Araştırma Yazıları
TAZMİNAT DAVALARINDA CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI
TAZMİNAT DAVALARINDA CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMASI
ÇELİK AHMET ÇELİK
I- KONUYA GENEL BAKIŞ
Haksız eylemlerle ilgili tazminat davalarında uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanmasının yasal dayanağı, Borçlar Kanunu 60/2. maddesi olup, bu uygulama, bazı ayrık durumlar dışında, çoğunlukla (suç sayılır) haksız eylemi işleyenler hakkındadır. Eylemi işleyenler, genellikle varlıksız ve ödeme gücü zayıf kişiler olduklarından, eylemden zarar görenlere, uzamış (ceza) zamanaşımı fazla bir yarar sağlamamaktadır.
Malca (kusursuz) sorumlu özel ve tüzel kişilere uzamış (ceza) zamanaşımının uygulandığı pek az yer vardır :
Bunlardan birincisi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu hükümleridir. Yasanın 85.maddesine göre “işleten, sürücü ve yardımcılarının kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu” olduğundan, işleten, girişimci, araç sahibi ve işleten sayılanlar ile sigortacı ayrım gözetilmeksizin uzamış zamanaşımı süresi içerisinde dava edilebilmektedirler.
Uzamış (ceza) zamanaşımının malca sorumlu olanlara uygulanabildiği ikinci yer, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’dur. Buna göre taşımacılar ve taşıma faaliyetine katılanlar hakkında da uzamış ceza zamanaşımı süreleri uygulanır.
Uzamış ceza zamanaşımının “malca” sorumlu tüzelkişilere uygulanabildiği bir başka yer, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun “haksız rekabete” ilişkin 65.maddesinin son cümlesidir. Buna göre: “Tüzel kişilerin işleri görülürken haksız rekabette bulunulmuş olup da, tüzel kişi adına hareket etmiş veya etmesi gerekmiş olan organların eylemleri aynı zamanda suç oluşturuyorsa, ceza zamanaşımı süresi tüzel kişiye karşı, haksız rekabet nedeniyle açılan tazminat davalarında da uygulanır. Çünkü, organların suç sayılır eylemleri tüzel kişileri doğrudan doğruya tazmin yükümlüsü yapar.”[1]
Uzamış (ceza) zamanaşımının, bazı koşullarda, “malca” sorumlulara ve tüzel kişilere uygulanabildiği bir başka düzenleme de, yürürlükten kalkmış olan eski 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda bulunuyordu. Yasanın 465. maddesine göre “Bir kimsenin veya bir şirketin hizmetinde bulunanlar tarafından görev ve hizmet sırasında işlenen TCK.455-459. maddelerindeki suçlardan dolayı hükmedilecek tazminattan o kimse ve şirket malca sorumlu” tutulabilmekte; Yasanın bu hükmüne göre, suç sayılır eylemi işleyen “çalışanlar” ile malca sorumlu ”çalıştıran” gerçek ve tüzel kişiler hakkında aynı zamanaşımı (uzamış ceza zamanaşımı) süresinin uygulanabilmekte idi. Ne yazık ki, 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nda eski 465.madde benzeri bir hükme yer verilmemiştir. Tasarılar hep kapalı kapılar ardında, dar bir çevrede hazırlandığı; yeterince tartışmaya açılmadığı ve özellikle uygulayıcıların çektikleri sıkıntılardan habersiz kalındığı için, tazminat davalarının can simidi olan söz konusu madde gözden kaçırılmış ve yeni ceza yasasında yer almamıştır.
Yukarda açıklananların dışında, uzamış (ceza) zamanaşımının “malca” sorumlulara (kusursuz sorumlulara) uygulanabildiği bir başka yer de yoktur. 5237 sayılı (yeni) Türk Ceza Kanunu’nun 20.maddesi 2.fıkrasında “Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz” denilerek kesin bir sınır çizilmiş; uygulamanın genişletilmesi olanağı özel yasalara kalmıştır. Aslında Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin zamanaşımı maddesinde yaşam gerçekleri ve yargı süreci gözetilerek daha uzun bir zamanaşımı süresi (örneğin on yıllık öznel, otuz yıllık nesnel süreler) kabul olunduğu takdirde sorunlar bitecektir
Uzamış (ceza) zamanaşımının bazı durumlarda tüzel kişilere uygulanması pek çok haksızlıkları ortadan kaldıracaktır. Örneğin, Medeni Yasa’nın 50. (eski MK.48) maddesine, Türk Ticaret Kanunu’nun 177/2,219/4, 256, 321/5, 481, 542/2.maddelerine ve Koopratifler Kanunu’nun 59/3.maddesine göre tüzel kişilerin “organlarının” tüzel kişi nam ve hesabına tüzel kişiye çıkar sağlayıcı nitelikteki suç sayılır eylemlerinden dolayı açılacak tazminat davalarında uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanması gerekir. Özellikle çevreyi ve doğayı kirleten sanayi kuruluşlarına en ağır ve etkili biçimde ceza yaptırımı düşünülmelidir.
Öğretide baskın görüşler tüzel kişilerin ceza sorumluluğu olması gerektiği yönünde olup, “Tüzel kişiler, organlarının suç teşkil eden fiillerinden, bu fiilleri bizzat işlemiş gibi sorumlu olacakları için, Borçlar Kanunu m.60/2 hükmünü olar hakkında uygulamamak için sebep yoktur” denilmektedir. [2]
II-YASAL DÜZENLEMELER
1- Borçlar Yasası 60/2.maddesi
Haksız eylemden doğan tazminat davalarına ilişkin zamanaşımı süresi, Borçlar Yasası’nın 60.maddesi 1.fıkrasında “zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği günden başlayarak bir yıl ve zararı doğuran eylemin işlendiği günden başlayarak on yıl” olarak açıklandıktan sonra, 2.fıkrada “Tazminat davası, ceza yasaları uyarınca daha uzun süreli zamanaşımına bağlı cezayı gerektiren bir eylemden doğmuşsa, kişisel davaya o zamanaşımı uygulanır.” hükmü yer almıştır.
Buna göre, haksız eylemin ceza yasaları gereğince suç niteliği varsa ve ceza yasaları bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüşse ve bu süreler Borçlar Yasası m.60/1’deki sürelerden daha uzun ise, tazminat davasına ceza yasasındaki veya özel yasalardaki daha uzun olan zamanaşımı süreleri uygulanacaktır. [3]
Borçlar Yasası m.60/2.’de genel olarak “ceza yasaları” denilmesine göre, zararlandırıcı eylemlere uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanmasında, yalnızca Türk Ceza Kanunu hükümleri değil, başka özel yasalardaki suç niteliği taşıyan eylemlere uygulanacak hükümler de gözönünde bulundurulacaktır.
Borçlar Yasası m.60/2 ‘deki hükmün anlam ve amacı, öğretide ve yargısal inançlarda, ceza sorumluluğunun hukuk sorumluluğundan daha ağır olduğu, haksız eylemi işleyenin daha ağır sorumluluğu sürerken daha hafif olan sorumluluğunun sona ermesinin doğru olmayacağı, haksız eylem Devletçe izlendiği sürece zarar gören kişilerin tazminat davalarının zamanaşımına uğramasının anlamsız olacağı; ceza davasına katılma yoluyla kişisel hak isteme olanağı bulunmasına göre, bu hakkın hukuk mahkemesinde açılacak tazminat davasında da korunması gerektiği biçiminde açıklanmış; Yargıtay 7.12.1955 gün 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında: ” Ceza davası devam ettiği sürece zarar görenin ceza mahkemesinden tazminat isteyebileceği ve haksız eylemin Devlet tarafından izlenmesi mümkün oldukça tazminat davasını kabul etmemenin anlamsız olacağı” görüşü yer almıştır
Öğretide benimsendiği ve Yargıtay’ın yerleşik kararlarında belirtildiği üzere, tazminat davalarına daha uzun süreli ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması için, eylemi işleyen hakkında ceza kovuşturması yapılmış ya da hükümlülük kararı verilmiş bulunması gerekli olmayıp, yalnızca haksız eylemin suç niteliği taşıması yeterli görülmüştür. [4]
Cezayı gerektiren eylemden dolayı kamu davası hiç açılmamış veya savcılıkça takipsizlik kararı verilmiş olsa bile; takibi şikâyete bağlı suçlarda şikâyette bulunulmamış veya şikâyet süresi geçirilmiş olsa dahi, eğer haksız eylem suç niteliği taşımakta ise, hukuk mahkemesinde açılan maddi ve manevi tazminat davasına uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanacaktır.
Ceza davası açılmış olup da buna katılınmamış ve ceza davası sonuçlanmış olsa dahi, eylemin suç niteliği varsa ceza yasasındaki uzamış (ceza davası) zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açılabilecektir.
Sonuç olarak, ortada hiçbir biçimde ceza kararı yoksa, hukuk hakimi, haksız eylemin (aynı zamanda) suç niteliği taşıyıp taşımadığını inceleyecek ve koşulları varsa Borçlar Yasası m.60/2. uyarınca uzamış (ceza) zamanaşımı sürelerini uygulayacaktır.[5]
Aşağıdaki bölümlerde uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanma koşulları, ceza mahkemesinin hukuk davalarına etkileri, hukuk hakiminin ceza mahkemeleri karşısında bağımsızlığının sınırları, ceza davası zamanaşımı süreleri, bu sürelerin başlangıcı ve kesilmesi, malca sorumlular hakkında uzamış (ceza) zamanaşımının hangi koşullarda uygulanabileceği, tüzel kişilerin organlarının ceza sorumlulukları gibi konular ayrıntılarıyla ve Yargıtay kararlarından örneklerle ele alınacak, açıklanacaktır.
2- 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2.maddesi
2918 sayılı KTK.nun 109. maddesi 1. fıkrasında “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların giderilmesine ilişkin istemler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği günden başlayarak iki yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar” denildikten sonra, 2.fıkrasında “Dava, cezayı gerektiren bir eylemden doğar ve ceza kanunu bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresini öngörmüş bulunursa, bu süre maddi tazminat istemleri için de geçerlidir” hükmü yer almıştır.
Borçlar Yasası’nın 60/2. maddesine koşut ve onunla uyumlu KTK.109/2. maddesinin B.K. 60/2. maddesinden ayrı ve daha geniş bir uygulama alanı bulunduğu unutulmamalıdır. Şöyle ki :
a) Borçlar Yasası 60/2.maddesi yalnızca haksız eylemi işleyenler hakkında uygulanır.
b) Buna karşılık KTK.109/2. maddesi, yalnızca eylemi işleyenlere (sürücüye ve yardımcılarına) değil, yasanın m.85/Son hükmü gereği aracın işletilmesinden çıkar ve yarar sağlayan işleten, araç maliki, girişimci, onarımcı, aracı, satıcı v.b. ile yasanın 88. ve 91. maddeleri ile Sigorta Genel Şartları C.8 (eski 17/2) maddesinde de yinelendiği üzere sigortacıya da uygulanır. Kısaca 2918 sayılı KTK.m.109/2’deki uzamış (ceza) zamanaşımı motorlu araçlarla ilgili tüm sorumlular için geçerlidir.
Trafik kazalarında uzamış ceza zamanaşımı süreleri, eski 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 455-459.maddelerindeki eylemler nedeniyle 102.maddeye göre, bir ölü veya bir yaralı varsa (5) yıl, birden fazla ölü ile bir ölü ve bir veya birden fazla yaralı varsa (10) yıl iken, 5237 sayılı yeni Türk Ceza Yasası’nın yürürlüğe girmesinden sonra Yasa’nın 66’ncı maddesine göre, bir ölü veya bir yaralı varsa (8) yıl, birden fazla ölü ile bir ölü ve bir veya birden fazla yaralı varsa (15) yıl olmuştur.
3- 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 24.maddesi
10.07.2003 gün 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun 24. maddesindeki “zamanaşımı” hükmü, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesinde olduğu gibidir. Buna göre, ölüm ve bedensel zararlarda taşımacıya, işletene, girişimciye, sürücüye, yardımcılarına ve sigorta şirketlerine karşı açılacak davalarda (uzamış) ceza zamanaşımı uygulanacak; bu da 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 66’ncı maddesine göre belirlenecektir. Söz konusu maddeye göre, zamanaşımı süreleri, beş yıla kadar hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda (8) yıl, beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda (15) yıl olacaktır. Daha açık bir anlatımla, bir kişi ölmüş veya bir kişi yaralanmışsa zamanaşımı (8) yıl olacak; ölü sayısı birden fazlaysa ya da bir ölümle birlikte bir veya birden fazla yaralı varsa, süre (15) yıla çıkacaktır.
4- Ceza Yasasında “ceza davası zamanaşımı” maddesi
Borçlar Yasası m.60/2’deki “ceza yasaları uyarınca daha uzun süreli zamanaşımı” için kısaca “ceza zamanaşımı” denilmekte ise de, Ceza Yasalarında iki tür “zamanaşımı” yer almış olup, bunlardan birincisi dava açabilme sürelerini belirleyen “ceza davası zamanaşımı” ve öteki devletin cezalandırma hakkına ilişkin “ceza zamanaşımı”dır.
Hukuk mahkemelerinde açılacak tazminat davalarında, Borçlar Yasası 60/2.maddesi gereği uygulanacak olan ceza zamanaşımı süresi, yukarda açıklanan birincisi, yani “ceza davası zamanaşımı” süreleridir.
Ceza davası zamanaşımı süreleri, yürürlükten kalkan eski 765 sayılı TCK’nun 102.maddesinde yer almıştır. Yeni 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda ise öncekinden farklı olarak madde başlıkları konulmuş olup, (eski 102.maddenin karşılığı olan) 66. maddenin başlığı “dava zamanaşımı”dır.
İleriki bölümlerde “ceza davası zamanaşımı” süreleri ile bu sürelerin başlaması, kesilmesi ve sona ermesi açıklanacaktır.
III- CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMA KOŞULLARI
1- GENEL OLARAK
Hukuk mahkemelerinde açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında Borçlar Kununu’nun 60/2.maddesi uyarınca uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanma koşullarını şöyle sıralayabiliriz:
a) Uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için, haksız eylemin aynı zamanda suç niteliğinde olması gerekir.
b) Ceza zamanaşımı daha uzun süreli olmalıdır.
c) Ceza davası zamanaşımının uygulanması için haksız eylemin yalnızca suç niteliğinde olması yeterli olup, eylemi işleyen hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli değildir.
d) Takibi şikayete bağlı suçlarda şikâyet süresinin geçirilmesi veya hiç şikâyetçi olunmaması durumunda dahi, ceza zamanaşımı uygulanır.
e) C. Savcılığı takipsizlik kararı verse dahi ceza zamanaşımı uygulanabilir.
f) Ceza davasının sona ermesi, ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.
g) Ceza zamanaşımınından yararlanmak için, ceza davasına katılmak ve şikâyetçi olmak koşul değildir.
h) Ceza davası sürerken, hukuk davasının zamanaşımına uğraması söz konusu olamaz.
i) Ceza davasının hiç açılmaması durumunda, hukuk hakimi, haksız eylemin suç niteliği taşıdığını saptamışsa, uzamış ceza zamanaşımını uygulayacaktır.
J) Ceza mahkemesinde delil yetersizliğö nedeniyle beraat kararı verilmesi durumunda dahi, hukuk hakimi , eylemin suç oluşturup oluşturmadığını araştıracak ve suç unsuru saptamışsa, uzamış ceza zamanaşımını uygulayacaktır.
k) Kamu davasından vazgeçme, hakim önünde gerçekleşmemişse, hukuk mahkemesinde açılan tazminat davasında ceza zamanaşımı uygulanır.
l) Ceza ehliyeti olmayanlar hakkında da uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanır.
m) Mirasçılara karşı açılan davada da uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanır.
n) Cezaların ertelenmesi veya özel af, uzamış (ceza) zamanaşımını etkilemez.
Şimdi bu koşulları ayrıntılarıyla ayrı ayrı inceleyelim.
2- KOŞULLAR
a) Uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için, haksız eylemin aynı zamanda suç niteliğinde olması gerekir.
B.K.m.60/2’de “cezayı gerektiren bir eylem” koşulu yer almıştır. Ceza zamanaşımının uygulanması için eylemin suç olması gerekmektedir. Suç niteliğinin araştırılmasında yalnız Türk Ceza Kanunu hükümleri değil, özel yasalarda yer alan ceza hükümleri de gözönünde bulundurulacaktır. Bu konuda ortaya çıkan sorun, eylemin suç olduğunun ceza hakiminin kararıyla mı saptanacağı, yoksa hukuk hakiminin de (ceza mahkemesi kararı bulunsa bile) ayrıca eylemin suç unsurunu araştırma ve değerlendirme yetkisi olup olmadığı, eylemin suç niteliğini araştırmada nasıl bir yol izleneceği ve ceza zamanaşımını uygulama koşullarının nasıl belirleneceğidir. B.K. 60/2. maddesinin yazılış biçimine göre bir kararla (ceza mahkemesi kararıyla) eylemin suç olduğunun saptanmış bulunmasına gerek yoktur. Eylem, objektif (nesnel) olarak cezayı gerektiriyorsa ceza zamanaşımı uygulanacaktır. Eylemi işleyen hakkında ceza verilmiş olması ya da ceza soruşturmasına başlanmış bulunması önemli değildir.[6]
b) Ceza zamanaşımı daha uzun süreli olmalıdır.
Ceza davası zamanaşımı süresi, B.K. 60/1. maddesindeki bir ve on yıllık süreden daha kısa ise, ceza zamanaşımından söz etmenin bir anlamı ve yararı olmayacaktır. Ceza zamanaşımı süresi bir yıllık süreden fazla on yıllık süreden az ise ceza zamanaşımı yalnız bir yıllık süreyi etkileyecek ve onu uzatacaktır. Örneğin ceza zamanaşımı süresi 8 yıl ise m.60/1’deki bir yıllık süre 8 yıl olarak kabul edilecek, ancak on yıllık süre aynı kalacaktır. Buna karşılık ceza zamanaşımı süresi on yıldan fazla, örneğin 15 yıl ise, her iki süre de 15 yıl olarak dikkate alınacaktır. Yargıtay 4.HD.26.03.1990 gün 6349-2546 sayılı kararında denildiği gibi “Borçlar Yasası 60. maddesinin 2.fıkrasının uygulanabilmesi için tazminata konu eylemin suç teşkil etmesi yanında Ceza Yasası gereğince daha uzun bir zamanaşımına tabi bir cezayı gerektirmesi zorunludur.”
c) Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız eylemin yalnızca suç niteliğinde olması yeterli olup, eylemi işleyen hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli değildir.
Zarar görenin, Borçlar Kanunu 60/2. maddesindeki uzamış (ceza) zamanaşımından yararlanabilmesi için, haksız eylemin suç niteliğini taşımasının yeterli olacağı, ayrıca eylemi işleyen hakkında ceza kovuşturması yapılmış veya mahkumiyet kararı verilmiş olup olmaması koşulunun aranmayacağı öğretide ve yargısal inançlarda benimsenmiş, yerleşmiştir. Bu son derece doğaldır. Çünkü madde metninde, ceza mahkemesi kararı ve hükümlülükten söz edilmeyip “ceza yasaları uyarınca daha uzun süreli zamanaşımına bağlı cezayı gerektiren eylem” tanımı yapılmıştır.
Mahkemenin ve davanın türü ne olursa olsun, görevli hakim, hükme esas alınacak yasa maddesini araştırmak ve uygulamakla yükümlüdür; bunun için ceza veya özel hukuk ayrımı yapılamaz (HMUK.m.76). Bu nedenle hukuk hakimi, incelemekte olduğu tazminat davasında eylemde suç niteliği görmüşse, kuşkusuz ceza yasasının ilgili hükmünü uygulayacak ve zamanaşımı savunması karşısında, eğer koşulları varsa, ceza kovuşturması yapılmış veya yapılmamış, ceza mahkemesinde dava açılmış veya açılmamış, hüküm verilmiş veya verilmemiş olmasına bakmayarak uzamış (ceza) zamanaşımını dikkate alacaktır.
Ceza kovuşturması hiç yapılmamış, ceza davası hiç açılmamış ve mahkumiyet kararı verilmemiş, kısaca ceza yasaları uyarınca hiçbir işlem yapılmamış olsa dahi, haksız eylem suç niteliği taşımakta ise BK. 60/2.maddesi gereği uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanacağına ilginç bir örnek vermek istiyoruz. Şöyle ki: Ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan trafik kazalarında kazayı yapanın (haksız eylemi işleyenin) ve aracın plakası saptanamamışsa, Güvence Hesabı (eski adıyla Karayolu Trafik Garanti Sigortası Hesabı) olay tarihindeki limitler üzerinden tazminat ödemekle yükümlü olacaktır.[7] İşte bu yükümlülüğün dayanağı olan haksız eylem, aynı zamanda ceza yasası uyarınca suç niteliği taşıdığından (eylemi işleyen kimliği belirsiz kişi olsa dahi) Güvence Hesabına (Garanti Sigortası Hesabına) yapılacak başvurularda ve açılacak davalarda uzamış (ceza) zamanaşımı geçerli olacaktır.
Bu konuda bir başka ilginç örnek : Küçüğün yaptığı ölümlü trafik kazası nedeniyle, babaya karşı, (Medeni Yasa’nın 369.maddesi (Eski MK.m.320) gereği aile başkanı sıfatıyla değil), küçüğe “velâyeten” açılan maddi ve manevi tazminat davasında, küçüğün haksız eylemi aynı zamanda Ceza Yasası uyarınca suç oluşturduğundan, uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanacaktır.[8]
Yargıtay’ın çeşitli kararlarında belirtildiği üzere:
B.K.mad.60/2 uyarınca, ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için, eylemi işleyen hakkında ceza davasının açılmış ya da mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli değildir. Yalnızca haksız eylemin suç niteliğini taşıması yeterlidir.
Borçlar Kanunu’nun 60.maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, tazminat davası ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımı süresine tabi cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olursa o zamanaşımı uygulanır. B.K.mad.60/2 uyarınca, ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için, ceza davasında tazminat istenmesi gerekmediği gibi, eylemi işleyen hakkında ceza davasının açılmış ya da mahkumiyet kararı verilmiş bulunması da gerekli değildir. Yalnızca haksız eylemin suç niteliğini taşıması yeterlidir. O halde, zararlandırıcı eylemin suç niteliği varsa, o suç için Ceza Yasasının öngördüğü dava zamanaşımı süresi uygulanır. Bu nedenle, mahkemece, uzamış zamanaşımı süresi dikkate alınmak suretiyle işin esası incelenmek ve sonucu dairesinde hüküm kurmak gerekirken, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
(HGK.06.05.2009, E. 2009/3-10 - K. 2009/178)
Tazminat davalarına daha uzun süreli ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması için, eylemi işleyen hakkında ceza davasının açılmış veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli değildir; yalnızca cezalandırılabilir bir eylemin suç niteliğini taşıması yeterlidir.
(HGK.18.11.1981, E. 1979/4-231, K.1981/744) (YKD.1982/6-766)
Tazminat davalarında ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturması yeterli olup, fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır.
Eylemin ceza kanununda suç sayılmış olup olmadığı, kural olarak hukuk hakimince belirlenecektir.
Ceza davasının açıldığı hallerde, sanığın mahkumiyet kararından önce veya sonra ölmüş olması da, sonuca etkili değildir. Trafik kazalarında ceza zamanaşımının uygulanması bakımından, sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten) arasında bir ayırım da yapılmamış; böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu öngörülmüştür. Ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı (uzamış zamanaşımı) süresi, her halde olay tarihinden itibaren işlemeye başlar; sürenin işlemeye başlaması için, zarar görenin zararı ve onun failini öğrenmesi koşulu aranmaz. Ancak, zarar veya onun faili, uzamış zamanaşımı süresinin bitmesinden sonra öğrenilmiş ise, davanın öğrenme tarihinden itibaren, 2918 S.K. nun 109. maddesindeki iki yıllık süre içerisinde açılması gerekir. Öte yandan, uzamış zamanaşımı, suç sayılan eylemin failinin, tazminat davasının açılmasından önce veya davanın görülmesi sırasında ölmüş olduğu durumlarda, mirasçıları bakımından da uygulanır.
(HGK.16.04.2008, E.2008/4-326 K.2008/325
Suç sayılan bir haksız eylemi işleyen kişiye karşı açılan tazminat davasına uygulanacak zamanaşımı Borçlar Yasasının 60. maddesinin 2. fıkrasında açıklandığı üzere ceza zamanaşımıdır. Bu nitelikteki eylemlere o maddenin 1. fıkrasında yazılı bir yıllık zamanaşımı uygulanmaz. Bu ana kuralın uygulanması için haksız eylemden sonra ceza davasının açılmış olup olmaması araştırılmaz. Yasanın bu kuralı salttır. Aynı zamanda, işlenmiş olan bu haksız eylemden ötürü Cumhuriyet Savcılığınca açılması gerekli ceza davasına katılınmadığı bildirilerek karar verilmiş olması da bu sonucu değiştirmez. Çünkü, cezayı gerektiren haksız eylemden dolayı kamu davası için hiçbir işlem yapılmaması dahi aynı sonucu doğurur.
(4.HD.06.01.1976, E.75/4858, K. 76/74) (YKD.1977/2-190)
B.K.60/2. maddesinde öngörülen uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, eylemi işleyen hakkında ceza davası açılmış olması şart olmayıp, sadece haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç olması yeterlidir.
(4.HD.20.09.1979, 4725-9975) (YKD.1980/8-1082)
Uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için fail hakkında ceza davası açılmış olması şart olmayıp haksız eylemin ceza hukuku bakımından suç olması yeterlidir.
(4.HD.23.06.1983, 5841-6468)
Haksız eylemin davalı tarafından işlenip işlenmediği üzerinde durulmak ve işlendiğinin anlaşılması halinde cezayı gerektiren bir eylem olup olmadığını incelemek gerekir. Şayet eylem davalı tarafından işlenmiş ve cezayı da gerektirmiş ise bu takdirde davada B.K.60/2. maddesi hükmünce daha uzun olan ceza yasasının öngörmüş bulunduğu zamanaşımının uygulanması gerektiğinin düşünülmesi gerekir.
(HGK.22.02.1984, E. 4-633, K.126)
Ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi; mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir.
(4.HD. 14.06.2004, E.2004/1183 - K.2004/7711)
Ceza davası zamanaşımının uygulanması için haksız eylemin sadece suç niteliğinde olması yeterlidir. Bu zamanaşımının uygulanabilmesi için eylemi işleyen hakkında ceza davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir.
(4.HD. 08.07.1986, 4736-5453) (YKD.1986/11-1621)
Tazminat davasının ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olması halinde o zamanaşımının mutlak surette uygulanması gerekir. Ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, haksız eylemin sadece suç niteliğinde bulunması yeterlidir.
(4.HD.25.01.1990, E.89/6101 – K.90/285) (YKD.1990/4-535)
Davacıya madde tayini suretiyle hakaret edildiği, bu eylem aynı zamanda suç oluşturduğu için olaya uygulanacak zamanaşımı beş yıllık sureye tabidir.
Bunun için ayrıca ceza davası açılması zorunluluğu yoktur.
(4.HD.11.11.1999, 7534-9756) (Yasa H.D. 2000/9-1230,no:543)
Tazminat davasında ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, açılmış bir kamu davasının bulunması zorunlu değildir. Haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir. Kamu davası çeşitli nedenlerle açılmamış olabilir. HGK.nun 03.06.1953 gün ve 4/71-77 sayılı kararında da açıklandığı üzere bu yön tazminat davasında ceza zamanaşımı süresinin uygulanmasını engellemez. Nitekim BK.nun 60/2. maddesinde de böyle bir koşul düzenlenmemiştir. (4.HD.16.12.2002, E.9658 - K.14127) (YKD.2003/10-1151)
Borçlar Yasası 60/2. maddesine göre haksız eylem aynı zamanda suç niteliğinde ise tazminat davasına ceza zamanaşımı uygulanacaktır. Ceza davası açılmamışsa, eylemin suç niteliğinde olup olmadığını hukuk hakimi takdir edecektir. O halde mahkemece davalıların işlemiş olduğu eylemin niteliği üzerinde de durulmalı ve cezayı gerektirir nitelikte bulunduğu sonucuna varılırsa ceza zamanaşımınında gözetilmesi gerekir
(4.HD.27.01.2003, E. 2002/10674 - K. 2003/844)
Mahkemece, davalı sigorta şirketi yönünden ceza davası bulunmadığı, bu nedenle ceza zamanaşımının sigortacıya uygulanamayacağı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ise de, bu doğru olmayıp, davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve Ceza Kanunu'nun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunması halinde, uzamış ceza zamanaşımının davalı trafik sigortacısı hakkında da uygulanması gerekir.
(11.HD.28.06.2004, E. 2003/13227 - K. 2004/7147)
Haksız eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa ceza zamanaşımı uygulanır. Bunun için bir kamu davasının bulunması koşul değildir.
(4.HD.25.4.2005, E. 2004/10274 - K. 2005/4340)
Kesinleşmiş haksız rekabetin tespitine ilişkin Mahkeme dosyasına dayanılarak, şikayet vaki olsun veya olmasın uzamış ceza zamanaşımının haksız rekabette bulunan davalı tüzel kişilik hakkında da uygulanması gerekir. (6762/m.56)
(11.HD.19.01.2006, E. 2004/13794 - K. 2006/277)
Manevi tazminat istemine ilişkin tazminat davasında, uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi, mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir.
(4.HD. 28.12.2007, E. 2007/13984 - K. 2007/16462)
Uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için ceza davasının açılması ya da davanın mahkumiyetle sonuçlanması şart değildir.
(17.HD.11.03.2008, E. 2007/5157 - K. 2008/1180)
Uzamış zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılması zorunlu olmayıp, haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması yeterlidir. BK.nun 60/2.maddesinde ceza zamanaşımının uygulanması için ceza davasının açılması gibi bir koşul düzenlenmemiştir.
(3.HD.28.04.2008, E. 2008/3722 - K.2008/7297)
Tazminat davasında uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için mutlaka bir ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararının bulunması gerekmez.
(4.HD.04.12.2008, E. 2008/13761 - K. 2008/15023)
d) Takibi şikayete bağlı suçlarda şikâyet süresinin geçirilmesi veya hiç şikâyetçi olunmaması ya da şikâyetten vazgeçilmesi durumlarında dahi, ceza zamanaşımı uygulanır.
Takibi şikayete bağlı suçlarda (5237 sayılı TCK 73-74 ve Eski 765 sayılı TCK. 99-108), şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ceza davasının açılamaması, bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel değildir. Çünkü şikayet, ceza kovuşturmasının bir şartıdır ve bir cezalandırılabilme şartı değildir. Kovuşturma şartı eksik olsa dahi yine suç vardır, ancak bir kovuşturma konusu olamayacaktır.[9]
Hiç şikayette bulunulmasa bile, eğer haksız eylem aynı zamanda suç niteliği taşıyorsa, açılan maddi ve manevi tazminat davasında hukuk hakimi, Borçlar Kanunu m.53 hükmü uyarınca, eylemin suç niteliğini araştıracak; koşulları varsa uzamış (ceza) zamanaşımını gözönünde bulunduracaktır.
Öte yandan C. Savcılığına verilen dilekçede, şikayetten vazgeçildiğinin bildirilmiş olması, kişisel haktan vazgeçildiği sonucunu doğurmaz. Yargıtay’ın bir kararında açıklandığı üzere:” Tutuklu bulunan sanıkların tahliyelerini kolaylaştırmak amacıyla “sanıklar hakkında şikayetçi olunmadığının” bildirilmesi, kişisel haktan vazgeçildiği anlamına gelmez. Davacı “müdahil” olarak davaya katılmayı sürdürdüğüne ve “kişisel haklarını saklı tuttuğunu” bildirdiğine göre hukuk mahkemesinde açılan tazminat davasının reddi doğru değildir. Öte yandan şikayetten vazgeçme bildirimiyle ceza davası düşmediğine göre olayda TCK. nun 73-74 (Eski TCK.111.) maddelerinin uygulanma olanağı yoktur. Bu nedenle işin esası incelenip istek doğrultusunda karar verilmesi gerekir.
Buna ilişkin karar örnekleri :
Kovuşturulması şikâyete bağlı suçlarda belli süre içinde şikâyette bulunulması da şart değildir. Başka bir deyişle, şikâyet süresinin geçirilmesinden ötürü ceza davasının açılmamış olması, bu davaya ilişkin uzamış (ceza) zamanaşımı süresinin tazminat davasına uygulanmasına engel değildir.
(HGK.18.11.1981, E. 1979/4-231, K.1981/744) (YKD.1982/6-766)
İşlenen eylemin, kovuşturulması şikayete bağlı bir suç teşkil edip etmemesi de önemli değildir. Zira bu yön, ceza davasının açılabilmesinin bir şartıdır. Bu bakımdan şikayet süresinin (TCK.m.108) geçirilmesinden ötürü, ceza davasının açılamamış olması, bu davaya ilişkin zamanaşımı süresinin, tazminat davasına uygulanmasına engel değildir.
(HGK.03.06.1953, E.1953/4-71 K.1953/77 )
Takibi şikayete bağlı suçlarda, şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ceza davasının açılamaması, bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel olmaz. Çünkü, dava açılma süresinin geçirilmesi, cezayı gerektiren haksız eylemin suç olma niteliğini ortadan kaldırmaz.
(4.HD.20.09.1979, 4725-9975) (YKD.1980/8-1082)
Davacıların şikâyetçi olmayıp ceza davasının açılmaması, uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.
(3.HD.28.04.2008, E. 2008/3722 - K.2008/7297)
Davacının C.Savcılığına yazdığı yazıda ve oturumda şikâyetten vazgeçtiğini bildirmiş olması, onun kişisel haklarından vazgeçtiği anlamına gelmez. Davacının o tarihte tutuklu bulunan sanıkların (davalıların) tahliyelerini sağlamak amacıyla böyle bir beyanda bulunduğu, kişisel haklarından (tazminat hakkından) vazgeçmediği anlaşılmaktadır. Kaldı ki, şikâyeetten vazgeçme nedeniyle ceza davası düşmediği gibi, davacı ceza davasına müdahil olarak katılmak suretiyle kişisel haklarının saklı tutulmasını istemiştir.Bu nedenle olayda TCK 111.maddesinin (yeni TCK.73-74) uygulanma olanağı yoktur.O halde işin esası incelenip istek doğrultusunda karar verilmesi gerekir.
(4.HD.29.05.1997, E.2257-K.5785) (Yasa HD.1977/6-758, no:302)
Takibi şikayete bağlı suçlarda (765 sayılı TCK.md.99 ve 108; 5237 sayılı TCK 73-74) şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ceza davasının açılamaması veya bir ceza davası açılmış olsa bile bu davanın şikayet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmiş olması bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel değildir. Çünkü, şikayet ceza kovuşturmasının bir şartıdır, bir cezalandırılabilme şartı değildir. Bir kovuşturma şartı eksik olsa bile yine suç vardır; ancak bir kovuşturmaya konu olamayacaktır.
(4.HD.23.06.1983 E. 1983/5841 K. 1983/6468)
İbraname başlıklı belge ve ceza davasında şikâyetten vazgeçilmiş olması davacının tazminat istemini ortdan kaldırmaz. TCK.111.maddesine (yeni TCK73-74) göre, ceza mahkemesindeki vazgeçmenin hukuk mahkemesindeki tazminat davasını etkilemesi, ancak iki şartın birlikte gerçekleşmesi ile mümkündür. Bunlardan ilki vazgeçme nedeniyle ceza davasının düşmüş olması, ikincisi de kişisel hakların saklı tutulmasıdır. Dava konusu somut olayda ceza davası vazgeçme ile düşer nitelikte bulunmadığına ve sonuçta davalının mahkûmiyeti ile sonuçlandığına göre ikinci şartın gerçekleşmesini aramaya gerek kalmamıştır. Belirtilen bu yasal düzenlemelere göre, noterde düzenlenmiş ibraname başlıklı belge ve ceza davasında şikâyeetten vazgeçilmiş olması davacıların tazminat isteme haklarını ortadan kaldırmaz. Mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan davacıların tazminat haklarından vazgeçmiş sayılmaları doğru bulunmamıştır.
(4.HD.26.04.1999, E.1970-K.3687) (Yasa HD.2000/7-966, no:406)
Zarara neden olan haksız eylemin, aynı zamanda suç teşkil etmesi ve bu eylemden dolayı açılan ceza davasının şikayete tabi bulunmaması halinde, mağdurun kişisel haklarını ceza davasında saklı tutmamış olması, ceza davasının niteliği itibariyle, mağdurun tazminat davası açmasına engel değildir.
(4.HD.20.06.2002, E.3229-K.7813) (YKD.2002/11-1639
e) C. Savcılığının takipsizlik kararı da ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.
İşlenmiş olan bir haksız eylemden ötürü Cumhuriyet Savcılığınca hiçbir işlem yapılmamış olması veya takipsizlik kararı verilmesi, suç niteliğinin araştırılmasına ve koşullar oluşmuşsa ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir. Çünkü “Savcılıkça verilen takipsizlik kararı, nitelikçe suçun işlenmediği değil, işlenmiş olan suça göre açılacak davaya katılınmadığı ilkesine dayandığından, zamanaşımından davanın reddi ve uzamış (ceza) zamanaşımının gözardı edilmesi doğru değildir.
Şunu da ekleyelim ki, C. Savcılığınca verilen takipsizlik kararları, teknik anlamda bir hüküm olmadığından, hukuk hakimini bağlamaz. Bu nedenle, açılan tazminat davasında eylemin suç olup olmadığını ve uzamış ceza zamanaşımının uygulanıp uygulanmayacağını hukuk hakimi değerlendirecektir.[10]
Bu konuda karar örnekleri :
Savcılıkça verilen takipsizlik kararının nitelikçe suçun işlenmediğinden değil, işlenmiş olan suça göre açılacak davaya katılınmadığı ilkesine dayanıldığı gözetilmeden zamanaşımından davanın reddi bozmayı gerektirir
(4.HD. 06.01.1976 E. 1975/4858 - K. 1976/74)
Ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi; mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Bu anlamda, cumhuriyet savcılığının koğuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir.
(4.HD. 14.06.2004 E.2004/1183 - K.2004/7711)
Manevi tazminat istemine ilişkin tazminat davasında, uzamış ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, ceza davası açılmış bulunması gerekmediği gibi, mahkumiyet kararı verilmiş olması da koşul değildir. Cumhuriyet savcılığının koğuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı dahi, bağlayıcı ve etken değildir.
(4.HD. 28.12.2007 E. 2007/13984 - K. 2007/16462)
Savcılıkça, hakaret suçunun unsurları oluşmuş ise de, şahsi dava açılabileceğinden, kamu yararı bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verilmesi durumunda, haksız eylem aynı zamanda suç oluşturduğundan, hukuk mahkemesinde açılan manevi tazminat davasında uzamış ceza zamanaşımının uygulanması gerekir.
(4.HD.22.12.2005, E. 2005/723 - K. 2005/14016)
f) Ceza davasının sona ermesi, ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.
Ceza davası sonuçlanmış olsa dahi, ceza zamanaşımı süreleri geçirilmemek koşuluyla, her zaman için hukuk mahkemesinde tazminat davası açılabilir.
Yukardaki bölümlerde açıklandığı gibi, hukuk mahkemesinde açılan maddi ve manevi tazminat davalarında uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için, kamu davası hiç açılmamış ve mahkumiyet kararı verilmemiş ya da şikâyette bulunulmamış veya şikayet süresi geçirilmiş, Savcılık soruşturması takipsizlikle sonuçlanmış ya da mahkemece delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verilmiş ya da ceza davasına hiç katılınmamış olsa bile; bütün bu koşullarda hukuk hakimi haksız eylemin aynı zamanda suç niteliği taşıdığını saptamışsa, uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanacağına göre, bütün bu koşulların doğal bir sonucu olarak, hukuk mahkemesindeki dava açma süresi, ceza davasına ve ceza davasının sonucuna bağlı değildir. Daha kısa bir anlatımla, ceza davası sonuçlanmış olsa dahi, Borçlar Kanunu 60/2.maddesinin yollamasıyla Ceza Yasasındaki “ceza davası zamanaşımı süreleri” içerisinde tazzminat davası açılabilecektir.
Çoğu kez, ceza zamanaşımından yararlanma ile ceza zamanaşımını “kesme”amacıyla kamu davasına katılıp “kişisel hak istenmesi” karıştırılmaktadır. Oysa yukardan beri gördük ki, zarar görenin hukuk mahkemesinde açacağı tazminat davasında uzamış (ceza) zamanaşımından yararlanabilmesi için tek koşul “haksız eylemin suç niteliğini taşıması” olup, haksız eylemi işleyen hakkında hiç ceza kovuşturması yapılmamış, kamu davası açılmamış ve mahkumiyet kararı verilmemiş olması uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.
Şu halde, ceza davasının sona ermiş bulunması da uzamış (ceza) zamanaşımından yararlanmayı engellemeyecektir.
Borçlar Yasası 60/2. maddesi kesin bir kural içermektedir. Suç sayılan haksız eylem hakkında hiçbir işlem yapılmaması, herhangi bir nedenle C. Savcılığınca takipsizlik kararı verilmesi, kamu davası açılmaması, açılan davanın gene herhangi bir nedenle sonuçlandırılmaması, mahkumiyet kararı verilmemesi, bütün bunlar uzamış (ceza) zamanaşımından yararlanmayı engellemediğine göre, kamu davasının karara bağlanması da ceza davasına katılmamış ve kişisel hak istememiş olan zarar göreni etkilemez. Yeter ki TCK. m.102’ deki (yeni TCK m. 66’daki ceza davası zamanaşımı süreleri geçirilmemiş olsun.
Bu konuda Yargıtay kararlarından örnekler:
Ceza davasının sona ermesi, ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.
Eylem suç niteliğinde olup, davalı, tedbirsizlik ve dikkatsizlikle yangına sebebiyetten ceza mahkemesinde hüküm giymiştir. Bu durumda, Borçlar Kanunu’nun 60/2. ve TCK. 102/4 maddeleri uyarınca olayda uygulanması gereken zamanaşımı beş yıllık ceza zamanaşımıdır. Bir yıllık sürenin geçtiğinden söz edilerek davanın reddedilmiş olmasında isabet bulunmamaktadır.
(4.HD.11.03.1985, E.1153-K.2006)
Ceza davası kesinleştikten sonra da, uzamış ceza zamanaşımından yararlanılır.
Ceza mahkemesi kararının kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı tarih arasındaki beş yıllık süre dolmamış bulunmakla, zamanaşımı bakımından davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
(4.HD. 05.07.1983 E. 1983/6115 - K. 1983/6781)
Ceza davası sonuçlanmış olsa dahi, ceza zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açılabilir.
Uzamış ceza zamanaşımının uygulanması için, davacıların ceza davasına katılmaları koşul olmadığı gibi, ceza davası sonuçlanmış olsa dahi, olay tarihinden itibaren ceza zamanaşımı süresi içinde maddi ve manevi tazminat istenebilir.
(4.HD.08.04.1999 E. 1999/1163 - K.1999/3022)
Ceza davası kesinleşmiş olsa dahi, olay tarihinden başlayarak ceza zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açılabilir.
Dava konusu haksız eylem olup, davalılar davacılara hakaret etmişler; bu nedenle ceza dosyasında cezalandırılmışlar ve karar Yargıtay onamasından geçerek kesinleşmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 60/2.maddesinde eylem aynı zamanda ceza hukuku alanında da bir suç oluşturuyorsa o suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresi uygulanır. Dava konusu eylem için TCK. 102/4.maddesinde belirtilen ceza zamanaşımı beş yıldır. Bu sürenin başlangıç tarihi ise TCK.103.maddesi hükmüne göre olayın gerçekleştiği tarihtir. Davanın uzamış (ceza) zamanaşımına tabi olduğu ve zamanaşımı gerçekleşmediği halde davanın zamanaşımı yönünden reddi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
(4.HD.08.02.2001, E.2000/10138 -K.2001/1232) (Yargı D.2001/9-66)
Ceza davasının sona ermiş olması, işleten ve sürücü hakkında uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasını ortadan kaldırmaz.
(4.HD.23.01.2003 E.2002/9945 - K.2003/760)
Kamu davası hiç açılmamış ise, o davaya katılınmadığı gerekçesiyle zamanaşımı süresinin kısaltılması düşünülemeyeceği gibi, açılmış olup ta tazminat davasından önce sonuçlanmış bir ceza davasına sonradan katılmanın olabileceği de düşünülemez.
(4.HD.16.12.2002 E.2002/9658 - K.2002/14127)
g) Ceza zamanaşımınından yararlanmak için, ceza davasına katılmak ve şikâyetçi olmak koşul değildir.
Uzamış ceza zamanaşımının uygulanması için, davacıların ceza davasına katılmaları koşul değildir. (4.HD.08.04.1999 E. 1999/1163 - K.1999/3022)
Tazminat davasına ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için ceza davasına katılmanın gerektiğine ilişkin bir yasa hükmü yoktur.
(4.HD.16.12.2002 E.2002/9658 - K.2002/14127)
h) Ceza davası sürerken, hukuk davasının zamanaşımına uğraması söz konusu olamaz.
Borçlar Kanununun 60.maddesinin 2.fıkrasıyla haksız fiilin ceza kanunları gereğince müddeti daha uzun zamanaşımına tabi bir suç teşkil etmesi halinde tazminat davasının ceza zaman aşımına tabi olacağı ve ceza davasından önce zaman aşımına uğramıyacağı yolunda sevkedilmiş olan hüküm karşısında, ceza davası devam ettiği müddetçe zarar gören ceza mahkemesinden tazminat talep edebileceğinden, haksız fiilin Devlet tarafından takibi mümkün olduğu sürece tazminat davasını kabul etmemenin manasız olacağı”
(Yargıtay 07.12.1955, 17/26 İçt.Bir K.)
Ceza davası devam ettiği sürece hukuk davasının zamanaşımına uğraması mümkün değildir. Ceza davası devam ederken tazminat davasının zamanaşımına uğrayabileceğini kabul etmek, herşeyden önce mahkemenin kararına gerekçe yaptığı İçtihadı Birleştirme Kararında mevcut "... ceza davası devam ettiği müddetçe mutazarrırın müdahil sıfatını alarak ceza mahkemesinden tazminat talep edebileceği (TCK.m.38) ve bu itibarla haksız fiilin Devlet tarafından takibi mümkün oldukça tazminat davasını kabul etmemenin manasız olacağı..." şeklindeki gerekçeye aykırı olacaktır.
(HGK.18.11.1981, E. 1979/4-231, K.1981/744) (YKD.1982/6-766)
Kural olarak ceza mahkemesinin varlığı orada şahsi hak istenmedikçe zamanaşımını kesmez. Ancak, zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile ceza davası devam ederken hukuk davasının açılması halinde zamanaşımından söz edilemeyecektir. Çünkü, ceza davası devam ettiği sürece zarar görenin o davaya katılma yoluyla tazminat isteme hakkı vardır.
4.HD.21.05.1992, E.1991/3938 - K.1992/6776
Zarar görenler ceza davası sonuçlanıncaya kadar ceza muhakemeleri usulü kanununun ilgili hükümleri uyarınca kamu davasına müdahale ederek malen sorumlu olanlardan uğradıkları zararın ödetilmesini isteyebilirler. O halde davacılar kendilerine böyle bir imkanın tanınmış olması karşısında uğradıkları zararın ödetilmesini malen sorumlu olanlardan bu şekilde katılma yoluyla değilde kamu davası hakimin kararı ile sonuçlanıncaya kadar doğrudan doğruya hukuk mahkemesine başvurmak suretiyle de talep edebilirler.
(4.HD.30.01.2003, E.70-K.978)
Ceza davası devam ettiği sürece zarara uğrayan ceza davasına müdahale ile kişisel hak isteyebileceğine göre, bu kişisel hakkını, yani tazminatı, ceza davasına müdahale yoluyla değil de bağımsız bir hukuk davası açmak suretiyle istemesi mümkündür.
(4.HD.16.03.1981, E.251-K.3247) (Yasa HD.1981/6-791,no:174)
Kural olarak ceza mahkemesinin varlığı, orada kişisel hak istenmedikçe zamanaşımını kesmez. Ancak, zamanaışımı süeresi dolmuş olsa bile, ceza davası devam ederken hukuk davasının açılması halinde zamanaşımından söz edilemeyecektir. Çünkü ceza davası devam ettiği sürece zarar görenin o davaya katılma yoluyla tazminat isteme hakkı vardır. (4.HD.21.05.1992, E.1991/3938-K.1992/6776) (YKD.1992/7-1036)
i) Ceza davasının hiç açılmaması durumunda, hukuk hakimi, haksız eylemin suç niteliği taşıdığını saptamışsa, uzamış ceza zamanaşımını uygulayacaktır.
Yukardan beri sıraladığımız Yargıtay’ın yerleşik kararlarında görüldüğü üzere, hukuk mahkemelerinde açılan tazminat davalarında uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için, bir ceza davası açılmış olması ve mahkumiyet kararı verilmesi zorunlu olmayıp, yalnızca haksız eylemin “suç niteliği” taşıması yeterli bulunmakla, bu konuda hukuk hakimine bir yetki verilmiş ve bir görev yüklenmiş olmaktadır.
Daha açık bir anlatımla, eğer açılmış bir ceza davası ve mahkûmiyet kararı yoksa ya da ceza davası kanıt yetersizliği nedeniyle aklama ile sonuçlanmışsa ya da takibi şikâyete bağlı suçlarda şikâyet süresi geçirilmiş ya da hiç şikâyet yoluna başcurulmadan doğrudan tazminat davası açılmışsa, savcılık çeşitli nedenlerle takipsizlik kararı vermişse; bütün bu durumlarda, hukuk hakimi, davanın ilerleyen aşamalarında ve kanıtların toplanmasından sonra, haksız eylemin aynı zamanda ceza yasalarına göre “suç niteliği” taşıdığını saptamışsa, uzamış (ceza) zamanaşımı sürelerini uygulayacaktır.
Hukuk hakiminin, ceza mahkemesinden bağımsız olarak, eylemin suç niteliğini saptama işlevi yasal bir zorunluluktur. HMUK.76. maddesine göre “Hakim, kendiliğinden Türk Yasaları gereğince karar verir.” Bu konuda “ceza kanunu-özel kanunlar” ayrımı yapılamaz. Genel olarak yasalar neyi gerektiriyorsa, onu yerine getirmek gerekir.
Yasalarımız, ceza hukuku ile medeni hukuk arasındaki ilişkiyi ve ceza mahkemesi kararları ile hukuk mahkemesi kararlarının birbirlerine etkilerini genel bir kural ile düzenlemiş değildir. Yer yer bazı yasa hükümlerinde bu etkiler yer almış olup, bunlardan en başta geleni Borçlar Kanunu 53.maddesidir; hukuk hakiminin eylemin suç niteliğini doğrudan araştırma yetkisi bu maddeden güç almaktadır.
BK. 53. maddesine benzer bir hüküm HMUK.315. maddesinde yer almıştır. Buna göre, bir senedin sahte olmadığına ilişkin ceza mahkemesinde aklama kararı verilmiş olsa, hukuk mahkemesinde sahteliğinin saptanması durumunda senet iptal edilebilir.
Burada Borçlar Yasası 54. maddesinden de söz etmeliyiz. Bilindiği gibi TCK. 46. ve 54. maddelerine (5237 sayılı TCK 31-34) göre ehliyetsizlik veya yaş küçüklüğü nedeniyle ceza verilemeyen kişiler, Borçlar Yasası 54. maddesine göre haksız eylemlerinden dolayı, hakkaniyet gerektiriyorsa, tazminat ödemekle yükümlü olurlar. Bu kişilerin ehliyetsiz ve küçük yaşta olmaları, eylemlerinin suç niteliğini ortadan kaldırmayacağından, bunlara karşı açılan davalarda uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanır.
Yargıtay kararları :
Ceza hakimi eylemin suç olup olmadığı üzerinde durmaksızın delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı vermiş olursa, hukuk hakimi, bununla bağlı kalmayarak haksız eylemin suç niteliğini taşıyıp taşımadığını araştırır. Bunun gibi ortada böyle bir hükmün bulunmaması halinde de, hukuk hakimi, cezai sorumluluğu gerektiren bir eylemin işlenmiş olup olmadığını serbestçe inceleyip takdir eder ve olaya uygulanacak zamanaşımını belirler.
(HGK.18.11.1981, E. 1979/4-231, K.1981/744) (YKD.1982/6-766)
Tazminat davasına neden olan haksız eylemin faili hakkında ceza kovuşturması yapılmamış ise, BK.nun 60. maddesine göre zamanaşımı meselesini inceleyen hukuk hakiminin; haksız eylemin gerçekten cezayı gerektirir nitelikte olup olmadığını, cezayı gerektiriyorsa eylemin ceza hukuku bakımından daha uzun zamanaşımına tabi kılınıp kılınmadığını araştırması ve eylem daha uzun zamanaşımına tabi kılınmışsa, uzamış ceza zamanaşımı süresini uygulaması gerekir.
(4.HD.20.09.1979, 4725-9975) (YKD.1980/8-1082)
Ceza davası açılmamışsa, eylemin suç niteliğinde olup olmadığını hukuk hakimi takdir edecektir. O halde mahkemece davalıların işlemiş olduğu eylemin niteliği üzerinde de durulmalı ve cezayı gerektirir nitelikte bulunduğu sonucuna varılırsa ceza zamanaşımınında gözetilmesi gerekir
4.HD.27.01.2003 E. 2002/10674 - K. 2003/844
Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı nedeniyle beraat kararı verilmesi hali dışında, eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir.
4.HD.14.06.2004 E.2004/1183 - K.2004/7711
j) Ceza mahkemesinde delil yetersizliğö nedeniyle beraat kararı verilmesi durumunda dahi, hukuk hakimi , eylemin suç oluşturup oluşturmadığını araştıracak ve suç unsuru saptamışsa, uzamış ceza zamanaşımını uygulayacaktır.
Ceza mahkemesince, suç öğelerinin oluşmadığı nedeniyle beraat kararı verilmesi hali dışında, eylemin suç oluşturup oluşturmadığının, hukuk yargıcı tarafından değerlendirilip saptanması gerekir.
4.HD.28.12.2007 E. 2007/13984 - K. 2007/16462
Ceza hakimi eylemin suç olup olmadığı üzerinde durmaksızın delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı vermiş olursa, hukuk hakimi, bununla bağlı kalmayarak haksız eylemin suç niteliğini taşıyıp taşımadığını araştırır.
(HGK.18.11.1981, E.1979/4-231, K.1981/744) (YKD.1982/6-766)
Davalı her ne kadar ceza yargılamasında beraat etmişse de, BK.nun 53. maddesindeki düzenleme itibarıyla, kanıt yetersizliğine dayanan beraat kararı hukuk hakimini bağlamaz. Mevcut deliller ceza mahkumiyeti için yeterli sayılmasalar bile, hukuk hakimi aynı delilleri topladığı yeni deliller ile birlikte serbestçe değerlendirmek suretiyle farklı sonuca ulaşabilir. (4.HD.11.10.2001, E. 2001/5007 - K. 2001/9346)
Davaya neden olan eylemin suç teşkil etmesi halinde, tazminat davasında dahi ceza zamanaşımı uygulanır. Hakkında açılan ceza davası sonunda, davalının suç kastı bulunmadığı gerekçesiyle beraat etmiş olması, tazminat davasında anılan kuralın uygulanmasına engel değildir. (4.HD.19.10.1998, E.4220 – K.7898)
k) Kamu davasından vazgeçmenin hukuk mahkemesine etkisi
Suçtan zarar gören “ kişisel haklarını saklı tutarak” ceza davasından vazgeçmiş ve bu yüzden kamu davası düşmüş ise, bu durum hukuk mahkemesinde açacağı tazminat davasını etkilemez ve uzamış (ceza) zamanaşımından yararlanmayı engellemez. Bu konuyu yukarda şikayete bağlı suçlar yönünden inceledik. Burada kamu davası yönünden daha geniş biçimde ele almak istiyoruz. Yargıtay’ın çok sayıda kararlarından seçtiğimiz birkaç örnek aşağıda özetlenmiştir. Bu kararlara göre :
Davacının ceza dosyasındaki vazgeçmesi sadece sanığın cezalandırılmasını önlemeye yönelik olup, vazgeçme ile ceza davası düşmüş olsa dahi 5237 sayılı yeni TCK 73-74 maddelerinin (Eski TCK. 111.maddesinin) amacı itibariyle bu vazgeçme, tazminat istemi yönünden hukuki sonuç doğurmaz. Bir başka anlatışla, davacının isteyebileceği tazminat bakımından davalıyı ibra ettiği sonucuna varılamaz. Bu sebeple davanın esasına girilip hasıl olacak sonucuna göre bir karar vermek gerekir. (11.HD.20.12.1993, E.2305 – K.8526 )
Türk Ceza Kanununun 111. maddesine (5237 s.TCK 73-74) göre, kamu davasının düşmesi, cürümden zarar gören şahsın davadan vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada davacı “kişisel hakkını ayrıca saklı tutmamış ise” artık hukuk mahkemesinde dahi dava açamaz. Görülüyor ki, zarar görenin hukuk davası dışında vazgeçmesinin hukuki sonuç doğurabilmesi için hem “vazgeçme kamu davası açıldıktan sonra hakim önünde gerçekleşmeli” ve hem bu vazgeçmeyle kamu davası düşmelidir.
(HGK. 07.12.1988, E. 1988/4-78 - K.1988/ 992)
Ceza davasındaki vazgeçmenin hukuk mahkemesinde açılan tazminat davalarına etkisi, 2918 sayılı KTK.nun 111. maddesi nedeniyle azaltılmıştır. Anılan maddeye göre “Karayolları Trafik Yasasından kaynaklanan hukuki sorumlulukları ortadan kaldıran ya da daraltan anlaşmalar geçersizdir.” Buna göre “ibraname başlıklı belge ve ceza davasında şikayetten vazgeçilmiş olması davacının tazminat istemini ortadan kaldırmaz.” 2918 sayılı KTK.nun 111. maddesinin yanı sıra”, TCK. 111. maddesine (5237 s.TCK 73-74) göre de ceza mahkemesindeki vazgeçmenin hukuk mahkemesindeki tazminat davasını etkilemesi, ancak iki şartın birlikte gerçekleşmesi ile mümkündür. Bunlardan ilki vazgeçme nedeniyle ceza davasının düşmüş olması, ikincisi de kişisel hakların saklı tutulması ya da tutulmamasıdır. Dava konusu somut olayda ceza davası vazgeçme ile düşer nitelikte bulunmadığına göre, ikinci şartın gerçekleşmesini (kişisel hakların saklı tutulup tutulmadığını) aramaya gerek kalmamıştır. (4.HD.26.04.1999, 1970-3687)
Özellikle davacının ceza kovuşturması sırasında davalı hakkındaki şikayetinden vazgeçmesi kişisel hakkından feragat niteliğinde bulunmadığından davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
(19.HD.13.4.1993, E. 92/18731 - K. 93/2776 )
TCK. m.111 hükmüne (5237 s.TCK 73-74) göre kamu davasının düşmesi suçtan zarar gören kişinin davadan vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada davacı “kişisel haklarını” ayrıca saklı tutmamış ise, artık hukuk mahkemesinde dava açamaz.
(4.HD.20.6.1988, 4627-5626 )
Buna karşılık, kişisel haklar saklı tutularak vazgeçilmişse, bu yüzden kamu davasının düşmesi, hukuk mahkemesinde açılacak tazminat davasında uzamış (ceza) zamanaşımından yararlanmayı engellemeyecektir.
l) Ceza ehliyeti olmayanlar hakkında da uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanır.
Ehliyetsizlik nedeniyle kamu davasının düşmüş olması, ceza ehliyeti olmayanlar hakkında uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanmasına engel değildir. Yargıtay’ın bir kararının konusunu oluşturan olayda, haksız eylemi işleyen davalı küçüğün her ne kadar ceza ehliyeti yoksa da, işlemiş olduğu eylemin suç teşkil etmesi nedeniyle hakkında daha uzun olan ceza zamanaşımının uygulanması gerekeceği, hakkında BK.54.maddesi hükmü gözetilerek karar verileceği sonucuna varılmıştır.[11]
Bir başka Yargıtay kararında açıklandığı üzere “Orman yangınına sebebiyet vermek suçundan haklarında kamu davası açılan küçüklerin ayırtım gücü bulunmadığı anlaşılarak ceza uygulanamayacağı kararı verilmiş olmakla birlikte, haklarında TCK. m.54/1. uyarınca aynı yasanın 53. maddesi uygulanacağı sonucuna varılmış; daha sonra hukuk mahkemesinde açılan tazminat davasında, davalıların yangının çıkması ile ilgileri bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddedilmesi üzerine, karar şu gerekçelerle bozulmuştur:
Sanıklar ayırtım gücünden yoksun olsalar bile, suç işlediklerine ilişkin yeterli kanıt varsa kamu davası açılması zorunludur.Kamu davasına bakan ceza hakimi, toplayacağı delillere göre, sanıkların kendilerine yüklenen eylemi işledikleri sonucuna varmış, ancak ayırtım gücünden yoksun olduklarını gözetip TCK. nun 54. maddesi 1. fıkrası uyarınca ceza uygulamasına gerek bulunmadığına karar vermiştir. O halde davalıların üzerlerine atılı eylemi işlediklerine ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararı vardır. Bu karar Borçlar Kanununun 53. maddesi hükmüne göre hukuk hakimini de bağlar.”[12] Bu durumda orman yangınınına sebebiyet veren kişilerin ehliyetsiz ve küçük yaşta olmaları, eylemlerinin suç niteliğini ortadan kaldırmayacağından, haklarında uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanabilecektir.
Yukarda, hukuk hakiminin yetkisine ilişkin bölümde belirttiğimiz gibi, 5237 sayılı TCK 31-34 maddelerine (765 sayılı eski TCK. 46. ve 54. maddelerine) göre ehliyetsizlik veya yaş küçüklüğü nedeniyle ceza verilemeyen kişiler, Borçlar Yasası 54. maddesine göre haksız eylemlerinden dolayı, hakkaniyet gerektiriyorsa, tazminat ödemekle yükümlü olacaklarından, bu kişilerin ehliyetsiz ve küçük yaşta olmaları, eylemlerinin suç niteliğini ortadan kaldırmayacağından, bunlara karşı açılan davalarda uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanacaktır.
m) Mirasçılara karşı açılan davada da uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanır.
Eylemi işleyen hakkında kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması durumu da ceza davası zamanaşımının uygulanmasına engel değildir. Çünkü mirasçılar ölenin külli halefidirler.
Borçlar Yasasının m. 60/2. hükmü, tazminat davasının ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımına tabi cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olması halinde o zamanaşımının mutlak surette uygulanmasını öngörmektedir. Davaya konu olan olayda zararı doğuran eylem cezayı gerektirmekte ise uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanacaktır. Ancak, haksız eylemi işleyenin ölmüş bulunması karşısında üzerinde durulacak yön, daha uzun olan ceza zamanaşımının onun mirasçıları hakkında uygulanıp uygulanmayacağıdır. Yargıtay’ın çok sayıda, yerleşik kararlarında belirtildiği üzere, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız eylemin sadece suç niteliğinde bulunması yeterlidir. Eylemi işleyen hakkında kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Çünkü mirasçılar ölenin külli halefidirler. Medeni Hukuk bakımından miras bırakandan daha iyi bir hukuki duruma malik değildirler.
Haksız eylemi işleyenin daha başlangıçta ölmüş olması ve C. Savcılığınca “ölüm nedeniyle takipsizlik kararı” verilmesi ya da kovuşturma yapılıp dava açıldıktan sonra, ölüm nedeniyle kamu davasının düşmesi durumlarında da, hukuk mahkemesinde mirasçılara karşı açılan tazminat davasında, suç niteliğindeki haksız eylemden zarar görenler uzamış (ceza) zamanaşımından yararlanabileceklerdir. [13]
Yargıtay kararlarından örnekler :
Mirasçılar hakkında da uzamış ceza zamanaşımı uygulanır.
Eylemi işleyen hakkında ceza davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir.Mirasçılar hakkında da uzamış ceza zamanaşımı uygulanır.
(4.HD. 08.07.1986, E. 1986/4736 - K. 1986/5453) (YKD.1986/11-1621)
Sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmesi durumunda, külli halefi durumundaki mirasçılar hakkında açılan davada uzamış ceza zamanaşımı uygulanır.
Eylemi işleyen hakkında kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Çünkü mirasçılar ölenin külli halefidirler.
(4.HD.25.01.1990, E. 1989/6101 - K.1990/285) (YKD.1990/4-535)
B.K. 60/2 maddesi uyarınca uzamış (ceza) zamanaşımının davalı mirasçılar hakkında da uygulanması gerekir
Davalıların miras bırakanının tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermesi nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davasında, miras bırakan olay nedeniyle TCK 455/1-son maddesi hükmüne göre altı ay hapis cezasına mahkûm olduğundan, B.K. 60/2 maddesi uyarınca uzamış (ceza) zamanaşımının davalı mirasçılar hakkında da uygulanması gerekir. (4.HD.24.12.1985, E.8979-K.10275 ) (Yasa HD.1986/11-1528,no:629)
Murisin eylemi suç oluşturuyorsa, mirasçılar hakkında da uzamış (ceza) zamanaşımı uygulanmak gerekir.
Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için haksız eylemin sadece suç niteliğinde bulunması yeterlidir. Bu zamanaşımının uygulanabilmesi için eylemi işleyen hakkında kamu davasının açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş bulunması gerekli olmadığı gibi, sanığın mahkumiyet kararından sonra ölmüş olması hali de buna engel değildir. Çünkü mirasçılar ölenin külli halefidirler. Medeni Hukuk bakımından miras bırakandan daha iyi bir hukuki duruma malik değildirler. Gerçekten mirasçılar Medeni Hukuk bakımından muristen daha iyi bir hukuki duruma malik değildirler.
(4.HD.25.12.1981, E.11922-K.13786)
Suç sayılan eylemin failinin, tazminat davasının açılmasından önce veya davanın görülmesi sırasında ölmüş olduğu durumlarda, uzamış (ceza) zamanaşımı mirasçılar hakkında da uygulanır.
Tazminat davalarında ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturması yeterli olup, fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır.
Ceza davasının açıldığı hallerde, sanığın mahkumiyet kararından önce veya sonra ölmüş olması da, sonuca etkili değildir. Uzamış (ceza) zamanaşımı, mirasçılar hakkında da da uygulanır. (HGK.16.04.2008, E.2008/4-326 K.2008/325
n) Cezaların ertelenmesi veya özel af, uzamış (ceza) zamanaşımını etkilemez.
Genel af yasaları dışında, en son yürürlüğe giren 21 Aralık 2000 gün ve 4616 sayılı yasanın uygulanmasında olduğu gibi cezaların ertelenmesi veya özel af, hukuk mahkemesinde açılan maddi ve manevi tazminat davalarında uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.
Haksız eylemin suç teşkil etmesi durumunda ceza zamanaşımı uygulanır. Bu süre, dava açıldığı tarih itibariyle dolmuş ise de, açılan ceza davası kesin bir sonuca bağlanmayıp 4616 sayılı Yasa uyarınca ertelenmiştir. Şu durumda, ceza davasının sonuçlandığından söz edilemez. Anılan yasa hükümlerine göre suç teşkil eden eylem 4616 sayılı Yasa kapsamında olduğundan yargılamanın af nedeniyle kesin hükme bağlanması ertelenmiştir. Bu erteleme süresi, Ceza Yasası’nın 102. maddesinde öngörülen kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına ilişkin süre sonuna kadar uzamaktadır. Diğer bir anlatımla anılan yasa kapsamında bulunan ve suç oluşturan bir haksız eylemin anılan yasa hükümlerine göre kamu davasının ertelenmesi durumunda zamanaşımının süresini, kamu davasının zamanaşımı süresi kadar uzaması gerekmektedir. Bu husus, genel bir zamanaşımı ilkesi ve sonucu olmayıp, anılan 4616 sayılı Yasa ile getirilen düzenlemenin bir sonucudur. Açıklanan olgular ve yasal düzenleme itibarıyla davanın zamanaşımına uğradığından söz edilemez.
(4.HD.20.02.2003, E.2002/11248 - K.2003/1558)
Cezanın ertelenmiş olması, uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir. (4616 Sayılı Yasa; 2918/m.109/2)
(19.HD. 30.06.2003, E. 2003/3340 - K. 2003/7018)
Suç teşkil eden eylem 4616 sayılı Yasa kapsamında olduğundan yargılamanın Af nedeniyle kesin hükme bağlanması ertelenmiştir. Yasa kapsamında bulunan ve suç oluşturan bir haksız eylemin anılan yasa hükümlerine göre kamu davasının ertelenmesi durumunda zamanaşımının süresini, kamu davasının zamanışımı süresi kadar uzaması gerekmektedir. Bu nedenle, davanın zamanaşımına uğradığından sözedilemez. (BK/60, 765 s. TCK/102, 5237 s. TCK/66, 4616 s. ŞartlaSalıvermeK/1)
(4.HD.10.10.2003, E.2003/5827 - K.2003/11431)
Haksız eylem aynı zamanda bir suç oluşturuyorsa açılacak tazminat davaları içinde ceza (uzamış) zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür..Sürücü hakkında açılan ceza davasının 4616 Sayılı Kanun ile ertelenmiş olması, uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.
(4.HD.02.07.2003, E.2003/4026 - K.2003/8733)
o) Af yasalarının ceza zamanaşımına etkisi
Af yasalarını incelerken ikili bir ayrım yapmak gerekir: Genel Af, haksız eylemin cezalandırılabilme (suç olma) özelliğini kaybettirir; artık daha uzun ceza zamanaşımının uygulanması olanağı ortadan kalkar, hukuk zamanaşımının uygulanması gerekir.[14] Buna karşılık özel bir af ile sadece cezada bir indirime gidilmesi halinde, daha uzun ceza zamanaşımı uygulanmaya devam eder, zira bu halde fiil cezalandırılabilme (suç olma) özelliğini yitirmemektedir. Hukuk zamanaşımının uygulanmasının gerekli olduğu hallerde, ceza davası açılmış ve devam etmekte ise, af nedeniyle ceza davasının düşme kararının kesinleştiği günden başlayarak, henüz ceza davası açılmamış ise, af yasasının yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak hukuk zamanaşımı süresi işlemeye başlar. [15]
Bu konuda Yargıtay HGK.18.11.1981 gün 1979/4-231 E. 1981/744 K. sayılı kararında şöyle bir ayrım yapılmıştır:
Af yasası kamu davası açılmadan önce çıkmış ise, BK. m.60/1’deki bir yıllık hukuk zamanaşımı süresi, Af Yasasının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren;
Eğer Af Yasası kamu davasının açılmasından sonra çıkmış ise, bu takdirde de af nedeniyle ceza davasının düşmesine ilişkin kararın kesinleşmesi gününden itibaren işlemeye başlayacaktır.
Burada, suçtan zarar görenin kamu davasına katılmış olup olmadığının bir etkisi yoktur. Her iki halde de bir yıllık hukuk zamanaşımının uygulanması gerekir.[16]
Yineliyelim ki, eğer genel af değil de, özel af sözkonusu ise (TCK.98) ceza tümüyle kaldırılmış olsa bile, hukuk zamanaşımının değil uzamış zamanaşımının uygulanması gerekir.[17]
IV-TAZMİNAT DAVALARINA UYGULANACAK
CEZA ZAMANAŞIMI SÜRELERİ
Haksız eylemin (aynı zamanda) ceza yasaları uyarınca suç oluşturması durumunda Borçlar Yasası m. 60/2’ye göre daha uzun süreli (ceza) zamanaşımının uygulanacağını; hukuk mahkemesinde açılan tazminat davalarında uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanabilmesi için, eylemi işleyen hakkında ceza kovuşturması yapılmış veya hükümlülük kararı verilmiş bulunması gerekli olmayıp, haksız eylemin yalnızca suç niteliğini taşımasının yeterli olacağını yukarda ayrıntılı olarak açıkladık ve Yargıtay kararlarından örnekler verdik. Bu bölümde eski ve yeni yasalardaki ceza davası zamanaşımı sürelerinin (Borçlar Kanunu 60/2. maddesi uyarınca tazminat davalarına uygulanacak zamanaşımı sürelerini) açıklayacağız. Ama önce ceza zamanaşımı kavramından ve uygulanacak sürelerden ne anlaşılması gerektiğini belirtelim.
1- Kavramlar
Borçlar Yasası m.60/2’deki “ceza yasaları uyarınca daha uzun süreli zamanaşımı” için kısaca “ceza zamanaşımı” denilmekte ise de, bu deyiş yanlıştır. Doğrusu “ceza davası zamanaşımı” olacaktır. Çünkü “ceza zamanaşımı” farklı bir kavramdır. İlki dava açma süresi iken, ikincisi “devletin cezalandırma hakkına ilişkin süreler”dir.
Eski 765 sayılı TCK’nun 102.maddesindeki süreler “kamu davası açma süreleri” ve 112.maddesindeki süreler “cezaları ortadan kaldıran süreler” (hükmedilen cezaların zamanaşımına uğrama süreleri) idi.
Yeni 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na öncekinden farklı olarak madde başlıkları konulmuş olup, (eski 102.maddenin karşılığı olan) 66. maddenin başlığı “Dava zamanaşımı” ve (eski 112.maddenin karşılığı olan) 68.maddenin başlığı “Ceza zamanaşımı”dır.
2- Sürelerin nasıl ve neye göre belirleneceği
Tazminat davalarında uygulanacak ceza davası zamanaşımı süreleri, eyleme kişileştirme sonucu verilen ceza miktarına göre değil, eylemin uyduğu maddede öngörülen cezanın yukarı haddine göre belirlenecektir.
Yargıtay BGK. 03.06.1942 gün E.1941/36 E- K.1942/15 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere: “Ceza davası zamanaşımı mahkemece belirtilen ve hükmolunan ceza miktarına göre değil, 765 sayılı eski TCK’nun 102’nci (5237 sayılı yeni TKC’nun 66’ncı) maddesinin her bendinde sıralandığı üzere cürümlerin ve kabahat eylemlerinin gerektirdiği cezalara göre hesaplanmalıdır.”
Daha açık bir anlatımla, hukuk mahkemelerinde açılacak tazminat davalarına uygulanacak ceza davası zamanaşımı süreleri, mahkemece ağırlatıcı veya hafifletici nedenler dikkate alınarak hükmedilen (kişisel) ceza sürelerine göre değil, 765 sayılı eski TCK m.102’de (5237 sayılı yeni TKC m 66’da) ayrı ayrı gösterilen üst (tavan) süreler üzerinden hesaplanacaktır.
3- Yeni 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 66.maddesine göre süreler
Yeni 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Dava zamanaşımı” başlıklı 66.maddesine göre “ceza davası zamanaşımı süreleri” şöyledir:
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının gerektiren suçlerde (30) yıl,
b) Müebbet hapis cezasının gerektiren suçlerde (25) yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda (20) yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda (15) yıl,
e) Beş yıla kadar hapis veya adli para cezasının gerektiren suçlarda (8) yıl.
Şunu ekleyelim ki, eski Türk Ceza Kanunu’nunda duruma göre (2) yıllık ve (6) aylık süreler vardı. Örneğin, bedensel zararlarda haksız eylem hiçbir hastalığa neden olmamışsa veya iş ve güçten kalma sonucunu doğurmamışsa ve bu durumlar on günden fazla uzamamışsa, kısa zamanaşımı süreleri uygulanıyordu. Yeni Türk Ceza Kanunu’nunda iş ve güçten kalma süresi söz konusu olmayıp, bedensel zararın derecesi ne olursa olsun ceza zamanaşımı her durumda en az (8) yıldır.
4- Eski 765 sayılı Türk Ceza Kanunu 102. maddesine göre süreler
Eski olaylara, 765 sayılı TCK uygulanacağından, eski yasanın zamanaşımına ilişkin maddelerini de belirtmeliyiz.
Eski Yasa’nın 102.maddesindeki “ceza davası zamanaşımı” ile 112. maddesindeki cezaları ortadan kaldıran “ceza zamanaşımı” ayrımı, Yargıtay 3.6.1942 gün ve 1941/36 E. 1942/15 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, 102.maddedeki süreler çeşitli suçlara ilişkin “kamu davası açma süreleri” ve 112.maddedeki süreler “cezaları ortadan kaldıran süreler” olarak açıklanmıştır.
Eski TCK.102.maddesinin ilk dört bendinde cürümlere ve son iki bendinde kabahatlere ilişkin cezalar bölümlendirilmiş ve kamu davasını ortadan kaldıran süreler sıra ile 20,15,10,5 yıl ve 2 yıl ile 6 ay olarak belirlenmiştir. Bu süreler, eyleme kişileştirme sonucu verilen ceza miktarına göre değil, eylemin uyduğu maddede öngörülen cezanın yukarı haddine göre belirlenecektir. Yukarda anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında “dava zamanaşımı, mahkemece belirtilen ve hükmolunan ceza miktarına göre değil, TCK. m. 102’nin her bendinde sıralandığı üzere cürümlerin ve kabahat eylemlerinin gerektirdiği cezalara göre hesaplanmalıdır.” denilerek cezaların üst sınırı (tavan) üzerinden zamanaşımı sürelerinin hesaplanacağı vurgulanmıştır.[18]
Eski TCK. 102. maddesindeki ceza davası zamanaşımı (tavan) süreleri (özetle) şöyledir :
1. fıkra : Ölüm ve yaşamboyu hapiste 20 yıl
2. fıkra : Yirmi yıldan yukarı hapiste 15 yıl
3. fıkra : Beş ile yirmi yıl arası hapiste 10 yıl
4. fıkra : Beş yıldan fazla olmayan hapiste 5 yıl
5. fıkra : Bir aydan fazla hapiste 2 yıl
6. fıkra : Kabahatlerde 6 ay
5- Artırımlı (ek) ceza davası zamanaşımı süreleri
a) Ceza Yasası’ndaki düzenleme:
765 sayılı eski TCK’nun 104.maddesinde (5237 sayılı yeni TCK 67.maddesinde) zamanaşımını kesen nedenler açıklandıktan sonra, kesilme gününden yeniden işlemeye başlayan zamanaşımının, (eski) TCK.102.maddedeki ve yeni TCK.66.maddedeki sürelerin yarısının eklenmesiyle ulaşacak süreyi aşmayacağı hükmü yer almıştır. Örneğin, eski TCK 102/4. maddesindeki 5 yıllık sürenin yarısının eklenmesiyle 7,5 yıl ve 102/3. maddesindeki 10 yılın yarısının eklenmesiyle 15 yıl olacak; kesilmeden sonra zamanaşımı yeniden işlemeye başladığında bu 7,5 ve 15 yıllık süreler aşılamayacaktır. Aynı örneği yeni TCK 66. maddesindeki sürelere göre hesaplarsak, 66.maddenin 1.fıkra (e) bendindeki (8) yıllık süre yarı eklemeyle (12) yıl olacak; (d) bendideki (15) yıllık süre yarı eklemeyle (22,5) yıla yükselecektir.
Yürürlükten kalkan 765 sayılı (eski) TCK. 104. maddesinde zamanaşımını kesen nedenler şöyle açıklanmıştır :
“Kamu davasının zamanaşımı, mahkumiyet hükmü, yakalama, tutuklama, celp ve ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda sanığın sorguya çekilmesi, sanık hakkında son tahkikatın açılmasına ilişkin olan karar veya C. Savcısı tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir” denilmiştir.
5237 sayılı (yeni) TCK’nda eski 104.maddenin karşılığı olan 67.maddede aynı hüküm şu biçimi almıştır:
“Bir suçla ilgili olarak: a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi, d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa mahkumiyet kararı verilmesi halinde zamanaşımı kesilir.”
Bu gibi durumlarda, zamanaşımı, kesilme gününden başlayarak yeniden işlemeye başlar. Eğer zamanaşımını kesen işlemler birden fazla ise, zamanaşımı bunların en sonuncusundan başlayarak yeniden işlemeye başlar. Ancak bu nedenler, zamanaşımı süresini, 67.maddede (eski 102. maddede) ayrı ayrı belirtilen sürelerin yarısının eklenmesiyle bulunacak süreden fazla uzatamaz. Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.
b) Artırımlı sürelerin hukuk mahkemelerinde uygulanıp uygulanmayacağı :
Eğer ceza davası uzamış ve 5237 sayılı TCK.m.66’daki (eski TCK.m.102’deki) sürelerin geçirilmesinden sonra da ceza kovuşturması ve ceza davası sürmekte ise, 5237 sayılı TCK.m.67’deki (eski TCK.m.104’deki) yarı artırımlı sürelerden (uzayan ceza davası zamanaşımı sürelerinden) hukuk mahkemesinde açılan tazminat davalarında da yararlanılması gerekir. Çünkü “suç sayılır eylemin Devlet tarafından kovuşturulması” sonuçlanıncaya kadar zarar görenlerin tazminat isteme hakları bulunduğu kabul edilmelidir.
7.12.1955 gün 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında benimsendiği üzere “Ceza davası devam ettiği sürece zarar gören, ceza mahkemesinden tazminat isteyebileceğine göre, haksız eylemin Devlet tarafından izlenmesi olanağı bulunduğu sürece, hukuk mahkemesindeki davada da uzamış ve yarı oranında artırılmış ceza zamanaşımından yararlanılması doğru ve yerinde bir uygulama olacaktır.
Her ne kadar “haksız eylemlerde ceza zamanaşımı uygulansa dahi, bu zamanaşımının kesilmesi, durması ve yeniden işlemeye başlaması Borçlar Yasası hükümlerine bağlı olacaktır” denilmekte ise de, yukarda açıklanan süre artırımlarının hukuk zamanaşımının işlemesiyle bir ilgisi olmayıp, ceza davasının devam süresine bağlı özel bir durumdur. Nitekim Yargıtay kararlarında, ceza davası zamanaşımına ilişkin artırımlı sürelerin hukuk mahkemelerinde açılan davalarda da uygulanacağı kabul edilmektedir.
Bu konuda bir yanılgıya düşülmemelidir. Eğer ortada süregelen bir ceza davası yoksa, soyut olarak yarı artırımlı sürelerden hukuk mahkemesinde yararlanılması söz konusu olamaz. Kimi Yargıtay kararlarında rastlanan, TCK 104. maddesindeki (yeni TCK.m. 67deki) zamanaşımının kesildiği haller için salt ceza davaları yönünden öngörülen 'yarı oranında uzama' kuralı, hukuk davalarında uygulanmaz” açıklaması yanıltıcı olmamalıdır.[19] Bunu devletin kovuşturma hakkı sürerken (ceza davası devam ederken) değil, ortada böyle durum yokken uygulanmayacağı biçiminde anlamak gerekir.
Eğer ceza davası uzamışsa ve sürmekte ise, TCK.m.67’deki (eski TCK.m.104’deki) artırımlı sürelerin hukuk davalarına da uygulanacağına ilişkin Yargıtay kararlarından örnekler şöyledir:
Davalılara yüklenen ve mahkûmiyetle sonuçlanan suçlara ilişkin TCK.m.102/4’de öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresi, davalıların ihzarı, sorguları ve tutuklanma vd. işlemler gözönünde alındığında, aynı yasanın 104/2. madde hükmü gereğince, yukarda sözü edilen zamanaşımı süresinin yarısının ilavesi ile 7,5 yıla ulaşacağından, işbu davada BK. 60/2. maddesinde yollama yapılan ceza zamanaşımı süresinin olayda gerçekleşmemiş olmasına göre, davalıların temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
(15.HD.14.02.1989, E.261-K.585 ) (Yasa H.D., 1989/8-1163, no:491)
Sanığa isnat olunan yedieminiik görevini suistimal suçu, İİK. 336/a maddesinde belirlenen cezanın nev'i ve miktarına göre TCK 102/5. maddesi uyarınca 2 yıllık dava zamanaşımı süresine tabidir. TCK.104/2. maddesine göre de 3 yıllık uzayan dava zamanaşımı süresine tabidir.
(16.HD.16.02.2005, E.2004/12454 - K. 2005/713)
Sanığa isnat olunan yedieminlik görevini suistimal suçu, İİK.nun 336/a maddesinde belirlenen cezanın nev'i ve miktarına göre TCK.nun 102/5. maddesi uyarınca 2 yıllık dava zamanaşımı süresine tabidir. TCK.nun 104/2. maddesine göre de 3 yıllık uzayan dava zamanaşımı süresine tabidir.(765 s.TCK/102, 104; 5237 s. TCK/66, 67)
(16.HD.08.03.2005, E.2005/544 - K.2005/1575)
Sanığa isnat olunan gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suçu, İİK 338. maddesinde yazılı cezanın nev'i ve miktarına göre TCK'nun 102/5 ve 104/2. maddeleri uyarınca 3 yıllık dava zamanaşımı süresine tabidir. (765 s.TCK/102, 104; 5237 s. TCK/66, 67)
(16.HD.16.02.2005, E.2004/14092 - K.2005/736)
Sanık hakkındaki şikayetin konkordatoda yetkili kişileri hataya düşürmek suçuna yönelik olup, bu suçtan yargılamanın yapıldığı, bu suçun İİK.nun 334. maddesinde öngörülen cezanın nev'i ve miktarına göre TCK.nun 102/5. maddesi gereğince 2 yıllık dava zamanaşımı süresine, TCK.nun 104/2. maddesine göre de 3 yıllık uzayan dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, sanığın savunmasının tesbit edildiği 26.04.2001 tarihli celse itibariyle dava zamanaşımı süresinin gerçekleşmediği belirlenmiştir.
(16.HD.16.03.2004, E.2003/10522 - K. 2004/4303)
V- CEZA ZAMANAŞIMININ BAŞLANGICI, İŞLEYİŞİ VE SONU
1- GENEL OLARAK
Öğretide ve Yargıtay kararlarında benimsenen görüşler:
a) B.K. 60/2’deki uzamış (ceza) davası zamanaşımının süresi ve başlangıç noktası bakımından Ceza Kanunu hükümlerine;
b) İşlemesi, kesilmesi ve durması bakımlarından ise Borçlar Kanunu hükümlerine bağlı olacağı yönündedir.
B.K.60/2’nin amacını ve ortaya çıkış nedenlerini temel alan yorumlara göre, eğer zamanaşımının kesilme ve durma nedenleri bakımından Ceza Kanunu hükümlerine bağlı olunursa, haksız eylemden zarar görenlere, ceza davası zamanaşımının bir kesilme nedeni olan ceza davasını açmak ve onu izlemek külfetini yüklemiş oluruz. Oysa, ceza zamanaşımının uygulanması için eylemin suç niteliği taşıması yeterli olup, ayrıca ceza kovuşturması yapılmış olması gerekmez. Bu nedenle, açılmış olan ceza davası, hukuk davası zamanaşımını kesmez. Buna karşılık, ceza davasına yöntemince katılma ve kişisel hak (tazminat) isteme, hukuk davası zamanaşımını keser.[20]
Yargıtay’ın çeşitli kararlarında açıklandığı üzere :”Borçlar Yasasının 60. maddesinin 2.fıkrası uyarınca cezayı gerektiren haksız eylemlere ceza zamanaşımının uygulanması gerekir ise de, yasanın bu hükmü yalnız süre konusuna ilişkin olup, zamanaşımını kesen nedenleri kapsamaz. Zamanaşımını kesme konusunda yine Borçlar Yasasının 133,134,135. maddelerinin uygulanması gerekir.[21]
Bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.11.1981 gün E.1979/4-231 K. 1981/744 sayılı kararında “Ceza davası zamanaşımı süresi, TCK.102 nci maddesine göre belirlenecektir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki; BK.m. 60/II'deki zamanaşımı, tamamen hukuka ait bir kurum olup, zamanaşımını durduran ve kesen nedenler yönünden TCK.nun 102.104-107. maddeleri değil, aksine BK.m.132-137 uygulama alanı bulur” denilmiştir. [22]
BK.60/2’deki zamanaşımının “süre” yönünden ceza yasası hükümlerine bağlı olmasına karşın bir “hukuk kurumu” olduğuna ve zamanaşımını kesen nedenler yönünden ceza yasası hükümlerinin değil, B.K. m.132-137 hükümlerinin uygulanacağı görüşüne katılmakla birlikte, TCK.104.maddesinin (yeni TCK.67).ayrık tutulacağı; her ne kadar 104. madde metninde zamanaşımının işlemesi ve kesilmesinden sözedilmiş ise de, maddenin “süre” açısından değerlendirilmesi gerekeceği kanısındayız. Çünkü, 104. maddeye (yeni TCK.67) göre, zamanaşımı süreleri, “sanığın aranması, yakalanması, tutuklanması, sorguya çekilmesi, son tahkikatın açılması” gibi işlemlerin uzaması durumunda, 102.maddedeki sürelerin yarısının eklenmesiyle artırılabilecek; böylece Devletin suçlu hakkında ceza davası açma ve bu davayı sürdürme hakkı, örneğin 5 yıl iken 7,5 yıl, 10 yıl iken 15 yıl olabilecektir. Bu süre artırımlarını, zamanaşımının işlemesi ve kesilmesi kavramlarıyla karıştırmak ve hukuk mahkemesinde bu süreleri dikkate almamak yanlış olur. Çünkü Yargıtay’ın 7.12.1955 gün 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararındaki “Ceza davası devam ettiği sürece, zarar gören, ceza mahkemesinden tazminat isteyebileceğine göre, haksız eylemin Devlet tarafından izlenmesi olanağı bulundukça, hukuk mahkemesindeki tazminat davasını kabul etmemenin anlamsız olacağı” görüşü karşısında, TCK. 104. maddesine göre yapılacak yarı artırımlı sürelerden zarar görenin yararlandırılması doğru ve yerinde bir uygulama olacaktır. Yargıtay hukuk dairlerinin kararlarında da TCK m.104’deki (yeni TCK.m.67’deki) artırımlı süreler kabul edilmektedir.[23]
2- CEZA ZAMANAŞIMININ BAŞLANGICI
Hukuk mahkemelerinde açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında, haksız eylemin aynı zamanda suç oluşturması durumunda uygulanacak uzamış (ceza) zamanaşımının başlangıcı, 765 sayılı (eski Türk Ceza Kanunu’nun 103.maddesine ve 5237 sayılı (yeni) Türk Ceza Kanunu’nun 66.maddesi 6.bendine göre belirlenecektir.
Öğretide ve Yargıtay kararlarında B.K. 60/2’deki ceza zamanaşımının başlangıcı konusunda şöyle denilmektedir : Ceza zamanaşımının başlangıcı TCK.m.103 (yeni 5237 TCK.m.66/6) gereğince saptanmalı ve “eylemin işlendiği gün” olmalıdır. B.K. m.60/1’deki “zararı ve sorumluyu öğrenme” günü başlangıç alınamaz. Çünkü ceza davası zamanaşımı, suç sayılır eylemin işlendiği günden işlemeye başlar. Öte yandan, suç tarihi değil de, zararı ve sorumluyu “öğrenme” günü başlangıç alınırsa, ceza davası zamanaşımı dolduktan sonra, hukuk davasında bu süreden yararlanılamaması gibi ters bir durum ortaya çıkar ve bu durum BK. m.60/2’nin amacına aykırı düşer. Bu nedenlerle, ceza zamanaşımını TCK.m.103 yeni TCK.m.66/6) uyarınca “olay gününden” veya “eylemin tamamlandığı günden” başlatmak bir zorunluktur.[24]
765 sayılı (eski) Türk Ceza Kanunu 103.madde metni şöyledir : “Zamanaşımının başlangıcı, tamamiyle işlenmiş suç ve kabahatler hakkında, eylem gününden ve teşebbüs olunan veya tamamlanamayan suçlar hakkında son eylemin işlendiği tarihten, süregelen ve zincirleme suçlar hakkında dahi süregelmenin ve zincirleme eylemlerin bittiği günden başlar.”[25]
5237 sayılı (yeni) Türk Ceza Kanunu 66. maddesi 6.bendinde de ceza davası zamanaşımının başlangıcı şöyle düzenlenmiştir:
“Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler trafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar.”
Her iki yasa hükmüne göre, tazminat davalarında BK.m.60/2. gereaği uygulanacak uzamış (ceza) zamanaşımı :
1. Tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden,
2. Teşebbüs halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden,
3. Kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği günden,
4. Zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden,
5. Çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler trafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden işlemeye başlayacaktır.
Şimdi bunları ayrı ayrı inceleyelim.
a) Tamamlanmış suçlarda zamanaşımının başlangıcı
Bir eylemin maddi ve manevi unsurları gerçekleşince suç tamamlanmış olur. Başka bir deyişle, eylem ile sonuç aynı anda gerçekleşmişse, suç oluşmuş ve tamamlanmıştır. Örneğin, öldürme suçlarında ölüm hemen gerçekleşmişse, zamanaşımı olay gününden işlemeye başlayacaktır.
Bununla birlikte, eylem ile sonucun aynı anda gerçekleşmediği durumlar da vardır. Örneğin TCK. 81-82.maddelerindeki öldürme suçlarında ölüm olayı, eylemden hemen sonra değil de, belli bir süre geçtikten sonra gerçekleşmişse, bu durum eylemin “tamamlanmış suç” niteliğini değiştirmez. Daha somut bir anlatımla, trafik kazasında ağır yaralanan kişi hemen değil de, birkaç gün sonra ölmüşse, zamanaşımının başlangıcı, ölüm günü değil, trafik kazasının meydana geldiği gün olacaktır.
Ancak buna karşı çıkılmakta; tamamlanmış suçlarda zamanaşımının işlemeye başlayacağı gün konusunda değişik ve bize göre haklı görüşler ileri sürülmekte; eğer suçun doğurduğu sonuç, eylemden ayrılabilen bir niteliğe bürünmüşse, zamanaşımının başlangıcı, eylem günü değil, eylemin doğurduğu sonucun ortaya çıktığı gün olmalıdır, denilmektedir.
Örneğin, kasıtlı suçlarda öldürme amaçlı saldırı, ölüm sonucunu hemen doğurmayıp saldırılan kişi birkaç gün sonra, hattâ uzun bir tedavi evresi geçirdikten sonra ölmüşse, zamanaşımı süresinin, öldürücü darbenin alındığı günden değil, ölüm gününden işlemeye başlamasının daha doğru olacağı savunulmakta; kimi durumlarda, eylem ile sonuç arasında çok uzun bir süre olabileceği, bu gibi durumlarda da zamanaşımı eylem gününden başlatıldığında, daha sonuç meydana gelmeden zamanaşımının dolması gibi bir tehlikeyle karşılaşılabileceği, bunun ise haksızlığa yol açacağı söylenmektedir. Buna şöyle bir çarpıcı örnek verilmekte; öldürücü darbeyi alan mağdur bitkisel hayata girmiş olup da ölüm yıllar sonra gerçekleşmişse; zamanaşımının artık, suçun işlendiği günden değil, ölüm gününden işletilmesi gerekir, denilmektedir.[26]
Taksirli suçlarda da aynı durumlar söz konusudur. Çoğu kez trafik kazalarında ağır yaralanmalar, uzun bir koma evresinden sonra ölümle sonuçlanmaktadır. Burada da bizce, eylem günü değil, ölüm günü uzamış (ceza) zamanaşımının işlemeye başlayacağı gün olmalıdır. Çünkü, çarpma sonucu ağır yaralanan kişi ölmeyip kurtulursa, sanık TCK.89. maddesine göre, ölürse TCK.85.maddesine göre yargılanıp cezalandırılacaktır. Bunun için de “sonuç” ortaya çıkmalıdır. Sonuç ortaya çıkmadan da suçun “tamamlanmış” olduğundan söz edilememek gerekir. O halde, zamanaşımının ölüm gününden işletilmesi daha doğrudur.
Taksirli suçlar konusunda daha da ilginç ve çarpıcı bir örnek verilmektedir. Şöyle ki:
Suç oluşturan eylemler, bazı durumlarda, uzun yıllar sonra yargılamayı ve cezalandırmayı gerektirebilir. Örneğin, ülkemizde geçerli inşaat stardartlarına uygun yapılmayan binaların, yapıldıktan yıllarca sonra meydana gelen depremde yıkılıp bir çok kişinin ölmesine ve yaralanmasına sebep olması gibi durumlarda, ceza davası zamanaşımı süresini sonucun meydana geldiği günden başlatmak daha doğru olacaktır. Konuyla ilgili Yargıtay 4.Ceza Dairesi’nin 16.06.2003 gün E.2002/1826-K.2003/5970 sayılı bozma kararında: “sanıkların eylemlerinin sübutu halinde 765 sayılı TCK 383/2.maddesindeki suçu oluşturacağı, suç tarihinin de depremin meydana geldiği 17.08.1999 tarihi olup, anılan yasanın 102/4. ve 104/2. maddelerinde belirlenen zamanaşımının gerçekleşmediği gözetilip yargılamaya devamla sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, suç vasfında yanılgıya düşülerek kamu davasının zamanaşımı nedeniyle kaldırılmasına karar verilmesi kanuna aykırıdır” denilmiştir.[27]
“Türk Ceza Kanunu’nda zamanaşımına ilişkin düzenleme icrai suçlarla birlikte “ihmali suçları”da kapsamaktadır. İhmali suçlarda zamanaşımı süresi, failin kendisinden bekleneni yapmaması ile işlemeye başlayacaktır. Örneğin TCK 257/2.maddesinde düzenlenen “görevi ihmal” suçu, Türk Ceza Kanunu anlamında kamu görevlisi olan bir kimsenin görevini yapmaması ile gerçekleşmiş olduğundan, zamanaşımı süresi de bu günden (görevin ihmal edildiği günden) işlemeye başlayacaktır.
Belli bir sonucun öngörüldüğü ihmali suçlarda (ihmal suretiyle icra, görünüşte ihmali suçlarda) ise zamanaşımı süresi, diğer ihmali suçlarda olduğu gibi işleyecektir. Yani ihmal sebebiyle meydana gelen sonuçtan başlayarak süre işleyecektir. Örneğin, hemşirenin bakmakla yükümlü olduğu ağır hastaya ilâçlrını vermeyi ihmal ederek ölümüne neden olması durumunda zamanaşımı süresi, ilâcın verilmediği günden değil, ölüm gününden işlemeye başlayacaktır.”[28]
Ülkmizde sıkça rastlanan örneklerden biri de, çoğunlukla trafik kazalarında yaralanan kişilerin tedaviye alınmayıp hastane kapılarından geri çevrilmeleri ya da gerekli bakım ve özenin gösterilmeyip yaralının ölümüne neden olunmasıdır. Bu tür olaylar da da ceza zamanaşımının başlangıcı ölüm günü olacaktır.
b) Teşebbüs halinde kalan suçlarda
Suç tam ya da eksik kalkışma aşamasında kalmışsa, zamanaşımı son eylem gününden işletilecektir. Örneğin bir öldürme girişimi birkaç kez denenmişse, son girişim gününden sonra zamanaşımı işlemeye başlayacaktır. Suça teşebbüs Yasa’nın 35.maddesinde yer almış olup “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” denilmiştir.
c) Kesintisiz suçlarda
Kesintisiz (süregelen) suçlarda zamanaşımı, kesintinin gerçekleştiği (eylemin son bulduğu) günden işlemeye başlayacaktır. Örneğin, TCK. m.109’daki kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma suçu kesintisiz suçlardandır. Bu tür suçlarda sonuç uzar ve belli bir zamana yayılır. Kişinin özgürlüğüne kavuşma anı, başka bir deyişle eylemin sona erdiği gün zamanaşımının başlangıcı olur.[29]
Bir başka örnek: Komşu binaya zarar veren kazı çalışması sürerken zamanaşımı işlemeyecek, durdurulduğu günden zamanaşımı işlemeye başlayacaktır.
d) Zincirleme suçlarda
Zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden zamanaşımı işlemeye başlayacaktır.
Örnek: Somut olayda, Devlet Hastahanesi sayman mutemedi olan sanık, çeşitli tarihlerde hastalardan makbuz karşılığı tahsil ettiği parayı zimmetine geçirmiştir. Sanık, aynı suç işleme kararı altında çeşitli günlerde tahsil ettiği paraları mal edinmiş ve fiilini zincirleme biçimde sürdürmüştür.Sanığın eylemi müteselsil (zincirleme) zimmet suçunu oluşturmaktadır. Kural olarak her eylem bağımsız bir suçtur. Yasa koyucu bu kuralın istisnası olarak müteselsil suçu (zincirleme suçu) kabul etmiş; bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak, kanunun aynı hükmünün çeşitli zamanlarda birkaç defa ihlal edilmesini, bir suç saymıştır. Birleşen ve tek suç sayılan her eylem başlı başına bir suç oluşturmakta; fakat TCK.nun 80. maddesi (5237 TCK.m.43) gereğince bir suç sayılma nedeniyle fail, bir kez cezalandırılmakta ve cezası arttırılmaktadır. Bu nedenle zincirleme suçlarda, suç tarihi teselsülün sona erdiği tarihtir. Diğer bir anlatımla müteselsil (zincirleme) suçlarda suç, teselsülün sona erdiği tarihte tamamlanmaktadır. Bu nedenle, TCK.103.maddesi (5237 TCKm.66/6) gereğince müteselsil (zincirleme) suçlarda zamanaşımı, teselsülün sona erdiği (son suçun işlendiği) günden işlemeye başlayacaktır.[30]
Yargıtay kararlarından örnekler:
Haksız eyleme dayalı tazminat davalarında Borçlar Kanununun 60/1. maddesine göre öngörülen zamanaşımı süresi bir yıldır. Yine borçlar Kanununun 60/2. maddesinde eylem aynı zamanda ceza hukuku alanında da bir suç oluşturuyorsa o suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresi uygulanır. Bu süresinin başlangıç tarihi ise TCK 103. maddesine göre olayın gerçekleştiği tarihtir. (HGK. 02.07.2003, E. 2003/4-467 - K.2003/460)
TCK.103. maddesine göre: 1.Tamamen icra olunmuş suçlarda fiilin işlendiği tarihten, 2.Teşebbüs olunan veya icra ve ikmal olunamayan cürümler hakkında son fiilin işlendiği tarihten, 3.Mütemadi ve müteselsil cürümlerde ise temadi ve teselsülün bittiği günden başlayan dava zamanaşımı süresi, hiçbir engelle karşılaşmadığı takdirde, suçun gerektirdiği cezaya göre değişen sürelerin dolması ile tamamlanarak, sonuç ve etkilerini doğurur. Bununla birlikte, bazı suçlarda fiile veya faile bağlı nedenlerden dolayı kovuşturmaya başlanamaması, soruşturmanın uzaması, yargılamanın sonuçlandırılamaması hallerinde zamanaşımının dolması ve ceza davasının zamanaşımına uğraması mümkündür. Ceza davasının görülebilmesi olanağı bulunmayan bu hallerde zamanaşımının sürdüğünü kabul etmek haksız sonuçlar doğurur. Bu nedenle Ceza Yasaları, dava zamanaşımının bazı nedenlerle hiç işlemeye başlamayacağı veya işlemeye başladıktan sonra devam etmeyerek duracağı halleri hükme bağlamıştır.
(CGK.04.05.2004, E. 2004/3-89 - K. 2004/110)
Davalı sürücü Türk Ceza Yasası'nın 459/2. maddesi gereğince cezalandırıldığına göre olayda uygulanacak zamanaşımı süresi Türk Ceza Yasası'nın 102/4. maddesinde belirtilen uzamış (ceza) zamanaşımı süresi olan beş yıldır. Bu sürenin başlangıcı ise aynı Yasa'nın 103. maddesine göre olayın gerçekleştiği gündür. Olay 31.10.1993 gününde gerçekleştiğine, eldeki dava 28.10.1998'de açıldığına göre, davanın uzamış (ceza) zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı kabul edilerek işin esası incelenmek ve varılacak sonuca göre bir hüküm kurulmak gerekirken davanın zamanaşımı yönünden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
(4.HD.08.12.2005, E.2005/109 - K.2005/13301)
Dava konusu haksız eylem olup, davalılar davacılara hakaret etmişler, bu nedenle ceza dosyasında cezalandırılmışlar ve karar Yargıtay onamasından geçerek kesinleşmiştir. Borçlar Kanunu'nun 60/1.maddesindeki haksız eylemlerden kaynaklanan davalar için öngörülmüş zamanaşımı süresi bir yıldır. Yine Borçlar Kanunu'nun 60/2. maddesinde eylem aynı zamanda ceza hukuku alanında da bir suç oluşturuyorsa o suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresi uygulanır. Dava konusu eylem için TCK. 102/4. maddesinde belirtilen ceza zamanaşımı (5) beş yıldır. Bu sürenin başlangıç tarihi ise TCK. 103. maddesi hükmüne göre olayın gerçekleştiği tarihtir.
(4.HD.08.02.2001, E. 2000/10138 - K. 2001/1232)
2918 sayılı KTK. 109/1.maddesinde motorlu araç kazalarından doğan tazminat istemlerinin iki yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, eylemin suç teşkil etmesi durumunda ceza zamanaşımının uygulanacağı öngörülmüştür. Borçlar Kanununun 60/2. maddesinde de eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa o suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresi uygulanacağı hükmü yer almıştır. Zararlandırıcı eylemin suç oluşturduğu tartışmasızdır. Bu bakımdan dava konusu eylem için TCK. 102/4. maddesinde belirtilen ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Bu süre beş yıldır. Bu sürenin başlangıç tarihi ise TCK. 103. maddesi hükmüne göre olayın gerçekleştiği tarihtir.
(4.HD.01.11.2001, E.2001/5890 - K.2001/10660)
3- ZAMANAŞIMININ KESİLMESİ
Yukarda da belirttiğimiz gibi, BK. m.60/2’deki zamanaşımı tamamen hukuka ait bir kurum olup, zamanaşımını durduran ve kesen nedenler yönünden BK. 132-137 hükümleri uygulanır. Buna göre, zamanaşımını kesen nedenler şöyle sıralanabilir :
a) Hukuk mahkemesinde dava açılması ile zamanaşımının kesilmesi
Tazminat davasında istenen miktarla sınırlı olarak zamanaşımı kesilir; böylece kesilmiş olan zamanaşımı, her iki tarafın yargılamayla ilgili her işleminden ve hakimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlar. (BK. m. 136/1)
Kısmi davanın tesbite ilişkin bölümü için zamanaşımının kesilmeyeceği, ilerde tesbite ilişkin bölüm için ek dava açıldığı ya da ıslah adı altında dava değerinin artırıldığı sırada, zamanaşımı süresi dolmuş ise, davalının zamanaşımı savunması yapabileceği ve bunun sonucu tesbite ilişkin bölüm hakkında ret kararı verileceği biçiminde sürdürülen Yargıtay uygulamasını doğru bulmuyoruz ve HMUK. 87/son maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptalinden sonra neden bu yanlışta (kişileri mağdur eden bu haksız uygulamada) ısrar edildiğini anlamakta güçlük çekiyoruz. Bize göre, süregelen davada “ıslah” adı altında dava değerinin artırılması yeni bir dava, yeni bir istek değildir. BK. m.42 çerçevesinde zararın ve kapsamının belli olmasından sonra bir “harç tamamlama” işlemidir. Bu nedenle, başlangıçtaki davanın bir usul işlemi olan ıslah (ya da harç tamamlama) işlemi sırasında, zamanaşımı definde bulunulamaması ve zamanaşımının ilk dava dilekçesi ile (zararın tümü için) kesildiğinin kabulü gerekir.[31]
Yargıtay, başlangıçta yoğun belirsizlik nedeniyle “kısmi dava” adı altında açılan ve daha sonra yargılamanın ilerleyen aşamasında davanın sona ermesine yakın bir tarihte belli olan zararın tamamı için harç tamamlama işlemini yeni bir dava saymakla, aynı konuda başka kararlarıyla çelişkiye düşmektedir. Çünkü, dava değerinin artırılması yeni bir dava olmadığı içindir ki, Yargıtay, “ıslah” adı altında mahkemeye verilen “dava değerini artırma” dilekçesinde :
1. Hasım değiştirilmesini[32] veya yeni hasım eklenmesini[33] kabul etmemektedir. Eğer yeni bir dava olsaydı, bunlar yapılabilecekti.
2. Yeni istek kalemleri eklenmesini, [34] örneğin ilk kısmi dava dilekçesinde yer almayan manevi tazminat isteğinin “ıslah” dilekçesinde yer almasını kabul etmemektedir. [35] Oysa, bu yeni bir dava olsaydı yeni istek kalemleri de dilekçede yer alabilirdi.
3. İlk dilekçede unutulan faizin ıslah dilekçesiyle istenmesine ya da faizin türünün değiştirilemesine; örneğin yasal faiz istenmiş iken, işin ticari olduğu farkedilerek avans faizi istenemesine olanak tanınmamaktadır.[36]
4. Kısmi davadaki istek tutarı düşük miktarlı da olsa, görevli mahkeme dilekçedeki miktara göre değil, ilerde artırılacak miktara göre belirlenmektedir.[37] Bu dahi “ıslah” adı altında “dava değerinin artırılması-harç tamamlanması” işleminin yeni bir dava olmadığının kanıtıdır.
Bütün bunlar bir araya getirildiğinde, Yargıtay’ın “ıslah” adı altında “dava değerinin artırılmasını-harç tamamlama işlemini” yeni bir dava sayan ve “zamanaşımını” buna göre belirleyen kararlarındaki gerekçenin yanlışlığı ve kararlar arasındaki çelişki açıkça belli olmaktadır.
Kısaca diyoruz ki, davacının amaçladığı (hedeflediği) istek-sonuç tutarının (zararın) tamamı için zamanaşımı, ilk “kısmi” dava dilekçesiyle kesilmiştir. Haksız eylemden zarar gören davacı, başlangıçta miktarının bilemediği, bilmesi de olanaksız olan zararının tamamını (ilk dava dilekçesiyle) hüküm altına almasını yargıçtan istemektedir. Fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğunu söylemese bile,[38] yargıç zararı ve kapsamını belirlemek ve hüküm altına almakla yükümlüdür. Bu onun yetkisi olduğu gibi, daha da ötesi savsayamayacağı görevidir. (BK.m.42/2)
b) Ceza mahkemesinde tazminat istenmesi durumunda
Uygulamada pek başvurulmamakla birlikte, kimi zaman ceza davasına katılınıp maddi ve manevi tazminat istenebilmektedir. Böyle bir yola başvurulduğunda da “istek tutarı” ile sınırlı olarak zamanaşımı kesilecektir. Genellikle Ceza mahkemeleri tazminat konusunda bir karar vermemekte ve zarar görenin hukuk mahkemesine başvurabileceğini belirtmekle yetinmektedirler.
Ceza davasının mahkumiyetle sonuçlanması veya kanıt yetersizliğinden aklama kararı verilmesi durumunda, zarar gören, hukuk mahkemesinde açacağı tazminat davasında, uzamış (ceza) zamanaşımından yararlanabilecektir.
c) Ceza davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması durumu
Ceza davasının, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması durumunda, hukuk mahkemesinde açılacak tazminat davasının bağlı olacağı zamanaşımı süresi, iki ayrı duruma göre, şöyle olacaktır :
i) Eğer zarar gören, ceza davasına katılmamış veya katılıp da kişisel hak (tazminat) istememiş ise, süresi dolmuş olan ceza davası zamanaşımından yararlanması artık olanaksızdır. Böyle bir durumda, olay doğrudan haksız eylem ise B.K. m.60/1’deki bir yıllık süre, trafik kazası ise KTK. m. 109/1’deki iki yıllık süre sözkonusu olacak ve bu süreler “zararı ve tazminat sorumlularını öğrenme” gününden işlemeye başlayacaktır. Veya işlemeye başlamış olup da süreler dolmuş ise, zarar gören (davacı), davalının zamanaşımı savunmasıyla hak kaybına uğrayacaktır.
ii) Eğer zarar gören, kişisel hak istemiyle ceza davasına katılmış ve bu dava zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmış ise, ceza hakiminin buna ilişkin kararı ile kesilen zamanaşımı yeniden işlemeye başlayacağından, hukuk mahkemesinde tazminat davası açılabilecektir.[39]
4- BİRLİKTE VE ORTAKLAŞA SORUMLULUKTA
ZAMANAŞIMININ KESİLMESİ
a) Kavramlar ve yasa hükümleri
Birden çok kimseler birlikte ve ortaklaşa kusurlarıyla bir zarara neden olurlarsa, zarar görene karşı sorumlulukları, tek hukuksal nedene dayanır ve tam zincirleme sorumlu olurlar.(BK.m.50) Zarar gören, zararının tümünü zincirleme (birlikte ve ortaklaşa) sorumluların yalnız birinden isteyebileceği gibi, hepsine karşı açacağı tek dava ile de isteyebilir. (BK.m.142)[40]
Birden çok kimseler, ortaklaşa kusurlarıyla değil de, değişik nedenlerle, aynı yasa veya değişik yasa hükümlerine göre sorumlu olurlarsa, buna da eksik zincirleme sorumluluk adı verilir. (BK. m.51) Burada da zarar gören, BK. 142. maddesi hükmünden yararlanarak, zincirleme (birlikte) borçluların birinden veya hepsinden zararın tamamını isteyebilir. Ancak, yasanın 141.maddesine göre, eksik zincirleme sorumlulukta (m.51), tam zincirleme sorumluluktan farklı olarak (m.50), zarar gören, zincirleme ödetme isteğinden yararlanmakta özgür kılınmış olup, onun bu hakkı kullanmaması durumunda, yargıcın bunu doğrudan gözönüne alarak zincirleme sorumluluk kurallarını uygulama olanak ve yetkisi bulunmamaktadır. (HMUK.m.74)
Tam zincirleme sorumlulukta, birden çok kişilerin ortak “kusurlu” eylemleri sözkonusudur. Örneğin, iki aracın çarpışması olayında sürücülerin sorumlulukları aynı nedenlere ve aynı hukuksal temellere dayanır. (m.50)[41]
Eksik zincirleme sorumlulukta ise, çalıştıranın sorumluluğu ile çalıştırdığı kişinin haksız eyleminden dolayı sorumluluğu, farklı nedenlere ve ayrı hukuksal temellere dayanır. (m.51)[42]
Çalıştıranın “eksik zincirleme” sorumluluğunun ayrığı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu olup, işleten ve diğerleri için “tam zincirleme sorumluluk” kuralı benimsenmiştir.[43] Yasanın 85/son maddesine göre “işleten, sürücü ve yardımcılarının kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu” olup, 88. madde nedeniyle dayanışmalı sorumlular arasında sigortacı da yer almış, yasanın çeşitli maddelerinde motorlu araçlarla ilişkilendirilenlerin tümü “işleten” ve sorumlu sayılmış; zamanaşımıyla ilgili 109.maddenin 3.fıkrasında “Zamanaşımı tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olacağı gibi, sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır.” denilmiştir.[44]
b) Zincirleme (ard arda) kazalar
Birlikte ve ortaklaşa (zincirleme) sorumluluk ile zincirleme kazalar birbirine karıştırılmamalıdır. Çünkü, zincirleme kazalarda, her kaza, kendi içinde değerlendirilir. Buna göre, bir önceki kaza, bir sonraki kaza ile ilişkilendirilmekle birlikte, her iki kazayı yapanların sorumlulukları “ortaklaşa ve zincirleme” değildir.[45]
c) Tam zincirleme sorumlulukta zamanaşımının kesilmesi
Tam zincirleme borçlulardan birine karşı kesilen zamanaşımı, diğerleri bakımından da kesilmiş olur. (BK. m.134/I) [46]
d) Eksik zincirleme sorumlulukta zamanaşımının kesilmesi
Başkalarını çalıştıranlar hakkında BK.m.134 uygulanmaz. Çünkü, birlikte (zincirleme) borçlulardan biri hakkında kesilen zamanaşımının diğerleri hakkında da kesileceğine ilişkin hüküm, BK.50.maddesinin düzenlediği tam zincirleme sorumluluk için sözkonusu olup, eksik zincirleme sorumlulukta (m.51) uygulanmaz. Başka bir deyişle, haksız eylemi işleyen hakkında kesilen zamanaşımı, onu çalıştıran kişiyi etkilemez.[47]
e) Trafik kazalarıyla ilgili davalarda, zamanaşımı, tüm sorumlular hakkında kesilir
Genel olarak BK.55’deki başkalarını çalıştıranlardan farklı olarak, 2918 sayılı KTK.nun 85/son, 88. ve çeşitli maddeleri ile zamanaşımı hakkındaki 109.maddenin 3.fıkrasına göre, işletenler ile sigortacının sürücü ile birlikte “tam zincirleme sorumlu” sayıldıklarını, bunlardan biri hakkında kesilen zamanaşımının tümü hakkında da kesilmiş olacağını yukarda belirtmiştik.
5- UZAMIŞ (CEZA) ZAMANAŞIMININ SONA ERMESİ
Hukuk mahkemelerinde eylemi işleyene ve özel yasalardaki hükümler gereği malca (kusursuz) sorumlu kişilere karşı açılan maddi ve manevi tazminat davalarında, haksız eylem aynı zamanda suç oluşturmakta ise, Borçlar Kanunu m.60/2.uyarınca uygulanacak uzamış (ceza) zamanaşımı süresinin dolması durumunda ne gibi sonuçlar ortaya çıkacağını inceleyelim.
Bilindiği gibi, Borçlar Kanunu 60.maddesi 1.fıkrasına göre tazminat isteme hakkı, “zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği günden başlayarak bir yıl ve zararı doğuran eylemin işlendiği günden başlayarak on yıl” geçmekle zamanaşımına uğrayacak; 2.fıkraya göre de haksız eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa açılan tazminat davasına uzamış (ceza) zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Burada çeşitli olasılıklar üzerinde duralım:
a) Öğrenme olgusu gerçekleşmiş olup, ceza zamanaşımı da dolmuşsa :
Eğer, 60.maddenin 1.fıkrasındaki bir yıllık sürede ve en geç on yıllık süre sona ermeden “öğrenme olgusu” gerçekleşmişse, uzamış (ceza) zamanaşımı dolduktan sonra, artık dava bütünüyle zamanaşımına uğramış olacak, dava reddedilecektir.
b) Ceza zamanaşımı dolmuş olup da, henüz “öğrenme olgusu” gerçekleşmemişse:
Uzamış (ceza) zamanaşımının başlangıcı, 5237 sayılı TCK.66/6.maddesi (eski 765 sayılı TCK.103.maddesi) gereği tamamlanmış suçlarda ve kural olarak “suçun işlendiği gün” olmasına göre, bu günden başlayarak ceza zamanaşımı süresi dolmuşsa; buna karşılık Borçlar Kanunu m. 60/1’deki “öğrenme olgusu” henüz gerçekleşmemişse, böyle bir durumda artık uzamış (ceza) zamanaşımından yararlanma söz konusu olamayacak; davacı “öğrenme” gününden başlayarak (1) yıl içinde (öznel süre) dava açabilecek; ancak (10) yıllık süreyi (nesnel süre) geçirmişse, zamanaşımı nedeniyle dava hakkı kalmayacaktır. Kuşkusuz, bu (10) yıllık süre de geçtikten sonra dava açılmış olup da, davalı zamanaşımı savunmasında bulunmamışsa, yargıç bunu doğrudan dikkate alma (zamanaşımı nedeniyle davayı reddetme) hak ve yetkisine sahip olmadığından, zamanaşımı gerçekleşmiş olmasına karşın, dava sürdürülecek ve hüküm verilecektir.
--------------------
Yayınlandığı yer: Legal Hukuk Dergisi, 2009/Kasım
[1] Bu konuda Yargıtay kararlarından iki örnek : 11.HD.26.10.1999, E.1999/6610-K.1999/8386 sayılı, 24.06.1999, E.1999/3598-K.1999/5700 sayılı kararları
[2] Prof.Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, C.1.sahife 829 - Tekinay Borçlar Hukuku, 1993,sf.725 ve dip no.9/a “Tüzel kişinin bir parçası olan organın eyleminin bizzat tüzel kişinin eylemi sayılacağına ve bu sonucun “organ” kavramına da uygun düşeceğine ilişkin” İsviçre Federal Mahkemesi’nin 8.4.1986 tarihli kararı açıklanmıştır.
[3] Borçlar Kanunu Tasarısı’nın 72.maddesinde (1) yıllık süre (2) yıla çıkarılmıştır ki, bu son derece yetersizdir. En az (5) yıl, hatta öznel süre (10) yıl, nesnel süre (30) yıl olmalıdır. Kişilerin özgür istençleriyle yaptıkları sözleşmelere (10) yıllık zamanaşımı uygulanırken, istenç dışı haksız eylemlere çok kısa zamanaşımı süresi uygun görülmesinin mantığını kavrayamadığımızı pek çok kez ve çeşitli yazılarımızda ve konuşmalarımızda dile getirdik.
[4] Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları Hukuk Bölümü, Cilt:IV,sf.654 - F.Eren, Borçlar Hukuku,
[5] HGK.18.11.1981, E.1979/4-231-K.1981/744 (YKD.1982/6-763-768) - 4.HD.06.01.1976, E.75/4858-K.76/74 (YKD.1977/2-191) - 4.HD.20.09.1979,4725-9975 (YKD.1980/8-1082)) – 4.HD.21.05.1980, E.4356 - K.6805 - 4.HD.23.06.1983, E.6115-K.6468 - HGK. 22.02.1984, E.4-633 K.126 - 4.HD. 11. 03. 1985, E.1153-K.2006 - 08.07.1986, E.4736-K.5453 (YKD.1986/11-1621) - 4.HD.25.01.1990, E.89/6101-K.90/285 (YKD.1990/4-535) - 4.HD.07.03.1996, E.1033-K.1461 (İBD.1999/1) - 4.HD. 19.10.1998,E.4220-K.7898 (YKD.1999 /2-173) - 4.HD.11.11.1999, E.7534-K.9756 (Yasa, 2000/9 -1230,no:543) - 4.HD.16.12.2002,E.9658-K.14127 (YKD.2003/10-1511) - 4.HD. 23.01.2003, E. 2002/9945 - K.2003/760 - 4.HD.14.06.2004, E.1183-K.7711 - 4.HD.25.04.2005, E.2004/10274 - K.2005/4340 - 11.HD. 19.01.2006, E.2004/13794 – K.2006/277 – 4.HD.28.12.2007, E.13984 - K. 16462 - 17.HD.11.03.2008, E.2007/5157-K.2008/1180 - 3.HD.28.04.2008, E.3722-K.7297 – 4.HD.04.12.2008, E.13761, K.15023
[6] Ö.Faruk Karacabey, Yargıtay Dergisi,1979,sayı:1’deki inceleme yazısı.sf.88 ve dip not 27’deki kaynaklar :Belgesay, Kanunlarımızdaki Müddetler,1946,sf.31-K. Tahir Gürsoy, Haksız Fiilden Doğan Talep Hakkı ve Bu Hakkın Diğer Talep Haklarıyla Yarışması, A.Ü.H.F. Der. C.XXXI, 1974, sayı :1-4, sf.163 –A.Kılıçoğlu, Haksız Fiillerden Sorumlulukta Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk İlişkisi, A.Ü.H.F.Der.C.XXIX,1973,sayı:3-4, sf.211 – F.Arık, Ceza Zamanaşımının Haksız Fiil Zamanaşımına Tesiri, SBF.Der.,1950, sayı:1-4, sf.303- Von Tuhr, Borçlar Hukuku, C.I-2, sf.414-H. Becker, Borçlar Kanunu, Adalet Bak. Yayını,1967, sf.359- H. Tandoğan, Türk Mesuliyet Hukuku,1961, sf.362
[7] Bu konuda yasal düzenleme:2918 sayılı KTK’nun 108.maddesi ve bu maddenin yürürlükten kalkmasıyla onun yerini 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 14.maddesi 2.fıkrası almıştır. – Yargıtay 11.HD.28.06.2004 gün E.2003/13227-K.2004/7147 sayılı kararına göre :”Sigortacı yönünden ceza davası bulunmaması, uzamış (ceza) zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.”
[8] Bu konuda karar örneği : 4.HD.18.04.2002 E. 2002/301 - K. 2002/5075
[9] F.N. Feyzioğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler,
[10] Karacabey,a.g.m., sf.84-F.Erem, Ceza Usulü Hukuku,1964, sf. 446-448
[11] 4.HD.17.11.1988 gün 6907-9827 sayılı kararı, T.Uygur, Borçlar ,Kanunu,1990, Cilt:I.,sf.976
[12] 4.HD.19.2.1987 gün 352-1016 sayılı ve 07.11.1988 gün 6907-9827 sayılı kararları.-Karahasan, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku, 1981, Sh. 1618
[13] Bkz. Mustafa Reşit Karahasan, a.g.e., sf.1003 ve Dr. A. Becker, İsviçre Medeni Kanunu Şerhi, Cilt: 6, Borçlar Kanunu Çevirisi, 1. Kısım, Genel Hükümler, Sahife 360
[14] Yar.7.12.1955 gün 17/26 sayılı İçt.Bir. Kararı : “Haksız eylemlerin Af Kanunuyla cezai niteliklerini yitirmeleri durumunda, bu eylemlerden doğan ödence davalarında B.K. 60 md.sinde belirlenen hukuk zamanaşımının uygulanması gerekir.”
[15] Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop,a.g.e. sf.724
[16] YKD.1981/6-767; M.R. Karahasan, a.g.e., sf.494-496
[17] Y.4.HD. 11.12.1978,12356/13942 - Karacabey, a.g.e, sf.90
[18] Ö.Faruk Karacabey, Haksız Fiillerde Zamanaşımı, Yargıtay Dergisi, 1979, sayı:1, sf.87 – Erhan Günay, Dava ve Ceza Zamanaşımı, 1998, sf. 26-30 – Yargıtay İçt. Bir. Kararları, Yargıtay Yayını, Ceza Bölümü, C.II,sf.194-210
[19] Örneğin, HGK.16.04,2008, E.2008/4-326 K.2008/325
[20] Ahmet M. Kılıçoğlu, Haksız Fiillerden Sorumlulukta Ceza Hukuku ile Medeni Hukuk İlişkisi, A.Ü.H.F. Dergisi,
[21] Yarg. 4.HD.25.01.1968, 11315-968 sayılı, 10.06.1971, 3582-5712 sayılı kararları. (M.R. Karahasan, Tazminat Davaları ve Yargılama Usulü, 1996, sf. 488) Karacabey,a.g.m.,sf. 87
[22] YKD.1982/6-763
[23] Yukarda ceza davası zamanaşımı sürelerini incelerken TCK.104. maddesi üzerinde durmuş ve hukuk mahkemelerinde görülen davalarla ilgili Yargıtay kararlarından örnekler vermiştik.
[24] A. Kılıçoğlu, agm. sf. 216- Karacabey, agm. 2. Bölüm, sf. 86- Oğuzman/ Öz,age., 2000 baskı, sf. 526-Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, age, sf. 725 - Yarg.4. HD. 01.11.2001 gün 5890-10660 sayılı kararı (YKD. 2002/2-191) – 4.HD.08.02.2001, 2000/10130 – 2001/1231 (Yargı D.2001/9-66)
[25] Yarg. 9.CD.7.2.2002 gün 119-261 sayılı kararı :” TCK. nun 383. maddesinde belirtilen suçta umumi tehlike yaratan tahribat ve musibat halinin oluştuğu an suç tarihi olup, zamanaşımı süresinin bu tarihten başlaması gerekir.” (YKD.2002/7-1118) Yarg. 4. HD. 6.7.1988, 2801-6928 “Ceza zamanaşımı başlangıcı “tamamen icra olunmuş cürüm ve kabahatler için” fiilin vukuu günüdür – 4. HD. 14.9.1987, 2641-6505 “Ceza zamanaşımı eylem gününden işlemeye başlar.” – 4.HD. 15.10.1985, 6799-8233 “Ceza zamanaşımı olay gününden işlemeye başlar. Ne var ki, BK. 130 hükmünce zamanaşımının başladığı gün hesaba katılmaz.” (Karahasan, age., sf. 1069-1078)
[26] Artuk-Gökcen-Yenidünya, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Cilt:2, sf.1729-1734, turhan kitabevi, 2009
[27] S.Kaymaz-H.T.Gökcan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda Taksirle Adam Öldürme ve Yaralama Suçları, Ankara 2006, sf.419
[28] Artuk-Gökcen-Yenidünya, age., sf.1731’den alınmıştır.
[29] Ahmet Gündel, Yeni Türk Ceza Kanunu Açıklaması, Ankara 2009, cilt:2,sf.1773
[30] Örnek, Yarg.Ceza Genel Kurulu 20.02.1995 gün E.1995/5-6 K.1995/26 sayılı kararından alınmıştır.
[31] Bu konuda ayrıntılı görüş ve açıklamalar için bkz :Çelik Ahmet Çelik, Tazminat Davalarında Dava Değerinin Artırılması Yeni Bir Dava Değildir. (İstanbul Barosu Dergisi, 2008, sayı :3
[32] Yarg.HGK.29.09.1999, E.1999/20-624 K.1999/749 (Kazancı Yazılım)
[33] Yarg.11.HD.26.09.1996, 5363-6114 (Kazancı Yazılım)
[34] Yarg.21.HD.21.03.2006, 194-2652 (Legal Hukuk Der. 2006/2-2088)
[35] Yarg.21.HD.27.06.2006, 5897-7047 (Legal Medeni Usul Hukuku Der., 2007/1-215)
[36] Yarg.11.HD.12.06.2006, E.2005/6737 K.2006/6776 (Kadköy 1.As.Huk.Mah.2002/1766)
[37] Yarg. HGK. 06.05.2009 gün E.2009/3-10 K.2009/178 sayılı kararına göre: Fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak maddi tazminatın bir kısmının dava edilmesi durumunda, HMUK’nun 4.maddesi 2.fıkrasına göre, dava edilen kısım, alacağın son kısmı olmadığından, usulün anılan hükmü uyarında “görev” konusunun belirlenmesinde “alacağın tamamının” göz önünde bulundurulması gerekir.
[38] Yargıtay’ın ısrarla sürdürdüğü “fazlaya ilişkin hakları saklı tutma” koşulu öğretide sürekli eleştirilmesine karşın ısrarla sürdürüldüğü ve değiştirilmediği içindir ki, Hukuk Yargılama Yasası’na bu konuda hüküm konulmuş ve Tasarı’nın “Kısmi dava” başlıklı 114.maddi 3.fıkrasında “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hali dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez” denilerek, yıllardan beri süregelen (fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu açıklanmamışsa zımni feragat sayılacağı ve tazminat ve alacağın kısmi davayla ortaya çıkan tespite ilişkin bölümünün dava edilemeyeceği türünden) haksız ve insafsız görüş ve uygulamaların önüne geçilmek istenmiştir.
[39] Karahasan,a.g.e., sf. 492-493
[40] HGK.24.06.1983, E.1981/9-533 K.1983/724 (YKD.1984/6-839) ve HGK.15.05.1996, E.1996/21-104 K.1996/341 (Yasa, 1996/7-1110, no: 413) – 4.HD.30.09.1997,4351-8967 (Yasa, 1998/2-207, no:68) – M. Yaşar Aygün, Haksız Eylemlerde Tam Zincirleme Sorumluluk ile Eksik Zincirleme Sorumluluk, Yargıtay Dergisi. C. IV., Ekim 1978 ve C.V, Ocak 1979)
[41] 4.HD.04.11.1986, 6633-7528 (Yasa,1987/6- 878, no:344) - 11.HD. 01.10.1992, 91/2392-92/9394 (YKD.1992/12-1877) - 4.HD.30.09.1997, 4351-8967 (Yasa,1998/2-207,no:68) - 11.HD.27.04.1989, 88/5361 –89/2636 (Yasa,1990/6-874, no:338) - 9.HD. 26.05.1988,6120-5838
[42] Borçlar Kanunu Tasarısında 50 ve 51 maddeler tek maddede toplanmış ve Tasarının 61.maddesi şöyle düzenlenmiştir: “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.”
[43] 4.HD.03.04.2001 gün 12549-3270 sayılı kararı : “2918 sayılı Kanun uyarınca, motorlu aracın neden olduğu zararlarda işleten sorumludur. Bu hüküm BK.55. maddesine göre daha özel bir nitelik taşır.” (YKD.2002/1-27)
[44] 19.HD.02.04.1993, 92/8679 - 93/2410 (YKD.1993/11-1702)
[45] 19.HD.19.03.1993, 92/7821-93/2193 (YKD.1993/9-1382) - 4.HD.29.05.2001gün 1994-5661 sayılı kararında :”Kazanın üç aracın çarpışması sonucu meydana geldiği anlaşıldığı takdirde, Mahkemece eylemin aynı anda mı, yoksa iki aşamalı mı oluştuğu araştırılmalı; olay aynı anda meydana gelmişse zincirleme sorumluluğa; iki aşamalı meydana gelmişse her olayın oluş biçimine ve buna bağlı olarak her davalının kusur durumuna ve meydana gelen zararın kapsamına göre ayrı ayrı sorumluluğa karar verilmelidir. (YKD. 2001/12-1827)
[46] 3.HD. 06.10.1998,8352-10335 (Yasa,2000/8-1100, no:473)
[47] 4.HD.16.03.1981, 251-3247 (Yasa, 1981/6-791, no:174) - HGK.27.06.2001 gün 4-472 E. 547 K. sayılı kararında denildiği gibi “Tam teselsül ile eksik teselsülün sonuçları farklıdır. Nitekim,aralarında tam teselsül bulunanlardan biri hakkında zamanaşımının kesilmesi, diğeri hakkında da zamanaşımının kesilmesi sonucunu doğurduğu halde, eksik teselsül durumunda bu kesilme diğerini etkilememektedir. (BK. 134) (YKD. 2001/11-649) - HGK. 23.02.2000 gün 4-103 E. 124 K. sayılı kararında da şu fark vurgulanmıştır :”Tam teselsülde, zararı tazmin eden müteselsil borçlu, diğer borçlulara karşı, alacaklının sahip olduğu zamanaşımı süresinden yararlandığı halde, eksik teselsülde rücu hakkını kullanan kişinin zamanaşımı süresi haksız fiillerdeki genel hükümlere tabidir.” (YKD.2000/8-1179)
