İşçi Alacakları İçin Yeni Yasa'ya göre Nasıl Bir Dava Açılacak
| Güncel Konular |
6100 SAYILI HUKUK YARGILAMA YASASINA GÖRE İŞÇİ ALACAKLARI İÇİN NE TÜR DAVALAR AÇILABİLİR
I- KONUYA GİRİŞ
Yeni Hukuk Yargılama Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle, işçiler ve avukatları, daha uygun koşullarda dava açabilecekleri,yargılama aşamasında hak kayıplarına uğranılmayacağı, tüm engellerin ortadan kalkacağı, hakkın özünü yokeden biçimsel, yapay ve katı kurallardan kurtulacakları; artık, kısmi davanın tespite ilişkin bölümünün zamanaşımına uğramayacağı,. ıslah uygulamasının sona ereceği, alacağın tespite ilişkin asıl büyük bölümü için faizin dava değerinin artırıldığı (ıslah) tarihinden değil, temerrüt tarihinden işlemeye başlayacağı; böylece işçinin yargı önünde hakkını tam alacağı beklentisi içinde iken, birden bire eskisinden çok daha katı ve sınırlı bir uygulama yapılacağı görüşü ortaya atıldı.
6100 sayılı Yasa’yı ivedi yorumlamaya girişen kimi hukukçular, yeni Yasa’ya göre işçi alacakları için yalnızca “tam alacak davası” açılabileceğini, çünkü yasakoyucunun böyle istemiş (!) olduğunu; işçi alacakları içinYasa’nın 107.maddesindeki “Belirsiz alacak ve tespit davası” açılamayacağını, 109.maddesindeki “kısmi dava”nın ise hiç açılamayacağını; çünkü her işçinin hak ve alacaklarını kuruş kuruş bilmek zorunda olduğunu, işçi alacaklarının “belirli” ve “tartışmasız”olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Uygulamadan uzak, gerçekleri bilmeyen, bugüne kadar işçi davalarının nasıl yürüdüğünü izlememiş ve araştırmamış kişiler bunu savunuyor, bunları söylüyorlar ve yanlış düşünüyorlar.
Biz bu görüşlere şiddetle karşı çıkıyoruz. İşçi alacaklarının (ticari ve adi alacaklar gibi) başlangıçta kesin belirlenebilen (likit) alacaklardan olmadığını; işçi alacaklarının her zaman ve her durumda “tartışmalı” ve “belirsiz”olduğunu; aşağıdaki bölümlerde ayrıntılı olarak açıklayacağımız nedenlerle işçilerden tazminat ve alacaklarının kesin miktarını bilmesinin istenemeyeceğini, bunun asla mümkün olmadığını; 6100 sayılı yeni Hukuk Yargılama Yasası’nın 107.maddesinde denildiği gibi “alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin işçiden beklenemeyeceğini ve istenemeyeceğini”; bunu işçiden istemenin haksızlık ve insafsızlık olacağını savunuyoruz. Şunun için ki:
Ücret bordroları gerçeği yansıtmayan, gerçek ücretleri kayıt dışı ödenen, yasanın emredici hükmüne rağmen ayrıntılı ücret pusulası verilmeyen, hizmet sürelerinin tamamı kayıtlara yansıtılmayan, gizli girdi-çıktılarla, farklı yerlerde çalışmış gibi göstermelerle çalışma süreleri alt üst edilen, iş sözleşmelerinin sona erdirilmesi tartışmalı olan ve kanıtlamayı gerektiren işçiler tazminat ve alacaklarının kesin miktarlarını, bir yargılama aşamasından geçmeden, nasıl bilecekler ?
İşçiler tam alacak davası açmak zorundadır, diyerler, siz ülkemizde ne kadar kayıt dışı çalışan var, biliyor musunuz ? Kayıt dışı çalışanlar alacaklarını nasıl kanıtlayacaklar ?
İşçilerin kesin bilgi verememeleri yüzünden davaları üstlenen avukatlar, nasıl “tam alacak davası” açabilecekler ?
Dava açmadan önce bir uzmana hesaplama yaptırın ve ona göre tam eda davası açın, diyenlere soruyorum : Kesin bilgiler olmadan bir tazminat ve alacak hesabı yapılabilir mi?
Sizler bilmez misiniz ki, tazminat ve alacak hesabı bir “uzmanlık” işidir. Bu yüzdendir ki, yargıçlar, uzman bilirkişiden hesap raporu almadan davayı sonuçlandıramazlar. Yargıçların dahi bilmediği ve uzmanlık gerektiren bir hesaplamayı işçi veya avukatı nasıl bilecek? Sizler bu hesapları yapabilir misiniz?
O halde, lûtfen şunu kabul edin: İşçi alacakları her zaman ve her durumda “tartışmalı” ve “belirsiz”dir. Yukarda açıkladığımız nedenlerle işçiden tazminat ve alacaklarının kesin miktarını bilmesi istenemez. 6100 sayılı Yasa’nın 107.maddesinde denildiği gibi “alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilmesi işçiden beklenemez ve istenemez.” Bunu işçiden istemek haksızlık ve insafsızlık olur.
Sizler, işçi davaları bugüne kadar nasıl açıldı, nasıl yürütüldü, nasıl sonuçlandırıldı, biliyor musunuz? Hele bakın bugüne kadar “işçi davaları” nasıl yürüdü, neler olup bitti, ne gibi engellerle karşılaşıldı ve işçi alacaklarının ne kadarı kanıtlanabildi, ne kadarı hüküm altına aldırılabildi ? Anlatayım.
YARGI'DA GEÇERLİ TAZMİNAT HESAPLARI
| Araştırma Yazıları |
YARGI’DA UYGULANMASI ZORUNLU TAZMİNAT HESAPLAMA YÖNTEMLERİ
1- Açıklama yapmayı zorunu kılan nedenler
Ölüm ve bedensel zararlar nedeniyle açılan maddi tazminat davalarında, Yargıtay kararlarıyla belirlenen tazminat ilkeleri doğrultusunda işlem yapılması zorunlu ve gerekli olmasına karşın, son yıllarda sigorta şirketlerinin dayatmalarıyla bir çekişme ve zıtlaşma ortamına girilmiş; buna Hazine Müsteşarlığı’nca yayınlanan bir “genelgenin” eklenmesiyle yargı’daki uygulamaların belirsizliğe itilmesi gibi olumsuz ve davaların uzaması ile tazminat ödemelerinin gecikmesi sonucunu doğuran bir durum yaratılmıştır.
Sigorta şirketleri, Hazine Müsteşarlığı genelgesinden de güç alarak kendi hesap formüllerini zorla kabul ettirmeye çalışmakta; Yargıtay’ın ilke kararlarını gözardı ederek aktüerlerine yaptırdıkları tazminat hesaplarıyla daha az tazminat ödeme çabası içinde bulunmaktadırlar.
Oysa, Yargıtay’ca benimsenmemiş hiçbir hesaplama yöntemi, hiç bir formül yargıda geçerli değildir.Yargıtay kararları değişmediği sürece, açılan davalarda görevlendirilen bilirkişiler, yargıda geçerli yöntem ve formüllere göre tazminat hesabı yapmak zorundadırlar. Aksi takdirde yerel mahkeme kararı bozulur, davalar gereksiz yere uzar.
YENİ YASALARDA TAZMİNAT DAVALARIYLA İLGİLİ HÜKÜMLER VE NASIL UYGULANACAĞI HAKKINDA AÇIKLAMALAR
| Güncel Konular |
YENİ YASALARDA TAZMİNAT VE ALACAK DAVALARINA İLİŞKİN HÜKÜMLER VE NASIL UYGULANACAĞI HAKKINDA AÇIKLAMALAR
Yeni Borçlar ve Hukuk Yargılama yasalarıyla, özellikle insan zararları nedeniyle tazminat ve işçi alacağı davalarında bugüne kadar süregelen haksız uygulamalar sona erecektir. Yepyeni bir dönemi başlatacak ve çığır açacak maddeleri şöyle özetleyebiliriz:
1)Artık kısmi davanın tespite ilişkin bölümü zamanaşımına uğramayacak. Çünkü, başlangıçta yoğun bir belirsizliğin söz konusu olduğu, alacak ve tazminat miktarının kesin bilinemediği davalarda kısmi dava yerine yeni bir dava türü olan “Belirsiz alacak ve tespit davası” açılabilecek. (6100 sayılı HYY m.107/1) Yargılama süresince toplanan delillerle, kusur ve hesap raporlarıyla gerçek zarar tutarı ortaya çıkıncaya kadar zamanaşımı işlemeyecek. Tazminat veya alacak tutarı kesin belli olduktan sonra, ıslah adı altında dilekçe vermeye gerek olmayacak; yalnızca harç tamamlanacak. Bu işleme artık ıslah denmeyecek. Bir başka anlatımla, harç tamamlama işlemi, şimdi olduğu gibi, yeni bir dava sayılmayacak.
İŞ KAZALARI NEDENİYLE TAZMİNAT DAVALARI
| Genel |
İŞ KAZASI NEDENİYLE TAZMİNAT DAVALARINDA HAKSIZ VE YASALARA AYKIRI UYGULAMALAR
VE YENİ BORÇLAR KANUNU 55.MADDESİ
I-KURUM GELİRLERİNİN İNDİRİMİ KONUSU
1-Kurum gelirlerinin indiriminde yapılan haksızlık
İş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle, işverene ve üçüncü kişilere karşı açılan maddi tazminat davalarında, yasalardaki hükümlere aykırı uygulamalarla ya da yanlış yorumlarla işçiye ve desteğinden yoksun kalanlara haksızlık edilmekte, zarar sorumluları tazminat ödemekten kurtarılmaktadır.
Bunların en başında, Borçlar Kanunu hükümlerine göre değerlendirilmesi gereken ölüm ve bedensel zararlarla ilgili tazminat isteklerinin, Sosyal Güvenlik Yasaları’yla ilişkilendirilmesi, üstelik bu yasaların amacı aşılarak ve yanlış yorumlanarak tazminattan haksız indirimler yapılması gelmektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu’nca bağlanan gelirlerin davalı işveren olduğunda yalnızca “ilk peşin değeri”nin kusura isabet eden tutarı ve davalı üçüncü kişi ise “ilk peşin değerin yarısı”nın kusura isabet eden tutarı tazminattan indirilecek iken, (işçiyi para değerindeki düşüşlerden korumak amacıyla) sonradan yapılan gelir artışlarının tamamı tazminattan indirilerek zarar sorumluları ödüllendirilmekte, tazminatın büyük bir bölümü zarar sorumlularının ceplerinde kalmaktadır.
Duyurular-Uyarılar 01.01.2011
DUYURULAR-UYARILAR (01.01.2011) I- SİTE’MİZE ÜYE OLUNUZ, GÜÇ BİRLİĞİ OLUŞTURALIM, HAKSIZ VE YANLIŞ UYGULAMALARA, HUKUKA AYKIRI YASALARA KARŞI BİRLİKTE SAVAŞALIM. II- SORULAR-YANITLAR HAKKINDA UYARILARIMIZ III-BİZE YARGITAY KARARLARI GÖNDERİNİZ IV-İSTEKLERİNİZİ BİZE İLETİNİZ I- ÜYE OLUNUZ Bilgi Obamızın kuruluş amaçlarını daha önce belirttik. Haksızlıklarla, yanlış yargı kararlarıyla, hukuka aykırı olarak çıkarılan ve yürürlüğe konulan yasalarla, saplantı halinde savunulan görüşlerle savaşmak; insan yaşamına ve insanın değeri kavramına öncelik ve üstünlük tanıyan bir hukuk düzenini geliştirmek istiyoruz. Savaş tek başına olmuyor. Çok kişiyle de olmuyor. Örgütlenmek, güç birliği oluşturmak gerekiyor. Örgütsüz bir yere varılamıyor, etkinlik sağlanamıyor. Eğer bu savaşa katılmak, hakça bir düzene kavuşmak istiyorsanız SİTE’mize ÜYE olunuz. Gerçek kimliğinizle üye olunuz. Birbirimizi tanıyalım. Güçlenelim, iri ve diri olalım, sesimizi herkese ve her yere duyuralım. Ne kadar çok üyemiz olursa, etkinliğimiz o derecede artar. LUTFEN ÜYE OLUNUZ. YARGIÇ, BİLİRKİŞİ SEÇİMİNDE ÖZGÜRDÜR
YARGIÇ, BİLİRKİŞİ SEÇİMİNDE ÖZGÜRDÜR HİÇ BİR YASA VEYA GENELGE YARGICIN YETKİSİNİ KISITLAYAMAZ. ÖZET AÇIKLAMALAR 1) Hukuk ve Ceza Yargılama Yasalarına göre yargıç, bilirkişi seçiminde özgür olduğu gibi, ayrıca, bilirkişi raporları hiçbir biçimde bağlayıcı değildir. 2) Yargıç, resmi bilirkişilere dahi başvurmak zorunda değildir. Nitekim Yargıtay, Adli Tıp Kurumu raporlarının yetersiz bulunması durumunda, başka bilirkişi kurullarından rapor alınmasını öngörmektedir. Örneğin, bedensel zararlar ile hekim ve hastane hatalarından kaynaklanan olaylarda, Adli Tıp Kurumu dışında bilirkişi kurulları oluşturulması ya da Tıp Fakülteleri Kürsü Konseyinden görüş alınması önerilmektedir. 3) Hekim ve hastane hatalarına ilişkin olaylarda, Yüksek Sağlık Şurası’ndan rapor alınması zorunluluğuna ilişkin yasa hükmü, Anayasa’ya aykırı bulunmuş ve Anayasa Mahkemesi’nin 03.06.2010 gün E.2009/69 K.2010/79 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. AMACIMIZ VE İLKELERİMİZTAZMİNAT HUKUKU BİLGİ OBAMIZIN KURULUŞ AMACI VE İLKELERİMİZ ASIL KONUMUZ CAN ZARARLARIDIR. Bizim çalışma alanımız ağırlıklı olarak insana verilen zararlar (can zararları) ile sınırlıdır. Mal zararları ile ilgilenmiyoruz. Şu kadar ki, mal zararları kişilerin bedensel ve ruhsal bütünlüklerini bozmuşsa, ancak o zaman “mal zararları” ilgi alanımıza girer. Bu nedenle bize, konumuzla ilgili olmayan sorular sormayınız. Hakların en kutsalı “yaşama hakkı” ve bunun özelinde “sağlıklı yaşama” hakkıdır. Bunlara ek olarak “emeğin hakkı”nı da unutmamalıyız. Bugün ölçüsü kaçırılmış bir üretim ve ticaret anlayışı dünyamızı yaşanmaz hale getirmekte, havamız, suyumuz, toprağımız geri dönülmez bir biçimde kirletilmekte, ırmaklardan denizlere zehir akıtılmakta, doğal kaynaklar hızla tüketilmekte; bir çok hayvan ve bitki soyu yokedilmekte veya genetik yapıları değiştirilmekte; insanların sağlığıyla oynanmasına hiçbir siyasal ve örgütsel güç engel olamamaktadır. Vahşi kapitalizmin insanlara besin adı altında zehir yedirecek kadar gaddarlaştığını dehşet ve korkuyla gözlemlemekteyiz. |

