakkında ceza davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Mirasçılar hakkında da uzamış ceza zamanaşımı uygulanır.
KARAR: Dava haksız eylemden kaynaklanan tazminat isteğine ilişkindir. Davalıların miras bırakanı V., 14.11.1982 tarihinde davacıya karşı müessir fiil ika etmiştir. Ancak kendisi ceza mahkemesince 28.12.1983 tarihinde verilen kararla cezalandırıldıktan sonra 30.10.1984 tarihinde ölmüştür. Davacı 24.7.1985 tarihinde adıgeçenin mirasçıları aleyhine açmış bulunduğu bu davada maruz kaldığı cismani zarardan ötürü maddi ve manevi tazminat talep etmektedir.
Davalılar süresinde vermiş bulundukları cevapta olay günü ile bu davanın açıldığı gün arasında bir yıldan fazla zaman geçtiğinden bahis ile zamanaşımı def`inde bulunmuşlardır. Mahkemece savunma benimsenmekle beraber ceza mahkemesinden mahkumiyet kararının verildiği 28.12.1983 tarihinden itibaren de bir yıl içinde açılmamış olması karşısında davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiştir.
Oysa Borçlar Kanunu`nun 60. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre, tazminat davası ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olursa o zamanaşımı uygulanır. Davaya konu olan olayda da zararı doğuran eylem cezayı gerektirmektedir. Nitekim bu eylemi işleyen kişi ceza mahkemesince cezalandırılmıştır. O halde üzerinde durulacak yön daha uzun olan ceza zamanaşımının sanığın mirasçıları hakkında da uygulanıp uygulanamayacağındadır.
Dairenin, esas: 1981/11922, karar: 1981/13786 sayılı ve 25.12.1981 günlü kararında belirtildiği gibi ceza davası zamanaşımının uygulanması için haksız eylemin sadece suç niteliğinde olması yeterlidir. Bu zamanaşımının uygulanabilmesi için eylemi işleyen hakkında ceza davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Çünkü mirasçılar ölenin külli halefidirler. Gerçekten mirasçılar Medeni Hukuk bakımından muristen daha iyi bir hukuki duruma malik değildirler ( Bkz. Mustafa Reşit Karahasan, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku, 1981, Sh. 1618 ve Dr. A. Becker, İsviçre Medeni Kanunu Şerhi, Cilt: 6, Borçlar Kanunu Çevirisi, I. Kısım, Genel Hükümler, Sh. 360 ). O halde davalıların zamanaşımı def`inin reddine karar verilerek işin esası incelenmek gerekirken gerek haksız eylemin işlendiği gerekse ceza mahkemesinde karar verildiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde açılmamış olduğundan söz edilerek davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarda gösterilen nedenle BOZULMASINA, 8.07.1986 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 05.07.1983 E. 1983/6115 - K. 1983/6781
MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI - CEZA ZAMANAŞIMI
CEZA MAHKEMESİ KARARININ KESİNLEŞTİĞİ TARİH İLE DAVANIN AÇILDIĞI TARİH ARASINDA BEŞ YILLIK SÜRENİN HENÜZ DOLMAMIŞ BULUNMASI
ÖZET : Ceza mahkemesi kararının kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı tarih arasındaki beş yıllık süre dolmamış bulunmakla, zamanaşımı bakımından davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
KARAR : Davacı, ceza davasına verdiği 15.7.1976 günlü müdahale dilekçesi ile maddi ve manevi tazminat istemiştir. Böylece o dilekçede istediği tazminat miktarı ile bağlı olmak kaydıyla zamanaşımı kesilmiştir. Ceza mahkemesi kararının kesinleştiği 7.5.1980 tarihi ile bu davanın açıldığı 22.10.1982 tarihi arasındaki beş yıllık süre dolmamıştır. O halde işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken zamanaşımı yönünden davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle ( BOZULMASINA ) 05.07.1983 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 20.09.1979 E. 1979/4725 - K. 1979/9975
CEZA ZAMANAŞIMI
BASIN YOLUYLE İŞLENEN SUÇLARDA ZAMANAŞIMI
ÖZET : 1) BK. 60/2. maddesinde öngörülen uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için, fail hakkında ceza kovuşturması yapılmış ve ceza davası açılmış olması şart olmayıp ve fakat haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç olması yeterlidir
2) Bu bakımdan, takibi şikayete bağlı suçlarda, şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ceza davasının açılamaması, bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel olamaz. Çünkü, dava açılma süresinin geçirilmesi, cezayı gerektiren haksız eylemin suç olma niteliğini ortadan kaldırmaz.
3) Tazminat davasına neden olan haksız eylemin faili hakkında ceza kovuşturması yapılmamış ise, BK.nun 60. maddesine göre zamanaşımı meselesini inceleyen hukuk hakiminin; haksız eylemin gerçekten cezayı gerektirir nitelikte olup olmadığını, cezayı gerektiriyorsa eylemin ceza hukuku bakımından daha uzun zamanaşımına tabi kılınıp kılınmadığını araştırması ve eylem daha uzun zamanaşımına tabi kılınmışsa bu ( uzamış ) ceza zamanaşımı süresini uygulaması gerekir.
4) Bu kural Basın Yasası yönünden de aynen geçerlidir; yani, basın yoluyla işlenen suçlardan ötürü 3 ve 6 aylık süreler içinde ceza davası açılmamış olması, BK’nun 60/2. maddesindeki uzamış zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.
BK. m.60/1-2 ; TCK. m. 99, 102, 108; 5680 s. Basın K. m. 17, 35
DAVA : Taraflar arasındaki manevi tazminat davası nedeniyle yapılan yargılama sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın zamanaşımı yönünden reddine ilişkin hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi gereği konuşuldu:
KARAR : 1975 yılı yaz tatilinde, parlamento mensubu arkadaşları ile birlikte Bulgaristan'a yaptıkları gezi esnasındaki gümrük işlemlerini ele alan davalı gazetenin 25 ila 28 Ağustos 1975 ve 3-4 Eylül 1975 günlü nüshalarında yayınlanan haber, makale ve fıkralarla "şahsına gerçek dışı isnatlarda bulunarak ve kişiliğine ağır saldırı yapılmak suretiyle" hakaret edildiğini ileri süren davacı tarafından : Gazete sahibi, sorumlu yazı işleri müdürleri ve haberin yazarı olan davalılardan 200.000 lira manevi tazminatın tahsiline ve keyfiyetin aynı gazetede yayınlanmasına karar verilmesi talep ve dava edilmiş; mahkemece: ortada ceza davası olmadığı ve BK.nun 60. maddesinin 1. fıkrasındaki bir yıllık zamanaşımı süresinin geçirildiği gerekçesiyle davalı tarafın zamanaşımı itirazı kabul edilmiş ve zamanaşımı yönünden dava reddedilmiştir.
1 - Haksız eylemden zarar gören kişilerin tazminat davalarında uygulanacak zamanaşımı süreleri BK.nun 60. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasında, haksız eylem nedeniyle açılacak tazminat davasının ( haksız eyleme ve tazminatla yükümlü olan kişiye ıttıla tarihinden itibaren ) 1 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı; 2.fıkra hükmünde de, şayet tazminat davasına konu olan haksız eylem aynı zamanda suç niteliğinde bulunur ve ceza hukukunda bu eylem için BK.nun 60/1. maddesindeki süreden daha uzun bir zamanaşımı kabul edilmiş olur ise; tazminat davasında da ceza hukukundaki bu ( uzamış ) zamanaşımının uygulanacağı öngörülmüştür. Başka bir ifade ile, eğer tazminat isteği cezayı gerektiren bir eylemden doğmuşsa, medeni hukuk zamanaşımı süresi yerine, bir istisna olarak daha uzun olan ceza hukuku zamanaşımı süresi uygulanır.
BK.nun 60.maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen uzamış ( ceza ) zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için, fail hakkında ceza kovuşturması yapılmış ve ceza davası açılmış olması şart olmayıp ve fakat haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç olması yeterlidir. Bu bakımdan, takibi şikayete bağlı suçlarda ( TCK.m.99 ve 108 ), şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ceza davasının açılmaması, bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel değildir. Çünkü şikayet, ceza kovuşturmasının bir şartıdır ve bir cezalandırılabilme şartı değildir. Bu kovuşturma şartı eksik olsa bile yine suç vardır ve ancak bir kovuşturma konusu olamıyacaktır ( F.N. Feyzioğlu - Borçlar Hukuku- Genel Hükümler- 1976 Cilt 1- Sh. 715 ); ( Tandoğan - Türk Mes`uliyet Hukuku -1961- Sh.364 ); ( Kaygancıoğlu/Renda/ OnursanOrman Kanunu,İlgili Mevzuat - 1976 - Sh. 642 ve 643 ve adı geçen eserlerde belirtilen bilimsel görüşler, Yargıtay ve Federal Mahkeme Kararları ).
Keza, tazminat davasına neden olan haksız eylemin faili hakkında ceza kovuşturması yapılmamış ise, BK.nun 60. maddesine göre zamanaşımı meselesini inceleyen hukuk hakiminin; haksız eylemin gerçekten cezayı gerektirir nitelikte olup olmadığını, cezayı gerektiriyorsa eylemin ceza hukuku bakımından daha uzun zamanaşımına tabi kılınıp kılınmadığını araştırması ve eylem daha uzun zamanaşımına tabi kılınmışsa bu ( uzamış ) ceza zamanaşımı süresini uygulaması gerekir.
Temyize konu tazminat davasında haksız eylemin basın yoluyla işlendiği iddia edilmektedir. Gerçekten, basın suçlarında dava süresini düzenleyen BK.nun 35. maddesinin 1. fıkrası hükmü ile "bu kanunda yazılı olan veya basın yolu ile işlenmiş bulunan suçlardan dolayı, günlük mevkuteler hakkında 3 ay ve diğer basılmış eserler hakkında 6 ay içinde açılmayan davaların dinlenemeyeceği" kabul edilmiştir. Davalılardan Gazetenin sorumlu yazı işleri müdürleri ile haber yazarı hakkında ( yazılı şikayet olmadığı için ) 3 ay içinde ceza davası açılmadığında ise uyuşmazlık yoktur. Basın Yasasının 35. maddesinde kabul edilen 3 ve 6 aylık süreler, ceza davası açılabilmesi şartıdır. Yoksa, basın yoluyla işlenen suçun ceza hukukunda ( TCK. nun 102. maddesinde ) belirlenen zamanaşımı süresi değildir. Nitekim, aynı maddenin son fıkrasında "Basın yoluyla işlenen, kovuşturması şikayete bağlı olan suçlarda ilk fıkrada yazılı süre, suçun kanun ile belli zamanaşımı haddini geçmemek kaydıyla, işlendiğinin öğrenildiği tarihte başlayacağının" yazılı olması da bu sonucu doğrular. Bu bakımdan, Prof. Çetin Özek`in " Basın suçlarının takibinin 3 ve 6 aylık gibi çok kısa hak düşürücü sürelere bağlanması ve bu sürelerin haksız eylem zamanaşımı süresinden kısa olması ve ceza davası için uygulanmayan bir dava zamanaşımı süresinin hukuk davası yönünden uygulanmasının mümkün olamayacağı için basınla ilgili hukuk davalarında; o suça ait genel ( ceza ) zamanaşımının değil, BK.nun 60/1. maddesindeki bir yıllık zamanaşımının uygulanması gerekeceği yolundaki ( Türk Basın Hukuku 1978 - sh. 714 )" görüşüne katılmak da mümkün değildir. Zira, yukarıda da açıklandığı üzere, 3 aylık ceza davası açılma süresinin geçirilmesi cezayı müstelzim olan eylemin suç olma vasfını ortadan kaldırmaz, aksine ceza hukukunda öngörülen uzamış zamanaşımının uygulanabilmesi için, ceza davası açılması değil, fakat cezayı müstelzim bir eylemin mevcudiyeti şart ve kafidir. O halde, yazılı şu hukuki olgular gözönünde tutulmadan ve özellikle sorumlu yazı işleri müdürleri ve yayın haberlerinin yazarı olan davalılara isnat edilen haksız eylemin aynı zamanda ceza hukuku yönünden suç niteliğinde olup olmadığı yönünden bir araştırma yapılmadan ve bu davalılar için BK. nun 60. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanmasının gerekip gerekmediği incelenmeden; ceza davası açılmadığından ve BK.nun 60/1. fıkrasında yazılı 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden bahisle bu davalılar hakkındaki davanın da zamanaşımından reddedilmiş olması bozmayı gerektirir.
2- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle Basın Yasasının 17. maddesi hükmüne göre haksız eylemden malen sorumlu olan davalı gazete sahibi şirket hakkındaki tazminat davasının BK.nun 60.maddesinin 1.fıkrasında yazılı 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten çok sonra 19.1.1978 tarihinde açılmış olmasına ve bu davalı hakkında uzamış ceza zamanaşımı süresinin 1. bentte belirtilen nedenlerle esasen uygulanmasının mümkün bulunmamasına binaen, davacının davalı şirketle ilgili temyiz itirazlarının reddi ile hükmün bu davalıya ilişkin bölümünün onanması gerekmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın birinci bentte gösterilen nedenlerle davacı yararına ( BOZULMASINA ), ikinci bentte yazılı nedenlerle davalılardan .... Gazetesi Başkent Gazetecilik ve Matbaacılık Ticaret ve Sanayi A.ş. hakkındaki hükmün ( ONANMASINA ) 20.9.1979 oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK MAHKEMESİ
T. 11.11.1999 E.1999/7534 - K. 1999/9756
HAKSIZ EYLEMDEN DOĞAN TAZMİNAT
ZAMANAŞIMI DEFİ - HAKARET - CEZA ZAMANAŞIMI
ÖZET: Davacıya madde tayini suretiyle hakaret edildiği, bu eylem aynı zamanda suç oluşturduğu için olaya uygulanacak zamanaşımı beş yıllık sureye tabidir. Bunun için ayrıca ceza davası açılması zorunluluğu yoktur.
KARAR: Davacı, davalı tarafından açılan Kayseri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/430 Esas sayılı nafakanın kaldırılması davasının dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların hakaret nitelikli olması nedeniyle 150.000.000 TL maddi ve 150.000.000 TL manevi tazminat isteminde bulunmuş, davalı tarafından zamanaşımı defi ileri sürülmüş, yerel mahkemece faili ve fiili öğrenme tarihinden itibaren bir yıl geçtikten sonra dava açıldığından Borçlar Kanunu'nun 60/1. maddesi gereğince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Dava konusu olan ve davacıya davalı tarafından ödenen nafakanın kaldırılması için açılan ve Kayseri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/430 Esas numarasında kayıtlı davanın dava dilekçesi incelendiğinde, davalının davacı hakkında başka kişilerle de ilişkisinin olduğunun ileri sürüldüğü görülmektedir. Bu beyan madde tayini suretiyle hakaret nitelikli olup haksız eylem aynı zamanda suç oluşturduğundan Borçlar Kanunu'nun 60/2. maddesi gereğince olayda ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. Türk Ceza Kanununda hakaret eylemi beş yıllık zamanaşımına tabi olup dava konusu olayda uzamış zamanaşımı beş yıldır ve ceza zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılmış olması da şart değildir. Yerel mahkemece dava konusu sözlerin Borçlar Kanunu'nun 60/2. maddesi gereğince ceza zamanaşımına tabi olup olmadığı tartışılmadan, aynı Yasanın 60/1. maddesi gereğince davanın reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA 11.11.1999 gününde oy birliğiyle karar verildi.
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ
T. 16.03.1998 E.1998/196 – 1998/1820
TRAFİK KAZASINDA YARALANMA VE ARAÇ HASARI
CEZA ZAMANAŞIMININ MADİ HASARA DA UYGULANACAĞI
CEZA DAVASI AÇILMAMIŞ OLSA BİLE UYGULANACAĞI
ÖZET: 2918 saydı Karayolları Trafik Yasası'nın 109/2. maddesinde "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir" hükmü öngörülmüştür. BK'nin 60. maddesinde de, aynı hüküm mevcuttur. Olayda bir yolcu yaralanmış olmasına göre TCK'nin 102. maddesi gereğince dava zaman aşımı 5 yıldır.
Bu konuda bir ceza davası açılmamış olsa bile, dava zaman aşımı süresinin 5 yıl olacağının kabul edilmesine göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekmiştir.
KARAR: Davacı vekili, davalıların maliki ve sürücüsü bulunduğu araçla müvekkiline ait Kasko Sigortalı aracın çarpışması sonucu, sigortalı araçta meydana gelen hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini, davalıların ödememesi nedeniyle, davalılar aleyhine icra takibi başlattıklarını, ancak davalıların itirazı ile takibin durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile % 40 icra inkâr tazminatının davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, alacağın iki yıllık zaman aşımına uğradığını, kusur oranını kabul etmediklerini, icra inkar tazminatı verilemeyeceğini davanın bu nedenlerle reddini istemiştir. Diğer davalı duruşmaya katılmamıştır.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, davalı şirketin icra takibine itirazı olmadığından, bu davalı yönünden reddi gerektiği, dava niteliği itibariyle takip ve dava tarihleri dikkate alındığında alacağın, zaman aşımına uğramadığı, yaptırılan bilirkişi incelemesinde, olayda davalının %75 oranında, sigortalı sürücünün %25 oranında kusurlu bulunduklarının tespit edildiği, hasar bedelinin 51.422.250 lira olarak hesaplandığı, takip tarihine kadar oluşan faizin 30.793.473 lira olup, toplam alacak miktarının 82.215.723 lira olarak bulunduğu gerekçesiyle, davanın, davalı şirket yönünden reddine, davalı yönünden 82.215.723 liralık miktar üzerinden takibin iptaline, keyfiyet yargılamayı gerektirdiğinden, icra inkâr tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası'nın 109/2. maddesinde "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir" hükmü öngörülmüştür. BK'nin 60. maddesinde de, aynı hüküm mevcuttur. Olayda bir yolcu yaralanmış olmasına göre TCK'nin 102. maddesi gereğince dava zaman aşımı 5 yıldır. Bu konuda bir ceza davası açılmamış olsa bile, dava zaman aşımı süresinin 5 yıl olacağının kabul edilmesine göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usûl ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA 16.3.1998 tarihinde, oybirliği ile karar verildi.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
T. 18.11.1981 E. 1979/4-231 - K. 1981/744
KİRAYA VERENİN HAKSIZ FİİLİ
CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI İÇİN CEZA DAVASI AÇILMIŞ
VE HÜKÜMLÜLÜK KARARI VERİLMİŞ OLMASI YA DA SÜRESİ İÇİNDE
ŞİKAYETTE BULUNMASI KOŞUL DEĞİLDİR.
CEZA DAVASI DEVAM ETTİĞİ SÜRECE TAZMİNAT DAVASI
AÇILABİLECEĞİ
AF YASASININ ZAMANAŞIMINA ETKİSİ
(818/m.53; 765/m.102,104,108,482)
ÖZET :1) Haksız eylem, aynı zamanda ceza yasaları gereğince suç oluşturuyorsa, tazminat davalarına uzamış ceza zamanaşımı süreleri uygulanır.
2) Uzamış zamanaşımının uygulanabilmesi için, fail hakkında ceza davası açılmış veya hükümlülük kararı verilmiş olması ya da kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarda belli süre içinde şikâyette bulunulması şart değildir. Başka bir deyişle, şikâyet süresinin geçirilmesinden ötürü ceza davasının açılmamış olması, bu davaya ilişkin uzamış (ceza) zamanaşımı süresinin tazminat davasına uygulanmasına engel değildir.
3) Ceza hakimi eylemin suç olup olmadığı üzerinde durmaksızın delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı vermiş olursa, hukuk hakimi, bununla bağlı kalmayarak haksız eylemin suç niteliğini taşıyıp taşımadığını araştırır.
4) Ceza davası devam ettiği sürece hukuk davasının zamanaşımına uğraması mümkün değildir.
5) Af Yasası kamu davası açılmadan çıkmış ise, bir yıllık hukuk zamanaşımı süresi Af Yasasının yürürlüğe girdiği tarihten; şayet Af Yasası kamu davasının açılmasından sonra çıkmış ise, bir yıllık hukuk zamanaşımı, af nedeniyle ceza davasının düşmesine ilişkin kararın kesinleşmesi gününden itibaren işlemeye başlar.
6) Ceza davası zamanaşımı süresi, TCK.m.102'ye göre belirlenecektir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki; BK.m. 60/II'deki zamanaşımı, tamamen hukuka ait bir kurum olup, zamanaşımını durduran ve kesen nedenler yönünden TCK.nun 102.104-107. maddeleri değil, aksine BK.m.132-137 uygulama alanı budur.
DAVA : Taraflar arasındaki "tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda ( İstanbul Onuncu Asliye Hukuk Mahkemesi )nce davanın reddine dair verilen 9.7.1975 gün ve 1973/904-458 sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine;
Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi'nin 22.4.1976 gün ve 1975/7949-4242 sayılı ilamıyla:
( ...uyuşmazlık, davacı kiracı ile davalı kiraya veren arasında kira sözleşmesi nedeni ile doğan uyuşmazlığa aittir. İleri sürülüşe göre davalı kiraya veren davacıyı süresinden önce kiralanandan çıkartabilmek için rahatsız edici davranışlarda bulunmuş ve hakaret etmiştir. Olay en geç davacının savcılığa şikayet günü olan 21.8.1972 gününde öğrenilmiştir. Mahkeme de öğrenmenin bu günde olduğunu benimsemektedir. Kiracıyı iz'aç eden haksız davranışlar aynı zamanda davalının üzerine sözleşme ile düşen ödevlerin halele uğratılması niteliğindedir. Bu yüzden davalı hakkında ceza davası açılmıştır. Ceza davasının konusu belirtilen iz'aç ve yazı ile hakaret eylemlerinden ibarettir. Dava ceza davası devam ederken 1.11.1973 gününde yani aradan bir yıl geçtikten sonra açılmıştır. Ancak dava açıldığı günde ceza davası devam etmekte idi. Ceza hakimi çok daha sonra çıkan 1803 sayılı Af Yasası gereğince ceza davasını 20.5.1974 gününde düşürmüştür. Oysa BK.nun 60. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bu dava ceza zamanaşımına tabidir ve ceza zamanaşımı da 5 yıldır. Ceza zamanaşımının bu davadaki şikayet hakkına ilişkin TCK.nun 108. maddesi hükmü ile karıştırılmaması gerektir. Mahkemenin kararında dayandığı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Hukuk Genel Kurul'nun kararlarının olayla bir ilişkisi, uzak veya yakın bir ilgisi yoktur. Dava zamanaşımı az yukarıda gösterilen esasa göre gerçekleşmeden ve süresinde açılmıştır. O halde, esas incelenecekken davanın reddi usul ve yasaya aykırıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden : Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Özel yasalarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda BK.nun 60.maddasinde öngörülen zamanaşımı uygulanmak gerekir. Anılan maddenin I. fıkrası bir ve on yıllık zamanaşımından söz etmiş; II. fıkrası ise, tazminat isteminin ceza yasalarının daha uzun bir zamanaşımı süresine bağlı tuttuğu cezalandırılabilir bir eylemden ileri gelmesi halinde birinci fıkradaki kurala bir istisna getirmiş ve bu gibi durumlarda daha uzun olan ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağını vurgulamıştır. BK.nun anılan maddesinin II. fıkrası hükmünün konuluş nedeni şudur. Bilindiği gibi, haksız eylemlerin bir kısmı, sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir; haksız eylemin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan bir ceza koğuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin mantık dışı olacağı kuşkusuzdur. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza yasası gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza yasası ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair yasalar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı, süresine tabi olur. Bu konu bir ana ilke olarak 7.12.1955 gün ve 17/26 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Zira, çoğunlukla ceza davasının zamanaşımı "suçun türüne göre değişmekle beraber" BK.m.60/I'deki hukuki zamanaşımından daha uzundur. O halde, fail hakkında açılmış bir ceza davası devam eder ve fakat o davaya şahsi davacı olarak zarar görenin katılma imkanı sağlanmaz ya da o uzun süreye denk olarak hukuk mahkemesinde ( hele ceza davası devam ederken ) tazminat davası açmasına izin verilmezse, denge bozulmuş olurdu. Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise bakılacaktır. Eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK.ndaki 1 yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine BK.m.60/I olaya uygulanacak; ceza kanunundaki zamanaşımı süresi BK.m.60/I'deki süreden daha uzun ise, o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Bu durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi, TCK.m.102'ye göre belirlenecektir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki; BK.m. 60/II'deki zamanaşımı, tamamen hukuka ait bir kurum olup, zamanaşımını durduran ve kesen nedenler yönünden TCK.nun 102.104-107. maddeleri değil, aksine BK.m.132-137 uygulama alanı budur.
Öte yandan tazminat davalarına daha uzun süreli ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması için fail hakkında ceza davasının açılmış veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli değildir; sadece cezalandırılması kabil bir eylemin işlenmiş olması, bir diğer söyleyişle, haksız eylemin suç niteliğini taşıması yeterlidir.
Bununla beraber hukuk hakimi, ceza tertibine ilişkin olarak ceza hakimince verilen ve suçun işlendiğine ya da işlenmediğini kesinlikle tespit eden bir hüküm varsa, bununla bağlıdır ( BK.m.53 ). Ancak, ceza hakimi eylemin suç olup olmadığı üzerinde durmaksızın delil yetersiliği nedeniyle beraat kararı vermiş olursa hukuk hakimi bununla bağlı olmayarak haksız eylemin suç niteliğini taşıyıp taşımadığını araştırır. Bunun gibi ortada böyle bir hükmün bulunmaması halinde de hukuk hakimi, cezai sorumluluğu gerektiren bir eylemin işlenmiş olup olmadığını serbestçe inceleyip takdir eder ve olaya uygulanacak zamanaşımını belirler.
Bundan başka, işlenen eylemin, kovuşturulması şikayete bağlı bir suç teşkil edip etmemesi de önemli değildir. Zira bu yön, ceza davasının açılabilmesinin bir şartıdır. Bu bakımdan şikayet süresinin ( TCK.m.108 ) geçirilmesinden ötürü, ceza davasının açılamamış olması, bu davaya ilişkin zamanaşımı süresinin, tazminat davasına uygulanmasına engel değildir. ( HGK. 3.6.1953 gün ve 4/71 E., 77. ).
Böylece zamanaşımı ile ilgili hususlara kısaca değinildikten sonra temyize konu olay incelendikte:
Davalının 21 Ağustos 1972 gününde davacıya hakaret ve tehdit suçlarından ötürü hakkında 1972/484 E.sayılı bir dava açıldığı; yapılan yargılama sonunda 17.4.1973 günlü ilamla davalının TCK.nun 482/2 ve 541. maddeleri gereğince mahkumiyetine ve cezasının teciline karar verildiği; davalının ( sanığın ) vaki temyizi üzerine, hükmün Yargıtay İkinci Ceza Dairesi'nin 2.11.1973 günlü ilamiyle "... duruşma tutanağının hakim tarafından imza edilmemesinin vusuku muhil bulunduğundan ..." bahsile bozulup mahalline iade edildiği; bozmaya uyularak yapılan duruşma sırasında da davanın ( ahiren yürürlüğe giren 1803 sayılı Af Yasasının 1/A ve TCK.nun 97. maddesi hükümlerince ) 20.5.1974 günlü kararla ortadan kaldırıldığı; maddi ve manevi tazminata ilişkin hukuk davasının ise 1.11.1973 gününde, yani ceza davası devam ederken açıldığı, dosyadaki kanıtlardan anlaşılmaktadır. Esasen bu maddi olgular ve özellikle tarihler bakımından bir uyuşmazlık söz konusu değildir. Bu yön mahkemece de aynen benimsenmiştir. Ancak mahkeme, gerek bozulan kararında ve gerekse direnme kararında "... 7.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre suç niteliği olan haksız eylemler, Af Yasaları uyarınca bu niteliklerini kaybederler, bu durumda BK.nun 60/I. maddesinde öngörülen bir yıllık zamanaşımı uygulanır. Öte yandan ceza mahkemesi ne mahkumiyet ve ne de beraat kararı değil, davanın düşürülmesine karar vermiştir. O halde 1803 sayılı Af Yasası ile eylemin suç niteliği ortadan kalktığına ve haksız eyleme uzamış zamanaşımının uygulanması olanağı bulunmadığına ve olay günü olan 21.8.1972 günü ile maddi ve manevi tazminat davasının açıldığı 1.11.1973 günü arasında bir yıldan fazla zaman geçtiğine göre, dava zamanaşımına uğramıştır..." gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Oysa özel daire bozma ilamında da kısaca değinildiği veçhile olayda zamanaşımı söz konusu değildir. Çünkü 7.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre "... cezayı gerektiren haksız eylemler af nedeniyle cezai niteliklerini kaybedeceklerinden ceza zamanaşımı bunlara uygulanmaz. Hukuk zamanaşımının uygulanması gerekir..." Bu gibi durumlarda bütün sorun BK.nun 60/1. maddesinde öngörülen ( 1 ) yıllık hukuk zamanaşımının hangi tarihten itibaren başlıyacağıdır. Yargıtay'ın bu güne kadar istikrarla vaki uygulamalarına göre; Af Yasası kamu davası açılmadan önce çıkmış ise, bir yıllık hukuk zamanaşımı süresi Af Yasasının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren: şayet Af Yasası kamu davasının açılmasından sonra çıkmış ise, bu takdirde de af nedeniyle ceza davasının düşmesine ilişkin kararın kesinleşmesi gününden itibaren işlemeye başlıyacaktır. Burada, suçtan zarar görenin kamu davasına katılmış olup olmamasının bir etkisi yoktur. Her iki halde de bir yıllık hukuk zamanaşımının uygulanması gerekir ( Mustafa Reşit Karahasan - Sorumluluk ve Tazminat Hukuku - İstanbul 1981 /Sayfa 1731 ve onu izleyen sayfalardaki kararlar ); ( Mustafa Kayganacıoğlu / Nihat Renda/ Galip Onursan - Orman Kanunu, İlgili Mevzuat - Ankara 1976 - Sayfa 584, dipnot 174'le ilgili metin ve sayfa 633 ve müteakip sayfalardaki kararlar ). Temyize konu bu olayda Af Yasası kamu davası açıldıktan sonra çıkmış bulunduğuna göre, ceza mahkemesince verilen 20.5.1974 günlü düşme kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde tazminat davası açılması mümkündür. Oysa hukuk davası 1.11.1973, yani ilk mahkumiyet kararından önce, diğer bir ifade ile ceza davası henüz devam ederken açılmıştır ki olayımızda zamanaşımından asla söz edilemez. Zira ceza davası devam ederken tazminat davasının zamanaşımına uğrayabileceğini kabul etmek, herşeyden önce mahkemenin kararına gerekçe yaptığı içtihadı birleştirme kararında mevcut "... ceza davası devam ettiği müddetçe mutazarrırın müdahil sıfatını alarak ceza mahkemesinden tazminat talep edebileceği ( TCK.m.38 ) ve bu itibarla haksız fiilin Devlet tarafından takibi mümkün oldukça tazminat davasını kabul etmemenin manasız olacağı..." şeklindeki gerekçeye aykırı olacaktır. Bu gerekçenin aksi, yani mahkeme görüşü benimsendiği takdirde, çoğu zaman ceza davasının af ile ortadan kalkması ile beraber, zarar görenin tazminat davası açma olanağı daortadan kalkmış olur ki, bunun mantıken ve hukuken izahı mümkün olamaz. Kaldı ki, Af yasalarının, zarara uğrayan kimsenin genel hükümler dairesinde çıkarlarını kovuşturmalarına engel olacağı da düşünülemez. O halde, bugüne kadarki uygulamalarda olduğu gibi, bu olayda, ortadan kaldırma kararının kesinleştiği tarihin hukuk zamanaşımı için başlangıç tarihi olarak alınması gerekir. Olayımızda hukuk davası, değil ortadan kaldırma kararının kesinleştiği tarihten sonra aksine daha ceza davası derdest iken ,daha 1803 sayılı Af Yasası yürürlüğe girmemiş iken açıldığına göre zamanaşımı söz konusu değildir. Bu durumda özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken eski hükümde direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır ve hüküm yukarıda anılan nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ : Davacı vekili Av. Suat'ın temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen sebeplerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 19.10.1998 E. 1998/4220 - K. 1998/7898
UZAMIŞ CEZA ZAMANAŞIMI - EYLEMİN SUÇ OLUŞTURMASI
DAVALININ SUÇ İŞLEME KASTI BULUNMADIĞI GEREKÇESİYLE BERAAT ETMİŞ OLMASININ, CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASINI ENGELLEMEYECEĞİ
ÖZET : Davaya neden olan eylemin suç teşkil etmesi halinde, tazminat davasında dahi ceza zamanaşımı uygulanır. Hakkında açılan ceza davası sonunda, davalının suç kastı bulunmadığı gerekçesi ile beraat etmiş olması, tazminat davasında anılan kuralın uygulanmasına engel değildir. (818/m.60/2, 765/m.102)
KARAR : Davacı, davalının 14.7.1992 tarihinde zeytinlerinin davalı tarafından çalındığını belirterek şikayette bulunmuştur. Bu şikayet üzerine davalı hakkında açılmış kamu davası davalının suç kasdının bulunmadığı, böylece hırsızlık suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile beraati yolunda hüküm kurulmuştur.
Bilahare davacı 7.3.1997 tarihinde eldeki davayı açmak sureti ile tazminat isteminde bulunmuş, davalı ise, zamanaşımı def'i ileri sürmüştür. Mahkeme eylemin haksız fiil olduğu, bir ( 1 ) yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu belirterek istemi reddetmiştir.
Dosyadaki delillere, davaya neden olan olaya göre eylemin hırsızlık suçunu oluşturduğu iddia edilmiştir. Bundan dolayı da davalı hakkında kamu davası açılmıştır. Eylemin suç teşkil ettiği durumlarda ceza zamanaşımının uygulanacağı Borçlar Kanununun 60/2. maddesinin bir gereğidir. Davalı hakkında açılan ceza davasında suç kastının bulunmadığı gerekçesiyle beraat etmesi, olayda anılan yasa hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmez. Şu duruma göre işin esasının incelenerek varılacak sonuca göre bir hüküm kurmak gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddedilmiş olması yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle ( BOZULMASINA ) ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 19.10.1998 gününde oybirliğiyle karar verildi.
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
T. 22.12.2005 E. 2005/723 - K. 2005/14016
• HAKSIZ EYLEM NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNAT
• ZAMANAŞIMI • CEZA DAVASI ( Zamanaşımının Belirlenmesinde Eylemin Suç Teşkil Etmesi Yeterli Olup Ceza Davasının Açılıp Açılmamasının Zamanaşımını Etkilemeyeceği )
818/m.41,60 765/m.102
ÖZET : Dava, haksız eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Davacı, davalı tarafından muhakkike verilen dilekçe ile kendisine iftira atıldığı ve hakaret edildiği için manevi tazminat istemiştir.
Davalının haksız eyleminin aynı zamanda suç oluşturduğu tartışmasızdır. Borçlar Kanunu'nun 60/1. maddesine göre zamanaşımı zararı ve faili öğrenme tarihinden itibaren bir yıldır. Ancak eylem aynı zamanda suç teşkil ediyorsa BK 60/2 maddesine göre uzamış ( ceza ) zamanaşımı süresi TCK 102. maddesi gereğince olay tarihinden itibaren beş yıl olup, somut olayda bu beş yıllık süre geçmemiştir. Zamanaşımının belirlenmesinde eylemin suç teşkil etmesi yeterli olup, ceza davasının açılıp açılmaması zamanaşımını etkilemeyeceğinden olayda ceza zamanaşımının uygulanması ve işin esasına girilerek davacı zararının belirlenmesi gerekir.
DAVA : Davacı Hasan Ergen tarafından, davalı Mustafa Kaya aleyhine 12.7.2004 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 30.11.2004 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, haksız eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Yerel mahkemece dava zamanaşımı nedeniyle reddedilmiş, kararı davacı temyiz etmiştir.
Davacı, davalı tarafından muhakkike verilen dilekçe ile kendisine iftira atıldığı ve hakaret edildiği için manevi tazminat istemiştir. Davalı bu eylemi nedeniyle savcılık tarafından hazırlık soruşturması geçirmiş ve eylemin iftira suçu olmadığından takipsizlik, hakaret suçunun unsurları oluşmuş ise de şahsi dava açılabileceğinden takibinde kamu yararı görülmediğinden bu suçtan da takipsizlik kararı verilmiştir. Yerel mahkemece hazırlık tahkikatı takipsizlikle sonuçlandığından ceza zamanaşımı uygulanamayacağını, zamanaşımının bir yıl olup bu süre dolduğundan davayı zamanaşımından reddetmiştir.
Davalının haksız eyleminin aynı zamanda suç oluşturduğu tartışmasızdır. Borçlar Kanunu'nun 60/1. maddesine göre zamanaşımı zararı ve faili öğrenme tarihinden itibaren bir yıldır.
Ancak eylem aynı zamanda suç teşkil ediyorsa BK 60/2 maddesine göre uzamış ( ceza ) zamanaşımı süresi TCK 102. maddesi gereğince olay tarihinden itibaren beş yıl olup, somut olayda bu beş yıllık süre geçmemiştir.
Zamanaşımının belirlenmesinde eylemin suç teşkil etmesi yeterli olup, ceza davasının açılıp açılmaması zamanaşımını etkilemeyeceğinden olayda ceza zamanaşımının uygulanması ve işin esasına girilerek davacı zararının belirlenmesi gerekirken usul ve yasaya aykırı olarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 22.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.
