Anasayfa

GÜNUN KONUSU

 

  •                                                        İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
  • KARARNAME İLE YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILAMAZ

                                                                                          ÇELİK AHMET ÇELİK

ÖZET:
           1) Uluslararası sözleşmeler çerçevesinde 2012/2816 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanıp 08.Mart.2012 gün 28227 Mükerrer sayılı RG’de yayınlanarak yürürlüğe konulan Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin (bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi’nin) Cumhurbaşkanı tarafından feshedildiğine ilişkin 19 Mart 2021 tarih 3718 sayılı kararı ile sözleşmeden çıkılması mümkün olmayıp, sözleşme yürürlüktedir.
Çünkü, anılan sözleşme, 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzalanıp 24.11.2011 tarih 6251 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunmuş; ayrıca 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 1.maddesi 2.fıkrası (a) bendiyle iç hukukumuza girmiş olup, Anayasa’nın 90.maddesi 5.fıkrasına göre “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmünde” olduğundan, bir kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yürürlükten kaldırılması mümkün değildir.

2) Öte yandan Anayasa’nın 104.maddesi 17.fıkrasına göre:
“Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır.”

3) Yukardaki tespitlere göre, Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin (İstanbul Sözleşmesi’nin) Cumhurbaşkanı tarafından feshedildiğine ilişkin 19 Mart 2021 tarih 3718 sayılı karar, Anayasa’nın 90’ıncı ve 104’üncü maddelerine aykırıdır.

I- İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YÜRÜRLÜKTEDİR

1- Anayasa’nın 90.maddesiyle kanun niteliği kazanmış uluslararası sözleşmeler,
Kararname ile yürürlükten kaldırılamaz.
a) Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzalanmış, 29.11.2011 tarih 28127 sayılı RG’de yayınlanan 24.11,.2011 tarih 6251 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunmuş ve bu Sözleşme uyarınca 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun yürürlüğe konulmuş; böylece anılan Sözleşme iç hukukumuza girmiş olup, Anayasa’nın 90.maddesi 5.fıkrasına göre “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmünde” olduğundan, bir kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yürürlükten kaldırılması mümkün değildir. (Anayasa m.104,f.17)

b) Ayrıca, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 1.maddesi 2.fıkrası (a) bendinde “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır” denilmiş olup, anılan uluslararası sözleşmenin iç hukuktaki “kanun” niteliği daha bir kesinlik kazanmıştır.

c) 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun halen yürürlükte olduğuna ve 1.maddesi 2.fıkrası (a) bendinde, bu Kanun’un uygulanmasında kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi’nin esas alınacağı hükmü yer almasına göre, kanunlar, Cumhurbaşkanı kararıyla yürürlükten kaldırılamaz. (Anayasa m.104,f.17)

2- Anayasa’nın 104.maddesi 17.fıkrasına göre, kanunla düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.
Anayasa’nın 104.maddesi 17.fıkrasına göre;
- Cumhurbaşkanı, “yürütme yetkisine ilişkin konularda” Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.
- Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.
- Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.
- Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir” derilmiştir.

Yukardaki Anayasa hükmüne göre:
a) Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde, Cumhurbaşkanı “yürütmenin başı”dır. Bu sıfatıyla “yürütme yetkisine ilişkin konularda” kararnamesi çıkarabilir.

b) Ancak,”Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.” Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) 6251 sayılı Kanunla onaylanmış; bu Sözleşmeye dayanılarak 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun yürürlüğe konulmuş ve bu Kanun’un 1.maddesi 2.fıkrası (a) bendinde “Bu Kanun’un uygulanmasında anılan uluslar arası sözleşme hükümlerinin esas alınacağı açıklanmıştır.

Şu halde 6251 ve 6284 sayılı Yasalarla (kısa adıyla) İstanbul Sözleşmesi iç hukukta “kanun” niteliği kazanmıştır. Bu durumda, Anayasa’nın 90,maddesi 5.fıkrasına göre “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmünde” olduğundan, bir kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yürürlükten kaldırılması mümkün değildir.

3- Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde yetkinin sınırları
a) Kısa adıyla İstanbul Sözmeşmesi’nin feshedildiğine ilişkin 21 Mart 2021 gün 31429 sayılı RG’de yayınlanan 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’nda, Sözleşmenin feshinin, 15.07.2018 gün 30479 sayılı RG’de yayınlanan Milletlerarası Andlaşmaların Onaylanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3.maddesine dayandırıldığı açıklanmış olup, anılan maddenin 1.fıkrasında:

“Milletlerarası andlaşmaların onaylanması, bunların feshini ihbar etmemek suretiyle yürürlük süresini uzatma, Türkiye Cumhuriyetini bağlayan bir milletlerarası andlaşmanın belli hükümlerinin yürürlüğe konulması için gerekli bildirileri yapma, milletlerarası andlaşmaların uygulama alanının değiştiğini tespit etme, bunların hükümlerinin uygulanmasını durdurma ve bunları sona erdirme, Cumhurbaşkanı kararı ile olur” denilmiştir.

b) Yukarda açıklanan 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3.maddesinin, iç hukukta “kanun” halini almış uluslararası sözleşmelere uygulanması mükün değildir. Çünkü Anayasa’nın 90’ncı ve 104’üncü maddeleri buna engeldir.Önceki bölümdeki açıklamalarımızı yinelersek:
Kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi, 6251 sayılı Kanunla onaylanmış; bu sözleşmeye dayanılarak 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun yürürlüğe konulmuş ve bu Kanun’un 1.maddesi 2.fıkrası (a) bendinde “Bu Kanun’un uygulanmasında anılan uluslararası sözleşme hükümlerinin esas alınacağı” açıklanmış bulunmakla, İstanbul Sözleşmesi iç hukukta “kanun” niteliği kazanmıştır.

Bu durumda:
1. Anayasa’nın 90.maddesi 5.fıkrasına göre “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmünde” olduğundan, kanunların Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yürürlükten kaldırılması mümkün değildir.

2. Anayasa’nın 104.maddesi 17.fıkrasına göre: “Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır.”

II- İSTANBUL SÖZLEŞMESİ HÜKÜMLERİ

1- Sözleşmenin amaçları
Uluslararası sözleşmeler çerçevesinde 2012/2816 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanıp 08.Mart.2012 gün 28227 Mükerrer sayılı RG’de yayınlanarak yürürlüğe konulan Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin (İstanbul Sözleşmesi’nin) 1.maddesinde sözleşmenin amaçları:
- Kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak;
- Kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirmek de dahil olmak üzere, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırmak;
- Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması ve bunlara yardım edilmesi 0için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak;
- Kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırma amacıyla uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak;
- Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi maksadıyla kuruluşların ve kolluk kuvvetleri birimlerinin birbiriyle etkili bir biçimde işbirliği yapmalarına destek ve yardım sağlamak
Olarak açıklanmıştır.

2- Kadınları aşağılayan ön yargıların, törelerin, geleneklerin kökünün kazınması ve töre, din, gelenek, sözde “namus” gibi kavramların şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmaması
Sözleşmenin “Genel yükümlülükler” başlıklı 12.maddesinde:
- Taraflar kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır.
- Taraflar kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” gibi kavramların bu Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edeceklerdir.
Denilmiştir.

3- Devletin yükümlülükleri
Sözleşmenin “Devletin yükümlülükleri ve titizlikle yapması gereken inceleme ve araştırmalar” başlıklı 5.maddesine göre:
- Taraflar kadınlara karşı herhangi bir şiddet eylemine girişmekten imtina edecek ve devlet yetkililerinin, görevlilerinin, organlarının, kurumlarının ve Devlet adına hareket eden diğer aktörlerin bu yükümlülüğe uygun bir biçimde hareket etmelerini temin edeceklerdir.

- Taraflar, devlet dışı aktörlerce gerçekleştirilen ve bu Sözleşmenin kapsamı dahilindeki şiddet eylemlerinin önlenmesi, soruşturulması, cezalandırılması, ve bu eylemler nedeniyle tazminat verilmesi konusunda azami dikkat ve özenin sarfedilmesi için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.

4- Kadına şiddet bir “insan hakları” ihlalidir.
İstanbul Sözleşmesi, insan hakları sözleşmeleri uyarınca düzenlenmiştir, Buna göre:
Kadına yönelik şiddet aslında cinsiyete dayalı yani kadınlara yalnızca kadın oldukları için uygulanan ve kadınları etkileyen bir ayrımcılık olup, kadına zarar veren, fiziksel, cinsel ve ruhsal hasarla ve cinayetle sonuçlanma olasılığı bulunan; toplum içerisinde ya da özel yaşamda kadına baskı uygulanması ve özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanmasıyla yaşanan bir “insan hakkı ihlali”dir.
Birleşmiş Milletler’in Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi'nin 1’inci maddesinde, kadınlara yönelik şiddet, "ister kamusal, isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlamaya veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma" şeklinde tanımlanmıştır.

III-KADINA ŞİDDETİN ÖNLENMESİ HAKKINDA KANUN

1- İstanbul Sözleşmesi esas alınarak yürürlüğe konulan kanun
11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzalanan, 24.11.2011 gün 6251 sayılı Kanunla onaylanan Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) 08.Mart.2012 gün 28227 sayılı RG’de yayınlanmış; buna koşut olarak ve Sözleşme hükümleri esas alınarak aynı tarihte 08.Mart.2012 tarih 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun yürürlüğe konulmuştur.

2- Kanun’da İstanbul Sözleşmesi hükümlerinin esas alınması
20.Mart.2012 gün 28239 sayılı RG’de yayınlanarak yürürlüğe konulan 08.Mart.2012 tarih 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 1.maddesinde:
“Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir” denilmiş;

Maddenin 2.fıkrası (a) bendinde, yasanın uygulanmasında ve genel hizmetlerin sunulmasında, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemelerin esas alınacağı açıklanmıştır.

3- Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesi Kanunu’nun hükümleri
Yukarda açıklanan amaç başlıklı 1.maddenin 1.fıkrası ile “İstanbul Sözleşmesi hükümlerinin esas alınacağına” ilişkin 1.madde 2.fıkrası (a) bendinden sonra, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un önemli saydığımız hükümleri şöyledir:

a) Yasa’nın 2.maddesinde kadına yönelik şiddet “Kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan her türlü tutum ve davranış” olarak tanımlanmıştır.

b) Yasa’nın "Koruyucu ve önleyici tedbirlere ilişkin hükümler” bölümünün “Mülkî amir tarafından verilecek koruyucu tedbir kararları” başlıklı 3.maddesine göre, şiddet gören kadınların korunması için Devletin ilgili yönetim birimlerinin alacağı tedbirler:
- Kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması;
- Diğer kanunlar kapsamında yapılacak yardımlar saklı kalmak üzere, geçici maddi yardım yapılması;
- Psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi;
- Hayatî tehlikesinin bulunması hâlinde, ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alınması;
- Gerekli olması hâlinde, korunan kişinin çocukları varsa çalışma yaşamına katılımını desteklemek üzere dört ay, kişinin çalışması hâlinde ise iki aylık süre ile sınırlı olmak kaydıyla, on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının yarısını geçmemek ve belgelendirilmek kaydıyla Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak suretiyle kreş imkânının sağlanması;
- Kişi evli ise, müşterek yerleşim yerinden ayrı, yerleşim yeri belirlenmesi.

c) Yasa’nın “Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları” başlıklı 5.maddesine göre, şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:

- Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması;
- Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi;
- Şiddet uygulayan kişinin, korunan kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaştırılmaması;
- Çocuklarla ilgili kişisel ilişki kurma kararı varsa, bunun refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması;
- Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi;
- Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi;
- Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi;
- Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile, bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi;
- Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması;
- Bir sağlık kuruluşuna muayene ve tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.

d) Yasanın “tedbir kararları verilmesi” başlıklı 8.maddesine göre:
- Tedbir kararı, ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlileri ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine verilir. Tedbir kararları en çabuk ve en kolay ulaşılabilecek yer hâkiminden, mülkî amirden ya da kolluk biriminden talep edilebilir.
- Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilebilir. Ancak şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam edeceğinin anlaşıldığı hâllerde, resen, korunan kişinin ya da Bakanlık veya kolluk görevlilerinin talebi üzerine tedbirlerin süresinin veya şeklinin değiştirilmesine, bu tedbirlerin kaldırılmasına veya aynen devam etmesine karar verilebilir.

e) Yasanın “Şiddet önleme ve izleme merkezlerinin kurulması” başlıklı 14.maddesine göre:
- Bakanlık, gerekli uzman personelin görev yaptığı ve tercihen kadın personelin istihdam edildiği, şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik destek ve izleme hizmetlerinin verildiği, çalışmalarını yedi gün yirmidört saat esasına göre yürüten, çalışma usul ve esasları yönetmelikle belirlenen, şiddet önleme ve izleme merkezlerini kurar.
- Kurulan merkezlerde şiddetin önlenmesi ile koruyucu ve önleyici tedbirlerin etkin olarak uygulanmasına yönelik izleme çalışmaları yapılır ve destek hizmetleri verilir.

IV-KADINA ŞİDDET ÖNLENEMEMEKTEDİR

1- Şiddet gören kadınlar korunamamaktadır.
Yukarda açıkladığımız uluslararası sözleşmeler ile bu sözleşmelerin iç hukukta uygulanması için yürürlüğe konulan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun hükümleri uyarınca, Devletin ilgili birimleri şiddet gören kadınları koruyabilmekte midir ?
Ne yazık ki bu soruya olumlu yanıt veremiyoruz. Çünkü, son onbeş yıldır şiddet gören kadınlar yeterince korunamamakta, kadın cinayetlerinin bir türlü önü alınamamaktadır.

Ülkemiz, kadına şiddet yönünden, OECD üyesi 37 ülke arasında % 38 oranla birinci sıradadır. 6284 sayılı Yasa’da açıklanan önlemler yeterince alınamıyor olmalı ki, kadın cinayetleri bir türlü önlenememektedir. 2008 yılından 2021 yılının beşinci ayına kadar 3716 kadın öldürülmüştür. Yıllara göre öldürülen kadın sayısı şöyledir:

2008'de 80, 2009'da 109, 2010'da 180, 2011'de 121, 2012'de 210, 2013'te 237, 2014'te 294, 2015'te 303, 2016'da 328, 2017'de 409, 2018'de 440, 2019'da 474, 2020’de 436 ve 2021 yılı 5’inci ayına kadar 95 kışı olmak üzere, bugüne kadar toplam 3716 kadın öldürülmüştür. Öldürenlerin çoğunluğu kadınların kocalarıdır; genellikle kadın boşanmak isteyince veya boşandıktan sonra öldürülmektedir. Belki de şu anda ülkenin bir çok yöresinde kadın aşağılanmakta, şiddet görmekte ve öldürülmekte; Devletin ilgili birimleri, yeterli önlemler almadıkları için şiddet ve cinayetler önlenememektedir.

Denilecektir ki, aile içi şiddet ihbar edilmediği sürece, Devletin ilgili birimlerinin yapacağı bir şey olmayacaktır. Kadınların şiddet gördüklerini açığa vurmadıkları, eşlerinden korktukları ve bir çok olayın gizli kaldığı doğrudur.

2- İstanbul Sözleşmesi’nin hükümleri aynen yerine getirilmelidir.
Devletin yükümlülükleri “koruma önlemleri ile sınırlı kalmamalı; 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 1.maddesi 2.fıkrası (a) bendinde, yasanın uygulanmasında Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin (İstanbul Sözleşmesi’nin) esas alınacağı açıklanmış bulunmasına göre,

Sözleşme’nin “Genel yükümlülükler” başlıklı 12.maddesi uyarınca “törelerin ve geleneklerin kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirlerin alınması; kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” gibi kavramların şiddet eylemine (ve kadın cinayetlerine) gerekçe olarak kullanılmasının önüne geçilmesi; yani eğitim, kültür, zihinsel ve ruhsal tedavi yollarıyla şiddetin ortadan kaldırılmaya çalışılması gerekmektedir. Bizce, eğitim ve kültür düzeyinin yükseltilmesi; inançların ilkel ve kör karanlığından kişilerin kurtarılması; inanç sömürülerine son verilmesi; kadın-erkek eşitliğinin çağdaş yaşamın bir gereği olduğunun kabul ettirilmesi, yetersiz koruma çabalarından çok daha önemlidir.

3- Devletin ilgili birimleri şiddeti önlemede yetersiz kalmaktadır.
Devletin, kadına şiddet olaylarını ve kadın cinayetlerini önleme yükümlülüğü konusunda vardığımız sonuç, ülkemizde yeterli koruma sağlanamadığı; Devletin ilgili yönetim birimlerinin kadınları korumada hizmet kusurları bulunduğu, hizmetin kötü işlediği, hatta hiç işlemediği yönündedir. Mahkemelerce alınan koruma ve şiddet uygulayan kişiyi uzaklaştırma kararları yetersiz ve eksik olup, kadın cinayetlerini önlemeye yetmemektedir.
Kadına şiddet ve kadın cinayetlerinde Devletin ilgili birimleri yetersiz kaldıklarına göre, hizmet kusuru nedeniyle, öldürülen kadınların çocukları ile anne ve babalarının Devletin ilgili birimlerine karşı maddi ve manevi tazminat davası açabilecekleri ve Devletin tazminat ödemekle yükümlü bulunduğu kanısındayız.

V- DEVLETİN TAZMİNAT ÖDEME VE YARDIM YÜKÜMLÜLÜĞÜ

1- Uluslararası Sözleşmeler
a) Devletin, öldürülen kadınların yakınlarına (özellikle çocuklarına) yardım etmekle ve onları koruyup kollama yükümlülüğü; gerek uluslararası sözleşmelerde ve gerek 6284 sayılı yasada yer almıştır.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun mağdur haklarına ilişkin 29 Kasım 1985 tarihli Bildirisi’nin 8.maddesinde “Suçu işleyenler veya bunların hareketlerinden sorumlu olanlar, gerektiği takdirde mağdurlara, ailelerine veya bakmakla yükümlü oldukları kimselere adil bir tazminat öderler” denildikten sonra, 12.maddesinde “Tazminatın failden veya diğer kaynaklardan tam olarak alınamaması halinde Devlet, tazminat ödenmesi için çaba sarf eder.”13.maddesinde“Mağdurlara tazminat ödenmesi için ulusal fonların kurulması, güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması teşvik edilir. Bu amaçla, mağdurun vatandaşı olduğu Devletin mağdurun zararlarını karşılayabilecek durumda olmadığı haller de dahil olmak üzere, uygun olduğu takdirde, başka tür fonlar kurulabilir” denilmiştir.

b) Şiddet Suçu Mağdurlarının zararlarının Devlet Tarafından Giderimi İçin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin 2.maddesinde “Devlet, başka kaynaklardan tazminat ödenmesinin mümkün olmadığı durumlarda, şiddet suçu sonucu bedensel zarara uğrayanların ve sağlıkları bozulanların veya öldürülen kişilerin bakmakla yükümlü olduğu kişilere tazminat ödenmesine yardımcı olacaktır” denilmiş; 3.maddesinde tazminat türleri “kazanç kaybı, bakım ve hastane masrafları, cenaze masrafları ve suç sonucu ölen kişilerin bakmakla yükümlü oldukları kişilerin bakım masrafları” olarak açıklanmıştır.

2- Kanun hükümleri
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un “Mali hükümler” bölümünde yer alan “Geçici maddi yardım yapılması” başlıklı 17.maddesine göre:
- Geçici maddi yardım yapılmasına karar verilmesi hâlinde, onaltı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının otuzda birine kadar günlük ödeme yapılır.
- Korunan kişinin birden fazla olması hâlinde, ilave her bir kişi için bu tutarın yüzde yirmisi oranında ayrıca ödeme yapılır. Ancak, ödenecek tutar hiçbir şekilde belirlenen günlük ödeme tutarının bir buçuk katını geçemez.
- Korunan kişilere barınma yeri sağlanması hâlinde bu fıkrada belirlenen tutarlar yüzde elli oranında azaltılarak uygulanır.

Yasa’nın “Nafaka” başlıklı 18.maddesine göre:
- Nafakaya karar verilmesi hâlinde, kararın bir örneği, resen nafaka alacaklısının veya borçlusunun yerleşim yeri icra müdürlüğüne gönderilir.

Yasa’nın “Sağlık giderleri” giderleri başlıklı 19.maddesine göre:
- Hakkında koruyucu tedbir kararı verilen kişilerden genel sağlık sigortalısı olmayan ve genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi kapsamına da girmeyen veya genel sağlık sigortası prim borcu sebebiyle fiilen genel sağlık sigortasından yararlanamayan ya da diğer mevzuat hükümleri gereğince tedavi yardımından yararlanma hakkı bulunmayanlar; bu hâllerin devamı süresince, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi kapsamında, gelir testine tabi tutulmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılır.

3- Şiddet mağdurlarının ve yakınlarının tazminat isteme hakları
Şiddet gören kadınların ve öldürülmüşse yakınlarının, yukardaki yardımların yeterli olup olmadığına bakılmaksızın, Devletin gereken önlemleri almamış olması veya önlemlerin yetersiz kalması nedeniyle Devlete karşı maddi ve manevi tazminat davası açabilecekleri kanısındayız. Anneleri, babaları tarafından öldürülen çocukların babaları varlıksız biri ise, Devletin ilgili birimlerinin hizmet kusurları nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası açma hakları bulunduğu kabul edilmelidir.

-------------------

 
Arabul
Özel Arama
Kimler Sitede
Şu anda 740 konuk çevrimiçi