Anasayfa

HEKİMLERİN VE SAĞLIK PERSONELİNİN HAKLARI

 

SALGINDA GÖREVLİ SAĞLIK PERSONELİNİN

SOSYAL GÜVENLİK VE TAZMİNAT HAKLARI

                                                                                                                   ÇELİK AHMET ÇELİK

1- Salgında görevli hekimlerin ve sağlık personelinin virüs bulaşması sonucu hastalanmaları ve ölümleri, iş kazası veya meslek hastalığı sayılmalıdır.
Salgında görevli hekimlerin ve sağlık personelinin, virüs bulaşması sonucu ölümleri veya iyileşenlerde kalıcı hasar oluşması durumları, hem Sosyal Güvenlik Hukuku ve hem İş Hukuku yönünden değerlendirilmeli;
İş kazası veya meslek hastalığı sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından destekten yoksun kalanlara veya beden gücü kaybına uğrayanlara “iş kazası ve meslek hastalığı sigortası” dalından gelir bağlanmalı; virüs bulaşmasında Devletin veya hastane yönetiminin önlem alma yükümlülüklerinde bir eksiklik varsa, ayrıca maddi ve manevi tazminat ödenmelidir.

2- İş kazası mı, meslek hastalığı mı ?
Kavram önemli değildir. Önemli olan salgında görevli hekimlerin ve sağlık personelinin virüs bulaşması sonucu ölümleri veya beden gücü kaybına uğramaları durumunda onların sağlık ve sosyal güvenlik haklarının tanınmasıdır.

a) Danıştay ve Yargıtay kararlarından aldığımız örneklerde, kene ısınması sonucu kırım kongo kanamalı ateşi (KKKA) hastalığına yakalanan kişiden mikrop kapan hemşirenin ölümü iş kazası sayılmış, desteğinden yoksun kalanlara gelir bağlanmıştır.

Aynı biçimde, yurt dışına sefer yapan Tır şoförünün H1N1 virüsünün bulaşması sonucu, yurda döndükten dört gün sonra ölümü bir “iş kazası” olarak nitelenmiş; desteğinden yoksun kalanlara “iş kazası” sigorta dalından gelir bağlanmıştır.

b) Sosyal Güvenlik Kurumu 07.05.2020 gün 2020/12 sayılı Genelgesinde “Covid-19 virüsünün bulaşıcı bir hastalık olduğunu, söz konusu salgına maruz kalan ve sağlık hizmet sunucularına müracaat eden sigortalılara “hastalık” kapsamında provizyon alınması gerektiğini” açıklamış ise de, bu Genelge 5510 sayılı Yasaya aykırı olduğu gibi, Kurum’un daha önce Bursa Sosyal Bilimler Üniversitesi’ne gönderdiği 06.04.2020 gün 5205702 sayılı yazıda “Covid-19 bulaşması sonucu hekimlerin ve sağlık personelinin ölümleri “meslek hastalığı” olarak nitelenmiş; böylece virüsten ölen sağlık personelinin yakınlarına “gelir” bağlanabileceği kabul edilmiştir.

Yukarda belirttiğimiz gibi kavram önemli olmayıp, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun hekimlerin ve sağlık personelinin Covid-19’dan etkilenmelerini veya ölümlerini “meslek hastalığı” kabul ederek “meslek hastalığı sigortası” dalından gelir bağlamasıyla sorun çözümlenmiş olacaktır.

c) Sosyal Güvenlik Kurumu, yukarda açıkladığımız genelgesinde Covid-19 virüsünden zarar görenlerin durumunu yalnızca “hastalık olarak nitelemiş iken, toplumdaki yoğun tepkiler üzerine, aradan bir yıl geçtikten sonra, aşağıda açıklayacağımız yasalardaki ve yönetmeliklerdeki hükümler uyarınca, Covid-19’un hekimler ve sağlık personeli yönünden “meslek hastalığı” olduğunu kabul etmiş; Covid-19’dan ilk ölen işyeri hekiminin desteğinden yoksun kalan eşi ve çocuklarına “meslek hastalığı” sigortası dalından gelir bağlamıştır. Buna ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Yüksek Sağlık Kurulu’nun 31.03.2021 gün 2021/1672 sayılı kararında:

“İşyeri hekimi olarak görev yapan Dr.M.İ’nin Covid-19 hastalığına yakalanmadan önceki bir aylık süre içinde, yoğun şekilde eğitim faaliyetleri yürüttüğü, çok sayıda kişiden oluşan topluluklarla bir arada bulunduğu; evde birlikte yaşadığı kişilerin Covid-19 tanısını sigortalının ölümünden sonra aldıkları görüldüğünden, M.İ’nin ölümüne neden olan Covid-19 hastalığının, yaptığı işin yürütüm koşulları yüzünden olduğuna, ölümünün de “mesleki” Covid-19 hastalığına bağlı olarak geliştiğine oybirliğiyle karar verildi” denilmiştir.

d) Sosyal Güvenlik Kurumu’nun yanlışından dönüp Covid-19’dan ölen işyeri hekiminin desteğinden yoksun kalanlara gelir bağlanmasıyla sorun çözümlenmiş ise de, Sosyal Güvenlik Kurumu Yüksek Sağlık Kurulu kararında “ölen hekimin ailesinin Covid-19 tanısının olaydan önce değil de, ölümden sonra belirlendiğine” ilişkin açıklama, Covid-19’dan zarar gören hekim ve sağlık personeline ve yakınlarına “ispat zorlukları” çıkarılacağı izlemini edinmiş bulunuyoruz. Bu hiç doğru değildir.

Yukarda belirttiğimiz gibi, hekimlerin ve sağlık personelinin Covid-19’dan etkilenmeleri ve ölümleri halinde, Sosyal Güvenlik Kurumu, “ispat zorlukları” çıkarmamalı; hastane yönetiminin ve başhekimin kişilerin ”salgında görevli” olduklarına ilişkin belge kanıt olarak yeterli görülmelidir.

3- Bulaşıcı hastalıkların “meslek hastalığı” sayılmasına ilişkin hükümler
          Meslek hastalığı, 5510 sayılı Yasa’nın 14.maddesinde “Sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halleri” olarak; 6331 sayılı Yasa’nın 3.maddesinde kısaca “Mesleki risklere uğrama sonucu ortaya çıkan hastalık” olarak tanımlanmış;

Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’nin 18.maddesinde “bulaşıcı hastalıklar” meslek hastalıkları arasında sayılmıştır. Yönetmeliğin 19.maddesinde “bulaşıcı hastalıklar”ın meslek hastalığı olarak kabul edilebilmesi için
- Görülen işin gereği olarak veya işyerinin özel koşullarının etkisiyle oluşması ve enfeksiyonun laboratuar bulguları ile de kanıtlanması gereklidir.
- İş ve görev gereği olarak bulaştığı kesin olarak saptanan diğer bulaşıcı hastalıklar da meslek hastalığı sayılır. Bunun teşhisinin laboratuar deneyleriyle kanıtlanması gereklidir.
Denilmiştir.

4- Hekimlerin ve sağlık personelinin virüsten hastalanmaları ve ölümlerinin, iş kazası veya meslek hastalığı sayılması için neler yapılabilir ?
         Bu konuda yeni bir yasal düzenlemeye veya yasa değişikliğine gerek bulunmadığı; yürürlükteki yasaların yeterli olduğu düşüncesindeyiz. Yasalar doğru yorumlanırsa, sorun kalmaz.
Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının Covid-19 nedeniyle ölümlerinin ve iyileşenlerde kalıcı hasar oluşması durumlarının “iş kazası” veya “meslek hastalığı” kabul edilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu’na karşı “tespit davası” açılmalı;

Açılan davada, davacı hekimin veya sağlık personelinin salgında görevli olduklarına ilişkin hastane yönetiminden alınacak belge yeterli görülüp, başkaca kanıt aranmamalı; hastane yönetimlerince servis aracı konulmamışsa ve personel toplu taşıma araçlarıyla işe gelip gitmek zorunda bırakılmışsa, Covid-19’un kuluçka süresinin 14 gün olduğu savıyla, virüsün nerede ne zaman bulaştığının, işyeri koşullarından kaynaklanıp kaynaklanmadığının kanıtlanması istenmemelidir.

Tespit davasının karara bağlanmasından sonra, Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvurularak, ölenlerin yakınlarına veya bedensel zarara uğraşan kişiye, iş kazası veya meslek hastalığı sigortası dalından “gelir bağlanması” istenmelidir.

5- Devletten ve özel hastane yönetiminden maddi ve manevi tazminat istenebilmesi

a) Önce şu tespiti yapalım: Sosyal Güvenlik Yasalarına göre “iş kazası” kabul edilen her olay, işverenlerin sorumluluğunu gerektirmez. İşverenlerin iş kazalarından sorumlu tutulabilmeleri, maddi ve manevi tazminat istenebilmesi için:

aa) İş kazası veya meslek hastalığı, işverenin, 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu'nun 4-5-6'ncı ve 15'inci maddelerindeki yükümlülüklerinden birini veya birkaçını gerektiği gibi yerine getirmemiş olmasından; 6098 sayılı TBK'nun 417.maddesi 2.fıkrası uyarınca "işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi alma, araç ve gereçleri noksansız bulundurma" yükümlülüklerini savsamasından kaynaklanmalıdır.
bb)İşveren, 6331 sayılı Yasa’nın 4-5-6'ncı maddelerine göre, işyerinde, teknolojinin ve işyeri koşullarının gerektirdiği akla gelebilecek her türlü önlemleri almamış, ayrıca özen ve gözetim görevini yerine getirmemiş bulunmalıdır. Buradaki sorumluluk, 27.03.1957 gün ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, işverenin "özen ve gözetim ödevinin" objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan ve "kusura dayanmayan” bir sorumluluktur.

cc) Ayrıca, olay ile zararlı sonuç arasında uygun “nedensellik bağı” kurulabilmelidir. Eğer bu bağ kurulamıyorsa, başka bir söyleyişle, zararlı sonuç ile işverenin işyerinde alması gereken önlemler arasında bir bağ kurulamıyorsa, işveren sorumlu tutulamaz.

b) Yukardaki yasal düzenlemelere göre, hekimlerin ve sağlık personelinin Covid-19’dan etkilenerek hastalanmaları ve ölümleri nedeniyle işverenler olarak Devletin ilgili birimlerinin ve hastane işletenlerinin sorumlu tutulabilmeleri ve maddi-manevi tazminat istenebilmesi için:
aa) Covid-19 hastalarının bakımı ve tedavisinde yüksek özen gösterilmemiş, tıbbı hatalar yapılmış olması, tedavide gecikilmesi gibi savların kanıtlanabilmesi;

bb) Hastanelerde alt yapı ve işletim eksiklikleri bulunması, araç ve gereçlerin yetersiz olması, personele virüsten korunmaları için gerekli donanımların yeterli miktarda verilmemiş; hastanelerin temizliği ve enfeksiyonların önlenmesi için personelin ve temizlik malzemelerinin yetersiz olması;

cc) Sağlık personelinin görevlerini yapmak için hastanelere geliş gidişleri için servis araçları konulmaması, özel araçlar sağlanmamışsa, toplu taşıma araçlarına binmek zorunda bırakılmaları gerekir.

c) Yukarda açıklanan durumların kanıtlanabilmesi durumunda:
aa)Kamu hastaneleri için Sağlık Bakanlığı’na karşı idare mahkemesinde,
bb) Üniversite hastaneleri için Rektörlük hasım gösterilerek idare mahkemesinde,
cc)Özel hastanelerdeki hatalardan dolayı hem hastaneyi işleten şirkete karşı adli yargıda (asliye hukuk mahkemesinde) ve hem Sağlık Bakanlığı’na karşı İdare Mahkemesinde,
Maddi ve manevi tazminat davaları açılabileceği; ölenin yakınları için destekten yoksun kalma tazminatı ile manevi tazminat; bedensel zarara uğrayan (vücudunda kalıcı hasar oluşan) hekim ve sağlık personeli için güç kaybı tazminatı ile manevi tazminat istenebileceği kanısındayız.

6- Hekimler ve sağlık personeli için zorunlu ferdi kaza sigortası önerisi
             Yukarda söylediğimiz gibi, hekimlere ve sağlık personeline iş kazası veya meslek hastalığı sigortası dalından gelir bağlamanın ötesinde “Hekimler ve Sağlık Çalışanları Zorunlu Ferdi Kaza Sigortası” yaptırılması düşünülmelidir.

Hekim hatalarına karşı Tıbbi Kötü Uygulama Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası yaptırma yükümlülüğü getirilirken, hekimliğin ne kadar zor bir meslek olduğu, hekimin en uzun eğitim sürecinden geçtiği, bilim bunca ilerlemişken, bir virüsle başetmenin ne kadar zor ve yaşamın hâlâ bilinmezliklerle dolu olduğu, bu yüzden hekimlerin büyük çoğunluğunun hata yapmaktan sakınmalarına rağmen, kaçınılmaz durumların doğduğu anımsanarak, onları koruyucu bir zorunlu sigorta düşünülmelidir. Tıpkı Soma maden kazasından sonra “Maden Çalışanları Zorunlu Ferdi Kaza Sigortası” nın yürürlüğe konulduğu gibi, “Hekim ve Sağlık Çalışanları Zorunlu Ferdi Kaza Sigortası” zorunluluğu getirilmeli; bugünkü koşullarda sigorta limiti en az 300.000 TL. olmalı; her yıl yeniden değerleme oranında limit artırılmalıdır.

                                                           -------------------

 

YENİ KİTAP

 

  • BEDENSEL ZARARLAR
  • İkinci baskı çıktı

 

  • Yakında
  • ÖLÜM NEDENİYLE
  • DESTEKTEN YOKSUNLUK
  • Üçüncü baskı çıktı
 

YAYINLAR

 

ÇELİK AHMET ÇELİK

  • TRAFİK KAZALARINDA TAZMİNAT VE SİGORTA
  • HUKUK VE CEZA SORUMLULUĞU
  • ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL KARARINDAN SONRA
  • YENİDEN YAZILMIŞ, GENİŞLETİLMİŞ VE YENİ BÖLÜMLER EKLENMİŞ
  • Üçüncü Baskı

                                    Kitap basılmış ve  satışa sunulmuştur.

     

 

 

GÜNDEM

,,

SALGIN GÜNLERİNDE
İŞ KAZALARI VE MESLEK HASTALIKLARI

I- Yanıt aranacak sorular:
1) Salgın ile iş kazaları ve meslek hastalıkları arasında bir bağ kurulabilir mi?
2) Virüs bulaşmasının iş ve çalışma koşullarından kaynaklandığı kanıtlanabilirse, bu bir iş kazası sayılabilir mi ?
3) Hekimlerin ve sağlık personelinin virüs bulaşması sonucu hastalanmaları ve ölümleri iş kazası veya meslek hastalığı sayılabilir mi?
4) İş ve çalışma ortamında virüs bulaşmasının, işverenin veya kamu ya da özel hastanelerden sorumlu Devletin, yeterli önlemler almamalarından kaynaklandığı savıyla maddi ve manevi tazminat davaları açılabilir mi ?

II- Tespitler
1) Ağır ve tehlikeli işlerde çalışanların aşırı yorgunluk veya sağlık kontrollarının düzenli yapılmaması nedeniyle kalp krizi geçirip ölmeleri iş kazası sayılmıştır.
2) Yurt dışına sefer yapan Tır şoförünün H1N1 virüsünün bulaşması sonucu, yurda döndükten dört gün sonra ölümü bir “iş kazası” olarak nitelenmiştir.
3) Servis aracı şoförü, fabrikadan aldığı personeli evlerine dağıtmakta iken, geçtiği yol üzerinde meydana gelen trafik kazasında yerde kanlar içinde yatan ölü ve yaralıları görünce aşırı heyecanlanıp ölmüş; ölümüne “inhibisyon ve şok” tanısı konulmuş; Sosyal Sigortalar Kurumu’nun bunu iş kazası kabul etmemesi üzerine, açılan davada Yargıtay bunun bir iş kazası olduğu sonucuna varmıştır.
4) Kene ısınması sonucu “kırım kongo kanamalı ateşi” hastalığına yakalanan kişiden mikrop kapan hemşirenin ölümü iş kazası sayılmıştır.
5) Çok eski yıllarda tifüslü hastaları tedavi eden hekimlerin ölümü de “iş kazası” idi.
6) Ve yaşadığımız salgın günlerinde, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Bursa Sosyal Bilimler Üniversitesi’ne gönderdiği 06.04.2020 gün 5205702 sayılı yazıda Covid-19 bulaşması sonucu hekimlerin ve sağlık personelinin ölümleri “meslek hastalığı” olarak nitelenmiş; böylece virüsten ölen sağlık personelinin yakınlarına “gelir” bağlanabileceği kabul edilmiştir. Bize göre burada yanlış olan, söz konusu ölümlerin “meslek hastalığı” değil, “iş kazası” olduğudur. Ama bu önemli olmayıp, sonuçta anılan yazı ile gelir bağlanabileceğinin kabul edilmiş olmasıdır.
7) Anılan yazıdan sonra Sosyal Güvenlik Kurumu uyarılmış olmalı ki, 07.05.2020 gün 2020/12 sayılı Genelgesinde “Covid-19 virüsünü yalnızca “bulaşıcı hastalık” olarak nitelemiş; hekimler ve sağlık personeli yönünden “meslek hastalığı” olarak kabul etmemiştir.

III-Meslek hastalığı ve bulaşıcı hastalık kavramı
Meslek hastalığı, 5510 sayılı Yasa’nın 14.maddesinde “Sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halleri” olarak; 6331 sayılı Yasa’nın 3.maddesinde kısaca “Mesleki risklere uğrama sonucu ortaya çıkan hastalık” olarak tanımlanmış;
Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’nin 18.maddesinde “bulaşıcı hastalıklar” meslek hastalıkları arasında sayılmıştır. Yönetmeliğin 19.maddesinde “bulaşıcı hastalıklar”ın meslek hastalığı olarak kabul edilebilmesi için
- Görülen işin gereği olarak veya işyerinin özel koşullarının etkisiyle oluşması ve enfeksiyonun laboratuar bulguları ile de kanıtlanması gereklidir.
- İş ve görev gereği olarak bulaştığı kesin olarak saptanan diğer bulaşıcı hastalıklar da meslek hastalığı sayılır. Bunun teşhisinin laboratuar deneyleriyle kanıtlanması gereklidir.
Denilmiştir.

IV-Hekimlerin ve sağlık personelinin virüs bulaşması sonucu hastalanmaları ve ölümleri, iş kazası veya meslek hastalığı sayılabilir mi?
1) Önce şu tespiti yapalım: Salgında görevli olmayan hekim veya sağlık personeli, salgına karşı önlemlerini almışlar ve korunmuşlarsa, virüsten etkilenmeleri söz konusu olmayacaktır. Ama salgında görevli iseler, virüs bulaşmasının, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’nin 19.maddesinde tanımlandığı gibi:
a) Görülen işin gereği olarak veya işyerinin özel koşullarının etkisiyle oluştuğunun kanıtlanması gerekecektir ki, eğer hekim veya sağlık personeli evine gidip gelmiyorsa, toplu taşıma aracına binmiyorsa ve salgın süresince kendilerine ayrılan yerde kalıyorlarsa, kanıta hiç gerek olmamalıdır.

Devamını oku...

 

ÖNERİLER

   EVLERE KAPANDIĞIMIZ BU KORUMA GÜNLERİNDE
                  NELER YAPALIM
              Önce şu cep telefonlarımızı kapatalım. Televizyonlar karşısında zaman harcamayalım.
Bol bol kitap okuyalım. Klasikleri okuyalım. Platon’un “Sokrates diyaloglarıyla” başlayalım. Hâlâ aşılamamış olan Aristo’yu ve ilk çağ filozoflarından başlayarak tüm Felsefe Tarihini okuyalım. Klasikler arasından romanlar seçelim. Halâ okumadınızsa Viktor Hugo’dan Sefilleri, Stendhal’den Kırmızı ve Siyahı, Balzac’ın bulabildiğiniz tüm romanlarını, Emil Zola’nın Toprak ve Emek romanlarını, Albert Camus’nün Veba’sını, Sartre’ın Altona Mahkumlarını,Tolstoy’un Harp ve Sulh’ünü, Diriliş’ini, Anna Karenina’sını, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını, Karamazof Kardeşlerini, Ecinnileri, Ezilenleri, Budala’sını, Gonçarov'un Oblomov'unu, Göthe’nin Faust’unu, Dickens’in İki Şehrin Hikâyesini, Cervantes’in Don Kishot’unu, daha nicelerini;

Türk romanlarını da ihmal etmeyelim: Reşat Nuri’nin, Yakup Kadri’nin, Halide Edip’in, Sabahattin Ali’nin, Rifat Ilgaz’ın, Orhan Kemal’in, Yaşar Kemal’in, Oktay Akbal’ın, Necati Cumalı’nın, Sait Faik’in roman ve öykülerini okuyun.

***
         Sizler için seçtiğim özel kitaplar:
   Şemsettin Ünlü’nün Harput üçlemesi 1) Yukarı Şehir 2) Toprak Kurşun Geçirmez 3)Yüz uzun yıl
   Talip Apaydın’dan Köy Enstitüsü Yılları
   Şevket Süreyya Aydemir’den Toprak Uyanırsa
***
        Bu arada bol bol müzik dinleyin: Klasik Müziğin baş yapıtlarını tanımaya çalışın. CD’leriniz yoksa TRT Radyo 3’ü dinleyin, 88.20’den çıkıyor. Geleneksel makam müziğimizi ve türkülerimizi de dinleyin. 
     Herkese sağlıklı günler. Bu kâbuslu ve korku dolu günlerden tez kurtulmak ve normal yaşama dönmek dileğiyle.

 

GENÇ HUKUKÇULARA ÖNERİLER

 • İyi bir hukukçu olabilmenin, sağlam ve sağlıklı bir düşünme ve karar verme yetisi edinmenin yolunun felsefeden geçtiği; felsefe bilgisini geliştirdikten sonra, hukuk felsefesiyle ilgili kitaplar okumanın gerektiği; ancak bunlarla yetinilmeyip, insanlığın ikibin yıllık kültür ve bilgi alt yapısını oluşturan klasikleri okumanın zorunlu olduğu düşüncesiyle, aşağıda birkaç kitap öneriyorum:

• 1) Felsefe Tarihi (Macit Gökberk)
               • 2) Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi Dersleri (Ernest Hirş)
               • 3) Felsefenin Kısa Tarihi (Nigel Warburton)
               • 4) Felsefeye Giriş (Nigel Warburton)
               • 5) Felsefenin Kısa Tarihi (Otfried Höffe)
               • 6) Hukuk Felsefesine Kısa Bir Giriş (Raymond Waks)
               • 7) Hukuk Felsefesi (Adnan Güriz)
               • 8) Adalet Kavramı (Anıl Çeçen)
               • 9) Hukukta Yöntem-Mantık (Rona Serozan)
               • 10)Hukuk ve Adalet (Mustafa Erdoğan)
               • Ve İş Bankası tarafından yeniden yayınlanmakta olan tüm klasikler

 

  •  
 

DUYURU

                                               
  •                                                         SATIŞTAKİ KİTAPLARIMIZ  
  •                                                    (*)Sorumluluk ve Zamanaşımı
  •                                                (*)  Bedensel Zararlar (İkinci baskısı çıktı)
  •   (*) Trafik Kazalarında Tazminat ve Sigorta (Üçüncü baskı)
  •          (Genişletilmiş ve yeni bölümler eklenmiştir)
  • (*) İdari Yargıda Tazminat Davaları
  • (Tükenmiş olup 2. baskısı yeniden yazılmaktadır.)
  • (*)Ölüm Nedeniyle Destekten Yoksunluk
  • (3.baskısı yapılmaktadır)
  • (*)Trafik-İş Kazaları
  • (*) Tazminat Davalarında Güncel Sorunlar (I,II,III)
  • (*) Karayoluyla Yolcu Taşıma
  • (*)  Hukuk Yargılama Yasasına Göre
  • Tazminat ve Alacak Davaları
  • (*) Sağlık, Çevre ve Ürünler Yönünden Tüketicinin Korunması
 

HUKUK VE TOPLUM

Adalet toplumun temelidir. Adalete erişim, ancak hukuk yoluyla olur. Peki, adalet nedir, hukuk nedir, aralarında nasıl bir ilişki vardır, adalete erişim ne demektir? Bunları bilmeyen bir toplumda huzur ve barış aramak boşunadır.

İnsan yaşamında gerçek yol gösterici bilim ve akıldır. Bilimden uzaklaşmış, aklını kullanma, sorma, sorgulama, öğrenme, anlama, kavrama yetisini yitirmiş ve inançların tutsağı olmuş bireyler, ya birilerinin kölesi olurlar ya da yabancıların boyunduruğu altına girerek kimliklerini, kişiliklerini ve özgürlüklerini yitirirler.

Akıl ve bilim yaratıcıdır, düzenleyicidir. Bilgiden yoksun olan, çağın ve uygarlığın gerisinde kalmış toplumlar teknoloji yaratamazlar. Adaletli bir toplum düzeni kuramazlar. Böyle bir ülkenin halkları, kendilerine benzeyen yetersiz, birikimsiz, ilkesiz insanları seçim yoluyla ülkenin başına getirmişlerse, seçtikleri yöneticilerin tutsağı olurlar. Bu tür yöneticiler genellikle adil olmayan kanunlar yaparak yetkilerini kötüye kullanırlar, çıkarcıdırlar, kendilerini ve yandaşlarını koruyup kollarlar. Çıkardıkları kanunların çoğu hukuka ve adalete aykırıdır.

Hukuk, doğal, tarihsel ve toplumsal süreçlerin bir ürünüdür. Bu süreçleri gözardı eden otoriter toplum düzenlerinde yönetimin çıkardığı yasalar çoğu kez hukuka aykırıdır.

Hukukun üstünlüğü, hukukun kendisi tarafından yaratılan, keyfi güç kullanımı tehlikesine karşı engelleyici bir erdemdir.

Doğal, tarihsel ve toplumsal kurallara uygun olmayan yönetim biçimleri, hukuka, adalete ve insan haklarına aykırıdır.

Doğal hukuk, insanların birlikte yaşamaya başlamasıyla birlikte, henüz yönetimler ve yönetenler ortada yokken, yasalar çıkarılmadan önce, yaşam koşullarına uygun biçimde zamanla ve yaşanan olayların etkisiyle oluşturulmuş ortak kurallar bütünüdür. Toplu halde yaşamak ve birbirlerinden yararlanmak için bir araya gelen insanlar, aralarında bir takım kurallar, davranış biçimleri, alışkanlıklar oluştururlar; bunları uyulması zorunlu gelenek ve görenekler haline getirirler. Böyle bir oluşuma toplum sözleşmesi denilmektedir.

Toplum sözleşmesi, bir kesimin diğerine tahakkümü olmayıp, tüm bireylerin eşit olarak haklarını kullanmaları ve hakların eşit olarak kullanılmasıdır. Böyle bir toplumda kişilerin ortak paydası egemenliktir.

Egemenlik, tüm bireylerin ortak ve özgür iradelerinin ürünüdür. Bu nedenle, egemenlik hakları bir kişinin buyruğuna veya bir gruba devredilemez.

Egemenlik halk oyunun, azınlığın haklarını da koruyucu biçimde halk tarafından kullanılmasıdır. Başkasına geçirilemez.

 
Arabul
Özel Arama
Kimler Sitede
Şu anda 251 konuk çevrimiçi